<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnkılap Tarihi &#187; XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti</title>
	<atom:link href="http://www.inkilap.info/category/xx-yy-baslarinda-osmanli-devleti/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.inkilap.info</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Oct 2011 09:25:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</title>
		<link>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 11:32:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=429</guid>
		<description><![CDATA[1908 İhtilali Batı müdahalesi, ayrılıkçı ülke parçası ve kötü Osmanlı yönetiminin bir araya gelmesiyle patlak veren bir dizi gelişmenin ürünüdür. Makedonya sorunu ise İhtilalin çıkması için gerekli ortamı hazırlamıştır. Gerçekte İhtilal, ideolojik nedenlerden çok mali bunalımlar nedeniyle 1907’den beri İmparatorlukta sıkça görülen bir dizi isyanın sonuncusuydu. Anadolu’da hasat çok kötüydü. Vergi toplamakta güçlük çekildiğinden aylıklar [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi">İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>1908 İhtilali Batı müdahalesi, ayrılıkçı ülke parçası ve kötü Osmanlı yönetiminin bir araya gelmesiyle patlak veren bir dizi gelişmenin ürünüdür. Makedonya sorunu ise İhtilalin çıkması için gerekli ortamı hazırlamıştır.</p>
<p>Gerçekte İhtilal, ideolojik nedenlerden çok mali bunalımlar nedeniyle 1907’den beri İmparatorlukta sıkça görülen bir dizi isyanın sonuncusuydu. Anadolu’da hasat çok kötüydü. Vergi toplamakta güçlük çekildiğinden aylıklar ödenmiyor, terfiler yapılamıyordu. Üstelik Makedonya’da ayrılıkçı terörizm son zamanlarda tırmanma içindeydi.</p>
<p>İttihat ve Terakki ise Rumeli’de özellikle III. Ordu’nun genç subayları arasında güçlü bir şekilde örgütlenmişti. Ayrılıkçı terörün tırmanması ve Avrupa’dan gelen bazı haberler İttihatçıları ihtilal için harekete geçirdi. İttihatçıları ayaklanmaya yönelten başka nedenler de vardı. 1905’de Uzak Doğu’da Rusya’nın Japonya’ya yenilmesi, bir Asya devletinin batılı bir devleti yenebilmesinin mümkün olabileceğini göstermiş, meşruti bir yönetimle Osmanlı Devleti’nin de aynı başarıyı gösterebileceği umudunu uyandırmıştı. 10 Haziran 1908’de İngiltere Kralı ile Rus Çarı’nın Reval’de buluşması ise İhtilalin fitilini ateşleyecekti. Çünkü iki süper gücün liderlerinin buluşması Osmanlı Devleti’nin parçalanacağı kuşkusunu arttırmıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti ise parlamentonun yeniden toplanmasının parçalanmayı önleyebileceğini düşünerek harekete geçmiştir. Cemiyetin fedailerinden Enver Bey Tikveş bölgesinde, Salahaddin ve Hasan Tosun Beyler Arnavutluk’ta, Kolağası Niyazi ve Eyüb Sabri Beyler Resne ve Ohri taraflarında çeteler kurarak dağa çıkmışlardır. Firzovik’de bir sabah namazında toplanan 20 bin kadar Arnavut Saray’a meşrutiyetçi beklentilerini bildiren bir telgraf çekmiştir. İsyanı önlemek için gönderilen askeri birlikleri ise Cemiyet kendi saflarına çevirmeyi başarmıştır. Rumeli’de denetimini kaybeden II. Abdülhamid ise iktidarının yıkılmasını önlemek amacıyla 23/24 Temmuz gecesi, 1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koyacağını bir irade ile duyurmak zorunda kalmıştır. Ve bir “devir” bıçakla kesilir gibi kendinden önceki “devir”den kopmuştur.</p>
<p>II. Meşrutiyet rejimi bu belirsizlikler ve kargaşa ortamında uygulanmaya çalışılmıştır. Meclis-i Mebusan seçimleri ise bu kargaşa ortamını ve çatışmalarını daha da derinleştirecektir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde" rel="bookmark" class="crp_title">Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi" rel="bookmark" class="crp_title">HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913" rel="bookmark" class="crp_title">Balkan Savaşları (1912-1913)</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu" rel="bookmark" class="crp_title">2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi">İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jön Türkler Tarih Sahnesinde</title>
		<link>http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 11:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[Müslümanlar kendi içlerinde ekonomik durumları ve çıkarları bakımından farklılaşmıştı. Özellikle İmparatorluğun taşradaki otoritesini yitirmesi üzerine güç kazanan ayan ve derebeylerinin kalıntıları olan yerel eşraf ve toprak sahipleri, II. Mahmut ve Tanzimat reformlarına karşın güçlerini sürdürüyorlardı. Ayrıca Tanzimat toprak üzerindeki özel mülkiyeti yasal bir şekle sokmuştu. Güçlenen yöresel eşrafın çıkarlarıyla merkezi devletin çıkarları çatışma halindeydi. Başka [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde">Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Müslümanlar kendi içlerinde ekonomik durumları ve çıkarları bakımından farklılaşmıştı. Özellikle İmparatorluğun taşradaki otoritesini yitirmesi üzerine güç kazanan ayan ve derebeylerinin kalıntıları olan yerel eşraf ve toprak sahipleri, II. Mahmut ve Tanzimat reformlarına karşın güçlerini sürdürüyorlardı. Ayrıca Tanzimat toprak üzerindeki özel mülkiyeti yasal bir şekle sokmuştu. Güçlenen yöresel eşrafın çıkarlarıyla merkezi devletin çıkarları çatışma halindeydi.</p>
<p>Başka bir çatışma ise Osmanlı yönetici kadrolarının içindeydi. Tanzimat reformlarıyla ve özellikle bu dönemde kurulmaya başlayan yeni eğitim kurumları yeni düşüncelerin yandaşları ile eski Osmanlı askeri ve dinsel yönetici kadrolarının gelenekçi düşünceleri çatışıyordu. Osmanlı Devleti’nde reformların ve modernleşme girişimlerinin önce Saray ve sonra Babıali bürokrasisi tarafından yürütülmesi, bürokrasi içindeki bu çatışmaları daha da önemli bir hale getirmiştir. Modernleşme ve değişim yanlılarıyla statükonun korunmasını isteyenler arasında bu çatışmayı merkezde bulunan modernleşme yanlıları kazanmış görününce, bu sonuç gelenekçi bürokratlar ile taşradaki eşraf ve toplumun diğer gelenekçi kesimlerini birbirine yaklaştıracaktır. Meşrutiyetin ilanı bir anlamda modernleşme yanlılarının başarısı olarak görülebilir. Çünkü Jön Türkler çoğunlukla yönetici sınıf üyelerinden ve mekteplilerden oluşuyordu.</p>
<p>Özgürlükçü akımların güçlendiği kurumların başında gelen ordu içinde de, Tanzimat’ın getirdiği mektepli subaylar ile alaylılar arasındaki uyuşmazlık da II. Meşrutiyet’in siyasal kurum ve olaylarının şekillenmesinde etkilidir. Jön Türk İhtilali de ancak ordu içerisinden başlayan bir harekete dönüşünce başarılı olmuştur.</p>
<p>Osmanlı siyasal tarihinde çok önemli bir aşamanın temsilcileri olan, sonraları Paris’deki Ahmed Rıza’nın başını çektiği Jön Türk grubuyla birleşerek “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını alan “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” nin üyelerinin çoğunluğu askerdi. Merkez-i Umûmî’de bulunan 10 üyeden ancak 3’ü sivildi.</p>
<p>Aslında II. Abdülhamid’in mutlakiyetçi yönetimine ilk tepkiler Yeni Osmanlılar’ın muhalefetinin devamı şeklindeydi. Genel olarak Jön Türkler olarak adlandırılan bu kişilerin çoğu II. Abdülhamid döneminin eğitim kurumlarından; Galatasaray Sultanisi’nden, Harbiye, Mülkiye ve Askeri Tıbbiye’den çıkmışlardı. Bunlar Paris, Londra, Cenevre, Bükreş ve İngiliz işgalinden sonra Mısır’da Yeni Osmanlılar’ın muhalefetini sürdürmüşlerdi.</p>
<p>Yurt içindeki ilk gizli örgütlenme ise 1889’da Askeri Tıbbiye’de, İshak Sukuti, Mehmed Reşid, Abdullah Cevdet, İbrahim Temo ve Hüseyinzade Ali’nin kurduğu “İttihad-ı Osmani”dir.</p>
<p>Daha sonraları İttihat ve Terakki adını alan bu örgütün Fransız İhtilali’nin 100. Yılında kurulmuş olması Batı düşüncesinin Jön Türkler üzerindeki etkisini göstermesi bakımından anlamlıdır. Bunlar ülkenin kurtuluşu için bir anayasa, Osmanlılık ve özgürlük programı istiyorlardı. Önceleri gibi bu grublar da yurtdışına kaçmak zorunda kaldılar. Yurt dışında Paris’de Ahmed Rıza’nın liderliğinde örgütün adı Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne çevrildi. Yurt dışındaki dağınık Jön Türk grublarının ortak bir program oluşturmak amacıyla 4 Şubat 1902’de Paris’de düzenledikleri kongrede Jön Türkler içinde, iktidarı ele geçirmek ve daha sonra izlenecek politikalar konusunda iki farklı yaklaşımın olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Ahmed Rıza’nın liderliğindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti’ine göre yalnız propaganda ve yayınla devrim yapılamazdı, askeri güçlerin de ihtilale katılmasını sağlamak gerekiyordu. Bu grup siyasal program olarak da meşruti ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışını savunuyordu. Prens Sabahaddin’in görüşlerini yansıtan “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” ise İhtilal için yabancı bir devletin yardımının gerekli olduğunu savunuyordu. Sabahaddin ayrıca, Tanzimat’ın kurduğu merkezi hükümet kurumlarının terkedilmesini, yerine eski Osmanlı adem-i merkeziyetçi düzenin getirilmesini istiyordu. Vergi toplanması, belediye ve yargı ile ilgili işler yerel kurumlarca yerel sorunlara ve gereksinimlere uygun olarak yürütülmeliydi. Bunun sağlanması için de Anglo Saksonlarda görülen bireycilik iyi bir örnekti.</p>
<p>Paris’deki İttihat ve Terakki Cemiyeti 1906’da Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile ilişki kurarak 1907 yılında bu örgüt ile birleşmiştir. 1908 İhtilalinde etkili olan da, Makedonya koşullarının şekillendirdiği bu örgüt olmuştur.</p>
<p>Osmanlıların Rumeli, Balkanların ise Makedonya olarak adlandırdıkları bölgede bu dönemde etnik sorunlar doruk noktasındaydı. Pan Helenizm, Pan İslavizm ve uzantılarıyla Pan Germenizm bölgede çatışan milliyetçi akımlardı. “Düvel-i Muazzama” olarak adlandırılan Avrupa’nın büyük devletleri Balkanlarda rekabet<br />
halindeydi. İttihat ve Terakki Cemiyeti de bir anlamda Türklerin örgütü olarak bu karmaşık ortama katılmıştır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlıda Merkeziyetçilik Tartışmaları</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913" rel="bookmark" class="crp_title">Balkan Savaşları (1912-1913)</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi" rel="bookmark" class="crp_title">HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde">Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu</title>
		<link>http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 11:27:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[II. Meşrutiyet dönemi Türk tarihçisi Tark ZaferTunaya’nın ünlü deyimiyle Cumhuriyetimiz için bir “siyaset laboratuvarı” olmuştur Gerçekten de Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları ile İttiihat ve Terakki’nin bu dönemdeki uygulamalarından fazlasıyla etkilenmiştir. Bu açıdan İkinci Meşrutiyet Dönemi’ne daha da dikkatli bakılması gereklidir. Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği sıralarda Batı yayılmacılığı doruğuna erişmişti. Avrupa büyük bir paylaşım savaşına [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu">2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>II. Meşrutiyet dönemi Türk tarihçisi Tark ZaferTunaya’nın ünlü deyimiyle Cumhuriyetimiz için bir “siyaset laboratuvarı” olmuştur Gerçekten de Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları ile İttiihat ve Terakki’nin bu dönemdeki uygulamalarından fazlasıyla etkilenmiştir. Bu açıdan İkinci Meşrutiyet Dönemi’ne daha da dikkatli bakılması gereklidir.</p>
<p>Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği sıralarda Batı yayılmacılığı doruğuna erişmişti. Avrupa büyük bir paylaşım savaşına doğru sürükleniyordu. Bir kaç yüzyıllık tersine bir gelişme sonucu kendi genişleme gücünü yitiren Osmanlı Devleti Batı emperyalizmi için bir pazar ve hammadde kaynağı ve aynı zamanda jeopolitik konumundan dolayı da “Doğu Sorunu”nun öznesi durumuna gelmişti. XIX. Yüzyıl boyunca dış saldırılardan korunmak için kendi iç yapısında gerçekleştirilen düzenlemeler Osmanlı Devleti’ni Batı’ya daha bağımlı ve aynı zamanda Batı’daki yeni düzenin düşüncelerine daha açık bir duruma getirmişti. Meşrutiyet düşüncesi de bu açıklıktan içeriye girmişti.</p>
<p>XIX. Yüzyıl öncesinden başlayan Batı’ya yetişme çabası ve “reform” arayışları ekonomik olanaklarının çok önüne geçmişti. Toplumun ve yönetimin beklentileri ekonominin büyüme hızını aşmıştı. Üstelik üretimin arttırılmasını engelleyen darboğazlar vardı. Teknoloji geriydi. Gerek sermaye, gerekse teknik bilgi yetersiz ve dışa bağımlıydı. Mali sorunları çözmek için başvurulan dışarıdan kaynak aktarma, yani borçlanma ise iflasla sonuçlanmıştı. Yabancıların ülke gelirlerinden alacaklarını toplamak için kurduğu Düyun-u Umûmîye İdaresi o kadar güçlüydü ki 1911’de Maliye Nezâreti’nin 5472 memuru varken İdare 8931 çalışanıyla devlet gelirlerinin % 27’sini topluyordu. Bir yandan yabancıların tüm artı ürün ve değeri yurtdışına götürmesine yol açan ekonomik imtiyazlar, yani kapitülasyonlar; öte yandan da alınan borçlar sonunda iflas etmiş bir maliye, II. Meşrutiyet Dönemi’nin çözülmesi gereken ekonomik sorunlarının başında yer alıyordu.</p>
<p>Bu dönemde tarım dışı ekonomik etkinlikler genellikle gayrimüslimler tarafından yürütülüyordu. Örneğin 1912 yılında İmparatorlukta iç ticaretle uğraşılan 18.000 kadar iş yerinin % 15’i Türklere, % 49’u Rumlara, % 23’ü Ermenilere, % 19’u Levantenler, diğer gayrimüslimler ve diğer Müslümanlara aitti. Bunlar Batılı girişimci ve yatırımcıların Osmanlı Devletindeki yerli işbirlikçileri konumunu kazanarak ticaret ve sanayi faaliyetleri yoluyla zenginleşmişlerdi. Bu zenginlik gayrimüslimlerin müslümanlara göre yaşam düzeylerinin yükselmesine yol açmıştı. Bu farklılık zaten cemaatler şeklinde örgütlenmiş olan Osmanlı toplumunda ulusçuluk hareketlerinin güçlenmesinde de etkiliydi. Özellikle Makedonya’daki milliyetçi ve ayrılıkçı eylemler meşrutiyete girerken çözülmesi gereken sorunların başında geliyordu. Bunlara, Ermeni ayrılıkçı hareketini ve Arapların yoğun olarak bulundukları topraklarda özellikle Hicaz ve Yemen’deki feodal yapıdan da kaynaklanan ayaklanmaları da eklemek gerekir.</p>
<p>İmparatorluğun kurucusu olan Türkler daha çok memuriyet ve tarımsal üretimi geçerli meslek olarak benimsemişlerdi. Rumlar ve Ermeniler daha çok şehirlerde yaşamakta ve tarım dışı sektörlerde çalışmaktaydı. şehirlerde Hıristiyanlar ve Müslümanlar ayrı mahallelerde otururlardı, fakat Müslüman mahallesindeki bakkal, kasap ve manav genellikle gayrimüslim olurdu. Böyle bir ortamda Arap, Arnavut, Rum, Ermeni ve diğer azınlıklar kendi isimleriyle anılırken Türkler, özellikle yönetim kadrolarında bulunanlar kendilerini Osmanlı ve Müslüman olarak tanımlıyorlardı.</p>
<p>Hükümet memurluğu hemen hemen tümüyle Müslümanların tekelindeydi. 1878-1886 yıllarına ait Osmanlı istatistiklerine göre; memurlukların % 95.4’ü Müslümanların, % 4.6’sı ise azınlıkların elinde bulunuyordu. İstanbul’da yaşayan Müslüman nüfusunun % 11.4’ü hükümet işlerinde çalışmaktaydı. Müslümanların dörtte biri ticaret ve sanayi ile uğraşıyorsa da, bu mesleklerde çalışanların tümü ele alınınca azınlıkların % 61’ine karşılık müslümanların % 39’unun bu işlerle uğraştığı görünüyordu. Hıristiyan azınlıkların eğitim düzeyinin yüksekliği de İstanbul’daki öğrenci sayısının % 52’sinin gayrimüslim olmasından anlaşılabilir. Müslümanlara ait bu sayıların taşrada daha da azalacağı da bir gerçektir.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında Müslüman halk savaş alanlardaki yenilgileri, toprak kayıplarını ve ekonomik sıkıntıları kaderci bir yorumla karşılamıştı. Bu dönemde, olan bitenlerin ve daha geniş bir çerçevede dünyanın değersizliği etrafından görüşler halk arasında çok yaygındı. Örneğin; “Dünyasını seven ahiretten olur”, “Allah sevdiği kuluna dünyalık vermez”, “Adam sen de bu da geçer elbet”, “Kısmetinde olanın kaşığında çıkar”, “Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı… sonra ayıoğlu ayı”, “Gelene Paşa Gidene Ağa” gibi sözlere sıkça rastlanıyordu. Köylerde ve hatta şehirlerdeki güvensizlik ortamı da bu kabuğuna çekilme duygusunu pekiştiriyordu. “Bir lokma bir hırka” şeklinde de ifade edilen, azla yetinmenin erdemli bir davranış olduğu düşüncesi yaygındı.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/1929-dunya-ekonomik-buhrani-ve-turkiye" rel="bookmark" class="crp_title">1929 Dünya Ekonomik Buhranı ve Türkiye</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-ekonomisinin-yari-somurge-olusu" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlı Ekonomisinin Yarı Sömürge Oluşu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/pontus-sorunu" rel="bookmark" class="crp_title">Pontus Sorunu</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu">2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Merkeziyetçilik Tartışmaları</title>
		<link>http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:58:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Türk düşünce geleneğinin günümüze kadar süregelen önemli tartışma konularından biri de XX. Yüzyılın başlarında ve özellikle İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde ortaya çıkan, yönetim anlayışına ilişkin farklı düşünce anlayışları yansıtan merkeziyetçilik – adem-i merkeziyetçilik bölümlenmesidir. Yönetim yapısında başlayan bozulma tartışmanın ana nedenidir. XVII. Yüzyıldan itibaren Osmanlılarda toprağın, devletin denetiminden çıkarak fiilen beylerin yerli güçlü ailelerin denetimine geçmesi [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari">Osmanlıda Merkeziyetçilik Tartışmaları</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Türk düşünce geleneğinin günümüze kadar süregelen önemli tartışma konularından biri de XX. Yüzyılın başlarında ve özellikle İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde ortaya çıkan, yönetim anlayışına ilişkin farklı düşünce anlayışları yansıtan merkeziyetçilik – adem-i merkeziyetçilik bölümlenmesidir. Yönetim yapısında başlayan bozulma tartışmanın ana nedenidir. XVII. Yüzyıldan itibaren Osmanlılarda toprağın, devletin denetiminden çıkarak fiilen beylerin yerli güçlü ailelerin denetimine geçmesi merkezin konumunun sorgulanmasına yol açmıştır. XVIII. Yüzyılın bitiminde Doğu Anadolu’nun yanı sıra batıda da derebeyleşme eğilimleri artmıştı. Bu süreç beraberinde çözüm arayışlarını ve bir takım önlemlerin alınması zorunluluğunu da getirmekteydi. Tanzimat’la başlayan merkezileştirme girişimleri çerçevesinde başlayan bu tartışma İkinci Meşrutiyet öncesinde en yüksek noktasına ulaşmıştır.</p>
<p>Bu süreçte, konumuz açısından ortaya çıkan iki noktayı açmakta yarar vardır. Bunlardan birincisi, bu dönemin hem Avrupa hem de Osmanlının kendi dinamikleri açısından bir merkeziyet çağı olmasına rağmen uygulamada ortaya konan ve bir zorunluluğu içeren adem-i merkeziyet anlayışıdır. Diğeri ise, resmi Batılılaşma sürecine dönüşen Tanzimat ve sonrasında ortaya çıkan tepkiler ve bu tepkilerin Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan bir çizgi oluşturur nitelikteki pozisyonu ile ilgilidir. Bu anlayışların özellikle siyasal-yönetsel sistem içindeki ağırlıklı konumu bağlamında Tanzimat’tan Cumhuriyete ve günümüze kadar oluşan yerel yönetim ve merkeziyetçi-adem-i merkeziyetçi anlayışlar ile yapılanmalar üzerindeki etkisi yadsınamaz.</p>
<p><span id="more-17"></span>Klasik Osmanlı yönetiminin zayıflaması ve çöküşünün her alanda iyice belirgin hale gelmesi ve reform gereksinimini tartışmasız öncelikli sorun niteliğini kazanmasıyla birlikte, XIX. yüzyıl, Osmanlı toplumu için tam bir dönüşüm ve reform çağı olarak tarihte yerini almıştır. Bu dönemde özellikle yönetim alanında atılan adımlar Osmanlı kamu yönetiminin modern anlamda kurumlaşmasını beraberinde getirmiştir. Bu anlamda adem-i merkeziyetçiliğin temel kurumları olan yerel yönetimlerin ayrı ve önemli bir yeri vardır. III. Selimden sonra iktidarı devralan II. Mahmut’un diğer bir çok önemli konularda olduğu gibi yerel yönetimin meydana getirilmesi sürecinin de başlatıcısı olduğu söylenebilir.</p>
<p>Halil İnalcık Tanzimat Dönemi’ndeki yerel meclisleri ve iltizam sistemi ile ilgili gelişmeleri ise, Sened-i İttifak-Gülhane Hattı ikiliği çerçevesinde ele almaktadır. Ona göre, siyasal tarih bakımından Sened-i İttifak, büyük ayanın devlet iktidarını denitim altına alma girişimini anlatmaktadır. Gülhane Hattı ise ona karşı Padişahın mutlak otoritesini savunarak merkeziyetçi devlet idaresinin, başka deyimle bürokrasinin işlere mutlak bir şekilde el koymasını ifade etmektedir.</p>
<p>Merkeziyetçilik ve bürokratikleşme, Tanzimat’ın yönetim anlayışının temel özelliğini meydana getirir. Bu nitelikler uygulamada büyük sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda merkeziyetçi devlet felsefesi ve eğiliminin egemenliği açıkça görülebilmektedir Sayılan nitelikleriyle Tanzimat döneminin değişim sürecindeki en önemli aracı bürokrasi olmuştur.</p>
<p>Tanzimat’la belirginleşen Osmanlı modernleşme süreci, tepkileri ve destekleri içeren birçok fikir akımı ve hareketin doğması gerçeğini de beraberinde getirmiştir. Merkeziyetçi bir nitelikte yürütülen resmî batılılaşma politikası ya da modernleşme hareketini başlatan Tanzimat sürecine, ülkenin tüm siyasal, kültürel ve bilimsel etkinlik, hak ve özgürlüklerini hem kullanan, hem de temsil eden başkentte önemli bazı tepkiler gelmiştir. Bu tepkileri, Tanzimat’tan Cumhuriyete uzanan niteliğiyle, merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilik ilişkileri açısından ele almak gerekir. Çünkü bu iki çizgi, Türkiye Cumhuriyetinin, özelde merkeziyetçi ya da adem-i merkeziyetçi niteliği, genelde ise siyasal-yönetsel yapısının oluşmasında doğrudan etkili olan bir sürekliliği içermektedir.</p>
<p>Tanzimat’la birlikte Osmanlı başkentinde öncelikle iki tepki ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi Yeni Osmanlılar hareketidir. Yeni Osmanlılar hem Batıyı, hem de Osmanlı merkeziyetçiliğine bağımlılıklarını sürdürdüler.</p>
<p>Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan iki temel çizginin asıl olarak billurlaşmasını sağlayan ise, Jön Türkler ve sonrasında İttihat Terakki olarak somutlaşan harekettir. Bu birikimli etkileşim süreci Jön Türkler içinde daha da net çizgilere ayrılacak ve nihayetinde 1902 Jön Türk kongresinde iyice billurlaşacaktır. “Kongrede azınlıklarca desteklenen Sabahattin ve Lütfullah Beylerin özgürlükçü bir devrim için Batılı ülkelerin Osmanlı devletine karışmasını savunmaları cemiyeti ikiye böldü. Prens Sabahattin yandaşları Osmanlı Hürriyet Perveran Cemiyeti adında yeni bir örgüt oluşturdular. Ahmet Rıza ve yandaşları ise İttihat ve Terakki Cemiyetini oluşturarak Şura’yı Ümmet adlı bir gazete çıkardılar. Prens Sabahattin kanadı bölgesel özerklik, yerinden yönetim, bireysel girişim ve kişisel özgürlükleri savunurken; ittihatçı kanat merkeziyetçi, Türkçü, seçkinci ve otoriter bir anlayışa sahiptiler ve Alman Friedrich List’in millî iktisat düşüncesini savunmaktaydılar. Oysa Sabahattin kanadı İngiliz iktisadî görüşü olan serbest (liberal) ticaret anlayışına sahiptir.</p>
<p>Her iki kanatta meşrutiyetçi ve laik eğilimlere sahiptirler. İslam birliği düşüncesini reel politik açısından uygun bulmazken, bir sosyal gerçeklik olarak İslamiyet’in varlığını onaylamaktadırlar. O nedenle birinci planda imparatorluk güçlendirilmeli ve halkı bilgisizlik ve yoksunluğa sürükleyen baskıcı yönetim orkadan kaldırılmalıydı.<br />
Prens Sabahattin’in eleştirileri ve programı daha kuramsal ve derinlikli çözümlemelere dayanırken, ittihatçı kanadın eleştirileri tepkisel ve sistemin özünden ziyade Abdulhamit ve kadrolarını tasfiyeye yönelikti. Her iki kanatta ulusal bir burjuvazi yaratılması hususunda hemfikirdiler. İngilizler de uzun vadeli bir politika olarak bu fikri desteklemektedir. Sömürülerini ülkedeki siyasal iktidara dayandırmaya çalışan Almanlara karşı İngilizler ulusal bir burjuvaziye dayandırılacak bir sömürü yönetiminin daha akılcı ve verimli olacağı inancındaydılar.</p>
<p>İşte bu niteliklerde ortaya çıkan bu iki kanadın farklı görünümlerdeki uzantıları yeni Cumhuriyetin yapılanması ve oluşumunu da belirlemiştir. Ancak burada bir noktanın altını çizmek gerekir. Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan bu iki temel çizgi, İttihat ve Terakkinin öne çıkması ve Cumhuriyete geçişle birlikte daha belirgin hale gelecek diğer bir deyişle yakın tonlarını da içerir duruma gelecektir. Ekonomik ve siyasal yönü ağırlıklı bu belirginleşmeyi Emre Kongar, devletçi-seçkinci ve gelenekçi-liberal kavramlaştırması ile daha geniş bir bakıç açısı ile değerlendirmiştir.</p>
<p>Prens Sabahattin, Teşebbüsü Şahsi- Adem-i Merkeziyet Düşüncesi ve Liberal Gelenek: İttihat ve Terakki ile ilgili bilgiler sunulurken belirtildiği üzere, hem devletçi-seçkinci hem de gelenekçi-liberal cephe, ağırlıklı olarak Yeni Osmanlılar, Jön Türkler çizgisinde ortaya çıkan hareketler içinden gelmişlerdir. Meşrutiyetçi ve laik eğilimler açısından ortak paydayı paylaşan bu iki grubun farklı unsurları da içerir hale gelmesi asıl olarak Cumhuriyetle birlikte ağırlık kazanmıştır.</p>
<p>Bu iki gruptan liberal cephe ile adı özdeşleşen Prens Sabahattin’in Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’nin 1906 yılında yayınlanan programı özetle şöyleydi: Siyasal düzeltim yapılarak yerinden yönetim sağlanacaktır. Vilayet meclisi üyeleri halk tarafından seçilecektir. Merkezde halk tarafından seçilecek bir meclis oluşturulacaktır. Osmanlı halkının hak eşitliği sağlanacaktır. Yerel yöneticiler halkın nüfus dağılımına uygun olarak, farklı etnik ve dinî oranlara göre seçilecektir.</p>
<p>Bu bağlamda etkinliklerde bulunan Prens Sabahattin’in düşünceleri, bir özgürlük kuramı niteliğindeydi. O, devletten bağımsız olarak kişilerin kendi kişisel yeteneklerini kullanabilmeleri anlamında teşebbüs-i şahsilik düşüncesini ve devlet yönetiminde adem-i merkeziyet talep eden liberal düşünceler savunmaktaydı.</p>
<p>Ana hatlarıyla bu düşünceleri savunan Sabahattin, bu farklı nitelikleri ile Tanzimat’tan Cumhuriyete uzanan devletçi-seçkinci gruptan ayırmış ve liberal bir geleneğin başlatıcısı olarak anılmasını sağlamıştır.</p>
<p>Yönetimle ilgili bu düşüncelerinin yanında Sabahattin, ekonomik, sosyal, siyasal ve yönetsel olmak üzere her alanda bireyci kişilik özelliklerini taşıyan bireylerin yetiştirilmesini savunmaktadır. Son çözümlemede Osmanlı toplumunun kurtuluşunu da buna bağlamaktadır.</p>
<p>1908 İhtilali ile başa geçen İttihat ve Terakki ile egemen güç haline gelen devletçi-seçkinci kanat ise Batılılaşma yolundaki devrimleri gerçekleştirmek için, toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamın her düzeyinde devletin işe karışması gereğine inanıyorlardı. Bu cepheyi oluşturanların devletçiliği Osmanlı toplumunda, toplumsal-ekonomik ve siyasal değişmeye önderlik edebilecek güçlü toplumsal sınıfların yokluğuna bağlıydı.</p>
<p>Sonuç olarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan miras, ekonomiden sosyal alana ve kültürden yönetime geniş bir yelpazeyi içermektedir. Tanzimat’la birlikte bürokratlar, siyaset sahnesinde hakim bir unsur olarak ortaya çıkmıştır. Kalemiye’ye mensup, az çok Avrupa görmüş ve kısmen yabancı dil bilen bürokratlar, devlet yönetiminde ulemanın önüne geçmiştir; otorite, saraydan Bab-ı Ali’ye aktarılmıştır. I. Meşrutiyet’te II. Abdülhamit’in kişisel özellikleri sebebiyle, saray yönetsel otoriteyi tekrar ele geçirdi. İttihat ve Terakki ile birlikte ordu siyaset sahnesine etkili olarak katılmıştır. Bu üçüncü dönemde otorite ne Babıali bürokratlarının ne de hükümdarındı. Siyasal bir cemiyet olan İttihat ve Terakki, Saray ve bürokrasi üzerinde güçlü bir otorite kumuştu. Kurtuluş Savaşı’nın yönetici kadroları, büyük ölçüde İttihat ve Terakki içinde yetişmiş veya en azından o gelenekten etkilenmiş kişilerdi.</p>
<p>İttihat ve Terakki’nin lider kadrosundaki iki farklı çizgi, günümüzdeki yönetim anlayışını da etkilemeye devam etmektedir. Bu cemiyetin liderlerinden Ahmet Rıza merkeziyetçi, devletçi ve otoriter bir yönetimden yanaydı. Karşıt grubun temsilcisi olan Prens Sabahattin ise, adem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsî ilkesine dayalı bir yönetimi savunuyordu. İttihat ve Terakki içinde Ahmet Rıza’nın yönetim anlayışını benimseyen kadro egemen olduğu için, merkeziyetçi seçkinci ve otoriter eğilimler, devletin resmî politikası haline geldi ve kamu bürokrasisi bu çerçevede şekillenmiştir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde" rel="bookmark" class="crp_title">Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ittihat-terakki-yonetiminin-milli-ekonomi-politikasi" rel="bookmark" class="crp_title">İttihat Terakki Yönetiminin Milli Ekonomi Politikası</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlı Millet Sistemi ve Bozulması</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari">Osmanlıda Merkeziyetçilik Tartışmaları</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları</title>
		<link>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari">İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.</p>
<p>Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış olmalarıdır. Aynı amaç ile hareket eden bu düşünce akımları, yönetim açısından farklılaştıkça birbirlerinden uzaklaşmış ve bazen de çatışma içine girmişlerdir. Buna rağmen bu dönemdeki düşünceleri kesin çizgilerle birbirlerinden ayırmak çok zordur. Ancak düşünürlerinin etrafında toplandıkları yayın organları aracılığıyla bir ayrıma gidilebilmektedir.<br />
<span id="more-16"></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Osmanlıcılık:</span></p>
<p>Osmanlılar, “Kutsal Tarihlerini” hikâye ederken çağlarının somut kroniklerini kullanarak, şecerelerini silsilenameler şeklinde Nuh Peygamberin oğlu Yafes’e kadar götürmüşlerdi. Bu kutsallık ile birlikte Kayı (Türk) olgusu, Osmanlı hanedanının silsilenamelerdeki meşruiyet araçları olmuştu. Ancak, Osmanlı toplumu klasik çağın kurumsal istikrarına kavuşurken, Türk kelimesi yerleşik uygarlıkta göçebelik durumunu sürdürmüş unsurları anlatmış, yani Türkmenler ve Yörükler için kullanılmıştı.</p>
<p>Osmanlı adı uzun yıllar boyunca, tebaa ve Kayı’dan olmayan Türkmenler nezdinde, Kayı’nın ve dar anlamıyla yöneticinin adını temsil etmişti. Devlet, Osmanlı teriminin bir kimlik haline dönüşmesini amaçlamamış ve Osmanlı sisteminin işleyişi açısından bu gerekli olmamıştı.</p>
<p>Devlet uyruklarını tanımak için dinsel bölümlemeyi temel almış, bu durum uzun yıllar bir başka şeyi anlatmıştı; üstün olan bir tek dindi, ötekilere ise yaşama ve temsil hakkı verilerek hoşgörüyle bakılmalıydı. Devletin farklılıklara yönelik bu bakışında sadece etik değil, aynı zamanda hukuksal bir altyapı da yer almıştı. Bu altyapıda bir geleneğin (İslâm devlet ve hukuk geleneği) devamını aramak da yanlış olmamalıydı.</p>
<p>Devlet yönetimini kolaylaştırmak gibi pragmatik bir anlam taşıyan sistem yine devletin gücü ile paralel olarak yüzyıllar boyu işlemişti. Devlet gücünün azalmaya başlamasıyla hemen her konuda yaşanan sıkıntılar “milletlere” de yansımıştı. Avrupa devletleri daha kapitülasyonlardan başlamak üzere gayrimüslimlerin durumundan istifade etmeyi amaçlamışlar, bu durum 19.yüzyılla birlikte zirveye ulaşmıştı.</p>
<p>Devletin hem Avrupa karşısında antlaşmalarla vermek zorunda olduğu tavizler, hem de farklılıkları bir arada tutmak adına yaptığı ıslahatlar da sistemin çöküşünü hızlandırmıştı.</p>
<p>Modern dünya ve ayrılıkçı hareketler karşısında millet sisteminin daha uzun süre hayatta kalmasını beklemek çok doğru olmasa gerekti. Nitekim, dinsel ve kültürel özgürlüklerini sağlayan gayrimüslimler, sırası geldiğinde bu özgürlükleri Osmanlı’ya karşı kullanmışlardı.</p>
<p>Toplum bütünlüğünün sağlanması amacıyla üretilmiş ve 19. yüzyılın yurtseverlik ideolojisi olarak algılanmış olan Osmanlıcılık da bu koşullar altında işletilememişti. Uzun yıllar boyunca yapılmış dinî bir tanımlama ile yaşamış, ardından da “millî” bir arayış içine girmiş olan grupların, böyle bir ideolojiye bütünüyle sahiplenmelerini beklemek çok güçtü. Zaten Osmanlıcılığa inananlar, devletin kurucu unsuru olan Türkler’di. Türkler için asıl olan ise, “Osmanlılık” ve “Osmanlı vatanı” idi. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde Osmanlıcılık yükselen yeni düşünceler karşısında Osmanlı Devleti’nin ve dolayısıyla yönetici Türklerin resmi söylemi olarak kalmıştı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">İslâmcılık:</span></p>
<p>İslamcılık akımı; Şerif Mardin’in tanımıyla, özelliklerini daha çok 19. yy ortalarında kazanan, Osm. İmparatorluğunun uzak çevresinde ve Hindistan’da şekillenmiş olmasına rağmen 1870’lerden itibaren imparatorluğun merkezinde gittikçe güçlenen bir ideolojik davranış kümesine verilen addır.</p>
<p><em>İslamcılık cereyanı iki eksenlidir:</em></p>
<p>İslamcılığı bir dünya görüşü ve hayat rehberi olarak takdim eden aydınlardan oluşan eksen. Muhammed Abduh gibi. Geniş halk kitlelerinin o kadar net ifade edilmeyen, teorik konulardan çok “İslami Nizam” gerçekleştirmeye çalışan arayışlar. Mevdudi buna örnek verilebilir.</p>
<p>İslamcılık farklı isimler altında bölümlenebilir. Yenilikçi İslamcılık, Popülist İslam vs. Yenilikçi İslamcılıkta; “İslam’ın pozitif bilimlere karşı olmadığı ve dolayısıyla batının fen ve tekniğinin alınmasında bir sakınca olmadığı” düşüncesi egemendir.</p>
<p>Osmanlılarda İslamcılık akımı ilk olarak II. Abdülhamid tarafından desteklenmiş ama asıl hüviyetini 1908’den sonra kazanmıştır. Buna göre Osmanlı İmparatorluğunun Batı karşısında gerilemesinin nedenleri Müslümanların eylemsizliği ve İslam’dan uzaklaşmalarıdır. Osmanlı devletinin çöküşünü engellemenin yolu İslamlaşmaktır. İslamcılık akımının savunucuları Batı taklitçiliğine karşı çıkmışlar, Batıdan sadece bilimi ve teknik bilgileri almakla yetinilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Bilindiği gibi 16. yy’da klasikleşen Osmanlı devleti çeşitli dinsel cemaatlerden, etnik gruplardan ve ulaşılması güç ekolojik oyuklarda yerleşmiş alt-kültür gruplarından oluşan coğrafi bir çevrede etkili bir yönetim kurmuştur. Osmanlılar kendi yönetimleri altında bulunan bu toplumları devletlerine sadakatle bağlamayı başarmışlardır. Herkesin kendi dini inancına göre yaşayabildiği bir özgürlük ortamı vardı. Hiçbir dinin kurumlarına dokunulmamıştır. Mekke ve Medine’nin alınmasından sonra Osmanlı padişahları kendilerini hilafetin varisleri olarak görmüşlerdir. Böylece Osmanlı sultanları İslam dünyasının koruyucusu durumuna gelmişlerdir.</p>
<p>Doğuda Şiiliğin ortaya çıkmasından sonra Osmanlı devlet memurları bazı görevler üstlendiler. İlk olarak Sünni İslam’ı anlattılar. İkinci olarak bazı etkili isimleri uzak yerlere sürdüler. Üçüncüsü ve en önemlisi dinsel bir elit ve bu elit tabakanın denetiminde bir eğitim sistemi kurmaya çalıştılar. Yüksek dinsel görevliler, maaşlarını devletten alan devlet memuru halini aldılar.</p>
<p>Osmanlı yönetimi hem bürokratik hem de İslami’ydi. Çünkü sultan İslam dünyasının lideriydi. Fakat bunun yanında memurlar devleti koruma konusunda kendilerini sorumlu hissediyorlardı. Ulema ve memurların farklı eğitim almaları sonucu Osmanlı toplumunda yeni bir sınıfın doğmasına sebep olmuştur. Bürokrasi adını verdiğimiz bu sınıf özellikle 19. yy’da etkisini artırmıştır.</p>
<p>Zamanla bürokrasi ile ulema arasında düşünce ayrılıkları oluşmaya başlamıştır. Ulema sınıfı dini önde tutarken bürokrasi sınıfı ise laik bir tutum takınmıştır. Bu laik bürokrasi sınıfı 19. yy’ın başlarında değişimi başlatacak güce ulaşmıştır. Bürokrasi sınıfının yaptığı değişiklikler ulemanın hem gücünü hem de saygınlığını azaltmıştır. Bu bürokratik sınıfın tanzimatı gerçekleştirmesiyle batılılaşma hareketleri hız kazanmıştır. Müsadere kanununun kaldırılmasıyla ekonomik sıkıntılardan da kurtulan bu sınıf 19. yy’da ve 20. yy’ın başlarında tüm gelişmelerde başrol oynamıştır.<br />
İslamiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan başlamak üzere belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. Fakat İslamcılık adıyla ortaya çıkan düşünce akımının amacı ve işlevi çok farklıdır.</p>
<p>XIX. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan dinsel ve siyasal düşünce akımı olarak İslamcılık Bir tecdîd (yenileme), ıslah (düzeltme), ihya (canlandırma) hareketi olarak nitelenebilir. Siyasal hedefi açısından İslâm birliği (İttihad-ı İslam, Panislâmizm) hareketi; İslâm’ı anlayış ve yorumlayışları açısından modern İslâm ve İslâm’da reformist düşünce akımı olarak değerlendirilebilir. Mısır’da Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh; Hindistan’da Seyyid Ahmet Han, Seyyid Emir Ali; Türkiye’de Said Halim Paşa, Mehmet Akif, Filibeli Ahmet Hilmi, İsmail Fenni Ertuğrul, Ferid Kam, Mehmet Ali Ayni, Şemseddin Günaltay, Muhammed Hamdi Yazır, Ahmet Naim, Said Nursî vb. aydın ve düşünürlerce savunuldu. Akımın belli başlı amaçları, İslâm’ı bütün boyutlarıyla topluma yeniden egemen kılmak, İslâm dünyasını Batı sömürüsünden kurtarmak, kalkındırmak ve birliğini sağlamak biçiminde anlatılabilir.</p>
<p>İslamcılık, gerçekte İttihad-ı İslâm (İslâm Birliği) adı altında 1870’ten beri Osmanlı yönetiminin temel politikasını oluşturuyordu. Bununla birlikte İslâmcı aydın ve düşünürler bu politikayı izleyen II. Abdülhamid’e muhalif cephede yeralıyor ve düşüncelerini açıklama imkanından da yoksun bulunuyorlardı. Bu nedenle bir akım olarak İslâmcılık, ancak II. Meşrutiyet’ten sonra Sırat-ı Müstakim (sonradan Sebilü’r-Reşad) dergisinin yayınlanmaya başlamasından sonra ortaya çıkabilmiştir. Daha sonra Beyan-ı Hak ve Volkan gibi dergiler de İslâmcılık düşüncesinin savunulduğu yayın organları oldu.</p>
<p>İslâmcıların siyâsî düşüncelerinin odak noktasını İslâm birliği tezi oluşturur. Onlara göre Müslümanlar hem düşünce, hem de siyaset ve devlet bağlamında bir birlik oluşturmalı; bu birliği bozucu, engelleyici bütün etkenleri ortadan kaldırmaya çalışmalıdırlar.</p>
<p>İslâmcıların üzerinde önemle durdukları konulardan birisi de ulusçuluk sorunu olmuştur. İslâmcılar başlangıçta pek üzerinde durulmayan bu konuya giderek ağırlıklı bir yer verdiler. İslâm birliği düşüncesine ters düşen ulusçuluk anlayışını şiddetle eleştirerek çürütmeye çalıştılar. Devlet, hilafet kurumu, anayasa, milli hâkimiyet gibi meseleler de İslâmcıların tartıştıkları baslıca konular arasındadır. İslâmcı aydınların genel kanısına göre Kur’an ve Sünnet, belli bir devlet, hükümet ve yönetim biçimi öngörmemiş; ancak belli ilkeler koymakla yetinmiştir. Bu ilkelere uygun biçimde örgütlenen her yönetim biçimi İslimidir. Bu alanda üzerinde en çok duruları ilke ise şûrâdır. Buna göre İslâm devleti yöneticileri yönetim işinde doğrudan ya da dolaylı biçimde halka danışmak, meşveret etmek zorundadırlar. Bu yaklaşımları İslâmcıları Kanun-ı Esasi’yi (Anayasa), kanunlaştırma hareketlerini ve Meclis-i Mebusan’ı içtenlikle desteklemeye götürdü.</p>
<p>İslâmcı akım içinde yer alan Müslüman aydın ve düşünürler, eğilim ve yaklaşımları bakımından oldukça farklı çizgileri sürdürürler. İslâmcılar; gelenekçi muhafazakârlar (Ahmet Naim gibi); Modernistler, medrese ile mektebi, Doğu ile Batıyı birleştirmek isteyenler (İzmirli İsmail Hakkı ve Şemseddin Günaltay gibi), bu ikisi arasında bir yol tutanlar (Şeyhülislâm Musa Kazım gibi); modernist İslâmcılara karşı olanlar (Mustafa Sabri gibi) olmak üzere başlıca dört gruba ayrılırlar. Ne var ki, İslamcıları bu tür bölümlemelerle tam olarak tanımlamak olanaklı değildir. Çünkü birçok konuda birleşmiş görünseler bile aynı gruptaki aydınları birbirinden çok farklı görüşler savunduğuna tanık olunmaktadır.<br />
Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı Devletinin parçalanması nedeniyle İslâm birliği düşüncesi bütün maddî dayanaklarını yitirmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Türkçülük</span></p>
<p>Türkçülük diğer akımlara oranla daha geç ortaya çıkmasına karşılık Milli Mücadele’nin başarıya ulaştırılması ve Cumhuriyetin örgütlenmesinde rol oynayan en önemli akımdır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’in İlber Ortaylı’nın deyimiyle İmparatorluğun En uzun Yüzyılı olan XIX. Yüzyılda, Fransız Devrimi’nin etkisiyle Balkanlara kadar yayılan ulusçuluk akımı, millet olma, bağımsızlık ve özgürlük gibi evrensel hakları taşıyordu. Osmanlı’nın geniş topraklarında yaşayan topluluklar da bu ayaklanmalara katılıyordu. Kısaca, Osmanlı’nın Ümmet politikası tersine dönmüştü. Artık, hâkimiyeti altında bulunan İslâm ülkelerinin Batıda yetişmiş, Fransa Devrimiyle tanışan genç aydınları, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşlarını başlatmak amacıyla ayaklanıyorlardı.</p>
<p>1865’te Yeni Osmanlılar ve 1875’ten sonra da Jön Türklerin öncelikle önlemeye çalıştıkları ulusçuluk akımları durdurulamaz bir noktaya gelmişti. Jön Türkler ki milliyet akımı etrafında toplanıyorlardı .600 yıl süren Hanedan-ı Osmanî yerine millî devlet kurmak, özgür ve insanca haklara sahip olmak için örgütlü bir çalışma oluşturuyorlardı. Kısa zamanda Jön Türk hareketi İttihat ve Terakki adlı bir siyasal kuruluşa dönüşüyordu. Şimdi yönetim, Türkçülük akımını ön plâna alan ve Hanedan-ı Osmanî’ye eleştiride bulunan genç kadroların eline geçmiş bulunuyordu.</p>
<p>Bu oluşum, monarşiye karşı meşrutiyet hareketinin sesini duyuruyor, Fransa Devriminden kaynaklanan ulusçuluk duygu ve düşüncesini de bir sembol olarak taşıyordu.</p>
<p>İttihat ve Terakki Cemiyeti bir siyasal teşkilât olarak Türkçülük akımını temel felsefe kabul ediyordu. Başlarında Ziya Gökalp olmak üzere önemli bir çekirdek aydın kadro, bu akımın düşünce sistemini yaymaya çalışıyorlardı. Özellikle Kırım’ın Gaspıra köyünde doğan İsmail Gaspıralı’nın başlattığı ve Azerbaycan’dan kaynaklanan bu akım yandaşları İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde yer alıyorlardı. Özellikle Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura ve Mehmet Emin bunlardan ilk akla gelenleridir. Bir de yine Azerbaycan’da Hüseyinzâde Ali Bey vardır ki, Gökalp’e Türkçülük akımının aşılanması yönünden büyük etkide bulunmuştur.</p>
<p>Türkçülük akımının İttihat ve Terakki yönetiminde filizlenmesi, 1911 yılında Türk Ocağı’nın kuruluşunu hazırlamıştır. Türk Ocağı, günümüze kadar gelen Türk Yurdu dergisiyle birlikte Türkçülük akımının odak noktasını oluşturuyordu.<br />
Osmanlı-sonrası (Post-Osmanlı) genç kadrolar niçin bu tür bir örgütlenmeye gidiyorlardı? Niçin Türkçülük akımını ön plâna alıyorlardı? Bu konu, İttiihat ve Terakki kuruluşunun çözümlemesi gereken en önemli sorunuydu..19. yüzyıldaki ilk Türkçü aydınların Türkçülük düşüncesi; günümüzdekilerin tersine devrimci, ilerici, halkçı, laik, özgürlükçü ve bağımsızlıkçı çizgidedir. Bu dönemdeki Türkçüleri etkileyen modern Azerbaycan edebiyatının kurucusu, Türk dünyasının ilk dram yazarı, abece ıslahatçısı, şair, eleştirmen ve filozof Mirza Fethali Ahundzade (1812-1878) gerilikten kurtulmak için kökten çözümler üreten bir milliyetçidir. Türkçüler arasında baslangıçta Almanya’dan destek arayan ve Rusya Türkleri için bağımsızlık öngören Anti-Rus strateji söz konusuydu. Savaş bittiğinde ise, Bolşeviklerden destek arayan, Rusya Türkleri için ‘kültürel özerklik öneren, anti-emperyalist bir stratejiye yönelmişlerdi.</p>
<p>Siyasal bir tez olarak Türkçülügün tarihi, önce Ahundzade ve sonra Yusuf Akçura’nın 1904 yılında yayımlanan Üç Tarz-ı Siyaset eseriyle başlatılabilir. Fakat, ilk defa toplumbilimsel bir yöntemle, eksik, çekingen ve dağınık düşüncelerin toplanması ve bir sistem haline getirilmesi II. Meşrutiyet döneminde sağlanmıştır Aslında Jön Türkler Batı ile temas kuran, bir kısmı Batıda eğitim görmüş bir kadro olarak karşımıza çıkıyordu. Dönemin ulusçuluk çağı olduğunun bilincindeydiler.</p>
<p>Özellikle, Kasım 1908’de Rusya’dan kaçarak İstanbul’a gelen bazı Türk milliyetçilerinin kurdukları Türk Derneği bu akımın beşiği olmuştur. Türk Derneği’nin kendi kendisini kapatmasından sonra Türk milliyetçileri bu kez Ağustos 1911’de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’inde toplanmaya başladılar. Fakat Türkçülüğün asıl örgütlenmesi bu derneğin de kendisini feshederek Asker Tıbbiyelerin öncülüğünde 3 Temmuz 1911’de kurulan Türk Ocağı derneğinde gerçekleşti. Derneğin resmi kurucuları şair Mehmet Emin (Yurdakul), Ağaoğlu Ahmet ve Dr. Fuat Sabit (veznedar) Beylerdir. Balkan Harbi’nden sonra seçilen yönetim kurulunda Hamdullah Suphi Tanrıöver (Reis), Akçuraoğlu Yusuf (İkinci Reis), Halis Turgut, Hüseyin Ragıp, Dr. Akil Muhtar (Özden) ve Dr. Hüseyin Ertuğrul Beylerden oluşmaktadır.</p>
<p>Özellikle Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlıcılık akımının başarısız olmasıyla ortaya çıkan ülkü boşluğunu dolduran Türkçülük akımının amacını genel hatları ile şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>Osmanlı bayrağı altında bilinçsiz bir şekilde yaşayan Türkleri ulusal bir duygu ile bilinçlendirmek, ulusal benliğini kazandırmak, Türk milletini İslam uluslararasıcılığına  güçlü bir unsur olarak yeniden sokmak. Aynı zamanda sarsılmış olan Osmanlı Saltanatı’nın dayanaklarını yeniden kuvvetlendirmek. Modernleşmek.</p>
<p>Türk milliyetçilerinin bir kısmına göre, körü körüne bir Batı taklitçiliği içine girmemek, özellikle Tanzimat kafasının Türk toplumunu özünden uzaklaştırma hususunda büyük zararları olmuştur. Bu yüzden, Batılılaşmanın ilk koşulu olarak ulus haline gelmek ilkesi görülmüştür. Bu aşamadan sonra, Türk milletini Batı uygarlığı içinde durmadan ilerleyen, hiçbir milletten geri kalmayan bir seviyeye yükseltmektir. Siyasal amaçlara ulaşabilmek için, ulusal bir ekonomi politikanın izlenmesi ve özellikle kapitülasyonlardan kurtulmak gerekmektedir. Bu yüzden Ziya Gökalp, Tekin Alp gibi yazarlar Türk Yurdu, İktisadiyat Mecmuası gibi dergilerde “Millet Nedir? Millî İktisat Neden İbarettir”; “İktisad-ı Millî; “Milli İktisada Doğru” vb. yazılar yazarak kamuoyunu aydınlatmaya çalıştılar.</p>
<p>Siyasal bağımsızlığın sağlanması için, önce kültürel bağımsızlığın sağlanması gerektiğini vurguladılar. Dilde özleştirmeye, tarih bilincini aşılamaya çalıştılar. Bütün bunların gerçekleştirilmesinden sonra bu dönemdeki Türkçülük akımının son amacı; “Asya’da birbirine bitişik olarak yayılmış olan Türk illerini Osmanlı bayrağının gölgesinde toplayarak büyük ve kuvvetli bir ‘İlhanlık’oluşturmaktır.. Ziya Gökalp Turan adındaki şiirinde Türkçülük akımının bu amacını şöyle açıklar:</p>
<p>Vatan ne Türkiye’dir. Türklere, ne Türkistan<br />
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir; Turan.</p>
<p>Görüldüğü gibi Türkçüler için Osmanlı ancak siyasal bir örgütlenmedir. Sosyal bir gerçeğin adı değildir. Öyleyse bu örgütlenmeyi sağlam bir sisteme oturtmak gerekmektedir. Balkan Savaşları, gayrimüslimlerin ayrılmasını sağlamıştır. Ortadoğu’da Araplar kendi örgütlenmelerini yapmakla uğraşmaktadırlar. O halde devlet ancak Türk milletini bilinçlendirip güçlendirmekle kurtarılabilir. Bu ideal Millî Mücadele ile gerçekleşecektir.</p>
<p>Sonuç olarak Türk milliyetçiliği Batıdaki ulusçuluklar gibi tamamen toplumsal dinamiklerle ortaya çıkmış değildir. Bu dönemdeki Türk milliyetçiliğini iç dinamiklerden çok dış dinamikler belirlemiştir. Ama şurası Türk modernleşme tarihi açısından çok önemlidir; “Türk milliyetçiliği medreseden değil mektepten çıkmıştır” . Osmanlı’daki bu mektepli aydınlara Türkistan göçmeni yine mektepli aydınlarda eklenince Türk modernleşme süreci ve Türk milliyetçiliği düşüncesi ülkemizin en köklü felsefi temelleri olan düşünce geleneği haline gelmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Batıcılık</span></p>
<p>Türk düşünce tarihinin en temel kavramlarından ve özlemlerinden biri olarak karşımıza çıkan ‘batılılaşmak / modernleşmek / çağdaşlaşmak terimlerini günlük dile çevirmek gerekirse, en yalın ve en doğru ifadeyle bunun ‘daha iyi ve mutlu yaşamak’ özlemi olduğunu söyleyebiliriz. Oysa sürecin kendisine, yani Batılılaşma ya da modernleşme olgusunun evrimine baktığımızda, hele bunu dünya bağlamında ele aldığımızda meselenin bir hayli karmaşık olduğunu görürüz.</p>
<p>Çünkü tarihsel verilere göre, Osmanlı Devleti`nin Batı`ya yönelişindeki en önemli etken, devletin hükmetme yollarının uğradığı bozgun ve yıkımdır. 18. yy. boyunca yoğunlaşan ve üst-üste gelen askeri başarısızlıklarda somutlaşan 19. yüzyıl boyunca tartışılan konu bir ölçüde Osmanlı dünya görüşünün kendisini üreterek dönüştüremediği için bozgunudur. Batı`nın siyasal ve sosyal baskısıyla egemenliğini yitirmek, dolayısıyla yok olmak tehlikesi karşısında, devlet, bazı kurumları Avrupa`daki örneklerine uygun olarak batılılaştırma yolunu seçer. Arzulanan şey ise, kaybetmek üzere olduğu egemenliğini korumak için merkezi idareyi güçlü kılmaktır. Dünya görüşü tartışmaları, pratik endişeler sebebiyle henüz yapılmamaktadır. Ama uygarlık objesi: Batı`dır.. Bu nedenle Tanzimat’tan sonra devleti kurtarmak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de  o dönemdeki deyimiyle Garpçılıktır. Batılılaşma, genç Cumhuriyet’in altı ilkesinden önem sırasıyla ulusçuluk, laiklik, inkılapçılık ve cumhuriyetçilik ilkeleriyle yakından bağlantılıdır. Batılılaşma çoğu zaman modernleşme/çağdaşlaşma ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Bir mecaz denemesiyle, Altı Ok’tan dördünü atan yay, Batılılaşmadır. Yukarıda anılan dört ilkenin de başarı ölçütü Batılılaşma olarak görülmüştür.</p>
<p>Tanzimat’tan beri Batıcı Türk aydınlarının büyük bir bölümü İslâm’ı Doğululuğun esası olarak görmüş, yenileşmenin ve ilerlemenin önündeki engel olarak hedef göstermiştir.</p>
<p>İkinci Meşrutiyet’te Batıcılık akımının başlıca savunucuları;, Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza, Celal Nuri, Kılıçzade Hakkı, Tevfik Fikret, Mustafa Asım, Mahmut Sadık olarak sayılabilir. Genel olarak bu yazarlara göre gerileme Batı uygarlığından kopuk kalmaktan kaynaklanmaktadır. Bu kopukluğun başlıca nedeni İslam dinidir. Hayatın her alanında şeriatın hükmü, tutucu bir güç olarak, her değişmeye karşı önleyici bir etken olmuştur; Hayat fosilleşmiştir.”Bunun için kökten Batıcı Ahmet Muhtar`a göre Ya Garplılaşırız, ya mahvoluruz.”Dr. Abdullah Cevdet`e göre Batı uygarlığı gülü ve dikeniyle alınması gereken bir bütündür. Tek hedef “Avrupa uygarlığını benimseyerek Avrupa`nın bir parçası haline gelmek olmalıdır. Osmanlı Devleti`nin bu geriliğinin nedeni dünya işlerini hükmü altına alan bir din-devlet bileşimi sistemidir.</p>
<p>Batıcılara göre Osmanlı Devleti’nin en büyük sorunu Batılı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısı ile tek kuruluş yolu vardır; o da bu yüzyılın düşünce ve gereksinimlerine uygun uygar bir devlet ve toplum halini almaktır. Yani bilimsel anlamıyla batılılaşmaktır. Ona gitmek zorunludur.</p>
<p>Batıcılar bu işin nasıl olacağı konusunda ise hemfikir değildirler. Batı’nın bir bütün olduğunu gülü ve dikeni ile benimsenmesini savunan Abdullah Cevdet ve arkadaşları birinci grubu oluşturur. Bu noktada Abdullah Cevdet Batı’yla çatışmayı “Bal kabağının Krupp güllesiyle çarpışması” olarak değerlendirir ve tatlı fakat boş bir hayal olduğunu ifade eder.</p>
<p>İkinci grubu oluşturan Celal Nuri ve arkadaşları ise Batının yalnız teknolojisinin alınması gerektiğini, Osmanlı Devleti hakkında düşmanca duygular besleyen Batıya kültürel açıdan karşı çıkılmasının kaçınılmaz olduğunu savunur.<br />
Batıcılar İttihad-ı Anasır yani Osmanlı birliğine taraftardırlar. Bu anlamda Tanzimat ve Tanzimatçılığı savunmaktadırlar. Bu görüşlerin yanı sıra Batıcılar o dönem için köktenci diyebileceğimiz düşünceleri de savunmaktadırlar. Bunların arasında padişahın tek eşli olması, fes’in atılarak şapkanın benimsenmesi, kadınların diledikleri tarzda giyinmelerine ve dolaşmalarına izin verilmesi, mevcut abecenin atılarak Latin abecesinin benimsenmesi, okuyuculuk, üfürücülük, falcılık vb. davranışların yasaklanması, medreselerin kapatılarak batı kolejleri tipinde okulların açılması, birer tembellik yuvası olan tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi yürekli isteklerde bulunabilmişlerdir.</p>
<p>Fakat Batıcılık düşüncesini savunanlar bu dönemde bir siyasal oluşum içinde toplanmadılar. Genellikle dağınık kaldılar. Ancak, düşüncelerinin önemli bir kısmı Cumhuriyet’in ilanından sonra uygulama alanı buldu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanlida-merkeziyetcilik-tartismalari" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlıda Merkeziyetçilik Tartışmaları</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/jon-turkler-tarih-sahnesinde" rel="bookmark" class="crp_title">Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Vatan ve Millet</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/milliyetcilik-ilkesi" rel="bookmark" class="crp_title">Milliyetçilik İlkesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi" rel="bookmark" class="crp_title">Osmanlı Millet Sistemi ve Bozulması</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari">İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi-dusunce-akimlari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balkan Savaşları (1912-1913)</title>
		<link>http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:45:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Bu iç çekişmeler İmparatorluğun dış siyasetini de etkilemişti. Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğü ve dağılma olasılığı Balkanlı Devletlerini harekete geçirmişti. Balkan Yarımadasında sadece Arnavutluk ve Makedonya Osmanlı Devletinin egemenliğinde idi. Ama Balkan Devletlerinin hepsi gözünü bu güzel toprak parçasına dikmişti. 8 Ekim 1912’de Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek, Trablusgarp Savaşı’yla meşgul Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açtılar. [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913">Balkan Savaşları (1912-1913)</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Bu iç çekişmeler İmparatorluğun dış siyasetini de etkilemişti. Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğü ve dağılma olasılığı Balkanlı Devletlerini harekete geçirmişti. Balkan Yarımadasında sadece Arnavutluk ve Makedonya Osmanlı Devletinin egemenliğinde idi. Ama Balkan Devletlerinin hepsi gözünü bu güzel toprak parçasına dikmişti. 8 Ekim 1912’de Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek, Trablusgarp Savaşı’yla meşgul Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açtılar. Osmanlı Devleti, Rumeli’de bir tehlike görmediğinden buradaki askerlerin bir bölümünü terhis etmiş, güçlerini Doğu ve Batı Ordusu diye iki gruba ayırmıştı. Osmanlı birlikleri Bulgar, Yunan ve Sırp taarruzları karşısında ağır kayıplar verdi. Yanya, İşkodra dışında Batı Trakya boşaltıldı. 29 Ekim 1912’de Osmanlı Kuvvetleri bazı bölgelerde başarılı oldularsa da, Çatalca önlerine kadar çekildiler. 8 Kasım 1912’de Yunanlılar Selanik’i işgal etti. 17 Kasım 1912’de Bulgarların İstanbul’u almak için taarruzları geri püskürtüldü. 28 Kasım 1912’de savaşı fırsat bilen Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Balkan devletleri elde ettikleri başarılardan sonra birbirlerine düşmekteyken, büyük devletlerin araya girmesiyle 17 Aralık 1912’de Londra Barış Konferansı toplandı. Çıkar çatışmaları konferansın uzamasına sebep oldu. 26 Mart 1912’de Edirne, Bulgarların eline geçti. 6 Martta Yanya, 23 Nisan’da İşkodra düştü. 1.Balkan Savaşı, 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması&#8217;yla sona erdi.</p>
<p><span id="more-15"></span>Antlaşmaya göre; Trakya’da Osmanlı-Bulgar sınırı Midye-Enez hattı oldu. Trakya, Edirne Bulgaristan’a, Güney Makedonya, Selanik ve Girit Yunanistan’a, Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan’a, Silistre Romanya’ya verildi. Arnavutluk’un bağımsızlığı kabul edildi.</p>
<p>1. Balkan Savaşı’nda istediği toprakları alamadığına inanan Bulgaristan, 29 Haziran 1913’te Yunanistan ve Sırbistan’a saldırdı. Böylece II. Balkan Savaşı başladı. Bulgar güçleri Yunanistan, Romanya ve Sırbistan askerleri karşısında yenildi. Osmanlı Devleti de bu fırsatı değerlendirdi. Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan’a taarruz ederek 15 Temmuz 1913’te Keşan’ı, 17 Temmuz’da Enez ve İpsala’yı, 18 Temmuz’da Uzunköprü’yü, 21 Temmuz günü de, Karaağaç ve Dimetoka’yı alarak Edirne’ye girdi. Bulgaristan barış istedi. 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması imzalandı. Edirne Osmanlı Devleti’ne geri verildi. Dimetoka Osmanlılarda kalmak üzere Meriç nehri Türk-Bulgar sınırı oldu.</p>
<p>Balkan Savaşları imparatorluğun dağılmasını daha da hızlandırmıştır. 1914’e gelindiğinde İmparatorluk bir hayli küçülmüştü. Ülkenin 3 Milyon kilometrekarelik bir alanın 1.100.000 kilometrekaresi ve 24 milyonluk nüfusun 5 milyonu artık yoktu. Kendi başlarına yeterince büyük olan bu kayıplar Rumeli’yi de içine aldığında daha da önemliydi. 1906/7 sayımında Osmanlı nüfusu 20.884.630 kişi iken 1914 sayımında bu nüfus 18.52.016’ya düşmüştü.</p>
<p>Balkan Savaşları’nın İttihat ve Terakki’nin politikaları üzerinde de etkisi büyük olmuştur. Çünkü 1914’te başlayan dünyanın ilk büyük savaşına Osmanlı Devleti İttihat ve Terakki’nin iktidarı kesin olarak elinde tuttuğu ve tek partili bir yönetim kurduğu bir dönemde katılmıştır. Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan dönem içinde İmparatorluğa çok uluslu niteliğini kazandıran Rumeli topraklarının yitirilmesinin Jön Türklerin ideolojisi üzerindeki etkisi ağırlık merkezinin Anadolu’ya ve Orta Doğu’daki Osmanlı topraklarına kayması olmuştur. Bu ise Türkçülük ve İslamcılık düşüncelerinin daha çok ön plana çıkarılması anlamına geliyordu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/makedonya-cephesi" rel="bookmark" class="crp_title">Makedonya Cephesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi" rel="bookmark" class="crp_title">TRABLUSGARP SAVAŞI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/neuilly-baris-antlasmasi" rel="bookmark" class="crp_title">Neuilly Barış Aantlaşması</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi" rel="bookmark" class="crp_title">HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-imparatorlugu%e2%80%99nun-savasa-girisi" rel="bookmark" class="crp_title">OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SAVAŞA GİRİŞİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913">Balkan Savaşları (1912-1913)</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</title>
		<link>http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[Darbenin ilk evresi Arnavutluk’ta 6 Mayıs 1912’de başlayan ayaklanmaydı. Mart 1911’de Katolik Malisörlerin, yani Hıristiyan Arnavutların isyanı özerklik sayılabilecek ödünlerle yatıştırılmıştı. Bu kez Müslüman Arnavutlar da Hıristiyanlarla aynı haklara sahip olmak istiyorlardı. Muhalefette oldukları için tekrar seçilemeyen eski Arnavut mebuslarının da isyanı destekledikleri anlaşılıyordu. Ayaklanmaya bölgede bulunan Arnavut asıllı subaylar da katılmıştı. Böylece isyan orduya [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi">HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Darbenin ilk evresi Arnavutluk’ta 6 Mayıs 1912’de başlayan ayaklanmaydı. Mart 1911’de Katolik Malisörlerin, yani Hıristiyan Arnavutların isyanı özerklik sayılabilecek ödünlerle yatıştırılmıştı. Bu kez Müslüman Arnavutlar da Hıristiyanlarla aynı haklara sahip olmak istiyorlardı. Muhalefette oldukları için tekrar seçilemeyen eski Arnavut mebuslarının da isyanı destekledikleri anlaşılıyordu. Ayaklanmaya bölgede bulunan Arnavut asıllı subaylar da katılmıştı. Böylece isyan orduya da bulaşmış oluyordu.</p>
<p>Meşrutiyetle birlikte adı Cemiyet ile yanyana anılan ordunun siyasal gelişmelerde çoğunlukla İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden yana ağırlığını koyması muhalifleri zaten hep rahatsız etmişti. Artık şimdi ordu içinde de, İttihatçı subayların ayrıcalıklı konumlarına karşı olan ve ordunun siyasetten ayrılmasını isteyen subaylar bulunuyordu. Başkentte bazı subayların kurdukları gizli bir örgüt olan “Halâskâr Zabitân” grubu İttihatçı hükümete ve Meclis’e karşı harekete geçmişti. Hareketi doğal olarak İtilâfçılar da destekliyordu. Grubun amacı İttihat ve Terakki’yi iktidardan uzaklaştırmaktı. Ayrıca seçim yolsuzluklarının araştırılmasını ve kanıtlanırsa Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasını istiyorlardı. Hükümet ise Arnavutluk isyanı ve darbecilerin eylemleri karşısında çözülmeye başlamıştı. 9 Temmuz 1912’de İttihatçıların uzun süredir anlaşamadıkları ve muhalefetin de çok yakındığı Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa istifa etmiş, bunu Maliye Nâzırı Nail Bey’in görevinden ayrılması   izlemişti. Hükümet ve Meclis isyancı Arnavutların ve subayların tehdit yazıları karşısında bocalamaktaydı. Gelişmelerin sorumluluğunu almak istemeyen Sadrazam Sait Paşa da Meclis’den güvenoyu almasına karşın 16 Temmuz 1912’de istifa etmişti.</p>
<p>Sait Paşa’nın ayrılması üzerine hükümeti kurma görevi 21 Temmuz 1912’de 73 yaşındaki Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ya verilmiştir. Bütün muhaliflerce sevinçle karşılanan bu atama ile İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908’den beri sürdürdüğü denetleme iktidarından da uzaklaştırılmış oluyordu. şimdi iktidar “Büyük Kabine” ile İtilafçıların eline geçmiş gibi görünüyordu. Yeni hükümetin ilk işlerinden biri İttihatçılarla dolu olan Meclisi 4 Ağustos 1912’de dağıtmak olmuştur. Gerçekten de seçimlere başlandı. Fakat bu seçimler Balkan Savaşı’nın patlak vermesiyle tamamlanamayacaktı.</p>
<p>Bu sırada İttihatçıların iktidarda iken yaptığını İtilafçılar yapıyor İttihatçıları susturmaya ve yok etmeye çalışıyordu. Bu baskıcı uygulamalar ise Cemiyet’i tekrar gizli ve ihtilalci kimliğine bürünmeye zorlayacaktı. Bu uygulamalar aynı zamanda, İtilâfçıların İttihatçıların konumuna yükseldikleri takdirde onlar gibi davranacaklarını göstermesi bakımından ilginçtir.</p>
<p>Balkan savaşında Osmanlı ordularının bozgunu ve düşman ordularının bozgunu ve düşman ordularının İstanbul önlerine kadar yaklaşması İttihatçı karşıtı Ahmet Muhtar ve Kamil Paşa hükümetlerinin de saygınlıklarını yitirmesine yol açmıştır. Ağır yenilginin sorumluluğunu Kamil Paşa hükümetine yükleyen İttihatçılar 23 Ocak 1913’de “Babıali Baskını” olarak adlandırılan bir darbeyle iktidarı yeniden ele geçirmişlerdir. İttihatçıların tekrar barıştıkları eski Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa hükümetin başına getirilmiştir. İttihatçıların kesin olarak iktidara el koyması ise 11 Haziran 1913’te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın muhaliflerce düzenlenen bir suikastle öldürülmesinden sonra gerçekleşecekti Aynı gün kurulan Sait Halim Paşa hükümeti artık tam anlamıyla İttihatçı bir kabineydi.</p>
<p>Babıali Baskını ve Mahmut Şevket Paşa suikastı sonrasında muhaliflere karşı yürütülen baskı ve soruşturmalar ise Hürriyet ve İtilaf Fırkası’in dağılmasına yol açmıştı Artık bu yeni dönemde İttihatçıları uğraştıracak yasal bir muhalefet örgütü kalmamıştı.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu" rel="bookmark" class="crp_title">HÜRRİYET VE İTİLÂF FIRKASI’NIN KURULUŞU</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/balkan-savaslari-1912-1913" rel="bookmark" class="crp_title">Balkan Savaşları (1912-1913)</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi" rel="bookmark" class="crp_title">TRABLUSGARP SAVAŞI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/fethi-okyar-1880-1943" rel="bookmark" class="crp_title">FETHİ OKYAR ( 1880 &#8211; 1943)</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi">HALÂSKÂR ZABİTÂN OLAYI VE İTTİHATÇILARIN İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMASI</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/halaskar-zabitan-olayi-ve-ittihatcilarin-iktidardan-uzaklastirilmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HÜRRİYET VE İTİLÂF FIRKASI’NIN KURULUŞU</title>
		<link>http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:39:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[&#160;17 Aralık 1908&#8217;de a&#231;ılan Meclis-i Mebusan&#8217;da ya doğrudan doğruya İttihat ve Terakki&#8217;nin adayı olarak se&#231;imi kazananlar veya Cemiyet&#8217;e girmek gerektiği inancı ve isteği i&#231;inde olanlar toplanmıştı. Ancak bu &#252;yeler arasında bir birlik duygusu yoktu. B&#246;yle bir tablo i&#231;inde ayrı ayrı siyasal grupların oluşması ka&#231;ınılmazdı. Ancak. H&#252;rriyet ve İtilaf Fırkası kuruluncaya kadar, İttihat ve Terakki&#8217;ye muhalif [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu">HÜRRİYET VE İTİLÂF FIRKASI’NIN KURULUŞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>&nbsp;17 Aralık 1908&rsquo;de a&ccedil;ılan Meclis-i Mebusan&rsquo;da ya doğrudan doğruya İttihat ve Terakki&rsquo;nin adayı olarak se&ccedil;imi kazananlar veya Cemiyet&rsquo;e girmek gerektiği inancı ve isteği i&ccedil;inde olanlar toplanmıştı. Ancak bu &uuml;yeler arasında bir birlik duygusu yoktu. B&ouml;yle bir tablo i&ccedil;inde ayrı ayrı siyasal grupların oluşması ka&ccedil;ınılmazdı. Ancak. H&uuml;rriyet ve İtilaf Fırkası kuruluncaya kadar, İttihat ve Terakki&rsquo;ye muhalif olarak kurulan siyasal partilerin hi&ccedil; biri Cemiyet&rsquo;in &uuml;rkeceği bir g&uuml;ce sahip olamamışlardır. Bunların siyasal hayatımızda farklı siyasal d&uuml;ş&uuml;nceleri sergilemekten &ouml;teye bir işlevlinden s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p><span id="more-13"></span><br />
Bu kuruluşlar; merkezi Paris&rsquo;te bulunan ve Şerif Paşa&rsquo;nın ismiyle anılan &ldquo;Islahat-ı Es&acirc;s&icirc;ye-i Osmaniye Fırkası&rdquo; (1909 Sonu), yurt i&ccedil;inde ise &ldquo;Osmanlı Demokrat Fırkası -Fırka-yı İbad-&rdquo; (16 Şubat 1909), &ldquo;İttihad-ı Muhammedi Fırkası&rdquo; (5 Nisan 1909), Arnavut ve Arap mebuslarının kurucu ve egemen olduğu &ldquo;Mutedil H&uuml;rriyet perveran Fırkası&rdquo; (Kasım 1909), b&uuml;nyesinde daha &ccedil;ok ulemanın toplanmış bulunduğu &ldquo;Ahali Fırkası&rdquo; (21 Şubat 1910) ve romantik bir sosyalizm &ouml;zlemcisi İştirak&ccedil;i Hilmi&rsquo;nin kurduğu &ldquo;Osmanlı Sosyalist Fırkası&rdquo; (1910) olarak sıralanabilir. Bu partiler aynı zamanda bir muhalefet birikimini de simgelemektedir. Meclis i&ccedil;inde ve dışında bulunan İttihat ve Terakki karşıtlarının bir &ccedil;atı altında toplanması ise 21 Kasım 1911&rsquo;de H&uuml;rriyet ve İtilaf Fırkası&rsquo;nın kurulmasıyla sağlanmıştır<br />
&nbsp; Fırkanın kuruluş tarihinin son derece karışık bir bunalım d&ouml;nemine rastlaması ilgin&ccedil;tir. Fırkanın kuruluşundan birka&ccedil; hafta &ouml;nce İtalya Trablusgarb&rsquo;a saldırmıştır. Parlamento karışıklık i&ccedil;indedir. İstifa eden Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa&rsquo;nın Divan-ı Al&icirc;&rsquo;ye verilmesi istenmektedir. İttihat&ccedil;ıların 1908 İhtilali&rsquo;nden hemen sonra değiştirmek istedikleri Sait Paşa sekizinci kez sadarete getirilmiştir. Bu koşullar İttihat ve Terakki&rsquo;ye muhalefette birleşen, fakat &ccedil;oğu konularda ortak y&ouml;nleri bulunmayan bir grup milletvekilini muhalif bir fırka kurmaya y&ouml;neltmiştir.<br />
&nbsp; </p>
<p>Kuruluşundan sonra fırkaya sosyalistlerden eski Osmanlı Ahrar ve Demokrat Fırkaları mensublarına kadar geniş bir yelpaze katılmıştır. Bu yaygın zemine dayanan hareket, İttihat ve Terakki&rsquo;nin somut uygulamaları karşısında geniş bir muhalefet cephesinin &ouml;rg&uuml;tlenmesini ger&ccedil;ekleştirebilmiştir. Bu nedenle İttihat ve Terakki&rsquo;yi eleştiren hemen her muhalif unsur H&uuml;rriyet ve İtilaf Fırkası i&ccedil;inde kendine yer bulmuştur. Yeni parti ilk başarısını İstanbul&rsquo;da yapılan ara se&ccedil;imi kazanarak g&ouml;stermiştir. Muhalefetin Meclis&rsquo;te g&uuml;&ccedil;lenmesi &uuml;zerine İttihat&ccedil;ılar Meclis&rsquo;i dağıtma ve yenileme yoluna gitmişlerdir. Ayrıca yasama karşısında y&uuml;r&uuml;tmeyi tekrar g&uuml;&ccedil;lendirecek anayasal d&uuml;zenlemeler yapmak istemişlerdir. Bu durum aydınlar arasında genel bir kırgınlığa ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;ye yol a&ccedil;mıştır. Bu sonu&ccedil; I. Meşrutiyet Meclis-i Mebusanı&rsquo;nın kapatılmasına benzetilmiştir. Tevfik Fikret&rsquo;in bu olay &uuml;zerine yazdığı &ldquo;Doksan Beş&rsquo;e Doğru&rdquo; isimli şiiri muhalefet edebiyatının en g&uuml;zel &ouml;rneklerinden biridir. Meclis&rsquo;in feshinden bir g&uuml;n sonra yazılan bu şiirin ilk beşliği ş&ouml;yledir:<br />
&nbsp; &ldquo;Bir devr-i şeameti yine &ccedil;iğnendi yeminler;<br />
&nbsp; &Ccedil;iğnendi, yazık, milletin &uuml;mmid-i b&uuml;lendi!<br />
&nbsp; Kanun diye topraklara s&uuml;rt&uuml;ld&uuml; cebinler,<br />
&nbsp; Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi&#8230;<br />
&nbsp; Bi-hude figanlar yine bi-hude eninler!&rdquo; <br />
Yeni se&ccedil;imler ordu ile i&ccedil;i&ccedil;e girmiş İttihat ve Terakki &ouml;rg&uuml;t&uuml;n&uuml;n antidemokratik uygulamaları ve baskısı altında ge&ccedil;miştir. Tarihe Sopalı Se&ccedil;im olarak ge&ccedil;en bu se&ccedil;imler sonucunda muhalefet meclisten dışlanmış ve yeraltına kaymıştır. Bu &ccedil;oğunluğa dayanan İttihat&ccedil;ılar yeni Meclis&rsquo;den eskisinin dağıtılmasına neden olan ve y&uuml;r&uuml;tmeyi yasama karşısında g&uuml;&ccedil;lendiren anayasa değişikliklerini kolaylıkla ge&ccedil;irebilmişlerdi.<br />
&nbsp; Bu sonu&ccedil; ise muhalefetin yasal yollardan iktidara ulaşma ve kargaşalık &ccedil;ıkarmadan değişiklik yapabilme niyetlerinden vazge&ccedil;melerine yol a&ccedil;acaktı. </p>
<p>H&uuml;k&uuml;metin başvurduğu Meclis&rsquo;i dağıtmak, se&ccedil;imler, anayasa değişiklikleri gibi uygulamalarının hepsi yasal &ccedil;er&ccedil;evede yapılmış g&ouml;r&uuml;nse de, meşrutiyetin ve uygulayıcılarının, yani politikacıların ve &ouml;zellikle İttihat&ccedil;ıların aleyhinde bir not olmuştu. Bu durum ise kamuoyunda İttihat ve Terakki&rsquo;ye duyulan g&uuml;vensizliğin biraz daha artmasına yol a&ccedil;mıştı. Bu nedenle muhalefet 31 Mart&rsquo;ta olduğu gibi yine ihtilal ve darbe d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştı. İttihat ve Terakki&rsquo;nin hala gizli bir cemiyet olarak y&ouml;netimi perde arkasından denetlemeyi s&uuml;rd&uuml;rmesi ve bu y&uuml;zden b&uuml;rokrasiye tam olarak egemen olamaması darbecileri umutlandırıyordu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ismet-inonu%e2%80%99nun-cumhurbaskani-secilmesi" rel="bookmark" class="crp_title">İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi" rel="bookmark" class="crp_title">TRABLUSGARP SAVAŞI</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu">HÜRRİYET VE İTİLÂF FIRKASI’NIN KURULUŞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/hurriyet-ve-itilaf-firkasi%e2%80%99nin-kurulusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TRABLUSGARP SAVAŞI</title>
		<link>http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 01:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[İtalya, 19. y&#252;zyılın sonlarına doğru, bug&#252;n Libya adıyla anılan Kuzey Afrika&#8217;daki Trablusgarp ve Bingazi&#8217;yi ile ge&#231;irmeyi planlamıştı. O d&#246;nem İngiltere Mısır&#8217;a, Fransa da Tunus&#8217;a hakim olmuş, İtalya da g&#246;z&#252;n&#252; Trablusgarp&#8217;a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa&#8217;yla yaptığı gizli ve a&#231;ık anlaşmalarla Trablusgarp&#8217;ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eyl&#252;l 1911&#8217;de Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş ilan etti. 5 Ekim [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi">TRABLUSGARP SAVAŞI</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>İtalya, 19. y&uuml;zyılın sonlarına doğru, bug&uuml;n Libya adıyla anılan Kuzey Afrika&rsquo;daki Trablusgarp ve Bingazi&rsquo;yi ile ge&ccedil;irmeyi planlamıştı. O d&ouml;nem İngiltere Mısır&rsquo;a, Fransa da Tunus&rsquo;a hakim olmuş, İtalya da g&ouml;z&uuml;n&uuml; Trablusgarp&rsquo;a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa&rsquo;yla yaptığı gizli ve a&ccedil;ık anlaşmalarla Trablusgarp&rsquo;ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eyl&uuml;l 1911&rsquo;de Osmanlı Devleti&rsquo;ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911&rsquo;de Trablus&rsquo;a asker &ccedil;ıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline ge&ccedil;ti. Osmanlı ordusunun gen&ccedil; subaylarından bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; Trablusgarp&rsquo;ı savunmak i&ccedil;in g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. <br />
Seyahati sırasında binbaşılığa y&uuml;kselen Mustafa Kemal, 8 Aralık 1911&rsquo;de Trablusgarp&rsquo;a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı&rsquo;nı kazandı. Derne&rsquo;de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda g&ouml;z&uuml;nden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi g&ouml;ren Mustafa Kemal, 6 Mart 1912&rsquo;de Derne komutanı oldu. Derne&rsquo;de başarılı savunma muharebeleri yaptı.</p>
<p><span id="more-12"></span><br />
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı&rsquo;nın &ccedil;ıkması &uuml;zerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya g&ouml;re Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan s&ouml;m&uuml;rgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911&rsquo;de Trablusgarp ve Bingazi&rsquo;yi topraklarına kattığını d&uuml;nyaya duyurdu. G&ouml;n&uuml;ll&uuml; subaylar Balkan Savaşında g&ouml;rev almak &uuml;zere İstanbul&rsquo;a d&ouml;nd&uuml;ler.<br />
Bu bunalımlar ise h&uuml;k&uuml;metleri ve h&uuml;k&uuml;meti denetleyerek sorumluluğu paylaşan İttiihat ve Terakki&rsquo;yi zayıflatmış ve muhalefetin birleşerek kendisine karşı harekete ge&ccedil;mesinde etken olmuştu. II. Meşrutiyet D&ouml;nemi&rsquo;nde İttihat ve Terakki Cemiyeti&rsquo;yi korkutabilecek kadar g&uuml;&ccedil;lenen tek siyasal kuruluş olarak ortaya &ccedil;ıkan H&uuml;rriyet ve İtil&acirc;f Fırkası bu koşulların &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml;.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ismet-inonu%e2%80%99nun-cumhurbaskani-secilmesi" rel="bookmark" class="crp_title">İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-muhafaza-i-hukuk-i-milliye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-imparatorlugu%e2%80%99nun-savasa-girisi" rel="bookmark" class="crp_title">OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SAVAŞA GİRİŞİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi">TRABLUSGARP SAVAŞI</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/trablusgarp-savasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci Meşrutiyet Dönemi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 13:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[XX. yy. Başlarında Osmanlı Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[* 2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu * Jön Türkler Tarih Sahnesinde * İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası * İttihatçıların İktidar Sorunu Benzer Yazılar:Türk Devrimine Yol Açan GelişmelerGizlilik PolitikasıMeclis&#8217;e Karşı Tepkiler ve AyaklanmalarRuşen Eşref Ünaydın (1892-1959)Rukiye ERKİNİkinci Meşrutiyet Dönemi is a post from: İnkılap Tarihi<p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><a href="http://www.inkilap.info/xx-yy-baslarinda-osmanli-devleti/2-mesrutiyet-donemine-dogru-osmanli-devletinin-durumu.html" target="_self">* 2. Meşrutiyet Dönemine Doğru Osmanlı Devleti&#8217;nin Durumu</a><br />
<a href="http://www.inkilap.info/xx-yy-baslarinda-osmanli-devleti/jon-turkler-tarih-sahnesinde.html" target="_self">* Jön Türkler Tarih Sahnesinde</a><br />
<a href="http://www.inkilap.info/xx-yy-baslarinda-osmanli-devleti/ikinci-mesrutiyetin-ilani-ve-sonrasi.html" target="_self">* İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Sonrası</a><br />
<a href="http://www.inkilap.info/xx-yy-baslarinda-osmanli-devleti/ittihatcilarin-iktidar-sorunu.html" target="_self">* İttihatçıların İktidar Sorunu</a></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler" rel="bookmark" class="crp_title">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gizlilik-politikasi" rel="bookmark" class="crp_title">Gizlilik Politikası</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/meclisie-karsi-tepkiler-ve-ayaklanmalar" rel="bookmark" class="crp_title">Meclis&#8217;e Karşı Tepkiler ve Ayaklanmalar</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/rusen-esref-unaydin-1892-1959" rel="bookmark" class="crp_title">Ruşen Eşref Ünaydın (1892-1959)</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/rukiye-erkin" rel="bookmark" class="crp_title">Rukiye ERKİN</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

