<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnkılap Tarihi &#187; İnkılap Tarihine Giriş</title>
	<atom:link href="http://www.inkilap.info/category/inkilap-tarihine-giris/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.inkilap.info</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Oct 2011 09:25:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Fransız Devrimi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 17:35:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[Ortaçağ’ın kapanmasından sonra Rönesans ve bunun bir sonucu olan Reform, düşüncede büyük değişikliklere neden olmuş, Aydınlanma Devri adını alan 18. yy. ile yeni bir dönem başlamıştır. Akla ve deneye yer veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri ile o zamana kadar egemen olan dünya görüşü yeni bir şekil almıştır. Aydınlanma, Fransız Devrimi’nin çıkmasında etkili olmuş ve [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi">Fransız Devrimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Ortaçağ’ın kapanmasından sonra Rönesans ve bunun bir sonucu olan Reform, düşüncede büyük değişikliklere neden olmuş, Aydınlanma Devri adını alan 18. yy. ile yeni bir dönem başlamıştır. Akla ve deneye yer veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri ile o zamana kadar egemen olan dünya görüşü yeni bir şekil almıştır.</p>
<p>Aydınlanma, Fransız Devrimi’nin çıkmasında etkili olmuş ve bu düşünsel ve sosyal değişme Avrupa’da ve bütün dünyada daha sonraları meyvelerini vermiştir.</p>
<p><span id="more-275"></span>Aydınlanma Dönemi, Avrupa’yı düşünce olarak geliştirmiş ve İngiltere’deki 18. yy.daki sosyal ve siyasal değişiklikler, Avrupa’yı, özellikle de Fransa’yı yeni bir dönem açmaya yöneltmiştir.</p>
<p>Fransız Devrimi öncesi Fransa’da kralın yetkileri mutlaktır. Kral, tüm gücünü ve kudretini tanrıdan almaktadır. 16. Louis’nin dediği gibi, “Devlet benim!” zihniyeti, kralın her türlü güce sahip olduğunu anlatıyordu. Fransa’da ihtilali hazırlayan nedenler vardı :</p>
<p>Fransa’da kral, devlet ve toplum yaşamına tam egemendir. Yurttaşlık hakları ve siyasal özgürlüklerin sözü edilmemekte, bozuk bir yönetim tarzı, felçli bir adalet mekanizması, zalim bir yönetimin özelliklerini göstermekteydi. Ayrıca sınıflar arasındaki ayrıcalıklar, papazların ve soyluların devlet hayatında egemen oluşu, adil olmayan vergi dağıtımı, toplumda büyük huzursuzluklar yaratıyordu. Eğitim ve öğretim ihmal edilmişti ve din adamlarının tekelinde bulunuyordu. Ayrıca basın da sansüre uğramaktaydı. Ülkenin ekonomik durumu da iyi değildi.</p>
<p>XVII. yüzyılın sonlarına kadar adeta devletin egemeni durumunda bulunan kilise tarafından dondurulmuş devlet ve evren anlayışı karşısında Aydınlanma Çağı’nın önemli isimleri arasında yer alan ve ihtilalden çok önce insan özgürlüğünü ve demokrasiyi savunan Montesqieu (1689-1755), Voltaire (1694-1778) Jean-Jacques Rousseau (1712-1755), Diderot (1713-1784) gibi aydınlar tarafından akıl, her konunun çözümünü sağlayacak bir anahtar olarak ortaya atılınca, toplum hayatının birçok alanında reformist görüşlerin gelişmesine yol açtı. Aydınlar arasında akılcılığın hızla yayılması, toplumu dar kalıplı, kilise tarafından sınırlandırılmış düşünce biçimlerinden belli bir süreç içinde çıkarmayı başardı. Toplum, aydınların öncülüğünde kiliseyi ve devleti sorgulamaya başladı. Özgürlük düşüncesi fikri dalga dalga yayıldı.</p>
<p>Bu duruma Fransa’nın içinde bulunduğu ekonomik bunalım da eklenince Kral XVI. Louis 1614 yılından beri toplanmayan Etats Generaux’u (Soylular, papazlar ve halk temsilcilerinden meydana gelen ve hükümet tarafından belirlenen zamanlarda toplanan ancak herhangi bir yasama ve yürütme yetkisi olmayan meclis) toplantıya çağırmak zorunda kaldı. Ancak bu meclisin çalışmalarından bir sonuç çıkmadı.</p>
<p>Bunun üzerine 17 Haziran 1789 tarihinde halk temsilcileri, kendilerinin toplumun %96’ını temsil ettiklerini söyleyerek, kendilerinden meydana gelen meclisi Ulusal Meclis olarak ilan ettiler. 20 Haziran günkü toplantıda da bir anayasa yapılıncaya kadar dağılmamaya and içtiler.</p>
<p>Ulusal Meclis’in Fransa Krallığı için bir anayasa yapmak üzere harekete geçmesi, yüzyıllardan beri süre gelen monarşi yönetimini değiştirmeyi hedef alan bir hareketti. Bu bakımdan krala ve kiliseye karşı gelmekti. İşte bu girişimle ihtilâl başlamış oluyordu. 14 Temmuz’da halk, Paris’te yönetime el koyarak Derebeylik sisteminin kaldırıldığını ilan etti. 27 Ağustos 1789’da ise İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisi yayınlandı. Bu bildirinin ana hatları şunlardır:</p>
<p>Madde 1- İnsanlar, hakları bakımından hür ve eşit doğarlar ve öyle kalırlar&#8230;<br />
Madde 2- Bu haklar, hürriyet, mülkiyet, güvenlik ve zulme karşı koymadır&#8230;<br />
Madde 3- Her türlü egemenlik esas olarak milletindir&#8230;<br />
Madde 6- Kanun umumi iradenin ifadesidir&#8230;<br />
Madde 10- Kamu düzenini ihlal etmedikçe hiç kimse siyasal ve dinsel kanaatlerinden ötürü kınanamaz.<br />
Madde 11- Her vatandaş hür bir şekilde konuşabilir, yazabilir ve yayında bulunabilir.</p>
<p>Fransız Devrimi’nin ilkelerini İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisi simgeliyordu. Bildiriye göre iki temel hak vardı: Özgürlük ve Eşitlik. Din, vicdan ve basın özgürlüklerini tanınıyor fakat dernek kurma özgürlüğü kısıtlanıyordu. Eşitlik ilkesine gelince, bu ilke daha yeni bir ilkeydi. Ayrıcalıkları ortadan kaldırıyordu. Özellikle de Kilisenin ayrıcalıkları ortadan kalkmıştı. Bu medeni eşitlik 1789’un büyük yeniliklerinden biri oldu.</p>
<p>Diğer yandan A.B.D.’deki özgürlük ve bağımsızlık hareketinin başarı sağlaması, Fransa’da da aynı düşüncelerin yayılmasına neden olmuş, Fransız Devrimi’nin bir an önce gerçekleşmesine ortam hazırlamıştır. İhtilalciler, yalnız aklın ve mantığın egemen olacağı bu yeni ortamda, insanların sonsuz refah ve mutluluğa erişeceğine inanıyorlardı.</p>
<p>14 Temmuz 1789’da başlayan Fransız ihtilali, devlet ve toplum hayatında önemli değişikliklere neden olmuştur. İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi, bütün insanların özgür ve eşit olduklarını bildirmekteydi. Bu bildiri, Fransa’da demokrasinin temel yapısını oluşturmuştur. Devrim, derebeyliğe yani feodaliteye kesin darbeyi vurmakta ve sınıf ayrımını ortadan kaldırmaktadır.</p>
<p>Devrimin öncülerinden Rousseau, özgürlüğün yanında eşitliği, toplumsal sözleşmenin temeli saymıştır. İhtilalin bir parolası olan eşitlik, kanun önünde herkesi eşit saymaktadır. Eşit insanlar, toplumda birbirlerine karşı baskı kuramayacağından, her insan öncelikle kendisini kontrol etmektedir. Eşitlik, herkesin çıkarının eşit olduğunu, eşit hakka sahip olduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>Fransa’da, Fransız vatandaşlığı hissini yaratan, Fransız Devrimi’dir. İhtilal, özgürlük, eşitlik ve adalet parolaları ile birlikte, ulusçuluk ve milli egemenlik ilkelerinin de getirmiştir. Devrimin, 17. yy.da gerçekleşen İngiliz Devrimi’nden ve 18. yy.ın sonlarında başarıya ulaşan ve Amerika’nın bağımsızlık mücadelesi olarak anılan Amerikan Devrimi’nden önemli farkları vardır. İngiltere’de orta sınıf derece derece ve gelişme yolu ile aristokrasinin, ayrıcalıklı sınıfın yerine geçmişti. Devrim yavaş yavaş gerçekleşmiş, aristokrasi yerini zaman içinde orta sınıfa bırakmıştı. Amerikan Devrimi ise daha farklı idi. İngiltere’ye karşı bağımsızlık hareketi olarak başlamış, bağımsızlıkla birlikte, insanı özgürlüğe de kavuşturmuştur. Ancak A.B.D.’de bir sınıf ayrımı olmadığından, bunun kaldırılması da söz konusu olmamıştır.<br />
Fransız Devrimi’ne gelince, parolası özgürlük, eşitlik ve adaletti. Sınıf ayrılıklarını kaldırdığı gibi, asalet unvanlarına da son veriyordu. Toplum düzeninde köklü değişikliklere gidilmişti. Devrimin bir özelliği de, savunduğu düşünceleri diğer ülkelere de ulaştırmış olması, düşüncelerin ektiği tohumların diğer ülkelerde de yeşermesidir.</p>
<p>Fransız Devriminin, insan ırkına armağanı Ulusal Egemenlik düşüncesiydi. Milliyetler ilkesi denilen, “Ulusla devlet, birbiriyle bütünleşen, bütünleşmesi gereken iki gerçekliktir” tanımı, 1814’den başlayarak etkisini güçlendirdi. İmparatorluklar çağının sonunu getiren de bu ilke oldu. Önce Avrupa’da ve dalga dalga tüm dünyada uygulanma olanağı buldu.</p>
<p>Devrim, ulusçuluk akımının yanı sıra, ulus egemenliğine de yer vermiştir. 1791 Anayasası’nda yer alan, “Egemenlik millete aittir.”, “Bütün iktidarlar milletten doğar” ve “Kanundan daha üstün bir otorite yoktur ve kral ancak kanunla hükümdarlık yapar” şeklindeki hükümler, eski rejimde hükümdarlık iktidarının dayandığı tanrısal iradeyi, Tanrı ve din temeline dayanan gücü temelden yok ederek, onun yerine millet iradesini koymakta idi. Millet egemenliği, devrimin ve onun sonucu hazırlanan anayasaların temel ilkesi olmuş, keyfi yönetime karşı toplum haklarının savunucusu olarak başarıya ulaşmıştır.</p>
<p>Fransız Devrimi, uluslararası siyasal yaşama ise; milletlerin hakları, milletlerin kendi geleceklerine kendilerinin hakim olması, milletlerin eşitliği, plebisit, doğal sınırlar, tarafsızlar hukuku gibi sonraki yıllarda önce Avrupa’nın sonra da dünyanın sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamının şekillenmesinde önemli roller oynayacak prensipleri getirdi.<br />
Böylece 1789 Fransız Devrimi, ortaya koymuş olduğu düşünce akımları, siyasal, sosyal, ekonomik, askerlik alanlarda getirdikleri ve bunların etkileri ile, günümüze kadar dünya ölçüsünde büyük değişikliklerin ve gelişmelerin meydana gelmesine yol açmıştır.</p>
<p>Fransız Devrimi’nin bir bayrak gibi baş tacı ettiği özgürlük kavramı, bütün Avrupa’da kitleleri harekete geçirmiştir. Fransız Devrimi’nin yaydığı uluşçu duygular, Avrupa’yı istila eden Napolyon’a karşı da Avrupa milletlerini harekete geçirmiş, 1813’te Milletler Savaşı denen Leipzig Savaşı ile Napolyon’u yenilgiye uğratmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak Fransız Devrimi, görünüşte sosyo-ekonomik ve hiyerarşik nedenlerle başlamakla beraber, kısa zamanda 18. yüzyılın başlarından itibaren gelişen aydınlanma hareketinin beraberinde getirdiği hürriyet, eşitlik, ulusal irade, özgürlük, laiklik, cumhuriyet gibi düşünce akımlarının etkisi altına girdi. Devrimle birlikte hızla gelişen bu ve diğer düşünce akımları devrim orduları tarafından Avrupa’ya yayıldı. Daha önce Avrupa’da kurulmuş olan güçler dengesi özellikle Napolyon savaşları ve hegemonyası ile tamamen bozuldu. Ancak bu durum diğer devletlerin tepkisine ve karşı hareketlere girişmelerine yol açtı. Bunun sonucunda Avrupa devletleri, Napolyon’un yenilgiye uğratılmasından sonra 1814-1815 tarihleri arasında Viyana’da, Fransız Devrimi’nin yarattığı Milliyetçilik ideolojisi ve Napolyon savaşları ile bozulan Avrupa’daki güçler dengesini yeniden kurmak için bir kongre topladılar.</p>
<p><strong>FRANSIZ DEVRİMİ’NİN OSMANLI İMPARATORLUĞU’NA ETKİSİ</strong></p>
<p>Viyana Kongresi’nde Avrupa Devletleri bozulan Avrupa’nın dengelerini yeniden kurmak ve statükoyu korumak adına Kutsal İttifak olarak adlandırılan bir birliği onayladılar. Ayrıca kongrede Osmanlı İmparatorluğu da gündeme geldi ve Rus Çarı Aleksandr tarafından ilk kez Osmanlı İmparatorluğu Doğu Sorunu olarak adlandırıldı. Doğu Sorunu kavramı bu tarihten itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden silindiği güne kadar Avrupa’nın gözündeki tanımını ifade edecektir.</p>
<p>Doğu Sorunu üç aşamalı olarak ele alınmalıdır. İlk aşaması Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Müslüman olmayanların koruyuculuğu sorunudur ki başlangıç noktasını Osmanlı İmparatorluğu’nun 1774 de Rusya ile imzaladığı Küçük Kaynarca Anlaşması oluşturur. Rusya bu anlaşma ile Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ortodoksların ve Ortodoks mezhebine hizmet edenlerin temsili hakkını almıştır. Bu belirsiz bir anlam taşıyor gibi görünen madde aslında Rusya’ya Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine doğrudan müdahale hakkını sağlamıştır. Rusya’nın Ortodokslar üzerindeki politik ve kültürel etkinliği karşısında İngiltere ve Fransa da Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Katolik ve Protestan propagandalarına başlamışlar ve Ortodokslar dışındaki diğer gayrimüslim nüfus üzerinde etkin olmaya ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine karışmaya başlamışlardır.</p>
<p>Doğu Sorunu’nun ikinci aşaması, İngiltere’nin öncülük ettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun koruyuculuğu sorunudur. Rusya’nın tarihi sıcak denizlere (Akdeniz’e) inme politikalarının önünde bir kalkan ve tampon olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığını devam ettirme ve bu şekilde İngiltere’nin sömürgelerine giden yolları güvence altında tutma politikası olarak İngiltere tarafında özellikle 1850’den itibaren uygulanmaya başlamış ve Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar yürütülmüştür.</p>
<p>Doğu Sorunu’nun son aşaması ise ölmek üzere olan Hasta Adam olarak nitelendirilen Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasının Batılı Devletler arasında paylaşılması sorunudur.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu 1789’da Fransız Devrimi başladığında, diğer Avrupa devletlerinde olduğu gibi, gelişmelere Fransa’nın bir iç sorunu olarak yaklaşmıştır. Osmanlı yöneticileri, İmparatorluk sınırları içinde yaşayan Fransız vatandaşlarının coşkulu kutlamalarına da kayıtsız kalmışlardır. Üstelik Fransa’nın, Osmanlı Devleti ile ortak sınırı da yoktu. Endişe duyulmamasında Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da kalıcı elçiliklerinin bulunmamasından dolayı gelişmelerle ilgili bilgilerin dolaylı yollardan öğreniliyor olmasının da rolü vardı. Bu yüzden Osmanlı yöneticilerinin, ihtilâlin gelişmesinden sonra dahi, devrimin getirdiklerini tam olarak anlayabilmiş oldukları söylenemez.<br />
Bununla birlikte Osmanlı Devleti, Fransa ile olağan dostluk ilişkilerini devam ettirdi. Hatta o tarihe kadar Osmanlı Devleti’nin Fransa’da daimi elçisi yokken ilk defa olarak Mora’lı Es-seyyid Ali Efendi 1797 yılında Paris’e elçi olarak gönderildi. Fakat Temmuz 1798’de Mısır’ın Fransa tarafından işgali iki devletin arasının açılmasına ve Osmanlı Devleti’nin Mısır meselesinden dolayı önce Rusya ile daha sonra da İngiltere ile ittifak yapmasına yol açtı. Bu ittifaktan sonra Napolyon Ağustos 1799’da güçlerini Mısır’da bırakarak Fransa’ya dönmek zorunda kaldı. Fransa’nın Mısır’da bıraktığı kuvvetler, o sırada Mısır’a çıkmış olan Osmanlı güçleri tarafından Mart-Nisan 1801 tarihinde yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine Fransa Mısır’daki güçlerini tamamen geri çekmeye karar verdi. Sonuçta iki devlet arasında 25 Haziran 1802’de Paris’te barış antlaşması imzalandı. Buna göre Fransa Mısır’ı Osmanlı Devleti’ne geri veriyordu.<br />
Ancak İmparatorluk içinde yaşayan, misyonerlik propagandaları ve ticaret etkinlikleri içinde büyük ölçüde Batı ile düşünsel anlamda yakınlaşan gayrimüslimler Müslümanlarla sosyal, siyasal ve hukuksal eşitlik isteklerinde bulunmaya başladılar. Milliyetçilik ideolojinin de etkisiyle uluslaşma yönüne doğru giden eylemlerle bu istekler birleşince Osmanlı İmparatorluğu üzerinde bir iç baskı oluşturmaya başladı.</p>
<p>Bunun yanı sıra Fransız Devrimi’nin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yarattığı en önemli etki Ulusçuluk ideolojisi doğrultusunda ulusların kollektif kimlik tanımlamalarını yaparak ulus yaratma sürecine girmeleridir. Bu ideolojiden öncelikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’nın ideolojik etkilerine en açık durumda olan ve Avrupa’nın arka bahçesi olarak nitelendirilen Balkanlar coğrafyası etkilendi. 19. yüzyılın başından itibaren İmparatorluğun Balkan eyaletlerinde arka arkaya ayaklanmalar yaşanmaya başladı. Sırp ayaklanması ile başlayan bu dönemde ayaklanmaların ortaya çıkış nedenleri birbirinden farklı olsa da sonuçta aynı ortak hedefe yöneliyordu: Milliyetçilik ideolojisi etkisi altıda aratılan bir kollektif kimlik etrafında birleşerek İmparatorluktan kopmak. Bu kopuş ya bağımsız bir ulus devlet yaratmak ya da kendi ulus tanımlamalarıyla özdeşleştirdikleri bir başka ulus devletin sınırları içine katılmak (ilhak etmek).<br />
Osmanlı yönetimi Balkanlarda birbirini izleyen ayaklanmaları önlemek amacıyla; Avrupa Devletleri’nin de baskısıyla burada bulunan eyaletleri önce sosyal ve ekonomik yönden ayrıcalıklı bir yapıya kavuşturdu, ardından baskıların devam etmesiyle bu vilayetleri özerk (iç işlerinde bağımsız) hale getirdi. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan vilayetlerine yönelik tüm bu düzenleme çabaları ve ayaklanmaları bastırma girişimleri Batılı Devletlerin müdahalesi altında gelişti. Sonuç olarak bu müdahaleler Yunanistan’ın, 1815 Viyana Kongresi’nde ilan ettikleri Kutsal İttifakın bağlayıcılıklarını bir kenara iten Batılı Devletlerin himayesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopması ve bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.</p>
<p>İşte tüm bu gelişmelere paralel Osmanlı İmparatorluğu’nun iç dinamikleri ve Avrupa Devletlerinin müdahalesi Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat döneminin başlamasına yol açacaktır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler" rel="bookmark" class="crp_title">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasi%e2%80%99nin-sona-ermesi" rel="bookmark" class="crp_title">Birinci Dünya Savaşı’nın Sona Ermesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/dunyada-laikligin-gelisimi" rel="bookmark" class="crp_title">Dünyada Laikliğin Gelişimi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/turkiye-fransa-iliskileri" rel="bookmark" class="crp_title">Türkiye-Fransa İlişkileri</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/paris-baris-konferansi" rel="bookmark" class="crp_title">Paris Barış Konferansı</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi">Fransız Devrimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endüstri Devrimi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/endustri-devrimi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/endustri-devrimi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 17:33:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[Endüstri Devrimi, 18. yüzyılın ortalarından başlayıp 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına kadar süren, Batı’da özellikle Avrupa’da bilimsel ve teknolojik gelişme doğrultusunda buhar gücüyle çalışan makinelerin yapılması ve makineleşmiş endüstrinin doğması sürecidir. İki ayrı endüstri devriminden söz edilebilir. 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın ortalarına kadar süren birinci endüstrileşme sürecine makineleşme çağı denebilir. Bu dönedeki [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/endustri-devrimi">Endüstri Devrimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Endüstri Devrimi, 18. yüzyılın ortalarından başlayıp 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına kadar süren, Batı’da özellikle Avrupa’da bilimsel ve teknolojik gelişme doğrultusunda buhar gücüyle çalışan makinelerin yapılması ve makineleşmiş endüstrinin doğması sürecidir. İki ayrı endüstri devriminden söz edilebilir. 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın ortalarına kadar süren birinci endüstrileşme sürecine makineleşme çağı denebilir. Bu dönedeki gelişme bir makine devrimidir. İkinci aşama makine kullanımının yaygınlaşması sonucu, büyük fabrikaların ortaya çıkmasıdır. Böylece, Avrupa’da temelde tarım işçilerinin toplumundan, fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur. Daha geniş anlamda dünya ekonomisinde süregelen yapısal değişmeleri belirtmektedir. Endüstri devrimi, bu ülkeleri, Orta çağın din-tarım imparatorluğu yapılarından, çağdaş demokratik, endüstriyel, kentsel, laik, ulus devlet yapılarına dönüştürmüştür.</p>
<p><span id="more-273"></span>Endüstri Devrimi, bir başka deyişle aletin yerine makinenin geçmesidir. Endüstri Devrimi, tekniğin, sanayi üretiminin ve ulaşım imkanlarının gelişmesi ile 18.yy.dan itibaren çağdaş dünyada ortaya çıkan değişimleri ifade eder. Endüstri Devrimi buhar kuvvetinin sanayie uygulanması, buharla işleyen makinelerin çoğalması, az zamanda çok mal yapan, üreten fabrikaların kurulması ile sanayi ve ticaret dünyasında birtakım değişikliklerin olmasıdır.</p>
<p>Endüstri Devrimi ilk olarak ve belirgin şekilde 1750 ile 1830 yılları arasında İngiltere’de ortaya çıktı, sonraları diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı. Makineleşen sanayi, önce İngiltere’de dokuma sanayiinde uygulama alanı buldu. Odunun yerine maden kömürünün kullanılması, hareket ettirici gücü artırdı. Havagazı ise aydınlanma aracı olarak kullanılmaya başlandı. Üretimde makinenin kullanımı, eşya fiyatlarını ucuzlattı. Fazla üretim geliri artırdı.</p>
<p>Diğer yandan sömürgeciliğin gelişmesi ticarete de genişlik olanağı sağladığından, üretimi artırma zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Endüstriyel üretimin artırılması, sanayiinin hem makineleşmesine, hem de fabrika denilen büyük üretim ünitelerinin kurulmasına neden olmuştu. Endüstri Devrimi içinde önemli bir gelişme de işçilerin bir işyerinde bir araya getirilip ücret karşılığı çalışmaları için kendilerine alet, makine ve malzeme verilen fabrika sisteminin ortaya çıkışıdır. Eski aile endüstrisi ile küçük üretim evlerinin yerlerini büyük fabrikalara bırakmıştır. Fabrikaların kuruluşu ile işçilerin sayıları birdenbire artmış ve köylerden şehirlere akın başlamıştır. Fabrikalarda çalışan ve sayıları artan işçiler, yeni bir sınıfın ortaya çıkmasına ve böylece işçi- işveren ilişkilerinin başlamasına neden olmuşlardır.</p>
<p>Endüstri Devriminden önce, çalışan insanlar özellikle aristokratlar, toprak sahipleri, soylular tarafından kullanılan kölelerdi. Bu insanlar inisiyatif kullanamayan, hiçbir hakka sahip olmayan ve eşya gibi alınıp satılan kişilerdi. 18.yüzyıldaki Endüstri Devrimi ile girişimciliğin ön plana çıkışı, burjuvazi sınıfını yaratmıştır. Makineleşme artmış ve insanlar toplu halde fabrikalarda çalışmaya başlamışlardır. Üretimin makine odaklı olması ile insanlar da makine gibi görülmeye başlanmıştır. Uzun çalışma saatleri, iş kazaları, yorgunluk, monotonluk gibi sorunların baş göstermesiyle 1786’da Philadelphia’da basım işçileri ilk grevi gerçekleştirmişlerdir. Bu başlangıçtan hemen sonra 1794 yılında, Amerika’da çalışanlarla ilk kez kazanç paylaşımı planının uygulanmış ve 1889’da Amerika’da bu günkü anlamda işe alma, çıkarma ve kayıtları tutmak gibi işleri yapan bir sosyal hizmet görevlisi uygulamasına geçilmiştir.</p>
<p>1870’lerle birlikte endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel buluşlar ve bunların üretime uygulanması, pratik zekalı tek tek bireylerin birbirinden ayrı çalışmalarına bağlı olmaktan kurtulmuş, devletlerin tüm olanaklarıyla destekledikleri ve gerektiğinde de örgütledikleri büyük ve zengin kuruluşların eline geçmiştir. Bu dönemle birlikte başlayan gelişme teknolojik devrim olarak da anılır. Bu dönemde doğal kaynaklar ve bilim elele vererek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir. Endüstrileşme sürecinin bu ikinci aşaması, birincisine göre, toplumsal etkilerinde daha şiddetli, sonuçlarında daha şaşırtıcı ve halkın yaşamını değiştirmede daha etkilidir.</p>
<p>Serbest rekabet ilkesi, maliyeti düşürmeyi ve ucuz ücretle işçi çalıştırmayı gerekli kılıyordu. Makineleşme, bir bakıma işsizliği artıran bir unsur olmuştur. Yaşamak zorunda kalan işçiler düşük ücretlerle ve kötü koşullar altında çalışmak zorunda kalıyorlardı. Sanayi merkezleri çevresinde gittikçe kalabalıklaşan işçiler, zamanla kendi aralarında örgütlenerek, kötü çalışma koşullarının ortadan kaldırılması için çaba göstermişlerdir. Böylece Endüstri Devrimi’nin doğurduğu, işverenin işçiyi sömürme ve onun sırtından geniş kazançlar sağlama imkanına hemen olmasa bile, daha sonraki yıllarda sosyal adalet anlayışının getirdiği, sağladığı fikir hareketleri ile engel olunmuştur.</p>
<p>Endüstri Devrimi’nin bir diğer önemli etkisi de üretimi fazlasıyla artırmış olmasıdır. Artan üretime pazar bulmak için dış ticarete yönelmiştir. Dış ticaret, Endüstri Devrimi’nin bir sonucu olduğu gibi, aynı zamanda da onun nedenini oluşturmuştur. Şöyle ki, denizaşırı ülkeleri ellerine geçiren Avrupalılar, bu geniş pazarların gereksinimini karşılamak için, yeni buluşlara ve teknik ilerlemeye yönelmişlerdir. Endüstri Devrimi dış ticarete açılan ve büyük pazarlar kuran batılı devletlerin egemenliklerini sürdürmeleri için başvurulan bir yol olmuştur.</p>
<p>Endüstri Devrimi’nin bir diğer özelliği de fazla gelir getirmiş olmasıdır. Bu nedenle sermaye sahibi ülkeler, endüstriye önem vermişlerdir. Endüstride devrim, yolların, kanalların yapılmasına, demiryollarının ve buhar gücü ile işleyen gemilerim ulaşım aracı olarak kullanılmasına ve uluslararası ticaretin gelişmesine neden olmuştur.</p>
<p>Endüstri Devrimi, büyük sermaye birikimine de neden olmuştur. Büyük sanayi tesisleri kurmak için büyük sermayeye de gereksinim vardı. Kişisel servetler buna yetmediğinden, büyük endüstri tesislerini kurmak için, anonim şirketler kurulmuş, hisse senetleri halka yayılmıştır. Kurulan şirketler, büyük sermayelerin toplandığı merkezler olmuşlardır.<br />
Endüstri Devrimi, toplumsal yapıda ve düşün dünyasında da önemli değişikliklere neden olmuştur. Endüstri Devrimi ile ilgili siyasal, toplumsal birtakım akımlar, 19.yy.ın özelliğini oluşturmuşlar, 20.yy.da da etkili olmuşlardır.</p>
<p><em>Endüstri Devrimi ile endüstri içinde oluşan başlıca değişiklikler şunlardır:</em></p>
<p>1) Başta demir ve çelik olmak üzere yeni hammaddelerin kullanılması.<br />
2) Kömür, buhar makinesi, elektrik, petrol ve patlamalı makineler gibi, yeni enerji kaynaklarının kullanılması.<br />
3) İplik eğirme makinesi ve yeni enerji kaynakları ile çalışan tezgahtar gibi, daha az insan enerjisi ile daha çok üretim yapılmasına yol açan yeni makinelerin icadı.<br />
4) İşgücünün fabrika sistemi içinde, daha yüksek bir işbölümüne ve uzmanlaşmaya yol açan biçimde yeni örgütlenmesi.<br />
5) Buharlı lokomotif, buharlı gemi, otomobil, uçak, radyo ve telgraf gibi ulaşım ve haberleşmede önemli gelişmeler.<br />
6) Bilimin endüstriye, gittikçe artan bir biçimde uygulanması.</p>
<p>Görüldüğü gibi, altı nokta biçiminde özetlenen bu yenilikler, gerçekten tüm insan ilişkilerini etkileyecek güçte teknolojik gelişmelerdi. Üstelik, bu teknolojik değişme ve gelişmelerin doğrudan doğruya ortaya çıkan birtakım başka sonuçları da vardı.</p>
<p><em>Bunlar da şöyle özetlenebilir:</em></p>
<p>1) Çok daha büyük tarım dışı nüfusu besleyecek üretimi sağlayan tarımsal gelişmeler.<br />
2) Servetin daha yaygınlaşmasına yol açan ekonomik değişmeler, artan endüstriyel üretim ve uluslararası ticaret karşısında servet kaynağı olarak gerileyen toprak.<br />
3) Ekonomik güç kaynağındaki değişmeleri yansıtan siyasal değişiklikler ve endüstriyel bir toplumun gereklerine uygun olarak düzenlenen yeni politika uygulamaları.<br />
4) Kentlerin büyümesi, işçi sınıfı hareketlerinin gelişmesi ve yeni otorite kaynaklarının ortaya çıkması gibi, büyük toplumsal değişmeler.<br />
5) Çalışanların yeni beceriler elde etmeleri, fabrika disiplininin ortaya çıkması, bütün bunların sonunda insanın kendine güveninin artması gibi öğelerle belirlenen çok geniş bir kültürel değişme.</p>
<p>Görüldüğü gibi Endüstri devriminin çok önemli sosyal sonuçları olmuştur. Yeni bir sosyal sınıflar tablosu ortaya çıkmış ve bu tablo yeni bir ideolojik mücadeleye yol açmıştır: Burjuvazi ve Proletarya çatışması. Burjuvazinin ideali Liberalizmdi. Liberalizm, girişim özgürlüğünü savunuyordu ve her türlü devlet karışımını reddediyordu. Ayrıca bireyciliği de savunuyordu. Endüstri devrimiyle birlikte, burjuvazinin karşısına yeni bir sınıf çıktı: Proletarya, büyük çoğunluğuyla tarım kökenli olan, zorunluluklar nedeniyle kentlere akın eden yoksul kitlelerdi. Endüstri devrimi, burjuvazi için daha çok zenginleşme nedeni olurken, işçi sınıfı için hayal kırıklığı olmuştur. İşçi sınıfının ideolojik tepkisi, sosyalizm şeklinde görülmüştür.</p>
<p>Sosyalizm, burjuvazinin kapitalist sistemine ve liberal öğretisine karşı çıkıştı. Sınıfsız bir toplum özlemi vardı. Bu dönemde, sendikalar doğdu, sosyalist partiler ve enternasyonaller oluştu.</p>
<p>İngiltere’de gerçekleşen Endüstri Devrimi, makineleşmeyi doğurmuştur. Fransız devrimi ise ekonomik alanda merkantilizm yerine, üretim ve ticaret özgürlüğünü, ekonomik liberalizmi getirmiştir. Toplumların düzenlerini sarsan makineleşme ve ekonomik liberalizmin birleşmesi, yeni bir ekonomik gelişmeyi, kapitalizmi doğurmuştur. Endüstri Devrimi’nin yarattığı burjuvazinin Fransa’da iktidarı ele geçirişi ise Fransız Devrimi ile gerçekleşmiştir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler" rel="bookmark" class="crp_title">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/sanayide-devlet" rel="bookmark" class="crp_title">Sanayide Devlet</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ideoloji-ve-sorunlari" rel="bookmark" class="crp_title">İdeoloji ve Sorunları</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi" rel="bookmark" class="crp_title">Aydınlanma Çağı</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/devrimcilik-ilkesi" rel="bookmark" class="crp_title">Devrimcilik İlkesi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/endustri-devrimi">Endüstri Devrimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/endustri-devrimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydınlanma Çağı</title>
		<link>http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 17:29:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Ortaçağın başta ekonomik ve toplumsal yapısı olmak üzere tüm anlayış dünyasına egemen olan Feodal Sistem ticaretin canlanması ve buna bağlı olarak kentlerin antik dönemdeki görkemli yapılarının yeniden hayat bulması ile çöktü. Bu yeniden hayat bulan kentlerde ekonominin ve toplumsal yapının belirleyici unsuru, bir farkla artık antik dönemin aristokratları ya da soyluları değil ticaretin ve zanaatkar [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi">Aydınlanma Çağı</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Ortaçağın başta ekonomik ve toplumsal yapısı olmak üzere tüm anlayış dünyasına egemen olan <em>Feodal Sistem</em> ticaretin canlanması ve buna bağlı olarak kentlerin antik dönemdeki görkemli yapılarının yeniden hayat bulması ile çöktü. Bu yeniden hayat bulan kentlerde ekonominin ve toplumsal yapının belirleyici unsuru, bir farkla artık antik dönemin aristokratları ya da soyluları değil ticaretin ve zanaatkar üretimin giderek maddi anlamda daha güçlü kıldığı burjuva sınıfı idi. Bu sınıf bir yandan ekonomik yapının kapalı tarım ekonomisinden ticaret ve zanaatkar üretime geçmesini sağlarken diğer yandan da ortaçağ feodalitesinin temel unsuru olan çok küçük parçalara bölünmüş egemenlik birimlerini ve bunların siyasal olarak beslediği feodal beyleri ortadan kaldırarak güçlü merkezi krallıkların ortaya çıkmasında katkıda bulundular.</p>
<p><span id="more-271"></span>Ortaçağ Avrupa’sı Endüstri Devrimi’ne ulaşmadan önce aklın ve bilimin dinden ve dogmadan özgürleştiği bir Aydınlanma Çağı yaşadı. Aydınlanma insanoğlunun çevreyi algılayış metodunun, dinsel dogmatizmden, bilimsel pozitivizme dönüşmesi sürecidir. XVIII. yüzyılda Batı Avrupa’da burjuva sınıfı çok hızlı bir gelişme gösterirken, onlarla birlikte ekonomi de, toplum da ve dolayısıyla insanların dünyaya bakışları da değişmeye başladı. Zamanla bu yeni bakış açısına Aydınlanma Felsefesi, bu felsefenin doğup geliştiği döneme de <em>Aydınlanma Çağı</em> dendi.</p>
<p>Aydınlanma düşüncesinin temelini, aklı, yani usu işler kılma ve yüceltme oluşturur. Aydınlanma düşünürleri, evrenin us aracılığıyla kavranabileceğini, bu yolla insanoğlunun bilgiye, özgürlüğe ve mutluluğa ulaşabileceğini savunmuşlardır.</p>
<p>İlkçağda Yunan Aydınlanmasının merkezi Atina iken, 18.yüzyıl Aydınlanması, tüm Batı Avrupa’ya yayılan bir fikir akımıydı. 18.yüzyıl bir Akıl Çağı oldu. Aydınlanma felsefesi ise burjuva sınıfının genel dünya görüşü oldu. Bu felsefenin dayandığı ilkeler, yalnızca burjuvaziyi değil, bütün insanları kapsayan, eski düzenden yana olanlara karşı çıkan, insanların mutluluğunu amaç edinen ilkelerdi. Özgürlük, ilerleme, insan değeri gibi kavramlar tüm insanları hedeflemekteydi ve insanın özü gereği değerli olduğu, burjuva felsefesinin temeliydi. Aydınlanma felsefesinin amacı ön yargıları yıkmaktı. Akla, doğaya, insanın mutluluğuna aykırı tüm ön yargılara, boş inançlara karşıydı. Ama her şeyden önce, Katolik dininin getirdiği ön yargıya karşı çıkıyordu. Böylece, siyasal ön yargılar da sorgulanıyor ve zayıflatılıyordu. Bu karşı çıkışın kökenleri de Rönesans ve Reform hareketlerine dayanıyordu.</p>
<p>Reformasyon hareketlerinin taşıdığı sosyal ve dinsel etkinlikler daha erken tarihlere ulaşmaktadır. Kilisenin maddi ve manevi egemenliğine ve bunun sınır tanımaz etkinliğine karşı oluşan dinî-elit muhalefeti Martin Luther temsil etmiştir.</p>
<p>31 Ekim 1517 tarihli protestosunda İlahiyat Profesörü Luther, Alman toplumunun dinden yabancılaşmasının sonuçlarını irdelerken, Katolik Kilisesi’nin dogmalarına karşı reform istiyordu. Her tür inanç ilkelerini kiliseden bekleyen geleneksel Ortaçağ toplumunun düşünce dünyasında, Luther’in görüşleri oldukça yeni ve çekici gelmiş, kısa süre içinde bu düşünceler yayılmaya başlamıştı. Luther’in savunduğu düşünceler Protestan Kilisesi’ni doğurdu. Reform hareketleri 1520 yılından sonra başladı. Katolik kilisesinin zaman zaman görülen kötüye kullanımlarını ortadan kaldırmak için, Kilise ve Papalık dışında, bir dinsel düzeltim hareketinin adı oldu. Bu hareketin sonucunda, Avrupa’nın dinsel birliği bozuldu ve Hıristiyanların bir kısmı Katolik Kilisesinden ayrılarak Protestanlığı benimsedi. Protestanlığın, Katolik Kilisesi’nin bütüncül bir yola sürüklediği Hıristiyan dogmalarını temelden sarsması Alman toplumunda yeni gelişmeleri de gündeme getirdi. Çünkü Protestan aydınların katkısıyla Almanya’nın her köşesinde sanat ve kültürel alanlarda gelişmelerin ortaya çıkması, Katolikleri de etkilemiş ve mimaride ünlü Barok tarzına giden yolu açmıştı.<br />
Önce İtalya’da başlayıp, giderek çevreye yayılan Rönesans, kelime anlamı olarak yeniden doğuş demektir. Rönesans’ın Ortaçağ’’a inat, dinsel konularda bile insanı merkez olarak almak, dünyayı, dünya gerçeklerini değerlendirmek ve Eski Yunan sanatına dönmek, köklerini orada bulmak gibi nitelikleri vardı. Latince önem kazandıkça eski eserler gün ışığına çıkıyordu. Rönesans, Ortaçağ ile modern dünya arasında bir basamak oldu.</p>
<p>İşte bu noktada, karşımıza ulus devletler çıktı. Ortaçağ boyunca, Batı’da siyasal birim olarak imparatorluklar içinde bağımsız derebeylikler görülürken, 16.yüzyıldan başlayarak bu derebeylikler yıkıldı ve yerlerine, bir Fransa, bir İspanya, bir İngiltere gibi ulus devletler kuruldu. Zaten gelişen ticaret burjuvazisinin, güçlenebilmek ve yeni bir dünya kurabilmek için, her şeyden önce kendisini koruyacak bir üst kuruluşa gereksinimi vardı. Bu üst kurumun adı, ulusal devletti ve ülke sınırlarına, mal ve can güvenliğinin sağlanmasına ve belli bir sınır içinde yasa birliğine sahipti. Ortaya çıkan bu ulusal devletlerin yönetim biçimi mutlak monarşiydi. Başta bir Kral vardı. Kral, tanrının yeryüzündeki temsilcisiydi ve tüm kararlar ona aitti.</p>
<p>Ancak İngiltere’de, sistem Monarşik görüntüsünü sürdürmekle birlikte, Parlamentarizm kurulmakta ve siyasal liberalizmin kuralları saptanmaktaydı. 11.yüzyılda İngiltere’yi egemenliğine alan Norman kralları, ele geçirdikleri toprakları, doğrudan doğruya kendi adamları olan soylulara dağıtmışlar ve onları zaman zaman toplayarak, çeşitli konularda görüşlerini almaya başlamışlardı.</p>
<p>Norman istilası bittikten çok sonra, bu soylular, kralın otoritesini sınırlamak adına, Kral Yurtsuz Jean’a 1215 yılında Magna Carta (Büyük Berat) denilen bir belge imzalattılar. Böylece kral, onların onayını almadan vergi alamayacaktı. 13.yüzyıl boyunca bu soylular, kendilerine daha çok danışılması için uğraştılar. Giderek bu danışmanların sayısı ve türü arttı. Bu konuşma toplantıları İngiltere’de</p>
<p>Parlamentonun başlangıcı oldu. 14.yüzyıldan başlayarak, Parlamento ikiye bölündü. Soyluların ve din adamlarının toplandığı Lordlar Meclisi (Kamarası) ve burjuvaların oluşturduğu Avam Meclisi(Kamarası) 16.yüzyılda Kral 8.Henry, Kiliseyi Papalığın egemenliğinden kurtardı ve Anglikan Kilisesini kurdu. Kilisenin toprakları, önce kralın sonra da satış yoluyla burjuvaların eline geçti. Burjuvazi güçlendikçe, Avam Kamarasının etkisi arttı ve sonunda, bunu resmileştiren ünlü Haklar Yasası imzalandı. Sistem henüz demokratik değildi ama gitgide liberal bir nitelik kazanıyordu. Lordlar Kamarası dışında, parlamento üyelerinin halk tarafından seçilmesi ve yasaların da parlamento tarafından yapılması, bu sistemin esasları idi. Zamanla oy hakkı yaygınlaştı ve sistem demokratik bir içerik kazandı.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/dunyada-laikligin-gelisimi" rel="bookmark" class="crp_title">Dünyada Laikliğin Gelişimi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler" rel="bookmark" class="crp_title">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/fransiz-devrimi" rel="bookmark" class="crp_title">Fransız Devrimi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/endustri-devrimi" rel="bookmark" class="crp_title">Endüstri Devrimi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/laiklik-ilkesi" rel="bookmark" class="crp_title">Laiklik İlkesi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi">Aydınlanma Çağı</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TANZİMAT DÖNEMİ’NDE OSMANLI İMPARATORLUĞU</title>
		<link>http://www.inkilap.info/tanzimat-donemi%e2%80%99nde-osmanli-imparatorlugu</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/tanzimat-donemi%e2%80%99nde-osmanli-imparatorlugu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 13:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[&#160;Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya&#8217;nın temsilcileri 1774&#8217;de Bulgaristan&#8217;ın K&#252;&#231;&#252;k Kaynarca kasabasında Avrupa diplomasi tarihinin en &#252;nl&#252; ve en &#246;nemli anlaşmalarından birini imzaladılar. Anlaşmanın &#252;&#231; &#246;nemli h&#252;km&#252; Kırım Hanlığı&#8217;na bağlı Kuban ve Terek b&#246;lgelerinin Rusya&#8217;ya bırakılması, Rus ticaret gemilerine İstanbul ve &#199;anakkale boğazlarından serbest ge&#231;iş hakkının tanınması ve Rusya&#8217;nın &#8220;Ortodoks Kilisesi&#8217;ni ve ona hizmet edenleri temsil hakkını&#8221; [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/tanzimat-donemi%e2%80%99nde-osmanli-imparatorlugu">TANZİMAT DÖNEMİ’NDE OSMANLI İMPARATORLUĞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>&nbsp;Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya&rsquo;nın temsilcileri 1774&rsquo;de Bulgaristan&rsquo;ın K&uuml;&ccedil;&uuml;k Kaynarca kasabasında Avrupa diplomasi tarihinin en &uuml;nl&uuml; ve en &ouml;nemli anlaşmalarından birini imzaladılar. Anlaşmanın &uuml;&ccedil; &ouml;nemli h&uuml;km&uuml; Kırım Hanlığı&rsquo;na bağlı Kuban ve Terek b&ouml;lgelerinin Rusya&rsquo;ya bırakılması, Rus ticaret gemilerine İstanbul ve &Ccedil;anakkale boğazlarından serbest ge&ccedil;iş hakkının tanınması ve Rusya&rsquo;nın &ldquo;Ortodoks Kilisesi&rsquo;ni ve ona hizmet edenleri temsil hakkını&rdquo; almasıydı. &Ouml;zellikle bu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; madde ile Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun toplumsal yapısı i&ccedil;inde bulunan Ortodoks n&uuml;fus doğrudan Rusya&rsquo;nın karışmasına a&ccedil;ık bir hale geliyordu. Bunun en &ouml;nemli hedefi de Doğu Anadolu&rsquo;da yaşayan Ortodoks Ermeni n&uuml;fustu. Ayrıca bu sayede Rusya, Balkanlar&rsquo;da yaşayan Ortodoks n&uuml;fus (Sırplar, Rumlar ve Ulahlar) &uuml;zerinde etkinlik kurarak en b&uuml;y&uuml;k &uuml;lk&uuml;s&uuml; ve politikası olan Akdeniz&rsquo;e ulaşmak projesini de ger&ccedil;ekleştirme olanağına kavuşacaktı.<br />
&nbsp;</p>
<p>Rusya&rsquo;nın bu projesinin bir par&ccedil;ası olmak &uuml;zere &ouml;nce Balkanlar&rsquo;da 19. y&uuml;zyılın hemen başında bir Sırp ayaklanması &ouml;rg&uuml;tlendi. G&ouml;r&uuml;n&uuml;rde yerel y&ouml;neticilere ve yeni&ccedil;erilerin halka uyguladığı baskılara karşı bir tepki olarak başlayan ayaklanma, kısa s&uuml;rede Osmanlı merkezi otoritesinden kopma m&uuml;cadelesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Osmanlı y&ouml;netimi ayaklanmayı bastırmakla birlikte Sırplara ekonomik ve siyasal bazı ayrıcalıklar vermek zorunda kaldı. <br />
&nbsp;</p>
<p>Rus politikasının ikinci hedefi Rumların Osmanlı idaresinden kopma planını uygulamaya koymak oldu. İonnis Kapodistria&rsquo;nın başkanlığında, g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde bir dostluk ve kardeşlik derneği olarak kurulan ve Rus &Ccedil;arı&rsquo;nın yaverinin de &uuml;ye olduğu Filiki Eterya&rsquo;nın asıl amacı Rusya&rsquo;nın da desteğiyle Osmanlı y&ouml;netimindeki Rumları &ouml;rg&uuml;tleyerek b&uuml;y&uuml;k bir Rum ayaklanması &ccedil;ıkarmaktı. 1821&rsquo;de Rum n&uuml;fusun en yoğun olarak bulunduğu Mora&rsquo;da başlayan Yunan ayaklanması, Rumların Osmanlı İmparatorluğu i&ccedil;inde &ccedil;ok geniş bir coğrafyaya dağılmış olmaları nedeniyle kısa s&uuml;rede genişledi. <br />
&nbsp;<br />
&nbsp;Yunan Ayaklanması, Avrupa Devletleri&rsquo;nin Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun i&ccedil; işlerine karışması i&ccedil;in bir fırsat verdi. Avrupa Devletleri Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun &ouml;zellikle gayrım&uuml;slim n&uuml;fusu &uuml;zerinde etki kurarak Osmanlı y&ouml;netiminin gayrim&uuml;slimlerin durumunu da iyileştirecek bazı sosyal, siyasal ve hukuksal d&uuml;zenlemeler yapılmasını dayattılar. <br />
Bu durum Tanzimat ve Islahat fermanlarının duyurulmasın hazırlayan dış etkenler olarak ortaya &ccedil;ıktı. Elbette Tanzimat s&uuml;recinin a&ccedil;ılması, sadece Avrupa Devletlerinin bu baskılarına bağlanmamalıdır. Bu aynı zamanda 18. y&uuml;zyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda yaşanan yenileşme dinamiklerinin de ulaştığı bir sonu&ccedil;tur. Bu dinamikleri su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkaran en &ouml;nemli g&ouml;stergelerden biri II. Mahmut&rsquo;un tutumu olmuştur. II. Mahmut Osmanlı tebaasının din ve etnik farkı olmaksızın hukuk &ouml;n&uuml;nde eşit olması isteğini şu s&ouml;zlerle dile getirmiştir. &ldquo;Ben tebaanın M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ını camide, Hıristiyan&rsquo;ını kilisede, Musevi&rsquo;sini de havrada fark ederim. Bundan başka aralarında bir tek fark yoktur. C&uuml;mlesi hakkında muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.&rdquo;</p>
<p><span id="more-10"></span></p>
<p><strong>TANZİMAT FERMANI VE SONU&Ccedil;LARI</strong></p>
<p>
1839&rsquo;da Tanzimat Fermanı&rsquo;nın yayınlanması on yedinci y&uuml;zyılda başlayıp s&uuml;regelen modernleşme akımı i&ccedil;inde en &ouml;nemli evreyi oluşturur. Tanzimat reform d&ouml;nemi, 3 Kasım 1839&rsquo;da Mustafa Reşit Paşa&rsquo;nın Tanzimat Fermanı&rsquo;nı G&uuml;lhane Parkı&rsquo;nda okumasıyla başlamıştır. Sultan Abd&uuml;lmecit&rsquo;in tahta &ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz d&uuml;zeltim hareketini s&uuml;rd&uuml;rmek amacında olduğunu g&ouml;stermesi &ouml;nemli idi. 3 Kasım 1839&rsquo;da Sultan Abd&uuml;lmecid&rsquo;in sadrazamı Mustafa Reşit Paşa tarafından G&uuml;lhane Parkı&rsquo;nda yabancı devletlerin el&ccedil;ileri ve b&uuml;y&uuml;k bir halk topluluğunun huzurunda okunan, kişilerle devlet arasındaki ilişkilere hukuki y&ouml;nden yenilikler getiren, şeriata dayanan eski yasaları tamamen değiştirmeyi &ouml;ng&ouml;ren, Tanzimat-ı Hayriye adı verilen d&uuml;zeltim hareketi siyasal ve hukuki y&ouml;nden Osmanlı&rsquo;da bir ilk idi. Osmanlı siyasal yaşantısının da ilk kazanımıydı. </p>
<p>Tanzimat Fermanın her şeyden &ouml;nce farklı unsurlardan oluşan imparatorluğun dağılmasını &ouml;nlemek gibi bir amacı olduğu ger&ccedil;ektir ama d&ouml;nemin reformlarını sadece bu ama&ccedil; doğrultusunda ger&ccedil;ekleştirilmiş uygulamalar olarak g&ouml;rmek doğru değildir.<br />
Fermanı hukuksal a&ccedil;ıdan değerlendirirsek, Ceza Hukuku, İdare Hukuku ve Ticaret Hukuku gibi &ccedil;eşitli hukuk dallarında hi&ccedil; de k&uuml;&ccedil;&uuml;msenmeyecek gelişmelere &ouml;nc&uuml;l&uuml;k etmiştir. Bu fermanla oluşan gelişmeler sayesinde,Osmanlı devletine modern anlamda bir hukuk devleti anlayışı da girmiştir. Fermanda kanunlara aykırı davrananların cezalarını tespit etmek amacıyla bir ceza kanununun hazırlanması belirtilirken, bu kanunla herkesin su&ccedil;u oranında cezalandırılması esası getirilmek suretiyle Osmanlı devletindeki hukuk eşitsizlikleri kaldırılmıştır. Ayrıca can, mal, ırz, namus g&uuml;vencesini sağlayıcı anlatımlar kullanılması vergi ve askerlik işlemlerinin adaletle g&ouml;r&uuml;leceğinin ifade edilmesi kamu hizmetlerinin doğması a&ccedil;ısından &ouml;nemli bir gelişmedir. Bu ferman, T&uuml;rkiye&rsquo;de hukuk devleti kurma yolunda ilk girişim olarak benimsenebilir.<br />
Tanzimat Fermanı&rsquo;nın getirdiği diğer &ouml;nemli yenilikler şunlardı: M&uuml;sl&uuml;man veya gayrim&uuml;slim olan herkesin can, mal, namus g&uuml;venliği devlet garantisi altına alınacak, vergiler herkesin gelirine g&ouml;re d&uuml;zenli bir şekilde alınacak, askerlik belirli bir d&uuml;zene g&ouml;re olacak, mahkemeler herkese a&ccedil;ık olacak ve mahkeme kararı olmadan kimse idam edilmeyecek, herkesin mal ve m&uuml;lk sahibi olması ve bunu miras olarak bırakabilmesi sağlanacak, r&uuml;şvet ve iltimas kaldırılacak, kanun g&uuml;c&uuml;n&uuml;n her g&uuml;c&uuml;n &uuml;st&uuml;nde olduğu kabul edilecekti.<br />
&nbsp; Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti&rsquo;nde anayasal d&uuml;zenin başlangı&ccedil; noktası olarak benimsenebilir. Bu fermanla Sultan Birinci Abd&uuml;lmecit, kendi g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &uuml;zerinde bir g&uuml;&ccedil; olduğunu kabul ediyordu. <br />
&nbsp; Tanzimat ile siyasal rejimde b&uuml;y&uuml;k değişiklikler, Avrupa hukuk sistemine uyum sağlayacak k&ouml;ktenci &ouml;nlemler, dini temellere dayalı hukuk sisteminin, laik temellere dayalı yeni bir yapılanmayı sağlayacak nitelikte bir h&uuml;viyet de g&ouml;r&uuml;lmez. Bu fermanın ilanından sonra da, İslam hukuku ile o hukukun &ouml;ng&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; kurumlar, yeni kabul edilen Avrupa hukuk sistemi ile birlikte y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmeye &ccedil;alışılmıştır.<br />
&nbsp; On dokuzuncu y&uuml;zyıl anayasaları kralların yetkilerini sınırlayan kurallar i&ccedil;erirler. Tanzimat Fermanı&rsquo;nın en &ouml;nemli noktalarından biri herkesin yasalar &ouml;n&uuml;nde eşitliği ilkesi olup Osmanlı Devleti&rsquo;nde yasalar karşısında eşitliği getirerek Politik birliğin kurulmasını ama&ccedil;lamaktaydı. Bu ilke 1856&rsquo;da yayınlanan Islahat Fermanı&rsquo;nda da vurgulanmaktaydı. 1876&rsquo;da onaylanan Anayasada aşağıdaki ilke yer almıştır: &ldquo;Osmanlı Devleti&rsquo;nin b&uuml;t&uuml;n vatandaşları din ya da mezheplerine bakılmaksızın Osmanlı sayılırlar.&rdquo; <br />
Yasalar &ouml;n&uuml;nde eşitlik ilkesinin Batı &uuml;lkelerindeki gelişmesi ve Osmanlı Devleti&rsquo;nde uygulanması imparatorluk i&ccedil;inde yaşayan &ccedil;eşitli etnik grupların M&uuml;sl&uuml;manlarla her bakımdan eşit konuma gelmesini sağlayarak din ve Devlet işlerinin birbirlerinden ayrılması yolunda ilk adımı oluşturmuştur. Bu d&ouml;nemde giderek artan sayıda kamu kurumlarının stat&uuml;lerinin İslam hukuku ilkelerinden uzaklaşarak medeni hukuk temellerine doğru kaydığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Tanzimat Fermanı&rsquo;nda yer alan ilkeler b&ouml;ylece modern T&uuml;rkiye&rsquo;nin anayasal rejiminin temellerini atmış ve laikliğin ger&ccedil;ekleştirilmesini sağlamıştır. <br />
&nbsp; Tanzimat Fermanının Osmanlı&rsquo;nın klasik siyasal yapısına getirdiği en &ouml;nemli değişiklik Babı&acirc;li b&uuml;rokratlarının y&ouml;netime egemen olması ve padişahtan daha fazla s&ouml;ze sahip olmaya başlamasıdır. Bu durum padişahın yetkisini &ccedil;ok fazla sınırlamamış olsa da b&uuml;rokratik yapının ve g&uuml;&ccedil; dengelerinin değişmekte olduğunun bir habercisi olmuştur. Bu zamana kadar Weber&rsquo;in patrimonyalizm diye nitelendirdiği, sultanın kişisel ve keyfi olan siyasal baskısını esas alan bir y&ouml;netim bi&ccedil;imine tabi olan Osmanlı İmparatorluğu, bu keyfiliği rasyonelliğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek i&ccedil;in &ccedil;abalayan bir b&uuml;rokrat sınıfı ile modern bir devlet olma yolunda ilk adımlarını atmaya başlamıştı. Ger&ccedil;i devlet y&ouml;neticilerinin otoriter ve geleneksel despotik tavırlarını korumaları, uygulamaya &ccedil;alıştıkları demokratik politikalarla &ccedil;elişkiye d&uuml;ş&uuml;yordu ve bu demokratik y&ouml;netimi pratikte ger&ccedil;ekleştiremediler ama ger&ccedil;ekleştirmeyi ama&ccedil;lamış olmaları en azından b&uuml;rokrasinin zihniyetinin değişmekte olduğunun bir g&ouml;stergesiydi. Demokrasinin esas ama&ccedil; olmaktan &ccedil;ok imparatorluğun devamının sağlanması ve gayrı m&uuml;slim unsurların imparatorluktan kopmasının engellenmesi i&ccedil;in ara&ccedil; olması da Tanzimat b&uuml;rokratlarının yaptıkları reformların siyasal modernleşmeyi hazırladığı ger&ccedil;eğini değiştirmez. <br />
&nbsp; Kısaca, d&ouml;neme egemen olan stratejik karar, sınırlı bir laikleşmeyi &ouml;nererek şeriattan bağımsız karar alma alanını genişletmeye y&ouml;nelmiştir. Ancak, yine de her yeni atılım, son aşamada dini b&uuml;rokrasinin onayına sunulmak zorundaydı.<br />
Tanzimat Fermanı i&ccedil;in diyebiliriz ki, d&uuml;ş&uuml;ncelerde o an i&ccedil;in olmasa bile, zamanla &uuml;lkenin sosyal ve siyasal durumunun ortaya koyduğu tehlikeyi anlayabilen bir grup &ccedil;ıkarmış, Tanzimat hareketleri ile birlikte meşrutiyet rejiminin kurulabilmesi ortamı hazırlanmıştır. Tanzimat&rsquo;ın bir başka &ouml;zelliği, Avrupa&rsquo;da ortaya &ccedil;ıkan yeni d&uuml;ş&uuml;ncelerin, XIX. y&uuml;zyılın ilk yarısında Osmanlı sınırları i&ccedil;ine girmekle kalmayıp, merkezi otoriteyi de etkilemiş olmasıdır. Modern &ccedil;ağın temel siyasal &ouml;rg&uuml;tlenme ilkeleri, Asya&rsquo;nın &ouml;teki b&ouml;lgelerine ve Afrika&rsquo;ya ge&ccedil;meden &ouml;nce, XIX. y&uuml;zyılın ilk yarısında Osmanlı devletinin sınırları i&ccedil;inde dolaşmaya başlayacak ve b&ouml;ylece, XX. y&uuml;zyılda T&uuml;rkiye Cumhuriyeti binasının oturacağı temele ilk taş konmuş olacaktır.<br />
&nbsp;</p>
<p><strong>TANZİMAT&rsquo;IN S&Uuml;RMESİ: ISLAHAT FERMANI</strong></p>
<p>
1821 de Mora&rsquo;da başlayan Yunan ayaklanması, Avrupa devletlerinin de desteğiyle 1830&rsquo;da Yunanistan&rsquo;ın bağımsızlığıyla sonu&ccedil;landı. Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;ndan koparak &uuml;zerinde ilk milli devletin kurulduğu bir toprak par&ccedil;ası olan Yunanistan bu olanağa Viyana Kongresinde bir araya gelerek Kutsal İttifak adıyla bir anlaşma kabul etmiş olan Avrupa Devletleri&rsquo;nin bu Kutsal İttifakı bir kenara atmaları sonucu kavuştu. Viyana Kongresi 1815&rsquo;de toplanmış, Napolyon Savaşları nedeniyle alt-&uuml;st olan Avrupa siyasal haritasını yeniden d&uuml;zenlemiş ve stat&uuml;konun korunması konusunda Avrupa Devletlerince g&ouml;r&uuml;ş birliğine varılmıştı. Ancak bu bağlayıcılık Yunan ayaklanması s&ouml;z konusu olduğunda bir kenara itildi ve yeni kurulan Yunanistan Devleti&rsquo;nin Rusya&rsquo;nın uydusu olmaması i&ccedil;in Avrupa Devletleri kendi himayelerine almakta gecikmediler.<br />
&nbsp; Diğer yandan Viyana Kongresinde ilk kez Rus &Ccedil;arı Aleksandr Doğu Sorunu kavramından s&ouml;z etmişti. Doğu Sorunu ile kast edilen Osmanlı İmparatorluğu idi ve &uuml;&ccedil; aşamadan oluşan bu s&uuml;re&ccedil; 1774 K&uuml;&ccedil;&uuml;k Kaynarca Anlaşması ile başlamıştı. <br />
&nbsp; Doğu Sorununun ilk aşaması K&uuml;&ccedil;&uuml;k Kaynarca anlaşması ile Rusya&rsquo;nın Ortodoks n&uuml;fus &uuml;zerinde sağladığı etkiye karşılık Avrupa Devletleri&rsquo;nin diğer gayrim&uuml;slimleri himaye politikasına y&ouml;nelmesi ile başlayan Gayrim&uuml;slimlerin Himayesi sorunudur. (Bkz: Doğu Sorunu kutusu) Bu &ccedil;er&ccedil;evede Osmanlı coğrafyası i&ccedil;inde misyonerlik etkinliklerine girişen batılı &uuml;lkeler a&ccedil;tıkları misyoner okullarında batılı d&uuml;ş&uuml;ncelerle, ulus&ccedil;uluk&nbsp; &uuml;lk&uuml;leriyle donanmış nesiller yetiştirmeye başladılar. Misyonerlerin kurduğu matbaalarda basılan kitaplarda dinsel propagandaların yanı sıra ulus&ccedil;uluk, laiklik, liberalizm gibi d&uuml;ş&uuml;nceler de yayılmaya &ccedil;alışılıyordu. <br />
Diğer yandan &ouml;zellikle ticaretle uğraşan gayrim&uuml;slimler Avrupa Devletleri konsolosluklarından aldıkları vatandaşlık belgeleriyle batı ile daha yakın ticari ve k&uuml;lt&uuml;rel ilişkiler kurmaya başladılar. Yabancı dil bilen gayrim&uuml;slimler, batılı devletlere terc&uuml;manlık hizmetlerinde bulunarak bu ilişkileri daha da geliştirdiler. Bu s&uuml;recin sonunda Osmanlı toplumsal yapısı i&ccedil;inde M&uuml;sl&uuml;manlarla eşit sosyal, siyasal ve hukuksal haklar isteyen talep eden bir gayrim&uuml;slim n&uuml;fus oluşmaya başladı. Gayrim&uuml;slim n&uuml;fusun istekleri sadece bu haklarla sınırlı kalmayıp bir s&uuml;re sonra Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;ndan kopma d&uuml;ş&uuml;nceleriyle gelişen ayaklanmaları hazırlayan bir d&uuml;ş&uuml;nce ortamı yarattı. <br />
&nbsp; Fransız Devrimi&rsquo;nin ardından t&uuml;m d&uuml;nyaya yayılan d&uuml;ş&uuml;nce akımları ve &ouml;zellikle ulus&ccedil;uluk ideolojisinin etkisi kısa s&uuml;rede Balkanlar coğrafyasını da etkisi altına aldı. Balkanlarda arka arkaya yaşanan ayaklanmalar &ouml;ncelikle bu b&ouml;lgedeki vilayetlerin ayrıcalıklı (&ouml;zerk) yapıya kavuşmasını ve ardından da İmparatorluktan kopuşunu getirdi. Osmanlı y&ouml;netimi a&ccedil;ısından Balkanlarda yaşanan karışıklıkları &ouml;nlemek, b&ouml;lgeye y&ouml;nelik gittik&ccedil;e genişleyen reform &ouml;nlemleri almakla m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Ancak 1856&rsquo;da Paris Barış Konferansı&rsquo;nda bir araya gelen Avrupa Devletleri bu reformların t&uuml;m Osmanlı gayrim&uuml;slim n&uuml;fusunu i&ccedil;ine alacak şekilde bir genel ıslahat şekline getirilmesi konusunda Osmanlı İmparatorluğu ile bir anlaşma imzaladılar. <br />
&nbsp; Bu anlaşmanın gereğini yerine getirmek ve toplumsal i&ccedil; dinamiklerin isteklerini karşılamak &uuml;zere Osmanlı İmparatorluğu 1856 yılında, Tanzimat Fermanı&rsquo;nın bir tamamlayıcısı niteliğinde olan Islahat Fermanı&rsquo;nı ilan etti.<br />
Islahat Fermanı Tanzimat Fermanı&rsquo;nın tamamlayıcısı ve pekiştiricisidir. Tanzimat Fermanı&rsquo;ndan farklı y&ouml;n&uuml;, yalnızca azınlıklar i&ccedil;in bir takım haklar &ouml;ng&ouml;rmesidir. <br />
Ferman&rsquo;a g&ouml;re; M&uuml;sl&uuml;man olmayanları k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; s&ouml;zler kullanılamayacak,azınlıklar devlet memuru olabilecek ve her t&uuml;r okula girebilecek, mahkemeler a&ccedil;ık olacak ve herkes kendi dininde yemin edebilecek, işkence, dayak ve angarya yasak olacak; Hıristiyanlar yerel y&ouml;netim meclislerine &uuml;ye olabilecek, yabancı uyruklular mal ve m&uuml;lk edinebilecek, gayrim&uuml;slimlerden alınan baş vergisi olan cizye kaldırılacak, Hıristiyanlar i&ccedil;in bedelli askerlik getirilecek ve herkes şirket, banka gibi ticari kurumlar a&ccedil;abilecekti.</p>
<p>
<strong>TANZİMAT D&Ouml;NEMİ D&Uuml;ZENLEMELERİ</strong><br />
&nbsp;<br />
Tanzimat ve Islahat fermanlarının ilanıyla başlayan Tanzimat d&ouml;nemi, T&uuml;rk modernleşmesi a&ccedil;ısından d&ouml;n&uuml;m noktasıdır. Bu d&ouml;nemde b&uuml;t&uuml;n alanlarda k&ouml;kl&uuml; d&uuml;zenlemelere gidilmiştir. Tanzimat d&ouml;nemi d&uuml;zeltim hareketleri hem III. Selim ve II. Mahmut&rsquo;un &ccedil;alışmalarının tamamlayıcısı olmuş hem de bu reformları yaygınlaştırarak modernleşmeyi daha kalıcı kılmanın yollarını aramıştır. &Ouml;nceki d&ouml;nem d&uuml;zenlemeleri geliştirilmiş ve reformlar daha kurumsal hale getirilmiştir. Bu &ccedil;alışmaları reformları şu başlıklar altında inceleyebiliriz.</p>
<p>Y&ouml;netsel d&uuml;zenlemeler: II. Mahmut d&ouml;neminde kurulan bakanlıkların yanı sıra 1839&rsquo;da Ticaret Bakanlığı, 1846&rsquo;da Ziraat ve 1848&rsquo;de İmar Bakanlığı kurulmuştur. Bu bakanlıkların kurulması ile Osmanlı&rsquo;da y&ouml;netim teknik kadroları oluşturuluyordu. Aynı &ccedil;er&ccedil;evede Tanzimat Meclisi, Maliye Meclisi gibi bazı y&ouml;netim meclisleri de oluşturulmuştur. Tanzimat b&uuml;rokrasisi i&ccedil;inde memur kavramı oluşturulmuştur. <br />
Tanzimat d&ouml;neminde y&ouml;netsel b&ouml;l&uuml;mlenme k&ouml;y, nahiye, kaza, sancak ve eyalet şeklinde &ouml;rg&uuml;tlenmiştir. 1864 yılında yapılan geniş &ccedil;aplı d&uuml;zenlemelerle y&ouml;netim kademelenmesi sistemleşmiştir. Yine bu d&ouml;nemde kaymakam ve vali gibi g&ouml;revlilerin g&ouml;rev ve yetkileri yasalarla tanımlanmıştır. 1858 yılında İstanbul&rsquo;da, 1870 yılından sonra da İmparatorluğun diğer yerlerinde belediye &ouml;rg&uuml;tleri kurulmuştur. İstanbul dışındaki yerleşmelerde İhtiyar Meclisi, Nahiye Meclisi, Kaza Meclisi, Sancak Meclisi ve Vilayet Meclisi gibi yerel y&ouml;netim meclisleri kurulmuştur. B&ouml;ylece basit anlamda yerel y&ouml;netimlere katılım sağlanmıştır.<br />
Hukuksal D&uuml;zenlemeler: Tanzimat ile yapılan &ccedil;alışmaları III. Selim ve II. Mahmut d&uuml;zenlemelerinden ayıran en &ouml;nemli fark, hukuk sistemindeki yeniliklerdir. Hukuksal d&uuml;zenlemeler zamanda T&uuml;rk modernleşmesinin temel dayanağı olmuştur. Hukuk alanında da d&uuml;zeltim iki eksen etrafında &ouml;beklenmiştir. İlk eksen kişi temel hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri/haklar sistemi, ikinci eksen ise yasalaştırma &ccedil;alışmalarıdır. </p>
<p>
XIX. y&uuml;zyılın başlarında Avrupa&rsquo;da temel hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler hukuk metinlerine kişi doğal hukuku olarak girmiştir. Kanun &ouml;n&uuml;nde eşitlik, kamu hizmetlerinden eşit yararlanma ve vicdan &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kişi temel hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerinin temelidir. Bunlardan kaynaklanan kişinin doğal, vazge&ccedil;ilmez ve devredilmez olan hakları hen&uuml;z Osmanlı yasa metinlerinde yoktu. Bu konuda ilk kez II. Mahmut d&ouml;neminde yazılı metne girmeyen s&ouml;ylem ve uygulamalar kendisini g&ouml;stermişti. Tanzimat ve Islahat fermanları ile insanlar dil, din ve ırkları ne olursa olsun eşit kabul edilmişti. Ne var ki cinsiyet eşitliği bir başka deyişle kadın-erkek eşitliği Osmanlı&rsquo;da hi&ccedil;bir zaman sağlanamamıştır.<br />
Batı hukukunda insanların doğal hukuku olarak kabul edilen temel hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler, Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda padişahın her an geri alma hakkının saklı tutulduğu bir sadaka gibi kabul edilmiştir. Sultan da kendisince gerekli g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; durumlarda bu sadakayı geri almıştır. Ne var ki artık temel haklar &ouml;ğrenilmiş ve onları isteyen yeni bir grup ortaya &ccedil;ıkmıştır. Bu istek Osmanlı aydınlarınca h&uuml;rriyet olarak simgeleşmiştir.<br />
Yeni hukuksal d&uuml;zenlemelerin ikinci ayağı kanunlaştırma &ccedil;alışmalarıdır. Bu a&ccedil;ıdan ilk adım 1840 yılında &ccedil;ıkarılan Ceza Kanunu idi. Bu aslında kişi hukuku olması itibarıyla şeriata yapılan bir karışma idi. Bu yasanın i&ccedil;indeki şu c&uuml;mle, &ldquo;dağdaki bir &ccedil;obanla bir vezirin eşit tutulacağı&rdquo; (Madde 1), yeni hukukun ruhunu yansıtıyordu. 1851 yılında ve daha sonraki yıllarda bu kanuna eklemeler yapılmıştır. <br />
1850 yılında Ticaret Kanunu ve 1863 yılında Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi. 1858 yılında Arazi Kanunu ve 1869 yılında da Vatandaşlık Kanunu kabul edildi. Bu d&ouml;nem i&ccedil;inde benzeri bir takım kanunlar yapılıp kabul edildi. Bu kanunlar Avrupa &uuml;lkelerindeki (&ouml;zellikle Fransa) kanunların &ccedil;evirisi şeklinde oluyordu. Buna resepsiyon denir. <br />
Kanunlaştırma &ccedil;er&ccedil;evesindeki en &ouml;nemli adımlardan birisi de Mecelle&rsquo;nin hazırlanmasıdır. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında oluşturulan bir komisyon <br />
tarafından oluşturulan 16 ciltlik bu kitapta, alım-satım, kira, kefalet, rehin, bağış, tasarruf, ortaklık gibi bir &ccedil;ok ticari konular sistemleştirilmiştir. <br />
Yeni kanunlara uygun yargı kurumları oluşturularak mahkemeler kurulmuş ve batı toplumlarında olduğu gibi yargılama ve mahkeme usul&uuml; uygulama alanı bulmuştur. Geleneksel kadı mahkemeleri sadece evlenme, boşanma ve miras paylaşımı konuları ile sınırlandırılmıştır. <br />
Yeni kabul edilen batılı hukuk sistemi T&uuml;rk k&uuml;lt&uuml;r tarihinde din dışılığın, bir anlamda laikliğin bir başlangıcıydı.<br />
Eğitimle İlgili D&uuml;zenlemeler: Tanzimat d&ouml;nemi bu anlamda diğer reformlara g&ouml;re daha şanslı idi. III. Selim ve II. Mahmut reformları az da olsa sonu&ccedil;larını vermeye başlamış, eğitilmiş insanlar yetişmeye başlamıştır. <br />
II. Mahmut d&ouml;neminde Maarif Bakanlığı&rsquo;nın kurulmasından başka 1846 yılında Maarif Meclisi, 1851 yılında da Enc&uuml;men-i Daniş adında bilimler akademisi kurulmuştur. Fakat bu akademi pek faydalı olamamıştır. 1849 yılında Dar&rsquo;&uuml;l-maarif, 1859 yılında M&uuml;lkiye Mektebi, 1863 yılında da Dar&rsquo;&uuml;l-f&uuml;nun kuruluştur. Dar&rsquo;&uuml;l-maarif ara y&ouml;netici, M&uuml;lkiye Mektebi de &uuml;st d&uuml;zey y&ouml;netici yetiştirmek gibi bir ama&ccedil;la kurulmuşlardır. Bu iki okul da bu amaca iyi bir şekilde hizmet etmişlerdir. &Uuml;niversite diyebileceğimiz Dar&rsquo;&uuml;l-f&uuml;nun ise uzun s&uuml;re faaliyete ge&ccedil;ememiştir. <br />
1869 yılında &ccedil;ıkarılan Maarif Kanunu ile g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki eğitim kademelenmesine benzer bir eğitim sistemi oluşturulmuştur. Sıbyan veya İptidai /ilk mektepler, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z temel eğitiminin birinci kısmına denk gelmektedir. R&uuml;ştiye mektepleri ise orta okul seviyesindedir. İdadi ve Sultaniler ise lise dengi okullardır. Bunların &uuml;zerinde de &ccedil;ok &ccedil;eşitli y&uuml;ksek okullar kurulmuştur. Bu yasa ile ilk kez devlet b&uuml;t&ccedil;esinden eğitime pay ayrılmaya başlanmıştır. XIX. y&uuml;zyılın son &ccedil;eyreğinde Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun bir &ccedil;ok yerinde bir &ccedil;ok okul a&ccedil;ılmıştır.</p>
<p>Tanzimat d&ouml;neminde Avrupa&rsquo;ya &ouml;ğrenci g&ouml;nderilmesi hızlanmış, yabancı dillerden bir &ccedil;ok kitap terc&uuml;me edilmiştir. T&uuml;m bu gelişmeler &ccedil;er&ccedil;evesinde XIX. y&uuml;zyılda yeni bir Tanzimat Aydını&nbsp; tipi ortaya &ccedil;ıkmıştır. <br />
B&uuml;t&uuml;n bu gelişmeler yaşanırken y&uuml;z yıllardır hi&ccedil; değişmeyen medreseler de hayatlarına devam etmiş, bu kurumlardan ise geleneksel, tutucu insanlar yetişmeye devam etmiştir. Bu da Osmanlı&rsquo;daki aydın tipinde bir ikilem yaratmış, yeni-eski &ccedil;atışmasını arttırmıştır. <br />
Ekonomi İle İlgili D&uuml;zenlemeler: XIX. y&uuml;zyılda karmaşıklaşan ekonomik ilişkiler, Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda bu d&ouml;nemde &ccedil;ok &ouml;nemli değişimleri doğurmuştur. Geleneksel kapalı ekonominin yerini artık kapitalist ilişkiler ve yaptırımlar almaya başladı. Bu a&ccedil;ıdan ilk olarak vergi sisteminde d&uuml;zenlemeler yapıldı. Y&uuml;zlerce &ccedil;eşit ve oranı sabit olmayan vergiler kaldırılıp yerine sabit ve belirli bir vergi getirildi. Bu &ccedil;er&ccedil;evede tarımın geliştirilmesi i&ccedil;in &ccedil;alışmalar yapıldı. Toprak m&uuml;lkiyeti yaygınlaştırılarak, &ouml;zel m&uuml;lkiyet desteklendi. B&ouml;ylece pamuk, zeytin gibi end&uuml;stri bitkileri &uuml;retiminin artışı ile tarımsal &uuml;retimde pazara y&ouml;nelik &uuml;retim başladı. &Ouml;zellikle &Ccedil;ukurova ve Ege kıyılarında, Avrupa pazarları ile ilişkilendirilebilen bir tarımsal etkinlik XIX. y&uuml;zyılın başlarından itibaren yaşanmaya başlandı.<br />
1847 yılında manifakt&uuml;rel &uuml;retime engel olan gedik sisteminin kaldırılması ile k&uuml;&ccedil;&uuml;k sanayi yatırımları, tekel engelinden kurtuldu. Bu ilk anda &ccedil;ok etkili olmadıysa da y&uuml;zyılın sonlarından itibaren k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli yatırımlarda hızlandırıcı bir etken olmuştur. Bu d&ouml;nemde ticari yaşamda da &ouml;nemli gelişmeler olmuştur. G&uuml;mr&uuml;k d&uuml;zenlemeleri yapılmış, Ticaret Mahkemeleri kurulmuştur. <br />
Ne var ki, g&uuml;&ccedil;s&uuml;z durumdaki Osmanlı Devleti, kendi ekonomisini koruyacak koruma &ouml;nlemlerini alamamıştır. 16 Ağustos 1838 tarihinde Osmanlı devleti İngiltere ile imzaladığı Balta Limanı ticaret s&ouml;zleşmesi ile Osmanlı g&uuml;mr&uuml;k duvarları indirilmiştir. B&ouml;ylece, zaten emekleme d&ouml;nemine bile girememiş olan Osmanlı end&uuml;strisi, Avrupa rekabeti karşısında savunmasız durumda bırakılmıştır. </p>
<p>Oysa yapılan &ccedil;alışmaların bir amacı, ekonomik ilişkilerin Avrupa y&ouml;ntemlerine g&ouml;re ayarlanması ve liberal ekonomik politikanın benimsenmesiydi. Ayrıca, Avrupalılara g&ouml;re, modern (pazar) toplumu, eşit derecede modern ve etkili bir b&uuml;rokrasiyi gerektiriyordu. <br />
Tanzimat d&ouml;neminin bir &ouml;zelliği de Osmanlı Devleti&rsquo;nin az sayıda da olsa fabrikalar kurmasıdır. Aslında daha &ouml;nce II. Mahmut d&ouml;neminde kurulan Feshane 1839&rsquo;da Ey&uuml;p&rsquo;te bir fabrika haline getirildi. Bu fabrikada daha sonraki d&ouml;nemlerde festen başka tekstil &uuml;r&uuml;nleri de yapılmıştır. 1844 yılında İzmit&rsquo;te, 1848 yılında Veliefendi&rsquo;de, ertesi yıl Hereke&rsquo;de tekstil fabrikaları, bu yıllarda Bursa&rsquo;da da ipek fabrikası a&ccedil;ılmıştır. Bu fabrikalar kimi zaman kapanmışlarsa da &ouml;nemli miktarda &uuml;retim yapmışlardır. Tekstil sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n yanı sıra kundura, cam ve kağıt sanayiinde de devlet yatırımları kendisini g&ouml;stermiştir. Her ne kadar bu fabrikalarda &uuml;retilen mallar Avrupa &uuml;r&uuml;nleri ile rekabet edebilecek seviyede değillerse de &uuml;retimin ve işletmeciliğin başlamış olması &ouml;nemlidir. Bu Osmanlı&rsquo;nın Avrupa kapitalizmine katıldığını g&ouml;stermektedir. Ne var ki bu katılma, Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nu kapitalistleşmesini &uuml;st boyutlara taşıyan Avrupa karşısında, yarı s&ouml;m&uuml;rge oluşa kadar g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Kırım Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun ilk kez Avrupa devletlerinde bor&ccedil; para alması onu batağa s&uuml;r&uuml;klemiştir. 1875 yılında mali iflas ve 1881 yılında D&uuml;yun-u Umumiye İdaresi&rsquo;nin yani Genel Bor&ccedil;lar Y&ouml;netimi&rsquo;nin a&ccedil;ılması Osmanlı&rsquo;yı mali a&ccedil;ıdan da tutsak hale getirmiştir. <br />
Tanzimat d&ouml;neminde yapılan limanlar, kara ve demir yolları da Osmanlı&rsquo;ya hem yeni ufuklar a&ccedil;mış hem de onun şeklini g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml; ve yaşamını değiştirmiştir.<br />
Toplumsal Alandaki Değişiklikler: XVIII. y&uuml;zyıldan itibaren yaşanan batılılaşma, Tanzimat d&ouml;neminde en azında yeni oluşan aydınlar arasında bir taban yaratmıştır. Bu d&ouml;nemde teknolojinin de yayılmaya başladığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse modernizmin artık Osmanlı y&ouml;netimi ve toplumu i&ccedil;in daha yoğun bir belirleyici olduğu anlaşılır. &Ouml;zellikle &uuml;st yapı kurumlarında yaşanan değişimler bir d&ouml;nem sonra toplumun yaşantısında ve d&uuml;ş&uuml;ncesinde yer etmeye başlamış bu da toplumda az da olsa bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; m&uuml;mk&uuml;n kılmıştır. <br />
Tanzimat d&ouml;nemi zihniyet d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml;n en &ccedil;arpıcı alanı kadın kavramındaki değişimdir. &Ouml;zellikle gazetelerin artmasıyla birlikte kadın gazeteleri &ccedil;ıkmaya başlamış ve kadınların &ccedil;eşitli konulardaki yazıları yayınlanmaya başlanmıştır. Kız okullarının ve kız &ouml;ğretmen okullarının a&ccedil;ılması ile kadınların eğitimi bu d&ouml;nemde kurumsallaşmış, kadın n&uuml;fus arasında okur yazar oranı artmıştır.<br />
Tanzimat d&ouml;neminde giyim konusunda da b&uuml;y&uuml;k değişimler yaşanmıştır. II. Mahmut d&ouml;neminde sadece memurlarda başlayan yeni giyim hızla, &ouml;zellikle İstanbul halkı arasında yayılmıştır. Artık ayakkabı, pantolon, g&ouml;mlek, ceket ve kravat kullanan ama başında adeta m&uuml;sl&uuml;manlığın sembol&uuml; olan fes bulunan yeni bir giyim yaygınlaşmıştır. Keza kadın giyiminde de Avrupa modası ile islami geleneği bağdaştırmaya &ccedil;alışan yeni kadın giyim tarzları kullanılmaya başlanmıştır. <br />
Tanzimat d&ouml;neminde Osmanlı eski toplumsal sınıfları ve toplumsal yapı değişmiştir. Geleneksel toplumun yerini daha a&ccedil;ık bir toplum, kul y&ouml;neticilerin yerini b&uuml;rokrat/memur almıştır. Bu d&ouml;nemde kapitalistleşmeye koşut az g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lerle de olsa t&uuml;ccar sınıfının &ouml;nem kazanması, az sayıda da olsa iş&ccedil;i sınıfının oluşması toplumsal yapıyı değiştirmeye başlamıştır. Bunun yanı sıra daha &ouml;nce olmayan tipte bir aydın sınıfının oluşması Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;na yeni &ccedil;ehreler kazandırıyordu. <br />
Tanzimat d&ouml;nemi ile d&uuml;ş&uuml;nce yapısında da &ouml;nemli değişimler yaşanmış, geleneksel &ouml;b&uuml;r d&uuml;nyada mutluluğu hayal eden insan tipinden, bu d&uuml;nyadaki mutluluğu isteyen insan tipine doğru ge&ccedil;iş başlamıştır. (Bu ge&ccedil;iş işlemi hala s&uuml;rmektedir.) Ne var ki bu d&uuml;nya karşılaştırması &ccedil;er&ccedil;evesinde yeni insan tipinde, batı uygarlığı karşısında bir aşağılık kompleksi de yavaş yavaş ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>
<strong>TANZİMAT&rsquo;IN GETİRDİKLERİ</strong></p>
<p>
III. Selim, II. Mahmut ve Tanzimat d&uuml;zenlemeleri bir b&uuml;t&uuml;n&uuml;n par&ccedil;alarıdır. Dolayısı ile bu &ccedil;alışmalar bir b&uuml;t&uuml;n olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. Bunların amacı, her şekilde Osmanlı Devleti&rsquo;nin varlığının s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesiydi. Bu ama&ccedil; XIX. y&uuml;zyıl d&uuml;nyası i&ccedil;in sağlanmış oluyordu. <br />
Adı ge&ccedil;en iki sultan yenilik&ccedil;i eylemleri i&ccedil;in taban bulamamışlardı. Bu yeniliklerin ekonomik kaynaklarının bulunamaması, yeni bir d&uuml;zen kurma gereğine inanmış bir teknik kadronun olmaması ve d&uuml;zenlemelerin gerekliliğinin halka anlatılamamış olması &ouml;nemli sorunlar oluşturdu. D&uuml;zenlemeler &ccedil;oğu kez temelden &ccedil;ok dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe y&ouml;neliyordu. Yasal değişiklikler ise bir &ccedil;ok kez tam olarak uygulanamıyordu. Bu olumsuzluklar, Osmanlı reformlarının sonu&ccedil; olarak başarılı olmasına engel olmuştur. <br />
Osmanlı d&uuml;zelti &ccedil;alışmalarının bir &ouml;zelliği de geleneğe pek dokunmadan yapılan reformlar olmasıdır. Nitekim bu d&ouml;nemde yeni, modern kurumlarla birlikte, bir &ccedil;ok alanda geleneksel eski kurumlar da korunmuştur. Bu da toplumda bir ikilem (d&uuml;alizm) oluşturmuştur. Kabaca alaturka/alafranga, eski/yeni, geleneksel/modern hata doğulu/batılı olarak isimlendirilebilen bu ikilem toplumda &ccedil;atışmalar yaratmıştır. Toplum hem eski olandan tam kurtulamamış, hem de yeniye tam girememiştir. Bir &ccedil;ok konuda benzeri ikilemler g&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rk toplumunda da g&ouml;r&uuml;lebilmektedir. <br />
Osmanlı d&uuml;zeltim hareketlerinde&nbsp; yenilik&ccedil;ilerin kapsamlı bir d&uuml;zeltim projeleri yoktu. Genel bir modernizm amacı &uuml;zerine kurulmaya &ccedil;alışılan değişimler bir &ccedil;ok kez kendi i&ccedil; dengelerinde &ccedil;atışmalar yaratmıştır. &Ouml;rneğin vergi d&uuml;zenlemeleri &ccedil;er&ccedil;evesinde iltizam sistemi kaldırılıyor fakat yerine d&uuml;zg&uuml;n bir sistem kurulamadığı i&ccedil;in iki yıl sonra tekrar geriye d&ouml;n&uuml;l&uuml;yordu. Bir bakanlık kuruluyor birka&ccedil; yıl sonra o bakanlık kapatılıyor sonra tekrar a&ccedil;ılabiliyordu. Bu da reformlara olan inancı azaltıyordu. <br />
Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun uluslararası politikadaki sorunları sonucunda Batı&rsquo;ya olan gereksinimi da artmış bu da İmparatorluğu Batı etkisine savunmasızca a&ccedil;mıştır. </p>
<p>Yunan İsyanı, Mısır sorunu, Osmanlı-Rus ve İran savaşları Osmanlı y&ouml;netimini bunaltmış, bu &ccedil;er&ccedil;evede Osmanlı y&ouml;netimi, Batı&rsquo;ya daha fazla yanaşmıştır. Bu da batılı diplomatların Osmanlı y&ouml;netimine karışmalarını m&uuml;mk&uuml;n kılmıştır. <br />
Uluslararası sıkışıklığa koşut, i&ccedil; politikada da &ouml;nemli sorunlar kendisini g&ouml;sterdi. Fransız Devrimi paralelinde ortaya &ccedil;ıkan milliyet&ccedil;i hareketler, Osmanlı tebaası i&ccedil;inde gayrim&uuml;slimler arasında &ouml;nemli bir taraftar buldu. Tanzimat uygulamaları i&ccedil;inde M&uuml;sl&uuml;manlarla gayrim&uuml;slimler arasında yaşanan &ccedil;ekişmeler ve farklı hoşnutsuzluklar reformlara karşı bir toplumsal karşı duruşu ortaya &ccedil;ıkardı. <br />
Toplumun &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kesiminin geleneklerine bağlı bir kitle olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse, Osmanlı reformlarının toplumsal bir taban bulamamasının ve topluma sızamamasının nedenleri anlaşılabilir.<br />
Osmanlı d&uuml;zeltim hareketlerinin kesinlikle başarısız olduğu gibi bir sonu&ccedil; da &ccedil;ıkarılamaz. Tanzimat reformları ile modernleşme s&uuml;reci &uuml;st yapıda başlamış, Osmanlı y&ouml;netim ve d&uuml;ş&uuml;nce yapısı batılı &ccedil;ağdaş kurum ve d&uuml;ş&uuml;ncelerle tanışmıştır. Uygulamada sorunlar yaşansa da kurumlar yaratılmaya &ccedil;alışılmıştır. Reform istekleri siyasal iktidardan ayrılıp, yeni Tanzimat aydınlarınca istenilir olmuştur. Osmanlı tarihinde ilk kez kamu oyu oluşmuştur. Sonu&ccedil; olarak, her t&uuml;rl&uuml; duraksamalara rağmen Tanzimat d&uuml;zenlemeleri, Osmanlı toplumu ve y&ouml;netimi i&ccedil;in bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n başlangıcı olmuştur.</p>
<p><strong>GEN&Ccedil; OSMANLILAR VE SİYASAL D&Uuml;Ş&Uuml;NCELERİ</strong></p>
<p>
Tanzimat ve Islahat d&uuml;zenlemeleri Osmanlı toplumsal yapısı i&ccedil;indeki dinsel ve cemaatsal ayrımları ortadan kaldırdı. Bu dinsel ve cemaatsal ayrımlar millet sistemi olarak adlandırılan Osmanlı toplumsal &ouml;rg&uuml;tlenmesinin geleneksel temellerini oluşturuyordu. Dolayısıyla bu geleneksel temeller de ortadan kalkmış oldu. Tanzimat&rsquo;tan &ouml;nce devlet ama&ccedil; uyruklar ara&ccedil; iken geliştirilen yeni anlayışta ama&ccedil; uyrukların eşitliği ve refahı, devletin de bunu sağlamada ara&ccedil; olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesi geliştirildi. Gayrim&uuml;slimler dinsel kimlikten ulusal kimliğe sı&ccedil;radılar. Ulusal kimlik tanımlaması &ccedil;er&ccedil;evesinde ulus&ccedil;uluk d&uuml;ş&uuml;ncesinin de etkisi ile Osmanlı y&ouml;netimine karşı yabancılaşma s&uuml;reci i&ccedil;ine girdiler. <br />
Osmanlı aydınının bu kimlik tartışmalarına ve gayrim&uuml;slimlerin yabancılaşma s&uuml;recine tepkileri &uuml;&ccedil; aşamada ortaya &ccedil;ıktı: <br />
Birinci aşama İttihad-ı anasır (Unsurların Birliği) anlayışıyla t&uuml;m Osmanlı vatandaşlarını din ve cemaat farkını ortadan kaldıran bir yapay kimlik yaratma d&uuml;ş&uuml;ncesiydi. Bu d&uuml;ş&uuml;nce Osmanlıcılık adıyla sembolleştirildi.<br />
Osmanlıcılık d&uuml;ş&uuml;ncesinin &ouml;nc&uuml;leri olan Şinasi, Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa bu &uuml;lk&uuml;y&uuml;, b&uuml;t&uuml;n Osmanlı vatandaşlarını din ve etnik farkı g&ouml;zetmeksizin &uuml;st yapıda Osmanlı adıyla ve kimliğiyle birleştirecek yeni bir kimlik tanımlaması olarak g&ouml;r&uuml;yorlardı. Bu yeni kimlik eski Osmanlı adından ve kimliğinden farklı toplumsal yapıda din, mezhep cemaat ayrımını g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne almaksızın bir Osmanlı anlayışı yaratmayı hedeflediği i&ccedil;in Yeni Osmanlıcılık adını alıyordu. Yeni Osmanlılar d&uuml;ş&uuml;ncelerini yaymak i&ccedil;in basını bir silah olarak kullanıyorlardı. Tasvir-i Efkar, H&uuml;rriyet, Muhbir gibi bazı gazeteler hem İstanbul&rsquo;da hem de yurt dışında (Londra ve Cenevre&rsquo;de) Gen&ccedil; Osmanlılar tarafından yayınlanıyordu.<br />
Yeni Osmanlıcılık d&uuml;ş&uuml;ncesinin savunucuları Gen&ccedil; Osmanlılar bir yandan batının teknik ve kurumsal &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yakalamak ve gayrim&uuml;slimlerin endişelerini gidererek onları eşit uyruk konumuna getirmek; diğer yandan M&uuml;sl&uuml;man (&ouml;zellikle de Arap) n&uuml;fusun hanedana bağlılığını korumak ve İslamın birliği adına M&uuml;sl&uuml;manları etnik ayrımdan uzak tutmak gayreti ile Yeni Osmanlıcılık &uuml;lk&uuml;s&uuml;n&uuml; olgunlaştırdılar. Osmanlıcılık &uuml;lk&uuml;s&uuml; &ouml;zellikle ulus&ccedil;uluk ideolojisinin par&ccedil;alayıcı etkilerine karşı bir kalkan haline getirildi. <br />
Ne var ki bu kimlikle yeni bir Osmanlı milleti oluşturma fikri bazı zorluklarla karşı karşıyaydı. &Ouml;ncelikle Osmanlı toplumsal yapısını oluşturan cemaatleri bir arada tutacak ortak bir bağlılık duygusunun olmaması, bundan başka ne T&uuml;rkler&rsquo;in ne de T&uuml;rk ve M&uuml;sl&uuml;man olmayan grupların bir Osmanlı milleti i&ccedil;inde eriyip yok olmayı istememesi, yani beraber ve birlikte yaşama isteğinin olmaması bunda etkiliydi. Bu nedenle Osmanlı milleti oluşturmak veya Osmanlıcılık d&uuml;ş&uuml;ncesi boş bir hayal olarak yorumlanmıştır.<br />
Fakat Yeni Osmanlıların bir Osmanlı milleti oluşturmak i&ccedil;in gerekli g&ouml;rd&uuml;kleri anayasalı parlamentolu bir rejim boş bir hayal olmamış, ve ger&ccedil;ekleştirilmeye &ccedil;alışılmıştır. Merkezde b&uuml;t&uuml;n toplumun temsilcilerinden oluşan bir meclis kurma d&uuml;ş&uuml;ncesi Tanzimat D&ouml;nemi&rsquo;nde oluşturulan yerel ve genel nitelikli danışma meclislerinden esinlenmiştir.<br />
Ger&ccedil;i bu meclisler sadece talep iletme aşamasındaydılar. Nitekim ah&acirc;linin de h&uuml;k&uuml;metten yardım sağlamanın &ouml;tesinde kendi kendini y&ouml;netme konusunda herhangi bir kaygısı yoktu. Bununla birlikte bu meclislerde oluşturulan temsili y&ouml;netim ilişkileri i&ccedil;erik a&ccedil;ısından olmasa bile bi&ccedil;imsel olarak yeni siyasal temsil ilişkilerinin doğmaya başladığını g&ouml;steriyordu. Bu meclislerde kazanılan deneyimler; I. Meşrutiyet Meclis-i Mebusanı&rsquo;nı oluşturan ve bu meclislerden gelen mebusların siyasal davranışlarında g&ouml;r&uuml;len olgunluğa ve demokratik terbiyeye katkıda bulunmuştur .<br />
&nbsp; Bu uygulamalar, bir parlamento aracılığı ile halkın siyasal temsilinin sağlanması d&uuml;ş&uuml;ncesini savunanların g&ouml;r&uuml;şlerinin oluşmasında da etkili olmuştur. Bu d&uuml;ş&uuml;ncenin oluşmasında bu uygulamaların ve Batı&rsquo;dan gelen etkilerin yanısıra, İmparatorluğun yitirilmiş olan bazı topraklarında; &ouml;rneğin Mısır ve Tunus&rsquo;daki temsil uygulamalarının da etkisinden s&ouml;z edilebilir. Daha 1829&rsquo;da Mısır&rsquo;da Mehmet Ali Paşa, her yıl bir ka&ccedil; g&uuml;n toplanan 156 &uuml;yeli bir Danışma Meclisi atamıştı. 1861&rsquo;de Tunus Bey&rsquo;i m&uuml;sl&uuml;man bir &uuml;lkede Avrupa tipinde ilk anayasayı ilan etmişti. Bu anayasa y&uuml;r&uuml;tmeyi Bey&rsquo;e verirken yasama yetkisini Bey&rsquo;in atadığı 60 &uuml;yeden kurulu B&uuml;y&uuml;k Meclis ve Bey arasında paylaştırıyordu. En son 1866&rsquo;da Mısır&rsquo;da Hidiv İsmail, se&ccedil;menleri ve işlevleri &ccedil;ok sınırlı bir danışma organı kurarak ilk se&ccedil;imli meclis denemesinde bulunmuştu .<br />
&nbsp; Tanzimat uygulamalarına karşı &ccedil;ıkan Yeni Osmanlılar, Tanzimat&rsquo;ı eleştirirken; bu reformların hakları belirten ve koruyan bir anayasanın ve halkı temsil eden bir meclisin kabul edilmesiyle uygulanabileceğini belirtiyorlardı . Onlara g&ouml;re; Tanzimat&rsquo;ın s&ouml;z verdiği yasalar yerine, bir b&uuml;rokratik se&ccedil;kinler (elit) sultası gelmişti. Yeni Osmanlılar&rsquo;a g&ouml;re, s&ouml;z verilen yasalar rejimin kuru bir vaad olarak kalması bir kurumsal sorundan kaynaklanıyordu: Ancak halkı temsil eden bir meclis bu yeni d&uuml;zenin uygulamaya ge&ccedil;mesini sağlayabilirdi. Ancak bir parlamento her sınıf insanın &ccedil;ıkarını g&ouml;zetebilirdi.<br />
&nbsp; Yeni Osmanlılara g&ouml;re Tanzimat&rsquo;ın ikinci bir eksikliği, bir temel felsefeye dayanmamasıydı. Batı&rsquo;da anayasacılığın ve temsil sisteminin arkasında XVII. Y&uuml;zyıldan beri gelişen aydınlanma felsefesi yatıyordu. &Ouml;rneğin Namık Kemal&rsquo;e g&ouml;re Tanzimat&ccedil;ılar Osmanlı siyasal sisteminin temel felsefesini oluşturan İslamcı d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; bir yana atmışlar ve b&ouml;ylece reformları &ccedil;&uuml;r&uuml;k bir temele oturtmuşlardı. Oysa, İslamcı ilkeler demokratik sistemin de felsefesini oluşturabilir, halkın y&ouml;netime katılması usul-&uuml; meşveret ile sağlanabilirdi.<br />
Yeni Osmanlıların &ouml;ng&ouml;rd&uuml;kleri anayasal d&uuml;zen 1876&rsquo;da ger&ccedil;ekleştirildi. Ne var ki bu gelişmenin Avrupa&rsquo;da g&ouml;r&uuml;len &ouml;rneklerinde olduğu gibi uzun bir s&uuml;recin beklenen bir sonucu olduğunu ileri s&uuml;rmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Her şeyden &ouml;nce Meşrutiyet Batı&rsquo;ya y&ouml;nelik bir zihniyet değişikliğinin &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml; . Gelişmenin &ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml; olarak Batı kurumları g&ouml;r&uuml;l&uuml;yordu ve &ccedil;ağdaş y&ouml;netim bi&ccedil;iminin Avrupa&rsquo;da ge&ccedil;erli olan parlamentolu y&ouml;netim olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; Tanzimat aydınınca kabul edilmişti. Ayrıca milliyet&ccedil;iliğe karşı Osmanlı birliğinin sağlanması i&ccedil;in Parlamentarizm y&ouml;ntemi savunulmuştu. Diğer yandan daha &ouml;nce s&ouml;z&uuml; edilen Tanzimat d&ouml;nemi temsil uygulamaları da Meşrutiyet rejiminin kuruluşunda etkili olmuştur.</p>
<p><strong>MEŞRUTİ REJİME GE&Ccedil;ME GİRİŞİMİ VE OSMANLI DEVLETİ&rsquo;NDE İLK YAZILI ANAYASA</strong></p>
<p>
Gen&ccedil; Osmanlıların en &ouml;nemli başarısı aynı zamanda kendi sonlarını da hazırlayan I. Meşrutiyet&rsquo;in ve ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-u Esasi&rsquo;nin 1876&rsquo;da ilan edilmesini sağlamak oldu. Gen&ccedil; Osmanlılar, Abd&uuml;laziz&rsquo;e başlattıkları muhalefeti, m&uuml;cadeleye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ler. Nihayet Mithat Paşa&rsquo;nın &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;ndeki yenilik&ccedil;i idareciler Abd&uuml;laziz&rsquo;i tahttan indirerek yeğeni V.Murat&rsquo;ı başa ge&ccedil;irdiler(30 Mayıs 1876). Ancak hastalığı sebebiyle &uuml;&ccedil; ay sonra o da tahttan indirilerek, Kanun-i Esasi&rsquo;yi ilan edeceğini beyan eden kardeşi II.Abd&uuml;lhamit Osmanlı tahtına &ccedil;ıkarıldı. Meşrutiyet&rsquo;in ilanıyla kurulacak Mebuslar Meclisi&rsquo;nde b&uuml;t&uuml;n topluluklar temsil edilebilecekti. Tam bu d&ouml;nemde Rusya, Osmanlı Devleti&rsquo;ne 1876&rsquo;da toplanan İstanbul konferansında alınan kararları kabul ettirmek i&ccedil;in savaş ilan etti.(Nisan 1877). Tarihimizde &ldquo;93 Harbi&rdquo; diye bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı, meşruti rejim kurma girişiminin sona ermesi gibi askeri ve siyasal bakımdan &ouml;nemli sonu&ccedil;lar doğurmuştur.<br />
&nbsp; Bu girişim Tanzimat ortamında yetişen ve &uuml;lkenin kurtuluşunu meşruti sistemde g&ouml;ren Babıali b&uuml;rokrasisi i&ccedil;indeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir grubun &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml;. 1876 Anayasası&rsquo;nı hazırlayanlar, demokrasiyi ve dolayısıyla anayasayı yığınların se&ccedil;eneklerini, &ouml;zlemlerini yansıtan bir belge olarak g&ouml;rmekten &ccedil;ok; Meclisi kuran, yasama etkinliklerine halkın da bir &ouml;l&ccedil;&uuml;de katılmasını sağlayan ve Padişahın yetkilerini sınırlayan bir belge olarak yorumlamışlardır.<br />
&nbsp; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; 1876 Kanun-u Es&acirc;s&icirc;si s&ouml;zc&uuml;k olarak ve kuramsal olarak milli iradeden s&ouml;z etmez . &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ger&ccedil;ek egemen Padişahın kendisidir. Hey&rsquo;et-i V&uuml;kela ve Hey&rsquo;et-i Ayan &uuml;yelerini atama yetkisi Padişah&rsquo;a aittir. H&uuml;k&uuml;met esas olarak Padişah&rsquo;a karşı sorumludur. Parlamentoyu dağıtmak Padişahın yetkisi i&ccedil;indedir ve isterse yasama organının faaliyetlerine karışabilir. Anayasada belirtilen klasik hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerin ger&ccedil;ekleştirilmesi i&ccedil;in hi&ccedil; bir g&uuml;vence yoktur. &Uuml;nl&uuml; 113. Madde&rsquo;nin varlığı bunun en iyi kanıtıdır.<br />
&nbsp; Kanun-u Es&acirc;s&icirc; &ccedil;ift meclis sistemini benimsemişti. Hey&rsquo;et-i Ayan reisi ve &uuml;yeleri Padişah&rsquo;&ccedil;a atanıyordu. Hey&rsquo;et-i Mebusan i&ccedil;in ise her elli bin erkek n&uuml;fus i&ccedil;in bir temsilci olmak &uuml;zere oluşturulacaktı. <br />
&nbsp; T&uuml;rkiye&rsquo;de ilk parlamento se&ccedil;imleri anayasada belirtilen esaslara g&ouml;re değil de &ldquo;Talimat-ı Muvakkate&rdquo; adlı bir y&ouml;nergeye g&ouml;re yapılmıştır . Bu ilk se&ccedil;imler, anayasaya ve onun &ccedil;ıkarılmasını emrettiği se&ccedil;im yasasına g&ouml;re yapılmamıştır. Se&ccedil;imler genel değildir. Yalnız erkekler katılmış ve erkeklerin katılması da tam anlamyıla ger&ccedil;ekleşmemiştir. Bu se&ccedil;imlerde, o sıralarda yasal hi&ccedil; bir siyasal parti faaliyeti olmadığından siyasal partiler s&ouml;z konusu değildir.<br />
&nbsp; 19 Mart 1877&rsquo;de a&ccedil;ılarak &ccedil;alışmalarına başlayan Meclis-i Um&ucirc;m&icirc;, &ccedil;eşitli etkinliklerin yanısıra bir se&ccedil;im yasası da hazırlamış, fakat 28 Haziran 1877&rsquo;de Meclis-i Mebusan&rsquo;ın dağıtılması &uuml;zerine yasalaşmamıştır. Aynı y&ouml;ntemle ikinci bir se&ccedil;im yapılmıştır. 13 Aralık 1877&rsquo;de toplanan ikinci meclis de uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olmamıştır . <br />
&nbsp; İlk Meclis-i Mebusan&rsquo;da 68&rsquo;i m&uuml;slim, 48&rsquo;i gayrim&uuml;slim, toplam 116; ikinci d&ouml;nemde ise 59&rsquo;u m&uuml;slim, 47&rsquo;si gayrim&uuml;slim, 106 mebus meclis faaliyetlerine katılmıştır .<br />
&nbsp; İlk Osmanlı Meclis-i Mebusanı&rsquo;nda &ccedil;alıştığı kısa d&ouml;nemde, hi&ccedil; beklenmeyecek bir şekilde &uuml;lke sorunları dile getirebilmiş ve h&uuml;k&uuml;met uygulamaları eleştirilebilmiştir. Meclis&rsquo;de demokratik d&uuml;ş&uuml;nceler savunulmuş ve tartışılmıştır. &Ouml;rneğin se&ccedil;me yaşının 25&rsquo;den 21&rsquo;e indirilmesi, oy verme hakkının m&uuml;lk sahiplerine bırakılmaması, mebusluk i&ccedil;in vergi verme koşulunun aranmaması ve se&ccedil;imlerin tek dereceli olması gibi &ouml;neriler tartışılmıştır .<br />
&nbsp; Londra Konferansı&rsquo;ndan &ouml;nce &ccedil;alışmaya başlayan bu meclis, h&uuml;k&uuml;met tarafından sunulan teklif ve kanun tasarılarını karara bağlayarak ilk d&ouml;nem &ccedil;alışmalarını tamamlamıştı. Ancak 93 Harbi&rsquo;nin s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; sıkıntılı zamanlarda meclisteki temsilcilerin y&uuml;rekli eleştirileri sarayı kızdırmıştır. Savaşın k&ouml;t&uuml; gidişi parlamentonun sonunu getirmiştir.<br />
Nitekim Gazi Osman Paşa&rsquo;nın b&uuml;y&uuml;k bir kahramanlık g&ouml;stererek beş ay savunduğu Plevne&rsquo;yi aşan Ruslar, Yeşilk&ouml;y&rsquo;e kadar ilerlemişlerdi. Doğu&rsquo;da ise ancak Erzurum &ouml;nlerinde durdurulmuşlardı. Meclis savaşın bozguna d&ouml;n&uuml;şen akışından h&uuml;k&uuml;meti ve padişahı sorumlu tutarak, siyasal gerginliği y&uuml;kseltmekteydi. II. Abd&uuml;lhamit, devletin ileri gelenleri ve bazı mebuslarla yaptığı toplantıdan bir sonu&ccedil; alamayınca, Kanun-i Esasi&rsquo;nin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak ve devam etmekte olan savaşı gerek&ccedil;e g&ouml;stererek meclisi kapattı (14 Şubat 1878). Bu Birinci Meşrutiyet&rsquo;in sonu demekti.<br />
Milliyet&ccedil;ilik etkilerinin &ouml;zellikle İmparatorluğun orta doğu coğrafyasında yaşayan M&uuml;sl&uuml;man n&uuml;fusun ayrılık&ccedil;ı hareketlere başlamasına yol a&ccedil;ması nedeniyle Osmanlı aydının Osmanlıcılık &ouml;nerisi dışındaki ikinci aşamadaki tepkisi İttihad-ı İslam (M&uuml;sl&uuml;manların Birliği) d&uuml;ş&uuml;ncesiyle İslamcılık akımını ortaya &ccedil;ıkardı. <br />
II. Abd&uuml;lhamit&rsquo;in de parlamentoyu ortadan kaldırdıktan sonra d&ouml;rt elle sarıldığı İslamcılık ideali hedeflenen Orta doğu coğrafyasında değil yine Anadolu coğrafyasında daha etkili oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Orta doğuda misyonerlik etkinlikleri Arap milliyet&ccedil;iliğinin filizlenmesini ve b&ouml;lgede etnik ve dinsel &ccedil;atışmaların k&ouml;r&uuml;klenmesini sağlamıştı. Bu nedenle İslamcılık bu coğrafyada ve İmparatorluğun genelinde birleştirici bir tutkal olarak tutunamadı.&nbsp; 13 Aralık 1877&rsquo;de toplanan ikinci meclis, İstanbul mebuslarından Astarcılar keth&uuml;dası Ahmet Efendi&rsquo;nin savaş felaketinden sarayın da sorumlu olduğunu ima eden s&ouml;zleri &uuml;zerine, II. Abd&uuml;lhamid tarafından, Anayasanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak 14 Şubat 1878&rsquo;de kapatılmıştır .<br />
&nbsp; 1876 Anayasası ve onun getirdiği parlamenter sistem geniş bir halk hareketinin sonucu ger&ccedil;ekleşmediğinden, savunabilecek bir &ouml;rg&uuml;t&uuml;n bulunmaması nedeniyle kolaylıkla y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırılabilmiştir. 1876 Anayasası y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olduğu d&ouml;nemden &ccedil;ok II. Abd&uuml;lhamid&rsquo;in parlamentoyu kapatarak meşrutiyet uygulamalarına yaklaşık otuz yıllık bir s&uuml;re ile ara verdiği d&ouml;nemde bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k simgesi olmuş ve bu anayasayı tekrar y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe koymak uğrundaki &ccedil;abalar halkın gittik&ccedil;e artan bir oranda siyasallaşmasını sağlamıştır .<br />
&nbsp; Ortak ama&ccedil;ları olan devletin kurtarılmasının, II. Abd&uuml;lhamid&rsquo;in istibdad y&ouml;netimden kurtulmak ve 1876 Anayasası&rsquo;nı tekrar y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konulması ile m&uuml;mk&uuml;n olabileceğini savunan ve genel olarak J&ouml;n T&uuml;rkler veya Gen&ccedil; T&uuml;rkler olarak adlandırılan grubun &ccedil;alışmaları sonucu 24 Temmuz 1908&rsquo;de meşrutiyet tekrar uygulamaya konmuştur. Birincisinden farklı olarak, siyasal hayatımızda meşrutiyetin ikinci kere ilanı tek sesli uygulamalardan &ccedil;ok sesliliğe ge&ccedil;işe benzeyen yapısal bir değişmenin başlangıcı olmuş, &ccedil;ağdaş anlamda siyasal hayat, hi&ccedil; değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanındaki temel &ouml;zellik, siyasallaşma ve ona ka&ccedil;ınılmaz bir şekilde bağlı olarak dernekleşme ve partileşme s&uuml;recini başlatmış olmasıdır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/tanzimat-donemi%e2%80%99nde-osmanli-imparatorlugu">TANZİMAT DÖNEMİ’NDE OSMANLI İMPARATORLUĞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/tanzimat-donemi%e2%80%99nde-osmanli-imparatorlugu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER VE OSMANLI İMPARATORLUĞU</title>
		<link>http://www.inkilap.info/avrupa%e2%80%99daki-gelismeler-ve-osmanli-imparatorlugu</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/avrupa%e2%80%99daki-gelismeler-ve-osmanli-imparatorlugu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 13:18:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[XV. y&#252;zyıldan itibaren Avrupa&#8217;da &#246;nemli değişiklikler oldu. İtalya&#8217;da başlayan ve daha sonra b&#252;t&#252;n Avrupa&#8217;yı etkileyen R&#246;nesans, insanı &#246;nemli hale getirdi. Her şeyin &#246;n&#252;ne insanı koyan h&#252;manizm ile Avrupa insanı cemaat ruhundan kurtulup, birey olma bilincine ulaştı. Bu d&#246;nemde geleneksel Katolik &#246;ğretilere karşı tepkiler yeni bir bilinci de doğurdu. Erasmus, Luther gibi reformistler geleneksel Katolik &#246;ğretinin [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/avrupa%e2%80%99daki-gelismeler-ve-osmanli-imparatorlugu">AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER VE OSMANLI İMPARATORLUĞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>XV. y&uuml;zyıldan itibaren Avrupa&rsquo;da &ouml;nemli değişiklikler oldu. İtalya&rsquo;da başlayan ve daha sonra b&uuml;t&uuml;n Avrupa&rsquo;yı etkileyen R&ouml;nesans, insanı &ouml;nemli hale getirdi. Her şeyin &ouml;n&uuml;ne insanı koyan h&uuml;manizm ile Avrupa insanı cemaat ruhundan kurtulup, birey olma bilincine ulaştı. Bu d&ouml;nemde geleneksel Katolik &ouml;ğretilere karşı tepkiler yeni bir bilinci de doğurdu. Erasmus, Luther gibi reformistler geleneksel Katolik &ouml;ğretinin karşısına Protestanlığı &ccedil;ıkardılar. Protestanlık, zamanla hem toplumsal hem de entelekt&uuml;el bir &ccedil;evre buldu ve başta Prusya (Almanya) olmak &uuml;zere geniş bir taraftar kitlesi de buldu. R&ouml;nesans, h&uuml;manizm ve reform daha sonraki d&ouml;nemlerin aydınlanmasının da temellerini atmıştır. <br />
XV. y&uuml;zyıl coğrafi ve teknolojik gelişmeler a&ccedil;ısından da &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Bu d&ouml;nemin en &ouml;nemli buluşlarının başında matbaa gelmektedir. Matbaanın 1450&nbsp; yılından itibaren Avrupa&rsquo;da yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. 1450 ile 1500 yılları arasında Avrupa&rsquo;da 15-20 milyon kitap basıldığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse (bu ilk basılan kitaplara İncunable denir) matbaanın, d&uuml;ş&uuml;ncenin yayılması a&ccedil;ısından ne kadar &ouml;nemli olduğu kendiliğinden anlaşılır.<br />
Barutun kullanılması ve silah teknolojisindeki gelişmeler (&ouml;zellikle top teknolojisi) Avrupa&rsquo;da &ccedil;ok &ouml;nemli değişimleri doğurdu. Savaşlar &ccedil;ok pahalı hale geldi. Ayrıca top, surların i&ccedil;indeki şehirlerin de ayrıcalığını yıktı. Avrupa&rsquo;da feodalitenin yıkılmasındaki &ouml;nemli fakt&ouml;rlerden birisi de topun savaşlarda kullanılmasıdır. Bir başka değişiklik de gemi teknolojisinde yaşanmıştır. Y&uuml;ksek bordolu, dayanıklı kalyonların yapılması ve bunların &uuml;zerine topların yerleştirilmesi Avrupalı insana gemilerle yeni d&uuml;nya arayışı kapısını a&ccedil;tı.<br />
XVI. y&uuml;zyılda Avrupalılar artık &ldquo;d&uuml;nyanın yuvarlak, denizlerin de bir b&uuml;t&uuml;n olduğunu &ouml;ğrenmişlerdi&rdquo;. &Ouml;zellikle Portekiz denizciliğinin ileri boyutlara varması onları baharatı, altını ve doğudaki efsanevi Hıristiyan kralını aramaya sevk etti. Portekizlilerin ilk hareketleri, Hindistan&rsquo;a doğru olmuştur. Nitekim XV. y&uuml;zyılın en sonunda Vasco de Gama, Afrika&rsquo;nın kuzeyinden Hindistan&rsquo;a ulaşmayı başarmıştır. </p>
<p>Aynı d&ouml;nemde Portekiz&rsquo;in yanı sıra İspanya&rsquo;da aynı amaca y&ouml;nelik &ccedil;alışmalara başlamıştır. İspanyol denizcisi (aslen bir İtalyan&rsquo;dır) Magellan batıdan Hindistan&rsquo;a gitmeyi planlamış fakat başka bir kıtaya gitmiştir. Her ne kadar Magellan yeni bir kıtaya gittiğini bilmese de XVI. y&uuml;zyıla girildiğinde d&uuml;nyanın haritası değişmeye başlamıştır. <br />
XVI. y&uuml;zyılda İngiltere&rsquo;nin de bu s&uuml;rece girdiği g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Bu y&uuml;zyılda keşiflerin artık s&ouml;m&uuml;rgeciliğe y&ouml;neldiği d&ouml;nemdir. Nitekim 1500 yılında İspanya&rsquo;da S&ouml;m&uuml;rge B&uuml;rosu kurulmuştur. Uzak-doğu, Amerika daha sonra G&uuml;ney Amerika zamanla kendilerine fatih diyen Avrupalıların s&ouml;m&uuml;rgesi haline geldi. XVI. y&uuml;zyılın sonlarından itibaren de Amerika&rsquo;da İngiliz kolonizasyon hareketi başladı.<br />
Coğrafi keşifler Avrupa&rsquo;yı &ccedil;ok derinden etkiledi. İlk etapta gemiler dolusu altın ve g&uuml;m&uuml;ş Avrupa&rsquo;ya aktı. Bu kadar &ccedil;ok altın ve g&uuml;m&uuml;ş &ouml;nce emisyon ardından da enflasyon sorunini doğurdu. Fakat uzun vadede &ouml;nemli bir değerli maden stoğunun birikmesini de sağladı. Bu gelen değerli madenler, belli ailelerin ellerinde birikmeye başladı. Bu belli &ouml;l&ccedil;&uuml;de yeni oluşan ulusal krallara da finans kapısı oluşturdu. Yeni ve ellerinde &ccedil;ok miktarda altın ve g&uuml;m&uuml;ş olan aileler t&uuml;redi. &Ouml;rneğin, F&uuml;gger ailesinin elinde &ccedil;ok altın ve g&uuml;m&uuml;ş vardı ve bir &ccedil;ok Avrupa kralına bor&ccedil; veriyordu. Bu yeni zengin sınıf &ouml;nemli bir g&uuml;ce ulaşmıştı. Bu, daha &ouml;nceki d&ouml;nemlerde olamayan bir gelişme idi. <br />
B&uuml;y&uuml;k ticaret kentleri kurulmuş, b&uuml;y&uuml;k şirketler yoğun ticaret organizasyonlarına girişmişlerdi. Doğu&rsquo;nun ve Amerika&rsquo;nın hammaddeleri ve doğal zenginlikleri biteviye Avrupa&rsquo;ya akıyordu. Ardından bunun ekonomik sistemi de yaratıldı. Merkantilizm olarak isimlendirilen yeni ekonomik sistemin temelinde değerli maden zenginliği yatmaktadır. Bu g&ouml;r&uuml;şe g&ouml;re insanlar ve devletler ne kadar &ccedil;ok altına sahip olurlar ise o kadar zengindir. Bu &ouml;ğretiye tepki gecikmedi. Tepkinin kaynağı aristokratlardı. Zira onların elinde yeni oluşan kent-soylular kadar altın ve g&uuml;m&uuml;ş yoktu. Onlara g&ouml;re zenginliğin kaynağında toprak yatmakta idi. Bir insan veya devlet ne kadar &ccedil;ok toprağa sahip ise o kadar zengindir. Fizyokratizm olarak isimlendirilen bu g&ouml;r&uuml;ş de belli bir yandaş topladıysa da, bu &ccedil;ekişmenin kazananı merkantilistler oldu. <br />
Merkantilizm, Avrupa devletleri i&ccedil;in yeni ufuklar a&ccedil;mıştır. T&uuml;m d&uuml;nyayı kapsayan yeni ticari zihniyet bir s&uuml;re sonra &uuml;retime y&ouml;nelmiştir. .XVI. y&uuml;zyıl sonu ve XVII. y&uuml;zyıl başlarında başta İngiltere&rsquo;de olmak &uuml;zere loncaların etkisi dışında manifakt&uuml;rel &uuml;retime ge&ccedil;ilmiştir. Bu &uuml;retimde &ouml;nemli artışlar doğurmuş, sanayi devrimine giden yol a&ccedil;ılmıştır.<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, XV. y&uuml;zyıldan itibaren Avrupa&rsquo;nın ekonomik, d&uuml;ş&uuml;nsel, toplumsal yapısı tamamen değişmiştir. Fakat bu değişim sadece Avrupa&rsquo;yı değil b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyayı etkilemiştir.</p>
<p><span id="more-9"></span></p>
<p><strong>AVRUPA&rsquo;DAKİ DEĞİŞİMLER KARŞISINDA OSMANLI İMPARATORLUĞU</strong></p>
<p>XVI. y&uuml;zyılın ortalarından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu &ouml;nemli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. &Ouml;ncelikle bu d&ouml;nemlerde &ccedil;ok &ouml;nemli ekonomik sorunlar Osmanlı y&ouml;netimini bunaltmıştır. 1550 yılından itibaren devletin b&uuml;t&ccedil;esinde a&ccedil;ıklar oluşmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren devletin geliri harcamalarından daha azdır. Merkezden maaş alan yeni&ccedil;eri askeri sayısındaki s&uuml;rekli artış, denetlenemeyen saray harcamaları ve l&uuml;ks t&uuml;ketim devlet b&uuml;t&ccedil;esini alt &uuml;st etmiştir. Bir başka ekonomik sorun da para ayarındaki bozulmalardır. &Ouml;zellikle XVI. y&uuml;zyılın sonlarında paranın değeri b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Avrupa&rsquo;dan &ccedil;ok miktarda gelen g&uuml;m&uuml;ş paranın satın alma g&uuml;c&uuml;n&uuml; bir hayli d&uuml;ş&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Para sunumu fazlalığı enflasyonu doğurmuş ve mali sorunların yanı sıra ciddi bir ekonomik bunalım kendisini g&ouml;stermiştir. Yeni enflasyonist d&ouml;nem peşin sıra bir &ccedil;ok toplumsal sorunları de ortaya &ccedil;ıkarmıştır.<br />
B&uuml;t&ccedil;e a&ccedil;ıklarının kapatılabilmesi i&ccedil;in yeni bir toprak sistemine ge&ccedil;ilmiştir. Yavaş yavaş tımar sistemi kaldırılarak iltizam sistemi oluşturuldu. Bu &ccedil;er&ccedil;evede toprağın daha &ouml;nceden tımara ayrılan kısımları a&ccedil;ık arttırma ile satılmaya başlandı. &Ouml;nceleri, bir, iki, &uuml;&ccedil;, beş yıllığına satılan bu toprak gelirleri daha sonraları &ouml;m&uuml;r boyu karşılığı satılmaya başlandı. Bu mali a&ccedil;ıdan bir rahatlama getirdiyse de bu kez toprak geliri ellerinden alınan sipahiler ayaklandılar. XVI. y&uuml;zyılın sonlarında Celali Ayaklanmaları denilen b&uuml;y&uuml;k ayaklanmalar yaşanmıştır. <br />
Celali Ayaklanmaları her ne kadar devlete karşı olsa da k&ouml;yl&uuml; halk &ccedil;ok derinden etkilenmiştir. K&ouml;yl&uuml;n&uuml;n &uuml;r&uuml;nlerine el konmuş, mal ve can g&uuml;venliği yok olmuştur. Aynı d&ouml;nemde medrese &ouml;ğrencileri de ayaklanmış, suhte ayaklanmaları denilen bu ayaklanmalarla Celali ayaklanmaları i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş ve Anadolu halkı darmadağın olmuştur. Kimi yerlerde devlet g&ouml;revlileri de bu ayaklanmacılarla iş birliğine girmişler ve Anadolu&rsquo;da b&uuml;y&uuml;k bir karışıklık d&ouml;nemi başlamıştır. B&uuml;y&uuml;n bu olaylar sonucu Mustafa Akdağ&rsquo;ın&nbsp; b&uuml;y&uuml;k ka&ccedil;gun dediği, Anadolu&rsquo;dan binlerce insan sefil bir durumda İstanbul, Bursa gibi b&uuml;y&uuml;k şehirlere ka&ccedil;mışlardır.<br />
Bu d&ouml;nemde y&ouml;netim sisteminde de b&uuml;y&uuml;k sorunlar yaşanmıştır. Kanuni&rsquo;nin &ccedil;ağdaşı olan Fuzuli, &ldquo;selam verdim r&uuml;şvet değil dey&uuml; almadılar&rdquo; diye yakınırken d&ouml;nemindeki r&uuml;şvet yaygınlığını &ccedil;ok g&uuml;zel a&ccedil;ıklamaktadır. R&uuml;şvetin yanı sıra kayırma ve bir &ccedil;ok haksızlık alıp y&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml;r. Anadolu&rsquo;daki karışıklıkların yanı sıra yeni&ccedil;eri isyanları İstanbul&rsquo;u adeta korku kenti haline getirmiştir. Adalet sistemi fel&ccedil; olmuş, halkın devlete g&uuml;veni bitmiştir. Devlet y&ouml;netimi vezirlere, harem ağalarına ve harem kadınlarına bırakılmıştır. T&uuml;m bu gelişmeler karşısında, XVII. y&uuml;zyıldan itibaren Osmanlı toplum ve siyasal yapısında yeni &ouml;zelikler kendisini g&ouml;stermeye başladı. <br />
&Ouml;ncelikle bu gelişmeler, az sayıdaki Osmanlı aydınını rahatsız etmiştir. L&uuml;tfi Paşa, Katip &Ccedil;elebi, Ko&ccedil;i Bey gibi bazı insanlar, Osmanlı sisteminin bozulmaya başladığını ve bunun &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;mek i&ccedil;in bir takım &ouml;nlemler alınması gerektiğini yazmışlardı. Ne var ki, Osmanlı, değişen Avrupa&rsquo;da olduğu gibi yeni kurumlar ve oluşumlar yaratamadı, tersine daha sıkı bir şekilde geleneğe sarıldı. Bu &ccedil;er&ccedil;evede gelenekselleşmiş din kavramı da gittik&ccedil;e daha &ouml;nemli bir hale geldi.<br />
Avrupa&rsquo;da yaşama ge&ccedil;en merkantil ekonomiler, Osmanlı İmparatorluğu i&ccedil;in hi&ccedil;bir şekilde benimsenebilir bir sistem değildi. Osmanlı sistemi ekonomik olarak da siyasal olarak da toprak zenginliğine dayanıyordu. Bu &ccedil;er&ccedil;evede Osmanlı topraklarına giren g&uuml;m&uuml;ş de ticaret ve diğer alanlarda yatırıma y&ouml;nelmiyordu. Bu para ancak toprağa yatırılabiliyordu. Elinde bir miktar parası olan, bu para ile Ancak iltizam satın alabiliyordu. Zira bu insanlar Avrupa&rsquo;da olduğu gibi, ne ticaret yapabilir, ne de &uuml;retime yatırım yapabilirlerdi. Ahilik (daha sonraları gedik) sistemi &uuml;retimi sınırlandırmıştır. Ahilik sistemi bu anlamda Osmanlı k&uuml;&ccedil;&uuml;k &uuml;retimi i&ccedil;in bir anlamda koruyucu, bir anlamda da onun gelişmesine engel olmuştur. <br />
Modern d&ouml;nemler &ouml;ncesi Osmanlı ekonomisi, kendine yeten, insanların a&ccedil; kalmaması esasına dayalı geleneksel bir yapıya sahipti. Dolayısı ile b&uuml;y&uuml;mek, zenginleşmek gibi bir amacı yoktu. Avrupa kapitalizminde olduğu gibi, dışa a&ccedil;ık, insanların bir kısmının a&ccedil;lığını kabul eden, yeni s&ouml;m&uuml;rgeci ekonomilerden de olduk&ccedil;a farklı idi. <br />
XVIII. y&uuml;zyıl gelişmeleri Osmanlı toplumunda yeni bir sınıf doğurdu. Ayan denilen bu yeni sınıf, devlet ile halk arasında yeni bir se&ccedil;kin sınıf idi. Bu sınıf resmi olarak ayrıcalıklara sahip, ekonomik ve siyasal egemenliği olan ve bunu Osmanlı iktidarına benimsettirmiş bir grup idi. Bu sınıf XIX. y&uuml;zyılın ortalarına kadar resmen, y&uuml;zyılın sonuna kadar da toplumsal olarak ayrıcalıklarını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şlerdi.<br />
Bu d&ouml;nemlerde siyasal gelişmeler a&ccedil;ısından da benzeri gelişmeler kendisini g&ouml;sterdi. Kurulduğu tarihten XVII. y&uuml;zyılın başına kadar yayılan/genişleyen Osmanlı İmparatorluğu bu tarihten sonra yayılma olanağı bulamamış ve XVII. y&uuml;zyıldan itibaren k&uuml;&ccedil;&uuml;lmeye/b&uuml;z&uuml;şmeye başlamıştır. XVII. y&uuml;zyılda kendisini g&ouml;steren askeri yenilgiler ve diğer sorunlar K&ouml;pr&uuml;l&uuml;ler d&ouml;nemi ile biraz hafiflemiş hatta Osmanlı yeni topraklar da kazanmıştır. Ne var ki XVIII. y&uuml;zyıl savaşlar ve uluslar arası ilişkiler a&ccedil;ısından tam bir felaketler d&ouml;nemi olmuştur<br />
1699&rsquo;da Karlof&ccedil;a ve 1718&rsquo;de Pasarof&ccedil;a Anlaşmaları ile Osmanlı İmparatorluğu b&uuml;y&uuml;k topraklar yitirdi. 1774 K&uuml;&ccedil;&uuml;k Kaynarca Anlaşması ile iki konuda &ouml;nemli kayıplar oldu. İlk kez n&uuml;fusu M&uuml;sl&uuml;man olan bir b&ouml;lge (Kırım) Osmanlı y&ouml;netiminden &ccedil;ıktı. İkincisi ise Rus &Ccedil;ari&ccedil;esi&rsquo;ne, Osmanlı toprakları &uuml;zerindeki Ortodoks Hıristiyan uyrukları &uuml;zerinde eylemsel egemenlik hakkı tanındı. Bu hak ve uygulama XIX. y&uuml;zyılda adeta b&uuml;t&uuml;n Hıristiyan uyruklar i&ccedil;in diğer b&uuml;y&uuml;k Avrupa devletlerine de tanınmıştır.</p>
<p><strong>OSMANLI MODERNLEŞMESİ&rsquo;NE GENEL BİR BAKIŞ</strong></p>
<p>
Osmanlı İmparatorluğu sadece bir doğu devleti değil aynı zamanda bir batı devleti idi. Avrupa siyasası ve g&uuml;&ccedil; dengeleri i&ccedil;inde &ouml;nemli idi. XVIII. y&uuml;zyıla değin Avrupa&rsquo;da g&ouml;z ardı edilemeyecek bir g&uuml;&ccedil; idi. Ne var ki Osmanlı sistemi ve toplum yapısı batılı değil doğulu idi. Avrupa i&ccedil;in de Osmanlı doğu idi. Aynı &ccedil;er&ccedil;evede Osmanlı aydını da kendisini hep doğulu olarak g&ouml;r&uuml;yordu. Zaten onlara g&ouml;re batı kendilerinden daha aşağı stat&uuml;de idi. Osmanlı sultanı ilk kez 1606 Zitvatorok Anlaşması ile bir Avrupa kralını (Habsburg Hanedanını) kendisine eşit tutmuştu.</p>
<p>Savaş meydanlarında Osmanlı&rsquo;nın eski zaferlerini kazanamaması, ilk kez batının en azından askeri a&ccedil;ıdan &uuml;st&uuml;n olduklarını Osmanlılara kabul ettirdi. Savaş meydanlarındaki yenilgiler sonucunda ilk kez ordunun batılı askerler gibi olması veya ordunun modernleştirilmesi d&uuml;ş&uuml;ncesi ortaya &ccedil;ıktı. Bernand Lewis&rsquo;in deyimi ile, &ldquo;bir zamanlar Avrupa&rsquo;ya dehşet salan Osmanlı orduları &ndash;artık- kendi h&uuml;k&uuml;mdarından ve sivil halkından başka kimseyi korkutamaz hale gelmişti.&rdquo; <br />
1732 yılında İbrahim M&uuml;teferrika&rsquo;nın hazırladığı raporda, Avrupa &uuml;lkeleri ordularının &ouml;rg&uuml;tlenmeleri, talimleri, savaş y&ouml;ntemleri ve kanunları hakkında bilgi vermektedir. Burada Avrupa ordularının &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ve onların &ouml;rnek alınabileceği a&ccedil;ık&ccedil;a s&ouml;ylenmektedir. Bu &ccedil;er&ccedil;evede 1734 yılında bir Fransız, Comte de Bonneval, İstanbul&rsquo;da bir M&uuml;hendishane Mektebi a&ccedil;tı. Kendisi daha sonra m&uuml;sl&uuml;man oldu ve Humbaracı Ahmet Paşa adını aldı. Bu askeri m&uuml;hendishane bir s&uuml;re kapatıldı ise de, okulun a&ccedil;ılması Osmanlı ordusu i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli bir reform idi.</p>
<p>1773 yılında Baron de Tott başkanlığında yeni reformlar başladı. Yeni istihkam ve top&ccedil;u kıtaları oluşturuldu. Top d&ouml;k&uuml;m teknikleri yenilendi ve top&ccedil;ulukta yeni gelişmeler uygulandı. Aynı d&ouml;nemde denizcilik a&ccedil;ısından da gelişmeler oldu. Yeni bir deniz m&uuml;hendishanesi a&ccedil;ıldı ve burada batı sistemine g&ouml;re eğitim başladı. Bu kurumlar, III. Selim ve II. Mahmut d&ouml;neminde yapılacak askeri reformların temelini oluşturmuştur.</p>
<p>Bu d&ouml;nemdeki reformların sadece askeri alanda olmadığı bilinmektedir. 1718-1730 d&ouml;nemi (Lale devri olarak bilinir) batılılaşma a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli idi. 1721 yılında Yirmisekiz Mehmet Sait Efendi, Avrupa&rsquo;da gelişmeleri yerinde g&ouml;rmesi i&ccedil;in Paris&rsquo;e g&ouml;nderildi. Bu el&ccedil;inin Avrupa&rsquo;dan getirdiği en &ouml;nemli yenilik matbaa idi. Aslında İstanbul&rsquo;da XV. y&uuml;zyıldan itibaren Yahudi ve Rum cemaatin kendi dillerinde matbaaları vardı. Fakat T&uuml;rk&ccedil;e matbaa yasaktı. İlk kez 1727&rsquo;de T&uuml;rk&ccedil;e matbaanın kurulması i&ccedil;in &ccedil;alışmalar başladı ve 1729 yılında ilk T&uuml;rk&ccedil;e kitap basıldı. 1742 yılında matbaa kapatılmış ve 1784 yılından itibaren bir daha kapanmamak &uuml;zere tekrar a&ccedil;ılmıştır.</p>
<p>XVIII. y&uuml;zyılda askeriye ve matbaa gibi can alıcı reformların yanı sıra başka reformlar da yaşanmıştır. 1720 yılında İstanbul&rsquo;da ilk kez yeni bir itfaiye teşkilatı kuruldu. Bu d&ouml;nem Osmanlı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n &ouml;nemli bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m ge&ccedil;irdiği bir s&uuml;re&ccedil; olmuştur. Fransız mimari &uuml;slubu, bah&ccedil;e d&uuml;zenlemeleri, mobilyaları &ouml;zellikle zengin b&uuml;rokrat &ccedil;evrede tanınıp kullanılmaya başlandı. Bu d&ouml;nemde Osmanlı k&uuml;lt&uuml;r&uuml; kendi i&ccedil;inde de &ouml;nemli bir aşama g&ouml;sterdi. Mimaride, edebiyatta, m&uuml;zikte ve diğer g&uuml;zel sanatlarda XVIII. y&uuml;zyılda &ouml;nemli eserler yaratıldı.</p>
<p>Osmanlı modernleşmesi a&ccedil;ısından III. Selim ve II. Mahmut d&ouml;nemleri (1789-1839) bir d&ouml;n&uuml;m noktasıdır.</p>
<p><strong>OSMANLI MODERNLEŞMESİ İ&Ccedil;İNDE III. SELİM VE II. MAHMUT D&Ouml;NEMİ D&Uuml;ZENLEMELERİ</strong></p>
<p>
XVIII. y&uuml;zyıl sonu Avrupa a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli değişimlere sahne oldu. &Ouml;zellikle Fransız Devrimi ile yaşam bulan Kıta Avrupası&rsquo;ndaki &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k hareketleri, laiklik ve hepsinden &ouml;nemlisi ulus&ccedil;uluk b&uuml;t&uuml;n Avrupa gibi Osmanlı&rsquo;yı da etkiledi. Bu anlamda ileride &uuml;zerinde durulacağı &uuml;zere ulus&ccedil;uluk, &ouml;zellikle Osmanlı tebaası gayrım&uuml;slimler &uuml;zerinde ayrılık&ccedil;ı bir etki yarattı. Fakat, tersi bir gelişme olarak toplumsal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k hareketleri ve bu toplumlardaki kurumların uygulanması istekleri Osmanlı reformlarına kaynak oluşturdu. Toplumsal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k hareketleri ve modernizm talepleri aydınlar tarafından Tanzimat Fermanı&rsquo;ndan sonra g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>II. Mahmut d&ouml;neminin en &ouml;nemli olayı Sened-İttifak&rsquo;ın imzalanmasıdır. Sened-i İttifak belgesinde belirli bir reform programı yoktu. Sened-i İttifak&rsquo;ın &ouml;nemi ilk kez Osmanlı padişahının yetkilerini resmi bir belge ile kısıtlamış olması ve h&uuml;k&uuml;mdar ile ayanlar arasında yazılı bir anlaşma imzalanmasından gelmektedir. Başlangı&ccedil;ta II. Mahmut Alemdar Mustafa Paşa&rsquo;nın bu girişimini h&uuml;k&uuml;mdarlık haklarına bir darbe olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nden imzalamak istemedi ise de, sonunda başından tehlikeyi savdıktan sonra gereğine bakabileceği &ouml;ğ&uuml;d&uuml;nde bulunan Eğriboyun &Ouml;mer Ağa&rsquo;nın s&ouml;z&uuml;ne uyarak belgeyi istemeden de olsa onayladı. Ancak, bu girişimden &ouml;ylesine rahatsızlık duymuştur ki ilk fırsatta senedi kaleme almış olan Beylik&ccedil;i İzzet Bey&rsquo;i &Uuml;sk&uuml;dar&rsquo;da astırdı. Diğer taraftan Nizam-i Cedit&rsquo;in yerine Sekban-i Cedit kurulmasından bir ay sonra 14 Kasım 1808 gecesi İstanbul&rsquo;da patlak veren ve Alemdar Mustafa Paşa&rsquo;yı hedef alan Yeni&ccedil;eri ayaklanması karşısında da sessiz kaldı. Mahmut Alemdar&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi &uuml;zerine de sarayı kuşatan yeni&ccedil;erilerle anlaşma yoluna gitti. <br />
&nbsp;</p>
<p><u>III. Selim ve II. Mahmut d&ouml;nemi Osmanlı reformlarını birka&ccedil; başlık altında incelemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</u></p>
<p><em>Askeri D&uuml;zenlemeler:</em> Yukarıda da anlatıldığı gibi Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda modernleşme &ouml;ncelikle askeri alanda başlamıştır. Dolayısı ile III. Selim sultan olduğu zaman b&ouml;yle bir s&uuml;re&ccedil; başlamıştı. Bu &ccedil;er&ccedil;evede Nizam-ı Cedid denilen yeni d&uuml;zenleme başladı. (Nizam-ı Cedid, daha sonraları III. Selim&rsquo;in reformlarının hepsine verilen genel bir isim halini almıştır.) Bu d&uuml;zenleme ile batı standartlarında, batı giyimli ve s&uuml;rekli talim yapan bir askeri &ouml;rg&uuml;t kuruldu. Buna paralel tophane, tersane ve m&uuml;hendishaneler de tekrar d&uuml;zenlendi. Yeni bir baruthane kuruldu. Fransa ve İsve&ccedil;&rsquo;ten m&uuml;hendisler getirtilerek tersaneler elden ge&ccedil;irildi ve modern gemi yapım y&ouml;ntemleri uygulanmaya başlandı. </p>
<p>1807 yılında III. Selim&rsquo;e karşı girişilen ayaklanma ile askeri d&uuml;zeltimlerde duraksama olduysa da II. Mahmut bu d&uuml;zeltme &ccedil;abalarını kaldığı yerden devam ettirdi. II. Mahmut, Sekban-ı Cedid adlı bir askeri birlik kurdu. II. Mahmut&rsquo;un askeri alandaki en b&uuml;y&uuml;k yeni&ccedil;eriliği kaldırması olmuştur. Her ne kadar askeri a&ccedil;ıdan imparatorluğun en sıkışık olduğu bir d&ouml;neme rastlasa da yeni&ccedil;eriliğin kaldırılması yeni sistem i&ccedil;in yaşamsal bir &ouml;neme sahipti.</p>
<p>Yeni&ccedil;eriliğin kaldırılmasına koşut Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı bir yeni bir ordu kuruldu. Bu ordu Avrupa esasına g&ouml;re &ouml;rg&uuml;tlenerek b&ouml;l&uuml;k, tabur, alay, t&uuml;men temeline g&ouml;re d&uuml;zenlendi. Ordular s&uuml;rekli eğitim i&ccedil;inde idi ve modernize edilmişlerdi. Bu d&ouml;nemde herkes i&ccedil;in standart 4-6 yıl askerlik zorunlu hale geldi. Askerler bir bu kadar s&uuml;re de memleketlerinde yedek asker olarak belli g&uuml;nlerde eğitime tutuldular. Yeni orduya Avrupa harp sanatını bilen piyade ve s&uuml;vari subaylarının yetiştirilmesi i&ccedil;in 1834 yılında İstanbul&rsquo;da Ma&ccedil;ka kışlasında Mekteb-i Umumi Harbiye &ouml;ğretime a&ccedil;ıldı. Askerlerin eğitimi i&ccedil;in Avrupa&rsquo;dan ve Mısır&rsquo;dan subaylar getirtildi. Alman Feldmareşal H.Von Moltke getirilen subayların arasındaydı.</p>
<p><em>Y&ouml;netsel D&uuml;zenlemeler:</em> III. Selim d&ouml;neminde sultan bir &ccedil;ok kez danışma meclisleri toplamıştır. Y&ouml;netsel a&ccedil;ıdan standart olmayan bu meclis II. Mahmut d&ouml;neminde yaygınlaşan y&ouml;netim meclislerinin &ouml;nc&uuml;l&uuml; olmuştur. İdari a&ccedil;ıdan &ouml;zellikle II. Mahmut d&ouml;neminde &ccedil;ok &ouml;nemli değişiklikler yaşanmıştır. Bunların başında Muhtarlık &ouml;rg&uuml;t&uuml;n&uuml;n kurulması gelir. 1829 yılında her k&ouml;y ve mahalle i&ccedil;in birer muhtar se&ccedil;ilmiş ve g&ouml;rev tanımlamaları yapılmıştır.<br />
II. Mahmut, tahta &ccedil;ıkışından sonraki d&ouml;nemde &ccedil;eşitli yollara başvurmak suretiyle Anadolu ve Rumeli ayanlarının n&uuml;fuzunu kırdı. Eyaletleri merkeze bağladı.<br />
Y&ouml;netimle ilgili &ouml;nemli bir değişiklik de II. Mahmut d&ouml;neminde m&uuml;saderenin kaldırılarak y&ouml;netici sınıfın daha &ouml;zg&uuml;r kılınmasıdır. Yine II. Mahmut d&ouml;neminde, Nezaretler/Bakanlıklar ve &uuml;lke y&ouml;netim meclisleri kurulmuştur. 1836 yılında Dışişleri Bakanlığı, İ&ccedil;işleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı 1838 yılında ise Maliye Bakanlığı ve Maarif (Eğitim) Bakanlığı kurulmuştur. Aynı yıl reformları organize etmek ve denetlemek amacı ile Meclis-i Vala adında bir meclis kurulmuştur. Bu meclis danışma meclisi değil, bir icrai meclis idi. Bu tarihten sonra reformları bu meclis d&uuml;zenledi. 1838 yılında farklı y&ouml;netim konularında başka meclisler de kurulmuştur.</p>
<p><em>Siyaset ve diplomasi alanındaki d&uuml;zenlemeler:</em> Osmanlı y&ouml;netimi III. Selim d&ouml;nemine kadar Avrupa devletlerinde daimi el&ccedil;ilikler bulundurmamıştır. Herhangi bir şekilde ilişki kurmak gerekirse ge&ccedil;ici bir el&ccedil;i o &uuml;lkeye g&ouml;nderilerek durum ge&ccedil;iştiriliyordu. Dolayısı ile Osmanlılar batının diplomasi usullerine yabancı idi. Bu amaca y&ouml;nelik olarak ilk kez 1793 yılında Londra, 1795&rsquo;de Prusya ve 1797&rsquo;de Paris&rsquo;te s&uuml;rekli el&ccedil;ilikler oluşturuldu. Bu &ccedil;er&ccedil;evede 1836 yılında kurulan Hariciye Nezareti/Dışişleri Bakanlığı &ccedil;er&ccedil;evesinde uluslararası politika Osmanlı i&ccedil;in ilk kez kurumsal hale geliyordu. Ger&ccedil;i bu kurumlar batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;na m&uuml;dahale ettikleri veya imparatorluğu etkileme kanalı olarak kullandığı kurumlar da olmuştur.</p>
<p><em>Eğitim Alanında Yapılan D&uuml;zenlemeler:</em> III. Selim d&ouml;nemi eğitimi askeri eğitimi, askeri eğitim ve hariciye eğitimi ile yoğun yaşam alanı bulmuştur. Bu &ccedil;er&ccedil;evede kurulan askeri m&uuml;hendishane ve tıp okulu &ouml;nemli eğitim, &ouml;ğretim kurumlarıdır. Bu okullarda modern &ouml;ğretim uygulanmıştır. Bu &ccedil;er&ccedil;evede diplomasi alanında da faaliyet g&ouml;stermesi i&ccedil;in Terc&uuml;me Odası ve dil okulları da kurulmuştur. Buralarda hem, yabancı dil &ouml;ğretiminin s&ouml;ylenebilmesi hem de diplomasi i&ccedil;in yabancı dil bilen (&ccedil;oğunlukla Fransızca) eleman yetiştirmek i&ccedil;indir. III. Selim ve II. Mahmut d&ouml;nemlerinde yabancı dil bilgisini geliştirmek ve alanlarında yeni gelişmeleri &ouml;ğrenebilmek i&ccedil;in &ccedil;ok sayıda &ouml;ğrenci yurt dışına g&ouml;nderilmiştir. Bu kişiler &ouml;zellikle batıdaki yeni d&uuml;ş&uuml;nceleri ve gelişmeleri &ouml;ğrenmişler ve T&uuml;rk modernizminin s&uuml;r&uuml;kleyici g&uuml;c&uuml; olmuşlardır. <br />
&Ouml;zellikle II. Mahmut d&ouml;neminde temel &ouml;ğretim sistemleştirilmeye &ccedil;alışılmış hatta kısa bir d&ouml;nem, İstanbul&rsquo;da erkek &ccedil;ocuklara ilk okula gitme zorunluluğu da getirilmiştir. Okullarla ilgili b&uuml;y&uuml;k reformlar ancak Tanzimat d&ouml;neminde hayat bulmuştur.</p>
<p><em>Toplumsal Alanda Yenilikler:</em> II. Mahmut d&ouml;neminin en &ouml;nemli olaylarından birisi ilk kez 1831 yılında n&uuml;fus sayımlarının yapılmasıdır. B&ouml;ylece toplumsal gizilg&uuml;&ccedil; belirlenmiş edilmiş olacaktı. Bu sayımlar &ouml;zellikle Tanzimat d&ouml;neminde d&ouml;nemsel olmasa da yinelenmiştir. Yine aynı yıl ilk kez Resmi Gazete diyebileceğimiz Takvim-i Vekayi yayına başlamış ve s&uuml;rekli yayınlanmıştır. Ne var ki XVIII. y&uuml;zyılın sonları ve XIX. y&uuml;zyılın başlarında &ccedil;eşitli Osmanlı şehirlerinde Fransızca gazeteler yayınlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Bu d&ouml;nemde ilk kez pasaport uygulaması başlanmıştır. II. Mahmut&rsquo;un saltanatının sonlarına doğru posta teşkilatı kurulmuş ve haberleşme sistemleştirilmiştir. Yine bu d&ouml;nemde ulaşım politikası g&uuml;d&uuml;lmeye başlanmıştır. II. Mahmut&rsquo;un sağlık alanındaki reformları da dikkat &ccedil;ekicidir. Ordunun hekim gereksinimini karşılamak i&ccedil;in 1827 yılında İstanbul Şehzadebaşı&rsquo;nda Tıp Mektebi a&ccedil;ıldı. Bu konuda &ouml;nemli bir reform da karantinaların kurulmasıdır. 1812&rsquo;den beri aralıklarla devam eden veba ve kolera salgınları i&ccedil;in 1838&rsquo;de Avusturya&rsquo;dan getirilen uzmanların yardımıyla İstanbul yakınlarında bir karantina merkezi kuruldu.<br />
1838 yılında &uuml;lkedeki tarım ve end&uuml;strinin geliştirilmesi i&ccedil;in ziraat ve sanayi meclisi kurulmuş, bu meclise &uuml;lkenin imarı ile ilgili g&ouml;revler de verilmiştir. Tanzimat d&ouml;neminde bu amaca y&ouml;nelik bakanlıklar da kurulmuştur.</p>
<p>II. Mahmut d&ouml;neminde ger&ccedil;ekleştirilen kıyafet değişikliği de kayda değer bir gelişmedir. 1828&rsquo;de Asakir-i Mansure-i Muhammediye askerlerine fes giydirildikten sonra, ertesi yıl devlet memurlarının batılı tarzda giyinmeleri bir sağlandı. Sarık sarmak ve c&uuml;bbe giymek yalnız din adamlarına bırakıldı. Bizzat padişah sakalını keserek batılı giysisi ile uyruklarına &ouml;rnek oldu. Avrupa tipi eğlenceler d&uuml;zenledi. Sultan devlet dairelerine resmini astırdı. Bunlar yeni d&ouml;nemin batılı uygulamaları idi.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ismet-inonu%e2%80%99nun-cumhurbaskani-secilmesi" rel="bookmark" class="crp_title">İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/avrupa%e2%80%99daki-gelismeler-ve-osmanli-imparatorlugu">AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER VE OSMANLI İMPARATORLUĞU</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/avrupa%e2%80%99daki-gelismeler-ve-osmanli-imparatorlugu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMANLI DEVLET VE TOPLUM DÜZENİNİN ÖZELLİKLERİ</title>
		<link>http://www.inkilap.info/osmanli-devlet-ve-toplum-duzeninin-ozellikleri</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/osmanli-devlet-ve-toplum-duzeninin-ozellikleri#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 12:52:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devleti XIV. Y&#252;zyılın başında, Marmara B&#246;lgesi&#8217;nde kurulmuştur. XIII.-XV. y&#252;zyıllarda İran&#8217;ın Anadolu&#8217;nun ve Bizans İmparatorluğu&#8217;nun siyasal ve toplumsal sorunları, k&#252;&#231;&#252;k bir beylik olan Osmanlı Beyliği&#8217;nin kısa zamanda b&#252;y&#252;mesini ve bir devlet oluşturmasını sağlamıştır. 1453 yılında İstanbul&#8217;un, 1517 yılında da Mısır&#8217;ın alınması sonucu Osmanlı Devleti bir imparatorluk olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun daha iyi anlaşılabilmesi i&#231;in, onu belli [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-devlet-ve-toplum-duzeninin-ozellikleri">OSMANLI DEVLET VE TOPLUM DÜZENİNİN ÖZELLİKLERİ</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Osmanlı Devleti XIV. Y&uuml;zyılın başında, Marmara B&ouml;lgesi&rsquo;nde kurulmuştur. XIII.-XV. y&uuml;zyıllarda İran&rsquo;ın Anadolu&rsquo;nun ve Bizans İmparatorluğu&rsquo;nun siyasal ve toplumsal sorunları, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir beylik olan Osmanlı Beyliği&rsquo;nin kısa zamanda b&uuml;y&uuml;mesini ve bir devlet oluşturmasını sağlamıştır. 1453 yılında İstanbul&rsquo;un, 1517 yılında da Mısır&rsquo;ın alınması sonucu Osmanlı Devleti bir imparatorluk olmuştur. <br />
Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun daha iyi anlaşılabilmesi i&ccedil;in, onu belli d&ouml;nemlere ayırarak incelemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Kuruluşundan 1600&rsquo;l&uuml; yılların başına kadar Osmanlı devlet ve toplum yapısı klasik d&ouml;nem olarak adlandırılır. XVII. ve XVIII. y&uuml;zyıllar ise post-klasik veya klasik sonrası d&ouml;nem olarak adlandırılmaktadır. III. Selim reformlarından itibaren XIX. Y&uuml;zyıl i&ccedil;in Tanzimat D&ouml;nemi, 1908 yılından itibaren de Meşrutiyet D&ouml;nemi olarak adlandırılabilmektedir. Bir başka d&ouml;nemlendirme ise modern d&ouml;nem &ouml;ncesi ve modern d&ouml;nem sonrası olarak yapılmaktadır. Bu d&ouml;nemlendirme de d&ouml;n&uuml;m noktası Tanzimat Fermanı olmaktadır.<br />
Bu d&ouml;nemlendirmelerde y&ouml;netsel ve toplumsal a&ccedil;ıdan kurumlarda belli farklılaşmalar g&ouml;r&uuml;lmektedir. Dolayısı ile Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;ndan s&ouml;z ederken baştan sona kadar homojen &ndash;tek tip- bir yapıdan s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Zaman i&ccedil;erisinde değişen kurumlar s&ouml;z konusudur. Bunun yanı sıra Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu, ve Kuzey Afrika&rsquo;da egemenlik kuran Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun t&uuml;m bu coğrafyada tek tip yapılar oluşturduğunu s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Aynı zaman dilimi i&ccedil;inde buralarda farklı farklı kurumlar ve işleyişler karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Sonu&ccedil;ta; Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda farklı mekanlarda ve farklı zamanlarda değişik kurum ve işleyişler yaşanmıştır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p><span id="more-8"></span><br />
&nbsp; <strong>OSMANLI Y&Ouml;NETİM YAPISI</strong><br />
&nbsp; Kurulduğu anda bir T&uuml;rk beyliği olan Osmanlı Devleti, XVI. Y&uuml;zyıla gelindiğinde tipik bir imparatorluk haline gelmiştir. Devletin ve sistemin başında padişah/sultan vardır. Sultan yetkilerini d&ouml;rt farklı gelenekten almaktadır. <br />
&nbsp; <strong>1-</strong>T&uuml;rk gelenekleri,<br />
&nbsp; <strong>2-</strong> İslam gelenekleri,<br />
&nbsp; <strong>3-</strong> Doğu Roma/Bizans gelenekleri,<br />
&nbsp; <strong>4-</strong> Yerel gelenekler. Bu d&ouml;rt gelenek modern d&ouml;nemler &ouml;ncesinde Osmanlı sisteminin temel kaynaklarıdır. <br />
&nbsp;</p>
<p>Siyasal iktidarın başında bulunan sultan yasamanın, y&uuml;r&uuml;tmenin ve yargının başıdır. Onun siyasal yetkileri, yukarıdaki geleneklerin toplamı olarak kutsanmıştır. Dolayısı ile iktidar ve onun temsilcisi olan sultan kutsal olarak kabul edilmiştir. Bu &ccedil;er&ccedil;evede Osmanlı iktidarı teokratik bir iktidardır. Ne var ki bu teokrasinin kaynağında bizzat dinin kendisi değil onun gelenekselleşmiş bir şekli vardır. Bu durum farklı uygulama bi&ccedil;imleri ile imparatorluğun sonuna kadar yaşamıştır. <br />
&nbsp; Osmanlı sultanlarının kutsallığına paralel iktidarı da kabul edilmiştir. Bu y&uuml;zdendir ki sisteme karşı en ufak bir hareket dine ve geleneğe karşı kabul edilmiş ve en sert şekilde cezalandırılmıştır. Sultanın iktidarına gelebilecek en yakın tehlike Osmanlı ailesinin i&ccedil;indendir. Bu nedenle sultan olan kişi iktidarını daha sağlam hale getirebilmek i&ccedil;in kardeşlerini &ouml;ld&uuml;rmeyi yasallaştırmıştır. Fatih Sultan Mehmet d&ouml;nemine değin yazıya ge&ccedil;memiş, Fatih kanunnamesi ile yazıya d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş bir uygulamaya g&ouml;re sultanlar devletin devamı i&ccedil;in kardeşlerini &ouml;ld&uuml;rmeyi g&ouml;rev bilmişlerdir. Bu uygulama XVII. y&uuml;zyılın başlarına kadar devam etmiş, y&uuml;zlerce Osmanlı şehzadesi yaşamlarını yitirmiştir. <br />
&nbsp; <br />
Fatih ve Kanuni d&ouml;nemlerinde Osmanlı padişahları yasama yetkilerini kullanarak &ccedil;ok sayıda Kanunname yapmışlardır. Bu, İslam geleneği değil T&uuml;rk geleneğidir. Zira İslam&rsquo;da sultanın yasa koyma yetkisi yoktur. Yasayı Allah koyar, Sultan uygular. Oysa, Orta Asya T&uuml;rk geleneğine g&ouml;re hakanın t&ouml;re/yasa koyma hakkı vardır. Osmanlı sultanları yasama yetkilerini imparatorluğun sonuna kadar saklı tutmuşlardır. <br />
&nbsp; Sultan adına y&uuml;r&uuml;tmeyi Divan adı verilen kurum yapıyordu. Fatih d&ouml;nemine kadar divanın başkanı sultanın kendisi idi. Bu d&ouml;nemden sonra divanın başkanı vezir-i azam (başvezir) olmuştur. Divanda devlet y&ouml;netimi ile ilgili b&uuml;t&uuml;n işler sultan adına karara bağlanır, onun onayı ile uygulamaya ge&ccedil;erdi. Bu durum post klasik d&ouml;neme değin s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Bu d&ouml;nemde divan toplantıları kalkmış, y&uuml;r&uuml;tme g&uuml;c&uuml; ve yetkisi de vezir-i azam/sadrazama ge&ccedil;miştir. Artık, sadrazam sultan adına y&uuml;r&uuml;tmenin başı olmuş, devlet y&ouml;netiminde Paşa kapısı/Babıali &ouml;ne &ccedil;ıkmıştır.<br />
Yargı, b&uuml;t&uuml;n siyasal sistem i&ccedil;inde genel siyaset sisteminin bir adım dışındadır. Osmanlı sisteminde de iki farklı hukuk sistemi vardır. Kamu hukuku a&ccedil;ısından sistem &ouml;rfi hukuk başka bir deyişle sultanın belirlediği hukuk ile işlemektedir. Kişi hukuku a&ccedil;ısından işlemekte olan hukuk ise dinsel hukuktur. Osmanlının M&uuml;sl&uuml;man reayası i&ccedil;in şeriat hukuku gayrim&uuml;slim reayası i&ccedil;inde kendi cemaat hukukları ge&ccedil;erliydi. Bu sistem i&ccedil;inde &uuml;st&uuml;n olan da M&uuml;sl&uuml;man şeriatı idi. M&uuml;sl&uuml;man şeriatı kadı mahkemelerinde uygulanmaktaydı. Kadıların tayin işlemleri de divanda yapılmakta idi. Divan-ı h&uuml;mayun aynı zamanda dinsel mahkemelerin temyiz işlemlerini de yapmaktaydı. <br />
Osmanlı sultanlarının devlet y&ouml;neticileri &uuml;zerinde sonsuz yetkileri vardı. &Ouml;zellikle Fatih Sultan Mehmet&rsquo;ten sonra devlet y&ouml;netiminde kul k&ouml;kenli devşirmelerin egemen olması, sultanlara bu kitle &uuml;zerinde sonsuz yetkiler doğurmuştur. Sultan her hangi bir reayayı yargılanmadan cezalandıramazken, kul k&ouml;kenli y&ouml;neticileri dilediği cezalandırabilmekte, onların yaşamına son verebilmekte idi. Bu &ccedil;er&ccedil;evede, y&uuml;zlerce &uuml;st d&uuml;zey y&ouml;neticisi sultanın bir emri ile yaşamlarını yitirmişlerdir. B&ouml;ylece sultanın y&ouml;netici sınıf &uuml;zerinde yargı yetkisi de ortaya &ccedil;ıkıyordu.<br />
B&uuml;t&uuml;n bu anlatılanlar &ccedil;er&ccedil;evesinde Osmanlı sultanlarının sonsuz ve sınırsız bir egemenlik anlayışından s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r? Bu soruya farklı yanıtlar verilmektedir. Bunların birisi, Osmanlı sultanlarının şeriat ile denetlendiğidir. Bu tez yanlıştır. Zira, Osmanlı sisteminde şeriat adına s&ouml;z s&ouml;yleme yetkisi şeyh&uuml;lislamındır. Sultanlar kimi zaman yapmak istedikleri bir uygulama hakkında şeyh&uuml;lislamlardan fetva istemişlerdir. Fakat bu bir denetleme mekanizması olamamıştır. Şeyh&uuml;lislamı g&ouml;reve atamak ve onu g&ouml;revden almak sultanın g&ouml;revidir. Nitekim sultan, fetvasını beğenmediği şeyh&uuml;lislamı g&ouml;revden alıp yerine bir başkasını atayabilmektedir. Bunun da &ouml;tesinde Osmanlı tarihinde g&ouml;revden alınıp hemen idam edilen şeyh&uuml;lislamlar da vardır. Dolayısıyla din adına konuşma yetkisine sahip olan bu g&ouml;revli, bir başka deyişle din, bu anlamda bir denetleyici değildir. <br />
Osmanlı sultanlarını denetleyebilen tek kurum, sınırları ve tanımı net olarak belirlenemeyen gelenek idi. Gelenek adına kimi zaman ehl-i şer&rsquo;(din adamları), kimi zaman ehl-i &ouml;rf (din dışı y&ouml;neticiler), kimi zaman ehl-i seyf (silahlı kuvvetler), kimi zaman da saray ağaları, valide sultanlar gibi farklı g&uuml;&ccedil;ler sistem i&ccedil;inde sultanı formel veya formel olmayan bi&ccedil;imlerde denetliyorlardı. Bu g&ouml;r&uuml;nt&uuml; Tanzimat Fermanı&rsquo;na kadar devam etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>OSMANLI TOPLUM YAPISI</strong></p>
<p>
Osmanlı toplumunda t&uuml;m orta&ccedil;ağlarda olduğu gibi toplum, kabaca y&ouml;netenler ve y&ouml;netilenler olarak ikiye ayrılmıştır. Y&ouml;netici sınıfa genel olarak askeri denilmiştir. Askeri sınıf bir &ccedil;ok vergiden muaf ve ekonomik b&ouml;l&uuml;ş&uuml;mden en fazla pay alan gruptur. Askeri sınıf, ehl-i şer, ehl-i &ouml;rf, ehl-i seyf ve diğer yardımcı gruplardan oluşmaktadır. Ehl-i &ouml;rf ve ehl-i seyf sultanın kulu sayılmaktadır. Sultanın bu gruplar &uuml;zerinde yargı hakkı vardır. </p>
<p>Toplumun sayısal olarak &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kısmını oluşturan y&ouml;netilenler birka&ccedil; şekilde gruplandırılabilmektedir. Yerleşim alanlarına g&ouml;re reaya (k&ouml;yl&uuml;), beraya (kentli) ve g&ouml;&ccedil;ebeler. Bunlar farklı &ouml;zelliklere sahip gruplardır. Bir başka gruplandırma da toplumun dinsel ve etnik yapılarına g&ouml;re sınıflandırılmalarıdır. Osmanlı y&ouml;netiminde millet sistemi denilen bu yapıya g&ouml;re toplum &ouml;nce m&uuml;sl&uuml;manlar ve gayrim&uuml;slimler olarak gruplandırılmaktadır. Gayrim&uuml;slimler de Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudiler olarak gruplandırılmıştır. XIX. y&uuml;zyılda Katolik ve Protestanlar da ayrı gruplar olarak kabul edilmişlerdir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gruplandırma şekli ise işlevsel aidiyetlerdir. Toplumdaki ahi grupları, t&uuml;ccarlar, ve &uuml;retici k&ouml;yl&uuml;ler de bir başka gruplandırma şeklidir. <br />
Osmanlı toplumunda ekonomik &ouml;rg&uuml;tlenme esası toprağın d&uuml;zenlenmesi ile oluşmuştur. Zenginliğin temelinde toprak vardır ve toprağın y&uuml;ksek m&uuml;lkiyeti devlete aittir. Devlet sahibi olduğu toprakları farklı ama&ccedil;lara y&ouml;nelik olarak d&uuml;zenlemiştir. Uygulamada toprağın &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kısmı doğrudan devlet hazinesine ayrılmıştır. Devlet belli hizmetlerin karşılanması i&ccedil;in toprağın gelirini, tımar sistemi adı ile belli g&ouml;revlilere bırakmıştır. Toprağın bir kısmı da belli sosyal g&ouml;revlerin &uuml;stlenilmesi karşılığı t&uuml;zel kişilik olan vakıflara bırakılmıştır. Az miktarda da &ouml;zel m&uuml;lk olan topraklar bulunmaktadır. <br />
T&uuml;m bu topraklar &uuml;zerinde yaşayan reaya devletin temsilcisi olan g&ouml;revlilere bazı vergileri &ouml;demek zorundadırlar. Toprak reayanın istediği gibi b&ouml;l&uuml;ş&uuml;lemez, miras bırakılamazdı. Ekilecek &uuml;r&uuml;n ve miktarı belirliydi, k&ouml;yl&uuml; k&ouml;y&uuml;n&uuml; istediği gibi bırakıp gidemezdi. Bu konuda sıkı kurallar vardı. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi reaya &uuml;zerinde yoğun bir ekonomik baskı s&ouml;z konusu idi.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/mudafaa-i-hukuk-ve-kuvva-yi-milliye%e2%80%99nin-ortaya-cikisi" rel="bookmark" class="crp_title">MÜDAFAA-İ HUKUK VE KUVVA-YI MİLLİYE’NİN ORTAYA ÇIKIŞI</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-devlet-ve-toplum-duzeninin-ozellikleri">OSMANLI DEVLET VE TOPLUM DÜZENİNİN ÖZELLİKLERİ</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/osmanli-devlet-ve-toplum-duzeninin-ozellikleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</title>
		<link>http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 12:41:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=5</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihinin belki de her hangi bir düzen veya ilke ile açıklanamayacak kadar karmaşık veya kaotik gelişim süreci içinde alet kullanabilme ve bu aletleri kullanarak gereksinmelerini karşılama becerilerinin gelişiminde çağ dönümü olarak adlandırılabilecek boyutta iki önemli dönem veya aşama bilinmektedir. İnsanoğlunun biyolojik ve kültürel varlığı 2-3 milyon yıl öncesine göre, büyük aşamalar geçirmiştir. İnsanoğlunun bu [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>İnsanlık tarihinin belki de her hangi bir düzen veya ilke ile açıklanamayacak kadar karmaşık veya kaotik gelişim süreci içinde alet kullanabilme ve bu aletleri kullanarak gereksinmelerini karşılama becerilerinin gelişiminde çağ dönümü olarak adlandırılabilecek boyutta iki önemli dönem veya aşama bilinmektedir. İnsanoğlunun biyolojik ve kültürel varlığı 2-3 milyon yıl öncesine göre, büyük aşamalar geçirmiştir. İnsanoğlunun bu süre içinde en azından üç kültürel evreden geçtiği, iki büyük devrimi gerçekleştirdiği söylenebilir. Bunlar eskiden yeniye doğru sırasıyla: Eski taş, yontma taş ya da üretim öncesi dönem;Yeni taş,  ya da üretim dönemi ve Endüstri Devrimi ile başlayan çağdır. Makine, enerji ya da yoğun üretim evresidir.</p>
<p><span id="more-7"></span>En uzun evre, ilk taş aletlerle başlamıştır. En az iki milyon yıl devam eden bu dönemde, insan bedeni ve biyolojisi önemli değişmeler geçirmiştir. Bu büyük ve uzun dönemi, bundan 10 bin yıl kadar önce Ortadoğu’da, Çin Hindi’nde ve Orta Amerika’da başladığına inanılan ikinci bir kültür devrimi izlemiştir. Neolitik Devrim adı verilen bu dönem içinde, Paleolitik çağlarda toplanan yaban bitkilerden ve avlanan hayvanlardan bazıları evcilleştirilmiştir. Tarım Devrimi olarak da bilinen bu gelişmeler yayılma yoluyla dünyanın dört bucağına ulaşmadan, bundan iki yüzyıl önce İngiltere’de başlayan Endüstri Devrimi önce Avrupa’yı, sonra yeryüzündeki bütün toplum ve ülkeleri etkisi altına almıştı.</p>
<p>Fernand Braudel’in deyimiyle insan topluluklarının büyük bir kısmının ıskaladığı bu son dönüşüm Türkiye’nin yakın tarihini de belirlemiş veya etkilemiştir. Bu devrimin geleneksellikten modernliğe geçiş anlamında en az dört yüzyıllık bir gelişme ve değişme sürecinin sonunda Batı, XVIII. yüzyıla gelindiğinde yepyeni bir döneme girerken aynı zamanda kendi iç dinamiklerinin ortaya koyduğu bir modernleşmeyi de yaşamıştır. Batı Avrupa’da XVII. Yüzyıldan başlayarak bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmelerin neden olduğu ekonomik büyüme, toplumları, adına modernleşme denilen yeni bir yaşam tarzına, kültürel ve kurumsal değişim sürecine sokarak, etkileri dünya çapında hissedilen bir sosyal ve siyasal örgütlenme biçimi yarattı. Bu süreçle insanlık, Aydınlanma ile temsil edilen yeni bir yaşama biçimine ulaştı ve modernizm denilen ve düne ait olmayan bir dünyada yeniden şekillenmeye başladı.</p>
<p><a href="http://www.inkilap.info/inkilap-tarihine-giris/aydinlanma-cagi.html" target="_self">* Aydınlanma Çağı</a><br />
<a href="http://www.inkilap.info/inkilap-tarihine-giris/endustri-devrimi.html" target="_self">* Endüstri Devrimi</a><br />
<a href="http://www.inkilap.info/inkilap-tarihine-giris/fransiz-devrimi.html" target="_self">* Fransız İhtilali</a></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/ikinci-mesrutiyet-donemi" rel="bookmark" class="crp_title">İkinci Meşrutiyet Dönemi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gizlilik-politikasi" rel="bookmark" class="crp_title">Gizlilik Politikası</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/meclisie-karsi-tepkiler-ve-ayaklanmalar" rel="bookmark" class="crp_title">Meclis&#8217;e Karşı Tepkiler ve Ayaklanmalar</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/endustri-devrimi" rel="bookmark" class="crp_title">Endüstri Devrimi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/aydinlanma-cagi" rel="bookmark" class="crp_title">Aydınlanma Çağı</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler">Türk Devrimine Yol Açan Gelişmeler</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/turk-devrimine-yol-acan-gelismeler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DEVRİM</title>
		<link>http://www.inkilap.info/toplumsal-degisme-ve-devrim</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/toplumsal-degisme-ve-devrim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 12:27:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[TOPLUMLARIN EVRİMİ Toplumsal ger&#231;ekliğin anlaşılmasında, toplumsal değişme anahtar bir rol oynamaktadır. Toplumsal değişme, bilimsel ve nesnel bir kavramdır. Bu &#231;er&#231;evede değerlendirilmesi ve anlaşılması gerekir. Onda iyilik, k&#246;t&#252;l&#252;k gibi herhangi bir değer yargısı yoktur. Ne var ki toplumsal değişmeyle ilgili ve değer yargısı i&#231;eren bir &#231;ok farklı terim ve kavram kullanılmaktadır. &#214;rneğin, toplumsal gelişme ya da [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/toplumsal-degisme-ve-devrim">TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DEVRİM</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><strong>TOPLUMLARIN EVRİMİ</strong></p>
<p>
Toplumsal ger&ccedil;ekliğin anlaşılmasında, toplumsal değişme anahtar bir rol oynamaktadır. Toplumsal değişme, bilimsel ve nesnel bir kavramdır. Bu &ccedil;er&ccedil;evede değerlendirilmesi ve anlaşılması gerekir. Onda iyilik, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gibi herhangi bir değer yargısı yoktur. Ne var ki toplumsal değişmeyle ilgili ve değer yargısı i&ccedil;eren bir &ccedil;ok farklı terim ve kavram kullanılmaktadır. &Ouml;rneğin, toplumsal gelişme ya da ilerleme gibi terimler ya değer yargısı taşırlar ya da belli bir &ouml;l&ccedil;&uuml;te g&ouml;re ve belli bir hedefe doğru olan değişmeyi belirtirler. Bu y&ouml;n&uuml;yle, değişme ile gelişme ve ilerlemenin birbirinden &ccedil;ok farklı terimler olduğu ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Elbette, değişme ile modernleşme arasında bir ilgi vardır. Modernleşme, genellikle az gelişmiş &uuml;lkelerin ileri derecede end&uuml;strileşmiş &uuml;lkeler modeline uygun değişmeleri anlamında kullanılır. Bu a&ccedil;ıdan modernleşme de değişmenin &ouml;zel bir şeklidir. Tamamen kendisi demek değildir.</p>
<p>Genel olarak toplumsal olayların, zaman ve mekandaki &ouml;nem noktasına g&ouml;re &uuml;&ccedil; ana b&ouml;l&uuml;mde ele alınması m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r:</p>
<p>Bunlardan <em>birincisi</em>; toplumsal işleyişin gereği olan g&ouml;reve bağlı siyasal olaylardır. Bunlar, belli bir siyasal d&uuml;zen ve &uuml;lkedeki siyasal hayatın g&uuml;nl&uuml;k g&ouml;revsel uğraşılarıdır. &Ouml;rneğin, &ouml;len bir kralın yerine veliahdının oturması veya bir başbakanın yerine yenisinin atanması gibi.</p>
<p><em>İkincisi,</em> tarihsel &ouml;nemi olan ve &uuml;zerine tarih d&uuml;ş&uuml;r&uuml;len olaylar olup alışılmışın dışında ger&ccedil;ekleşen olaylardır. &Ouml;rneğin, bir &uuml;lkenin sınırlarındaki değişiklikler veya anayasal değişiklikler gibi.</p>
<p><em>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;</em> ise, toplumbilimsel &ouml;nemde olan olaylardır ki, bu kitabın da konusu olan bir alanı i&ccedil;erir. Bunlar bir uygarlık tipinden diğerine ge&ccedil;ilen yeni dengeler doğuran ve b&uuml;y&uuml;k fırtınalar başlatarak zihniyet ve kurumlarda yapısal değişmelere kapı a&ccedil;an olaylardır. Modernleşme veya modernleştirme ve devrim (inkıl&acirc;p) hareketleri gibi olaylardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu olayların yaşandığı belirli topluluklarda hukuksal d&uuml;zenlemeler, değerlerinin &ouml;nem sırası, toplumsal &ouml;rg&uuml;tlenme tipleri bir anda değişime uğramıştır. T&uuml;rkiye ve T&uuml;rk Devrimi &ouml;rneğinde olduğu gibi, bir toplumun binlerce yıllık birikimlerini bırakıp, yeni bir siyasal ve hukuksal d&uuml;zene y&ouml;nelmesi ve s&uuml;r&uuml;klenmesi; yani, uygarlık değiştirmeye kalkışması toplumbilimsel &ouml;nemdeki olaylara verilebilecek en g&uuml;zel &ouml;rneklerden birisidir.</p>
<p><span id="more-6"></span></p>
<p><strong>DEVRİM VE KAVRAMSAL &Ccedil;ER&Ccedil;EVESİ</strong><br />
Toplumsal değişmeyi bilimsel ve nesnel bir şekilde a&ccedil;ıklamanın bir &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml;kleri bulunmaktadır. Bu g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerin başında konu ile ilgili ortak bir terminolojinin bulunmayışı gelmektedir<br />
&nbsp;Bu durumun en tipik &ouml;rneklerinden biri, konumuz olan T&uuml;rk Devrimi &uuml;zerinde g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. <em>Atat&uuml;rk Devrimleri, Atat&uuml;rk Reformları, Atat&uuml;rk İhtilali, Anadolu İhtilali, Atat&uuml;rk İnkıl&acirc;bı, T&uuml;rk Devrimi, T&uuml;rk İnkıl&acirc;bı</em> gibi terimler sık sık birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.</p>
<p>B&uuml;t&uuml;n bu terim ve kavram kargaşasına, T&uuml;rkiye&rsquo;nin i&ccedil;inde bulunduğu ve dili de etkileyen hızlı değişme s&uuml;reci de katkıda bulunmaktadır: Eski ve yeni terimlerin, hangi kavramların karşılığı olarak kullanıldığı ayrıca bir tartışma konusudur. <em>Devrim</em> s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;, <em>İhtilal</em> karşılığı olarak mı, <em>İnkıl&acirc;p</em> karşılığı olarak mı kullanılmaktadır, ya da kullanılacaktır? <em>Reform</em> karşılığı olarak hangi terim en uygun anlamı verir? Yine bu hızlı değişme s&uuml;reci i&ccedil;inde k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n her alanında g&ouml;r&uuml;len eski yeni &ccedil;atışması i&ccedil;inde taraflar tavırlarını k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n taşıyıcısı s&ouml;zc&uuml;klerin se&ccedil;iminde de g&ouml;stermekte ve s&ouml;zc&uuml;klerin siyasallaşması gibi bir sonu&ccedil; ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu &ccedil;alışmada konu ile ilgili temel terim ve kavramlar aşağıdaki anlamları i&ccedil;inde kullanılmıştır.</p>
<p><strong>İhtilal:</strong> Toplumsal ve siyasal bilimlerin kullandığı terimler arasında en geniş ve farklı anlamlara sahip olan s&ouml;zc&uuml;klerden biri ihtilaldir. S&ouml;zl&uuml;klere g&ouml;re, <em>ihtil&acirc;lin</em> &ouml;z&uuml;n&uuml; oluşturan <em>hall</em> k&ouml;k&uuml; azaltmak, kısaltmak demek olup, bundan t&uuml;reyen ihtil&acirc;l s&ouml;z&uuml; de anlaşmazlık, d&uuml;zensizlik, nifak, perişanlık anlamındadır. Siyasal bağlam i&ccedil;inde ayaklanma, isyan, darbe gibi terimleri akla getiren <em>ihtilal</em> &uuml;zerinde anlaşmaya varılmış bir s&ouml;zc&uuml;k değildir. inkilap.info &#8216;da, <em>ihtilal</em> s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; yerine de <em>devrim</em> terimi kullanılacaktır. Bu terim, siyasal olarak, siyasal iktidarın kaynağının değiştirilmesi anlamında kullanılacaktır. B&ouml;ylece s&ouml;z konusu olan olay, bir ayaklanmadan bir isyandan bir h&uuml;k&uuml;met darbesinden farklı olmaktadır.</p>
<p><strong>İnkıl&acirc;p:</strong> S&ouml;zc&uuml;k anlamı, değişme, bir durumdan başka bir duruma d&ouml;n&uuml;şme olan ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde daha &ccedil;ok reform, evrim, değişme s&ouml;zc&uuml;kleri yerine kullanılan inkıl&acirc;p terimi, ge&ccedil;mişte &ccedil;ok daha farklı bir anlam y&uuml;klenmiştir.<br />
İnkıl&acirc;p s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;, dilimize Arap&ccedil;a&rsquo;dan ge&ccedil;miş olup; değişme, bir durumdan başka bir duruma d&ouml;nme anlamlarını taşır. Yine bu s&ouml;zc&uuml;k Astronomi&rsquo;de g&uuml;nd&ouml;n&uuml;m&uuml; demek olan D&uuml;nya&rsquo;nın y&ouml;r&uuml;ngesinde G&uuml;neş&rsquo;e en yakın ve en uzak noktalarda bulunduğu zaman i&ccedil;in kullanılmıştır. Bu s&ouml;zc&uuml;k, Fransızca ve İngilizce&rsquo;deki <em>revolution</em> ve Almanca&rsquo;daki <em>umwaelzung</em> s&ouml;zc&uuml;klerinin karşılığıdır. </p>
<p>Gerek inkıl&acirc;p, gerekse ihtil&acirc;l s&ouml;zc&uuml;klerin bug&uuml;nk&uuml; anlamlarına yakın şekilde kullanılması 1908 Meşrutiyet hareketinden sonradır, Meşrutiyet d&ouml;neminde ihtil&acirc;l s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kurulu bir h&uuml;k&uuml;meti g&uuml;&ccedil; kullanarak yıkıp yerine başka bir h&uuml;k&uuml;met kurma anlamını taşımaktaydı. İnkıl&acirc;p s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; ise, ihtil&acirc;l s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n taşıdığı anlamdan &ccedil;ok; parlamento, h&uuml;k&uuml;met ve &ccedil;eşitli kurullarca saptanarak uygulanması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len h&uuml;k&uuml;met, ekonomi k&uuml;lt&uuml;r olayları ile oluşturulacak değişmeler anlamını taşımaktaydı. <br />
İhtil&acirc;l ve inkıl&acirc;p s&ouml;zc&uuml;klerinden başka, T&uuml;rk devrimi ile hızlanan dilimizde &ouml;zdeşleşme &ccedil;alışmaları sonucunda<em> devrim</em> s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; de kullanılmaya başlanmıştır. <br />
&Ouml;zellikle Atat&uuml;rk yaşarken, T&uuml;rk devriminin, siyasal bir iktidar değişikliğinden daha derin, toplumsal ve ekonomik sonu&ccedil;ları olacağını g&ouml;renler, buna ihtilal yerine, inkıl&acirc;p demeyi yeğlemişlerdir. B&ouml;ylece, genellikle siyasal i&ccedil;erikli olan ihtilal yerine toplumsal ve ekonomik i&ccedil;erikli olan inkıl&acirc;p deyiminin kullanılmasıyla, o zaman, olay daha geniş kapsamlı olarak ele alınmıştır.<br />
Atat&uuml;rk d&ouml;neminde inkıl&acirc;p, a&ccedil;ık&ccedil;a ihtilalden &ccedil;ok daha geniş ve derin kapsamlı bir s&ouml;zc&uuml;k olarak değerlendirilmiştir. &Ouml;zellikle &ldquo;İhtilal, inkılabın gayesi değil, vasıtasıdır&rdquo; s&ouml;z&uuml;, iki terim arasındaki ilişkiyi ve o zamanki kullanışları arasındaki farkı &ccedil;ok a&ccedil;ık se&ccedil;ik bir bi&ccedil;imde ortaya koymaktadır.<br />
İnkıl&acirc;p teriminin yukarıda belirtilenden başka anlamları ve kullanılışları da bulunmaktadır. &Ouml;rneğin Atat&uuml;rk İnkıl&acirc;pları deyiminde inkıl&acirc;p, reform, yenilik anlamında kullanılmaktadır. <br />
B&ouml;ylece inkıl&acirc;p, bir yandan geniş kapsamlı, toplumsal, ekonomik ve siyasal bir ihtilal anlamında kullanılırken, &ouml;te yandan, şapka, abece, takvim, eğitim konularındaki reformları nitelemek i&ccedil;in de başvurulan bir terim &ouml;zelliği de kazanmıştır.</p>
<p><strong>Devrim: </strong>T&uuml;rk&ccedil;e&#8217;deki &ouml;zleştirme akımının &uuml;rettiği terimlerden biri olan devrim yalnız siyasal anlamda d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman ihtilal karşılığı, toplumsal, ekonomik ve siyasal bağlamda kullanıldığı zaman da, eski g&uuml;nlerdeki kullanılışı ile inkıl&acirc;p karşılığıdır <br />
Bu &ccedil;alışmada devrim terimi hem ihtilal, hem de inkıl&acirc;p anlamında kullanılmıştır. Bu &ccedil;er&ccedil;eve i&ccedil;inde terimi bir kez daha tanımlarsak ş&ouml;yle bir sonuca ulaşırız: <br />
Siyasal anlamda devrim, iktidarın k&ouml;keninde değişme yaratan bir olaydır. &Ouml;rneğin Fransız devrimi, siyasal iktidarın k&ouml;kenini tanrıdan ve gelenekten alıp, o d&ouml;nemin ilerici sınıfı olan burjuvaziye ve kentli halka vermiştir. Aynı bi&ccedil;imde T&uuml;rk devriminde de, Atat&uuml;rk, dinsel-geleneksel k&ouml;kenli iktidarı, ulusa ya da halka dayalı, laik bir niteliğe dayamıştır. <br />
İktidarın k&ouml;keninde, yani dayandığı g&uuml;&ccedil;lerde (inan&ccedil;lar ya da sınıflar, ilişkiler) değişiklik yapmayan siyasal olaylar, bu anlamda devrim değildir. H&uuml;k&uuml;met değişikliği, h&uuml;k&uuml;met darbesi, isyan, i&ccedil; savaş gibi farklı nitelikte olan olayların devrim olayı ile karıştırılmaması gerekir. Demokratik yolla yapılan b&uuml;t&uuml;n değişiklikler, aynı k&ouml;kene, halk k&ouml;kenine dayandığı i&ccedil;in devrim diye nitelenemez. Fakat demokrasinin başlaması bir devrimdir. &Ouml;rneğin, bizde 1950 se&ccedil;imleriyle, Demokrat Parti&rsquo;nin iktidara gelmesi ulus egemenliğini ve demokrasiyi kuramdan uygulamaya aktardığı i&ccedil;in, uygulama a&ccedil;ısından bir devrim olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir.<br />
&Ouml;te yandan, bir grubu siyasal iktidardan uzaklaştırıp, başka bir grubu iktidara getiren h&uuml;k&uuml;met darbesi, siyasal iktidarın k&ouml;keninde değişiklik yapmadığı takdirde, devrim olarak nitelenemez. Ancak, siyasal iktidarın dayandığı g&uuml;&ccedil;lerde değişiklik sonucunu doğuran h&uuml;k&uuml;met darbeleri, devrim diye nitelenebilirler. Bu a&ccedil;ıdan, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde İttihat&ccedil;ıların Bab-ı Ali Baskını devrim olmaktan uzak bir h&uuml;k&uuml;met darbesidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, sonu&ccedil; olarak yalnız Kamil Paşa h&uuml;k&uuml;metinin yerine, Mahmut Şevket Paşa h&uuml;k&uuml;meti geliyor ve parti olarak İttihat&ccedil;ıların etkisi artıyordu. Oysa; gerek padişah, gerek meşrutiyet 1908&rsquo;deki niteliği ile varlığını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yordu. </p>
<p>Yine bu &ccedil;er&ccedil;eve i&ccedil;inde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde, 1908 yılında İttihat&ccedil;ıların Makedonya dağlarına &ccedil;ekilmesi ve Abd&uuml;lhamit&rsquo;i Meclis&rsquo;i toplantıya &ccedil;ağırmaya zorlaması, siyasal anlamda devrimdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, rafa kaldırılmış olan Anayasa&rsquo;yı yeniden yaşama ge&ccedil;irerek, Padişah&rsquo;ın kayıtsız koşulsuz kullandığı dinsel-geleneksel otoriteye, o d&ouml;nemin etkin g&uuml;c&uuml; b&uuml;rokrasiyi ortak etmişti. Belki &ccedil;ok kapsamlı değildi ama, hi&ccedil; kuşkusuz bir devrimdi 1908 eylemi. &Uuml;stelik de sonu&ccedil;ları bakımından daha geniş kapsamlı devrimlere de yol a&ccedil;mıştı. <br />
Aynı bi&ccedil;imde 27 Mayıs 1960 h&uuml;k&uuml;met darbesi de sonunda siyasal bir devrime d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, siyasal iktidara, halkın se&ccedil;tiği Meclis&rsquo;in yanında yargısal ve b&uuml;rokratik ortaklar getirdi. B&ouml;ylece bir anlamda siyasal iktidarın dayandığı g&uuml;&ccedil;lerin niteliğinde değişiklik yaptı. <br />
Devrim teriminin siyasal alan dışında da anlamı olduğunu daha &ouml;nce belirtmiştik. Ekonomik ve toplumsal anlamda devrim, ekonomik ve toplumsal ilişkilerde temel değişiklikler yapan bir olaydır. <br />
&Ccedil;ağdaş toplumbilimin sınıf, değişme, &ouml;rg&uuml;t, kurum gibi t&uuml;m kavramları ilişkiler i&ccedil;inde d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; ve bu ilişkileri bir yapı &ccedil;er&ccedil;evesinde ele aldığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse, devrim, siyasal toplumsal, ekonomik ilişkiler d&uuml;zeninde hızlı değişmeye yol a&ccedil;an olaydır demek yanlış sayılmaz.<br />
Devrim ile &ouml;teki değişmeleri birbirinden ayıran fark aslında kapsam ve hız ayrımıdır. Her toplumun her an değişme i&ccedil;inde olduğu anımsanırsa, devrim olayını yalnız değişme kavramına bağlamak anlamsızlaşır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zaman, her toplum her an devrim yaşıyor demektir. Oysa, her toplumda her an devrim olmaz. <br />
Şimdi devrim kavramının &uuml;&ccedil; &ouml;ğesi ortaya &ccedil;ıkmış olmaktadır. Bunlar sırası ile, yapı değişmesi, bu değişmenin alışılagelmişten hızlı olması ve yine bu değişmenin alışılagelmişten kapsamlı olmasıdır. </p>
<p>Sonu&ccedil; olarak, T&uuml;rk Devrimi de bu tanıma uymaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rk Devrimi T&uuml;rkiye&rsquo;nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısında hızlı ve kapsamlı bir değişme yaratmıştır. Atat&uuml;rk ise bu hızlı değişimin &ouml;nderidir.<br />
Dilimizde genellikle gelişme ile ilgili başka s&ouml;zc&uuml;kler de bulunmaktadır. Bunlar evrim, ıslahat ve tanzimat&rsquo;tır.</p>
<p><strong>Evrim:</strong> Eski dilde <em>tekam&uuml;l</em>&rsquo;&uuml;n karşılığı olarak kullanılan bu s&ouml;zc&uuml;k genellikle yavaş, kendiliğinden ve derece derece oluşan değişme ve gelişmeyi anlatır. Evrimde en &ouml;nemli husus gelişmenin ağır ağır ve kendiliğinden meydana gelmesidir diyebiliriz. <br />
Tarih&ccedil;iler ve toplumbilimcilerin bir &ccedil;oğu insanlık tarihini, genellikle kendi i&ccedil;inden meydana gelen birikimler sonunda ortaya koyduğu gelişmenin bir sonucu olarak g&ouml;r&uuml;rler. Bunlardan &uuml;nl&uuml; biyolog ve doğa tarih&ccedil;isi Julian Huxley&rsquo;e g&ouml;re evrim: &ldquo;kendi kendini devam ettiren, kendi kendini aşan, zaman i&ccedil;inde doğrusal olan, bu y&uuml;zden geriye d&ouml;nemeyen, yenilik, farklılık, daha karmaşık &ouml;rg&uuml;tlenme yaratan bir s&uuml;re&ccedil;tir.&rdquo;</p>
<p><strong>Islahat:</strong> Toplum hayatında, belirli alanlarda kanunlara uygun olarak yapılan d&uuml;zenlemelerdir. Batı dillerinde kullanılan Reform s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n karşılığıdır. Islahat&rsquo;ta inkıl&acirc;p&rsquo;ta olduğu gibi k&ouml;kl&uuml; değişiklikler s&ouml;z konusu değildir.</p>
<p><strong>Tanzimat:</strong> &Ouml;zellikle devlet y&ouml;netimini ilgilendiren hususlarda yapılan iyileştirme ve d&uuml;zenlemedir. Tarihimizde 1839 yılında Abd&uuml;lmecit tarafından &lsquo;G&uuml;lhane Hatt-ı Humayunu dediğimiz fermanla kabul edilen tasarı bunun en g&uuml;zel &ouml;rneğini oluşturur.</p>
<p><strong>&Ccedil;ağdaşlaşma:</strong> &Ouml;ncelikle belirtilmelidir ki &ccedil;ağdaşlaşma kavramına &ouml;zdeş olmak &uuml;zere T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;de modernleşme, batılılaşma, sanayileşme terimleri de kullanılmaktadır. Burada bu kavramların hangisinin daha uygun olduğu gibi sorun bu &ccedil;alışmanın &ouml;ncelikleri arasında değildir. Diğer yandan &ccedil;ağdaşlaşma literat&uuml;rde &ccedil;oğu zaman gelenekselin karşıtı olarak anlaşılmaktadır. </p>
<p>&Ccedil;ağdaşlaşmanın birka&ccedil; c&uuml;mle ile tanımlamanın hi&ccedil; de kolay olmadığı belirtilmelidir. Bir tanıma g&ouml;re &ccedil;ağdaşlaşma &ldquo;<em>son y&uuml;zyılların bilgi patlamasının sonucunda &ccedil;ağlık bir yenileşme s&uuml;recinin aldığı dinamik bi&ccedil;im</em>&rdquo; olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma g&ouml;re &ldquo;tarih boyunca gelişmiş kurumların insanın bilgisindeki g&ouml;r&uuml;lmemiş artışı yansıtan ve hızla değişen işlevlere uyarlanma&rdquo; s&uuml;reci &ccedil;ağdaşlaşmadır. &Ccedil;ağdaşlaşma ilk olarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;z anlamında Batı Avrupa&rsquo;da filizlenmiştir. 19.ve 20.y&uuml;zyıllarda bu coğrafyada meydana gelen bu bağlamdaki gelişmeler d&uuml;nyanın diğer b&ouml;lgelerini de etki altına almıştır. Bu nedenle &ccedil;ağdaşlaşma &ldquo;sanayileşmeye eşlik eden siyasal ve toplumsal değişiklikler&rdquo;in karşılığı olarak kullanılmaktadır. Son nokta T&uuml;rk &ccedil;ağdaşlaşmasını doğru yorumlamak bakımından da g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde elde edilen toplumsal durum dikkate alındığında bir &ouml;l&ccedil;&uuml;t olabilecek nitelikte g&ouml;z&uuml;kmektedir.</p>
<p><strong>Modernleşme:</strong> &Ccedil;ağdaşlaşmaya benzer bir şekilde modernleşme T&uuml;rk d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nde batılı yazarların d&uuml;ş&uuml;nceleri ışığında anlamlandırılmıştır. Modernleşme &ldquo;geleneksel toplumdan modern toplum tipine doğru evrilen bir toplumsal değişim s&uuml;reci&rdquo; olarak tanımlanmıştır. Modernleşmenin ger&ccedil;ekleştiği toplum aynı zamanda modern toplum adını almaktadır. Ya da bu şekilde nitelenmektedir. Modern toplumdan ne anlaşılması gerektiği ise ayrı bir konu olarak karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Ancak modern toplumu aydınlanma felsefesinin ilkelerine a&ccedil;ık, bireyin &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerinin dış m&uuml;dahale karşısında garanti altında olduğu, kişi &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerinde olduğu gibi ekonomide de yarışmacı ve toplumsal faaliyetlerin diğer alanlarında da farklılıklara tahamm&uuml;l edilen, &ccedil;oğulcu ve aynı zamanda demokratik toplum olarak tanımlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p><strong>DEVRİMİN NİTELİĞİ VE YASALLIĞI (MEŞRUİYETİ)</strong><br />
Mevcut d&uuml;zenin halk ayaklanmasıyla yıkılmasını ihtil&acirc;l olarak nitelendirebiliriz. Eğer ihtil&acirc;l hareketi başarılı olursa meşruiyet kazanmış olur. Devrimin yasallık kazanmasına 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve gerekse 1791 Fransız Anayasası &ouml;nemli yer vermiştir. Nitekim 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık </p>
<p>
Bildirisi&rsquo;nde; &ldquo;b&uuml;t&uuml;n insanlar &ouml;zg&uuml;r doğarlar ve &ouml;zg&uuml;r yaşarlar; devlet ancak bu &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kleri korumak ve bunlardan herkesi eşit derecede yararlanmasını sağlamak i&ccedil;in vardır; bu &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klere dokunan devlet, kendi varlık nedenini yitirir; b&ouml;yle bir devlete karşı ayaklanmak hem hak hem de &ouml;devdir&rdquo; denilmektedir.<br />
Yine 27 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi&rsquo;nden esinlenen bir &ccedil;ok devlet anayasaları ve 10 Aralık 1948&rsquo;de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&rsquo;nca benimsenmiş olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi&rsquo;nde; &ldquo;İnsanlık ailesinin t&uuml;m &uuml;yelerinin niteliğinde bulunan onurunu ve eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın d&uuml;nyada &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, adalet ve barışın temeli olduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması i&ccedil;in İnsan haklarının hukuk d&uuml;zeniyle korunması gerektiği&#8230;&rdquo; belirtilerek devrimlerin yasallığı konusuna a&ccedil;ıklık getirmiştir.<br />
Y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olan hukuk kurallarına karşı &ccedil;ıkan, daha iyi adalet ger&ccedil;ekleştireceğini iddia eden her eylem devrim hareketi olarak kabul edilemez. Tam tersine toplumda kargaşalıklara, ter&ouml;r hareketlerine sebep olabilir. Nitelik olarak devrim hareketi, ter&ouml;rist hareketlerden &ccedil;ok farklıdır ve ger&ccedil;ek anlamda bir devrimden s&ouml;z edebilmek i&ccedil;in şu olguların ger&ccedil;ekleşmesi gerekmektedir.<br />
-Toplumsal yapıda ve toplumsal g&uuml;&ccedil;ler dengesinde k&ouml;kl&uuml; bir değişme olması. <br />
-Bu değişmenin yerleşmiş yasallık anlayışına se&ccedil;enek oluşturabilecek yeni bir meşruluk anlayışını (ideolojisini) beraberinde getirmesi.<br />
-Yeni meşruluk inancının toplumdaki temel anlaşmayı b&ouml;lebilecek &ouml;l&ccedil;&uuml;de yaygınlaşması, başka bir deyişle geniş toplumsal kesimlerin desteğini kazanması.<br />
-Bu b&ouml;l&uuml;nmenin barış&ccedil;ı yollardan yeni bir bireşim, bir uzlaşma ile giderilememesi. </p>
<p>Başarıya ulaşan, meşruluğunu kazanan devrim hareketi kendi hukukunu, sistemini uygulama sahasına koyar. Artık ona karşı olan g&uuml;&ccedil;ler ve anlayışlar hukuk dışı nitelik taşır.</p>
<p><strong>DEVRİMİN AŞAMALARI</strong></p>
<p>Devrim, sadece kısa s&uuml;rede ger&ccedil;ekleşen bir hareket değildir. Devrim koşullarının ve d&uuml;ş&uuml;ncesinin olgunlaşması ve ger&ccedil;ekleşmesi yıllarca s&uuml;rebilir. Genel olarak devrim &uuml;&ccedil; aşamada oluşmaktadır:</p>
<p><strong>D&uuml;ş&uuml;nsel Hazırlık Aşaması:</strong> Bu aşama, y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kteki iktidar veya d&uuml;zenin bozukluklarına, adaletsizliklerine karşı karşıt d&uuml;ş&uuml;ncelerin ortaya atıldığı d&ouml;nemdir. Bu d&ouml;nemi toplumdaki d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler, filozoflar, aydınlar hazırlar. Fransız Devrimi&rsquo;nde Aydınlanma &Ccedil;ağı dediğimiz Voltaire, Didero, J.J.Rouesso&rsquo;nun &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yaptığı d&ouml;nem d&uuml;ş&uuml;nsel hazırlık aşaması sayılabilir. T&uuml;rk Devrimi&rsquo;nde ise; Namık Kemal, Ziya G&ouml;kalp, Abdullah Cevdet gibi aydınların teokrasiye veya monarşiye karşı eleştirileri bu d&ouml;nemi oluşturur.</p>
<p><strong>Ger&ccedil;ekleşme (İhtilal) Aşaması:</strong> T&uuml;rk Devrimi&rsquo;nde ihtilal aşaması Mustafa Kemal Paşa&rsquo;nın 19 Mayıs 1919&rsquo;da Samsun&rsquo;a &ccedil;ıkması ile başlamış, Saltanat&rsquo;ın kaldırılıp Cumhuriyet&rsquo;in ilan edilmesiyle tamamlanmıştır. İhtilal aşaması T&uuml;rk Devrimi&rsquo;nde, Fransız ve Rus ihtil&acirc;llerine g&ouml;re kansız ger&ccedil;ekleştirilmiştir.</p>
<p><strong>Gelişme Aşaması:</strong> İhtil&acirc;l ile kurulan yeni siyasal sisteme uygun olarak ger&ccedil;ekleştirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimlerin ve yeni kurumların oluşturulduğu d&ouml;nemdir. Burada g&ouml;revi sona ermiş olan eski kurumların yerine yeni ve &ccedil;ağdaş kurumlar meydana getirilir. <br />
Yenilik kavramı g&ouml;reli olmakla birlikte devrimin &ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml;n&uuml; de belirler. Bir hareketin devrim olabilmesi i&ccedil;in, eski kurumların yerine getirilen kurumların yeni olması gereklidir. Var olan kurumların yerine daha &ouml;nce uygulanmış ve başarısızlığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş bir kurum veya uygulamayı tekrar getirmek devrim değil irtica olarak adlandırılır. </p>
<p>Atat&uuml;rk de devrimi b&ouml;yle tanımlamıştır: &ldquo;T&uuml;rk milletini son asırlarda geri bırakmış olan m&uuml;esseseleri yıkarak yerlerine milletin en y&uuml;ksek medeni icaplara g&ouml;re ilerlemesini temin edecek, yeni m&uuml;esseseler koymuş olmaktır&rdquo;. <br />
Yine Halk Partisi&rsquo;nin 9 Mart 1933 tarihinde toplanan IV. B&uuml;y&uuml;k Kurultayı&rsquo;nda T&uuml;rk İnkılabı&rsquo;nı Atat&uuml;rk ş&ouml;yle tarif etmektedir: &ldquo;U&ccedil;urumun kenarında yıkık bir &uuml;lke&#8230; T&uuml;rl&uuml; d&uuml;şmanlarla kanlı boğuşmalar. Yıllarca s&uuml;ren savaş. Ondan sonra i&ccedil;eride ve dışarıda saygı ile anılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak i&ccedil;in arasız inkıl&acirc;plar. İşte T&uuml;rk İnkılabı&rsquo;nın kısa bir tanımı&rdquo;.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ismet-inonu%e2%80%99nun-cumhurbaskani-secilmesi" rel="bookmark" class="crp_title">İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/toplumsal-degisme-ve-devrim">TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DEVRİM</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/toplumsal-degisme-ve-devrim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Nedir &#8211; Niçin Öğrenilmelidir?</title>
		<link>http://www.inkilap.info/tarih-nedir-nicin-ogrenilmelidir</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/tarih-nedir-nicin-ogrenilmelidir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 11:51:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnkılap Tarihine Giriş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Doğa bilimlerinin konusu nasıl doğayı ve doğal olguları &#231;&#246;z&#252;mleyerek a&#231;ıklamak ve yasalar &#231;ıkarmaksa insan bilimlerinin konusu da tarihi ve tarihsel olguları anlamaya ve değerlendirmeye &#231;alışarak insanlığın zaman i&#231;inde ge&#231;irdiği ser&#252;venin &#246;z&#252;n&#252; ve aslını anlamak ve bu deneyimi yorumlayarak geleceğin insanı i&#231;in yeni d&#252;ş&#252;nceler &#252;retmektir. Bu bağlamda tarih kavramı insan etkinliklerini ve bu etkinliklerin sonu&#231;larını, doğal [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/tarih-nedir-nicin-ogrenilmelidir">Tarih Nedir &#8211; Niçin Öğrenilmelidir?</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Doğa bilimlerinin konusu nasıl doğayı ve doğal olguları &ccedil;&ouml;z&uuml;mleyerek a&ccedil;ıklamak ve yasalar &ccedil;ıkarmaksa insan bilimlerinin konusu da tarihi ve tarihsel olguları anlamaya ve değerlendirmeye &ccedil;alışarak insanlığın zaman i&ccedil;inde ge&ccedil;irdiği ser&uuml;venin &ouml;z&uuml;n&uuml; ve aslını anlamak ve bu deneyimi yorumlayarak geleceğin insanı i&ccedil;in yeni d&uuml;ş&uuml;nceler &uuml;retmektir.</p>
<p>Bu bağlamda tarih kavramı insan etkinliklerini ve bu etkinliklerin sonu&ccedil;larını, doğal olanın dışında insan tarafından ger&ccedil;ekleştirilmiş ve yaratılmış bulunan k&uuml;lt&uuml;rleri anlatır. Bu etkinlik &ouml;nce d&uuml;ş&uuml;ncede şekillenir, tasarı haline gelir, sonra uygulamaya konularak somut olay ve olgular haline d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Son olarak bu etkinlikler s&ouml;zle ifade edilir. Diğer bir anlatımla bu olay ve olgulara, diğer bir anlatım ile k&uuml;lt&uuml;rlere, ger&ccedil;ek tarih veya yaşanan tarih diyoruz.</p>
<p>Tarihin ikinci bir anlamı daha vardır, o da insanlığın zaman s&uuml;reci i&ccedil;inde ge&ccedil;irmiş olduğu ser&uuml;venden ibaret olan ve yukarıda a&ccedil;ıkladığımız ger&ccedil;ek tarih hakkında tarih&ccedil;ilerin yaptıkları araştırmalar sonucunda elde edilen bilgidir. Tarih bilgisi anlatımı yerine burada da kısaca tarih s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kullanılmaktadır. Tarih&ccedil;i toplumsal oluşumların nasıl ger&ccedil;ekleştiğini, bu oluşumların nasıl değiştiklerini, n&uuml;fus hareketlerini, sosyal eğilimleri, gerilimleri ve olguları, zihniyetlerin dinamiğini, ekonomik ve siyasal &ccedil;atışmaları anlamaya ve a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışır. T.H. Huxley&rsquo;in dediği gibi &ldquo;bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. İnsan aklı anlaşılmazlığın engin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. Her kuşağa d&uuml;şen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak b&uuml;y&uuml;tmektir&rdquo;.</p>
<p>B&ouml;ylece elde edilen tarih bilgisi toplumlar veya k&uuml;lt&uuml;rler arası ve i&ccedil;i ilişkileri aydınlatır ve bunların d&uuml;zenlenmesine yardımcı olur. Her toplum veya k&uuml;lt&uuml;r bu ilişkiler i&ccedil;inde var olmakta, değişmekte, d&ouml;n&uuml;şmekte veya yok olmaktadır. Bu konuda elde edilecek bilgiler insanın ve insanın &uuml;yesi bulunduğu toplumun yaşamının s&uuml;rd&uuml;rmesine yardımcı olmaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanların ve toplumların kimliği bu tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde oluşmaktadır.</p>
<p>B&ouml;yle bir anlayış tarihi akt&ouml;r&uuml;n&uuml;n insan ve insan grupları olduğunun bilincine varılması anlamına gelir. Tarihi yapan insan ve insanın doğal ve k&uuml;lt&uuml;rel &ccedil;evresi ile ilişkileridir. Ger&ccedil;ekten tarihin &ouml;znesi insanın kendisidir. Ne var ki sadece kendi kişiliğine, &ccedil;evresine, &uuml;yesi bulunduğu topluma ve d&uuml;nyaya karşı sorumluluk hissedebilen insanlar tarihin &ouml;znesi olabilirler. Bu kavrayış ve bilin&ccedil;ten yoksun olan insanlar ise tarihin &ouml;znesi değil nesnesi, diğer bir ifade ile malzemesi haline gelirler; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu insanlar ve toplumlar insiyatif sahibi olan diğer insanlar ve toplumlar tarafından kullanılırlar.</p>
<p>Bir toplum insanlığın tarihsel deneyimini g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n sorunlarının anlaşılması &ccedil;&ouml;z&uuml;mlenmesi i&ccedil;in yeniden yorumlamak ve kendi tarihini d&uuml;nya tarihi i&ccedil;indeki yerine oturtmak yoluyla kazanacağı tarih bilinci sayesinde kendini tanıyabilir; gideceği y&ouml;n&uuml; ve kısa ve uzun d&ouml;nemli ama&ccedil;larını saptayabilir. Toplumun b&uuml;t&uuml;n &uuml;yelerine bu bilincin kazandırılabilmesi, belirlenen y&ouml;nelim ve hedeflerin benimsetilebilmesi bireysel ve toplumsal varlığımızın s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilmesi a&ccedil;ısından &ouml;nemli ve yararlıdır. Bu ise ancak eğitim ve &ouml;ğretim yoluyla ger&ccedil;ekleştirilebilir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/tarih-nedir-nicin-ogrenilmelidir">Tarih Nedir &#8211; Niçin Öğrenilmelidir?</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/tarih-nedir-nicin-ogrenilmelidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

