Toplum içindeki gelir ve servet dağılımı eşitsizliği ve sınıflar arasında gittikçe büyümekte olan adaletsizlikler soldaki hareketin artmasına neden olmuştur. Sol eğilimli öğrenci hareketlerinin daha da artmasındaki en önemli etkenlerden bir tanesi de bu öğrencilere yol gösterme çabası içinde olanların onlara genellikle demokratik olmayan hukuk dışı yöntemleri göstermeleridir. Bunun sonucunda şiddete başvuran eylemcilerin kuramları amaçları ve yöntemleri onları felakete götürmüştür.
Bu felaketin en önemli sonucu 12 Mart döneminin Başbakanı Nihat Erim’in dediği gibi "özgürlüklere bir şal örtülmesi gereğinin” duyulmasıdır.
Bu dönemdeki sol hareketlerin kullandıkları modeller genellikle dış ülkelerden alınan, Türk toplumunun tarihsel gelişimini ve kendine özgü niteliklerini yansıtmayan ilkelere dayalı olduğundan geniş toplum kesimlerinin desteğini yeterince alamadığı görülmektedir.
Bu hareketlerin sonucunda eylemcilerin bir kısmı mahkeme kararıyla asılmış, bir kısmı hem polisle hem de Silahlı Kuvvetlerle çarpışırken hayatını kaybetmiştir.Diğerleri ise çeşitli biçimlerde cezalandırılmıştır.
Silahlı kuvvetler anarşi ve yetersiz toplumsal ve ekonomik koşullardan hem hükümeti hem de meclisi sorumlu tutmuştur. Fakat yine de hükümetin, demokrasi kurallarına göre meclis içinden kurulmasını öngörmüştür.
Türkiye siyasetinde 12 Mart Rejimi diye adlandırılan dönem, 12 Mart 1971 günü Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanı beş generali gerçekleştirdikleri muhtıra darbesi ile başlar, Nisan 1973’te darbecilerin Orgeneral Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanlığı seçiminde saf dışı bırakılması ile sona erer. İlk bakışta görülen, parlamento çoğunluğuna sahip Başbakan Süleyman Demirel’in ve AP’nin Hükümetten uzaklaştırılması ve kendilerine reformcu diyen teknokrat, ve bürokratlardan partiler üstü bir kabine kurulması söz konusu olmuştur. Oysa aslında askerlerin emir-komuta zincirinde verdikleri muhtıra ve başlatılan ve çok partili siyasetin (parlamentonun değil) fiilen askıya alındığı iki yıldan en az zararla çıkanlar AP olmuştur. AP yılardır karşısında yer aldıkları 1961 Anayasasını özgürlükleri genişleten maddelerini değiştirme imkanına kavuşurlarken, AP nin ekonomik ve siyasal görüşlerine şiddetle karşı çıkan ve CHP’den ayrı örgütlenmeye özen gösteren aydın, işçi, öğrenci ve subay kesimi içinde dinamik muhalefet oluşturmayı başaran sosyalistleri devlet eliyle siyaset alanından uzaklaştırmaya çalışmışlardır.
12 Mart 1971 de Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının müdahalesi olmasa, ordudaki komuta zinciri dışındaki bazı general, amiral, ve subayların AP hükümetini devirerek köktenci bir reform programı uygulamaya hazır oldukları; Türkiye’nin, benzerlerine Cezayir ve Mısır’da rastlanılan ve sol literatürde milli devrimci gelişme stratejisi denilen modele doğru götürmek istedikleri biliniyor. Elbette söz konusu modeli uygulamak isteyecek radikal eğilimde bir askeri hükümet muhafazakar parlamento çoğunluğu karşısında 12 Mart’ı yapan generallerden farklı davranacaktı.
Bu bakımdan 12 Mart 1971 askeri müdahalesi toplum, ekonomi ve siyaset alanlarında tutucu Türk parlamentosu çizgisinde rejimin pekiştirilmesi şeklinde yorumlamak ve hükümet değişikliğini egemen güçlerin yönetici seçkinleri arasında nöbet değişimi olarak yorumlanmıştır.
Nitekim muhtıracı komutanların ilk yaptıkları eylem, ordu içinde sol darbe hazırlığı iddia edilenleri tasfiye harekatıdır. Önemli görevlerdeki 5 general, 1 amiral ve 35 albay silahlı kuvvetlerden çıkarılırlar. Böylece Türkiye, sol eğilimli bir askeri yönetimin eşiğinden döndürülmüştür. 9 Martçı’lar diye bilinen grubun ordudaki önderleri ve onlarla birlikte olan sivil aydınların ne kadar sol yönetim getirebilecekleri ise tabii tartışmalıdır.
Yayınlanan muhtıra metninde generaller kendi deyimleri ile anarşi ve ekonomik ve sosyal huzursuzluklardan parlamentoyu ve hükümeti birlikte sorumlu tutuyor; çözümü yine aynı parlamentonun içinde arıyorlardı.
Yazının devamını oku…