TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DEVRİM

TOPLUMLARIN EVRİMİ

Toplumsal gerçekliÄŸin anlaşılmasında, toplumsal deÄŸiÅŸme anahtar bir rol oynamaktadır. Toplumsal deÄŸiÅŸme, bilimsel ve nesnel bir kavramdır. Bu çerçevede deÄŸerlendirilmesi ve anlaşılması gerekir. Onda iyilik, kötülük gibi herhangi bir deÄŸer yargısı yoktur. Ne var ki toplumsal deÄŸiÅŸmeyle ilgili ve deÄŸer yargısı içeren bir çok farklı terim ve kavram kullanılmaktadır. ÖrneÄŸin, toplumsal geliÅŸme ya da ilerleme gibi terimler ya deÄŸer yargısı taşırlar ya da belli bir ölçüte göre ve belli bir hedefe doÄŸru olan deÄŸiÅŸmeyi belirtirler. Bu yönüyle, deÄŸiÅŸme ile geliÅŸme ve ilerlemenin birbirinden çok farklı terimler olduÄŸu ortaya çıkmaktadır. Elbette, deÄŸiÅŸme ile modernleÅŸme arasında bir ilgi vardır. ModernleÅŸme, genellikle az geliÅŸmiÅŸ ülkelerin ileri derecede endüstrileÅŸmiÅŸ ülkeler modeline uygun deÄŸiÅŸmeleri anlamında kullanılır. Bu açıdan modernleÅŸme de deÄŸiÅŸmenin özel bir ÅŸeklidir. Tamamen kendisi demek deÄŸildir.

Genel olarak toplumsal olayların, zaman ve mekandaki önem noktasına göre üç ana bölümde ele alınması mümkündür:

Bunlardan birincisi; toplumsal iÅŸleyiÅŸin gereÄŸi olan göreve baÄŸlı siyasal olaylardır. Bunlar, belli bir siyasal düzen ve ülkedeki siyasal hayatın günlük görevsel uÄŸraşılarıdır. ÖrneÄŸin, ölen bir kralın yerine veliahdının oturması veya bir baÅŸbakanın yerine yenisinin atanması gibi.

İkincisi, tarihsel önemi olan ve üzerine tarih düÅŸürülen olaylar olup alışılmışın dışında gerçekleÅŸen olaylardır. ÖrneÄŸin, bir ülkenin sınırlarındaki deÄŸiÅŸiklikler veya anayasal deÄŸiÅŸiklikler gibi.

Üçüncüsü ise, toplumbilimsel önemde olan olaylardır ki, bu kitabın da konusu olan bir alanı içerir. Bunlar bir uygarlık tipinden diÄŸerine geçilen yeni dengeler doÄŸuran ve büyük fırtınalar baÅŸlatarak zihniyet ve kurumlarda yapısal deÄŸiÅŸmelere kapı açan olaylardır. ModernleÅŸme veya modernleÅŸtirme ve devrim (inkılâp) hareketleri gibi olaylardır. Çünkü bu olayların yaÅŸandığı belirli topluluklarda hukuksal düzenlemeler, deÄŸerlerinin önem sırası, toplumsal örgütlenme tipleri bir anda deÄŸiÅŸime uÄŸramıştır. Türkiye ve Türk Devrimi örneÄŸinde olduÄŸu gibi, bir toplumun binlerce yıllık birikimlerini bırakıp, yeni bir siyasal ve hukuksal düzene yönelmesi ve sürüklenmesi; yani, uygarlık deÄŸiÅŸtirmeye kalkışması toplumbilimsel önemdeki olaylara verilebilecek en güzel örneklerden birisidir.

DEVRİM VE KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ
Toplumsal deÄŸiÅŸmeyi bilimsel ve nesnel bir ÅŸekilde açıklamanın bir çok güçlükleri bulunmaktadır. Bu güçlüklerin başında konu ile ilgili ortak bir terminolojinin bulunmayışı gelmektedir
 Bu durumun en tipik örneklerinden biri, konumuz olan Türk Devrimi üzerinde görülür. Atatürk Devrimleri, Atatürk Reformları, Atatürk İhtilali, Anadolu İhtilali, Atatürk İnkılâbı, Türk Devrimi, Türk İnkılâbı gibi terimler sık sık birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.

Bütün bu terim ve kavram kargaÅŸasına, Türkiye’nin içinde bulunduÄŸu ve dili de etkileyen hızlı deÄŸiÅŸme süreci de katkıda bulunmaktadır: Eski ve yeni terimlerin, hangi kavramların karşılığı olarak kullanıldığı ayrıca bir tartışma konusudur. Devrim sözcüÄŸü, İhtilal karşılığı olarak mı, İnkılâp karşılığı olarak mı kullanılmaktadır, ya da kullanılacaktır? Reform karşılığı olarak hangi terim en uygun anlamı verir? Yine bu hızlı deÄŸiÅŸme süreci içinde kültürün her alanında görülen eski yeni çatışması içinde taraflar tavırlarını kültürün taşıyıcısı sözcüklerin seçiminde de göstermekte ve sözcüklerin siyasallaÅŸması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada konu ile ilgili temel terim ve kavramlar aÅŸağıdaki anlamları içinde kullanılmıştır.

İhtilal: Toplumsal ve siyasal bilimlerin kullandığı terimler arasında en geniÅŸ ve farklı anlamlara sahip olan sözcüklerden biri ihtilaldir. Sözlüklere göre, ihtilâlin özünü oluÅŸturan hall kökü azaltmak, kısaltmak demek olup, bundan türeyen ihtilâl sözü de anlaÅŸmazlık, düzensizlik, nifak, periÅŸanlık anlamındadır. Siyasal baÄŸlam içinde ayaklanma, isyan, darbe gibi terimleri akla getiren ihtilal üzerinde anlaÅŸmaya varılmış bir sözcük deÄŸildir. inkilap.info ‘da, ihtilal sözcüÄŸü yerine de devrim terimi kullanılacaktır. Bu terim, siyasal olarak, siyasal iktidarın kaynağının deÄŸiÅŸtirilmesi anlamında kullanılacaktır. Böylece söz konusu olan olay, bir ayaklanmadan bir isyandan bir hükümet darbesinden farklı olmaktadır.

İnkılâp: Sözcük anlamı, deÄŸiÅŸme, bir durumdan baÅŸka bir duruma dönüÅŸme olan ve günümüzde daha çok reform, evrim, deÄŸiÅŸme sözcükleri yerine kullanılan inkılâp terimi, geçmiÅŸte çok daha farklı bir anlam yüklenmiÅŸtir.
İnkılâp sözcüÄŸü, dilimize Arapça’dan geçmiÅŸ olup; deÄŸiÅŸme, bir durumdan baÅŸka bir duruma dönme anlamlarını taşır. Yine bu sözcük Astronomi’de gündönümü demek olan Dünya’nın yörüngesinde GüneÅŸ’e en yakın ve en uzak noktalarda bulunduÄŸu zaman için kullanılmıştır. Bu sözcük, Fransızca ve İngilizce’deki revolution ve Almanca’daki umwaelzung sözcüklerinin karşılığıdır.

Gerek inkılâp, gerekse ihtilâl sözcüklerin bugünkü anlamlarına yakın ÅŸekilde kullanılması 1908 MeÅŸrutiyet hareketinden sonradır, MeÅŸrutiyet döneminde ihtilâl sözcüÄŸü kurulu bir hükümeti güç kullanarak yıkıp yerine baÅŸka bir hükümet kurma anlamını taşımaktaydı. İnkılâp sözcüÄŸü ise, ihtilâl sözcüÄŸünün taşıdığı anlamdan çok; parlamento, hükümet ve çeÅŸitli kurullarca saptanarak uygulanması düÅŸünülen hükümet, ekonomi kültür olayları ile oluÅŸturulacak deÄŸiÅŸmeler anlamını taşımaktaydı.
İhtilâl ve inkılâp sözcüklerinden baÅŸka, Türk devrimi ile hızlanan dilimizde özdeÅŸleÅŸme çalışmaları sonucunda devrim sözcüÄŸü de kullanılmaya baÅŸlanmıştır.
Özellikle Atatürk yaÅŸarken, Türk devriminin, siyasal bir iktidar deÄŸiÅŸikliÄŸinden daha derin, toplumsal ve ekonomik sonuçları olacağını görenler, buna ihtilal yerine, inkılâp demeyi yeÄŸlemiÅŸlerdir. Böylece, genellikle siyasal içerikli olan ihtilal yerine toplumsal ve ekonomik içerikli olan inkılâp deyiminin kullanılmasıyla, o zaman, olay daha geniÅŸ kapsamlı olarak ele alınmıştır.
Atatürk döneminde inkılâp, açıkça ihtilalden çok daha geniÅŸ ve derin kapsamlı bir sözcük olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Özellikle “İhtilal, inkılabın gayesi deÄŸil, vasıtasıdır” sözü, iki terim arasındaki iliÅŸkiyi ve o zamanki kullanışları arasındaki farkı çok açık seçik bir biçimde ortaya koymaktadır.
İnkılâp teriminin yukarıda belirtilenden baÅŸka anlamları ve kullanılışları da bulunmaktadır. ÖrneÄŸin Atatürk İnkılâpları deyiminde inkılâp, reform, yenilik anlamında kullanılmaktadır.
Böylece inkılâp, bir yandan geniÅŸ kapsamlı, toplumsal, ekonomik ve siyasal bir ihtilal anlamında kullanılırken, öte yandan, ÅŸapka, abece, takvim, eÄŸitim konularındaki reformları nitelemek için de baÅŸvurulan bir terim özelliÄŸi de kazanmıştır.

Devrim: Türkçe’deki özleÅŸtirme akımının ürettiÄŸi terimlerden biri olan devrim yalnız siyasal anlamda düÅŸünüldüÄŸü zaman ihtilal karşılığı, toplumsal, ekonomik ve siyasal baÄŸlamda kullanıldığı zaman da, eski günlerdeki kullanılışı ile inkılâp karşılığıdır
Bu çalışmada devrim terimi hem ihtilal, hem de inkılâp anlamında kullanılmıştır. Bu çerçeve içinde terimi bir kez daha tanımlarsak ÅŸöyle bir sonuca ulaşırız:
Siyasal anlamda devrim, iktidarın kökeninde deÄŸiÅŸme yaratan bir olaydır. ÖrneÄŸin Fransız devrimi, siyasal iktidarın kökenini tanrıdan ve gelenekten alıp, o dönemin ilerici sınıfı olan burjuvaziye ve kentli halka vermiÅŸtir. Aynı biçimde Türk devriminde de, Atatürk, dinsel-geleneksel kökenli iktidarı, ulusa ya da halka dayalı, laik bir niteliÄŸe dayamıştır.
İktidarın kökeninde, yani dayandığı güçlerde (inançlar ya da sınıflar, iliÅŸkiler) deÄŸiÅŸiklik yapmayan siyasal olaylar, bu anlamda devrim deÄŸildir. Hükümet deÄŸiÅŸikliÄŸi, hükümet darbesi, isyan, iç savaÅŸ gibi farklı nitelikte olan olayların devrim olayı ile karıştırılmaması gerekir. Demokratik yolla yapılan bütün deÄŸiÅŸiklikler, aynı kökene, halk kökenine dayandığı için devrim diye nitelenemez. Fakat demokrasinin baÅŸlaması bir devrimdir. ÖrneÄŸin, bizde 1950 seçimleriyle, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ulus egemenliÄŸini ve demokrasiyi kuramdan uygulamaya aktardığı için, uygulama açısından bir devrim olarak düÅŸünülebilir.
Öte yandan, bir grubu siyasal iktidardan uzaklaÅŸtırıp, baÅŸka bir grubu iktidara getiren hükümet darbesi, siyasal iktidarın kökeninde deÄŸiÅŸiklik yapmadığı takdirde, devrim olarak nitelenemez. Ancak, siyasal iktidarın dayandığı güçlerde deÄŸiÅŸiklik sonucunu doÄŸuran hükümet darbeleri, devrim diye nitelenebilirler. Bu açıdan, düÅŸünüldüÄŸünde İttihatçıların Bab-ı Ali Baskını devrim olmaktan uzak bir hükümet darbesidir. Çünkü, sonuç olarak yalnız Kamil PaÅŸa hükümetinin yerine, Mahmut Åževket PaÅŸa hükümeti geliyor ve parti olarak İttihatçıların etkisi artıyordu. Oysa; gerek padiÅŸah, gerek meÅŸrutiyet 1908’deki niteliÄŸi ile varlığını sürdürüyordu.

Yine bu çerçeve içinde düÅŸünüldüÄŸünde, 1908 yılında İttihatçıların Makedonya daÄŸlarına çekilmesi ve Abdülhamit’i Meclis’i toplantıya çağırmaya zorlaması, siyasal anlamda devrimdir. Çünkü, rafa kaldırılmış olan Anayasa’yı yeniden yaÅŸama geçirerek, PadiÅŸah’ın kayıtsız koÅŸulsuz kullandığı dinsel-geleneksel otoriteye, o dönemin etkin gücü bürokrasiyi ortak etmiÅŸti. Belki çok kapsamlı deÄŸildi ama, hiç kuÅŸkusuz bir devrimdi 1908 eylemi. Üstelik de sonuçları bakımından daha geniÅŸ kapsamlı devrimlere de yol açmıştı.
Aynı biçimde 27 Mayıs 1960 hükümet darbesi de sonunda siyasal bir devrime dönüÅŸtü. Çünkü, siyasal iktidara, halkın seçtiÄŸi Meclis’in yanında yargısal ve bürokratik ortaklar getirdi. Böylece bir anlamda siyasal iktidarın dayandığı güçlerin niteliÄŸinde deÄŸiÅŸiklik yaptı.
Devrim teriminin siyasal alan dışında da anlamı olduÄŸunu daha önce belirtmiÅŸtik. Ekonomik ve toplumsal anlamda devrim, ekonomik ve toplumsal iliÅŸkilerde temel deÄŸiÅŸiklikler yapan bir olaydır.
ÇaÄŸdaÅŸ toplumbilimin sınıf, deÄŸiÅŸme, örgüt, kurum gibi tüm kavramları iliÅŸkiler içinde düÅŸündüÄŸü ve bu iliÅŸkileri bir yapı çerçevesinde ele aldığı düÅŸünülürse, devrim, siyasal toplumsal, ekonomik iliÅŸkiler düzeninde hızlı deÄŸiÅŸmeye yol açan olaydır demek yanlış sayılmaz.
Devrim ile öteki deÄŸiÅŸmeleri birbirinden ayıran fark aslında kapsam ve hız ayrımıdır. Her toplumun her an deÄŸiÅŸme içinde olduÄŸu anımsanırsa, devrim olayını yalnız deÄŸiÅŸme kavramına baÄŸlamak anlamsızlaşır. Çünkü o zaman, her toplum her an devrim yaşıyor demektir. Oysa, her toplumda her an devrim olmaz.
Åžimdi devrim kavramının üç öÄŸesi ortaya çıkmış olmaktadır. Bunlar sırası ile, yapı deÄŸiÅŸmesi, bu deÄŸiÅŸmenin alışılagelmiÅŸten hızlı olması ve yine bu deÄŸiÅŸmenin alışılagelmiÅŸten kapsamlı olmasıdır.

Sonuç olarak, Türk Devrimi de bu tanıma uymaktadır. Çünkü Türk Devrimi Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısında hızlı ve kapsamlı bir deÄŸiÅŸme yaratmıştır. Atatürk ise bu hızlı deÄŸiÅŸimin önderidir.
Dilimizde genellikle geliÅŸme ile ilgili baÅŸka sözcükler de bulunmaktadır. Bunlar evrim, ıslahat ve tanzimat’tır.

Evrim: Eski dilde tekamül’ün karşılığı olarak kullanılan bu sözcük genellikle yavaÅŸ, kendiliÄŸinden ve derece derece oluÅŸan deÄŸiÅŸme ve geliÅŸmeyi anlatır. Evrimde en önemli husus geliÅŸmenin ağır ağır ve kendiliÄŸinden meydana gelmesidir diyebiliriz.
Tarihçiler ve toplumbilimcilerin bir çoÄŸu insanlık tarihini, genellikle kendi içinden meydana gelen birikimler sonunda ortaya koyduÄŸu geliÅŸmenin bir sonucu olarak görürler. Bunlardan ünlü biyolog ve doÄŸa tarihçisi Julian Huxley’e göre evrim: “kendi kendini devam ettiren, kendi kendini aÅŸan, zaman içinde doÄŸrusal olan, bu yüzden geriye dönemeyen, yenilik, farklılık, daha karmaşık örgütlenme yaratan bir süreçtir.”

Islahat: Toplum hayatında, belirli alanlarda kanunlara uygun olarak yapılan düzenlemelerdir. Batı dillerinde kullanılan Reform sözcüÄŸünün karşılığıdır. Islahat’ta inkılâp’ta olduÄŸu gibi köklü deÄŸiÅŸiklikler söz konusu deÄŸildir.

Tanzimat: Özellikle devlet yönetimini ilgilendiren hususlarda yapılan iyileÅŸtirme ve düzenlemedir. Tarihimizde 1839 yılında Abdülmecit tarafından ‘Gülhane Hatt-ı Humayunu dediÄŸimiz fermanla kabul edilen tasarı bunun en güzel örneÄŸini oluÅŸturur.

ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸma: Öncelikle belirtilmelidir ki çaÄŸdaÅŸlaÅŸma kavramına özdeÅŸ olmak üzere Türkçe’de modernleÅŸme, batılılaÅŸma, sanayileÅŸme terimleri de kullanılmaktadır. Burada bu kavramların hangisinin daha uygun olduÄŸu gibi sorun bu çalışmanın öncelikleri arasında deÄŸildir. DiÄŸer yandan çaÄŸdaÅŸlaÅŸma literatürde çoÄŸu zaman gelenekselin karşıtı olarak anlaşılmaktadır.

ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸmanın birkaç cümle ile tanımlamanın hiç de kolay olmadığı belirtilmelidir. Bir tanıma göre çaÄŸdaÅŸlaÅŸma “son yüzyılların bilgi patlamasının sonucunda çaÄŸlık bir yenileÅŸme sürecinin aldığı dinamik biçim” olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma göre “tarih boyunca geliÅŸmiÅŸ kurumların insanın bilgisindeki görülmemiÅŸ artışı yansıtan ve hızla deÄŸiÅŸen iÅŸlevlere uyarlanma” süreci çaÄŸdaÅŸlaÅŸmadır. ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸma ilk olarak günümüz anlamında Batı Avrupa’da filizlenmiÅŸtir. 19.ve 20.yüzyıllarda bu coÄŸrafyada meydana gelen bu baÄŸlamdaki geliÅŸmeler dünyanın diÄŸer bölgelerini de etki altına almıştır. Bu nedenle çaÄŸdaÅŸlaÅŸma “sanayileÅŸmeye eÅŸlik eden siyasal ve toplumsal deÄŸiÅŸiklikler”in karşılığı olarak kullanılmaktadır. Son nokta Türk çaÄŸdaÅŸlaÅŸmasını doÄŸru yorumlamak bakımından da günümüzde elde edilen toplumsal durum dikkate alındığında bir ölçüt olabilecek nitelikte gözükmektedir.

ModernleÅŸme: ÇaÄŸdaÅŸlaÅŸmaya benzer bir ÅŸekilde modernleÅŸme Türk düÅŸününde batılı yazarların düÅŸünceleri ışığında anlamlandırılmıştır. ModernleÅŸme “geleneksel toplumdan modern toplum tipine doÄŸru evrilen bir toplumsal deÄŸiÅŸim süreci” olarak tanımlanmıştır. ModernleÅŸmenin gerçekleÅŸtiÄŸi toplum aynı zamanda modern toplum adını almaktadır. Ya da bu ÅŸekilde nitelenmektedir. Modern toplumdan ne anlaşılması gerektiÄŸi ise ayrı bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak modern toplumu aydınlanma felsefesinin ilkelerine açık, bireyin özgürlüklerinin dış müdahale karşısında garanti altında olduÄŸu, kiÅŸi özgürlüklerinde olduÄŸu gibi ekonomide de yarışmacı ve toplumsal faaliyetlerin diÄŸer alanlarında da farklılıklara tahammül edilen, çoÄŸulcu ve aynı zamanda demokratik toplum olarak tanımlamak mümkündür.

DEVRİMİN NİTELİĞİ VE YASALLIĞI (MEŞRUİYETİ)
Mevcut düzenin halk ayaklanmasıyla yıkılmasını ihtilâl olarak nitelendirebiliriz. EÄŸer ihtilâl hareketi baÅŸarılı olursa meÅŸruiyet kazanmış olur. Devrimin yasallık kazanmasına 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve gerekse 1791 Fransız Anayasası önemli yer vermiÅŸtir. Nitekim 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık

Bildirisi’nde; “bütün insanlar özgür doÄŸarlar ve özgür yaÅŸarlar; devlet ancak bu özgürlükleri korumak ve bunlardan herkesi eÅŸit derecede yararlanmasını saÄŸlamak için vardır; bu özgürlüklere dokunan devlet, kendi varlık nedenini yitirir; böyle bir devlete karşı ayaklanmak hem hak hem de ödevdir” denilmektedir.
Yine 27 AÄŸustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve VatandaÅŸ Hakları Bildirgesi’nden esinlenen bir çok devlet anayasaları ve 10 Aralık 1948’de BirleÅŸmiÅŸ Milletler Genel Kurulu’nca benimsenmiÅŸ olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde; “İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliÄŸinde bulunan onurunu ve eÅŸit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduÄŸunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya baÅŸvurmak zorunda bırakılmaması için İnsan haklarının hukuk düzeniyle korunması gerektiÄŸi…” belirtilerek devrimlerin yasallığı konusuna açıklık getirmiÅŸtir.
Yürürlükte olan hukuk kurallarına karşı çıkan, daha iyi adalet gerçekleÅŸtireceÄŸini iddia eden her eylem devrim hareketi olarak kabul edilemez. Tam tersine toplumda kargaÅŸalıklara, terör hareketlerine sebep olabilir. Nitelik olarak devrim hareketi, terörist hareketlerden çok farklıdır ve gerçek anlamda bir devrimden söz edebilmek için ÅŸu olguların gerçekleÅŸmesi gerekmektedir.
-Toplumsal yapıda ve toplumsal güçler dengesinde köklü bir deÄŸiÅŸme olması.
-Bu deÄŸiÅŸmenin yerleÅŸmiÅŸ yasallık anlayışına seçenek oluÅŸturabilecek yeni bir meÅŸruluk anlayışını (ideolojisini) beraberinde getirmesi.
-Yeni meÅŸruluk inancının toplumdaki temel anlaÅŸmayı bölebilecek ölçüde yaygınlaÅŸması, baÅŸka bir deyiÅŸle geniÅŸ toplumsal kesimlerin desteÄŸini kazanması.
-Bu bölünmenin barışçı yollardan yeni bir bireÅŸim, bir uzlaÅŸma ile giderilememesi.

BaÅŸarıya ulaÅŸan, meÅŸruluÄŸunu kazanan devrim hareketi kendi hukukunu, sistemini uygulama sahasına koyar. Artık ona karşı olan güçler ve anlayışlar hukuk dışı nitelik taşır.

DEVRİMİN AŞAMALARI

Devrim, sadece kısa sürede gerçekleÅŸen bir hareket deÄŸildir. Devrim koÅŸullarının ve düÅŸüncesinin olgunlaÅŸması ve gerçekleÅŸmesi yıllarca sürebilir. Genel olarak devrim üç aÅŸamada oluÅŸmaktadır:

DüÅŸünsel Hazırlık AÅŸaması: Bu aÅŸama, yürürlükteki iktidar veya düzenin bozukluklarına, adaletsizliklerine karşı karşıt düÅŸüncelerin ortaya atıldığı dönemdir. Bu dönemi toplumdaki düÅŸünürler, filozoflar, aydınlar hazırlar. Fransız Devrimi’nde Aydınlanma Çağı dediÄŸimiz Voltaire, Didero, J.J.Rouesso’nun öncülüÄŸünü yaptığı dönem düÅŸünsel hazırlık aÅŸaması sayılabilir. Türk Devrimi’nde ise; Namık Kemal, Ziya Gökalp, Abdullah Cevdet gibi aydınların teokrasiye veya monarÅŸiye karşı eleÅŸtirileri bu dönemi oluÅŸturur.

GerçekleÅŸme (İhtilal) AÅŸaması: Türk Devrimi’nde ihtilal aÅŸaması Mustafa Kemal PaÅŸa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile baÅŸlamış, Saltanat’ın kaldırılıp Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle tamamlanmıştır. İhtilal aÅŸaması Türk Devrimi’nde, Fransız ve Rus ihtilâllerine göre kansız gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.

GeliÅŸme AÅŸaması: İhtilâl ile kurulan yeni siyasal sisteme uygun olarak gerçekleÅŸtirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik deÄŸiÅŸimlerin ve yeni kurumların oluÅŸturulduÄŸu dönemdir. Burada görevi sona ermiÅŸ olan eski kurumların yerine yeni ve çaÄŸdaÅŸ kurumlar meydana getirilir.
Yenilik kavramı göreli olmakla birlikte devrimin ölçütünü de belirler. Bir hareketin devrim olabilmesi için, eski kurumların yerine getirilen kurumların yeni olması gereklidir. Var olan kurumların yerine daha önce uygulanmış ve baÅŸarısızlığı görülmüÅŸ bir kurum veya uygulamayı tekrar getirmek devrim deÄŸil irtica olarak adlandırılır.

Atatürk de devrimi böyle tanımlamıştır: “Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini temin edecek, yeni müesseseler koymuÅŸ olmaktır”.
Yine Halk Partisi’nin 9 Mart 1933 tarihinde toplanan IV. Büyük Kurultayı’nda Türk İnkılabı’nı Atatürk ÅŸöyle tarif etmektedir: “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düÅŸmanlarla kanlı boÄŸuÅŸmalar. Yıllarca süren savaÅŸ. Ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile anılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları baÅŸarmak için arasız inkılâplar. İşte Türk İnkılabı’nın kısa bir tanımı”.

Tem 26th, 2007| Kategori: İnkılap Tarihine Giriş
Etiketler:
Henüz yorum yok.

Yorum yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>