<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnkılap Tarihi &#187; Laik Devlet</title>
	<atom:link href="http://www.inkilap.info/category/ataturk-donemi/laik-devlet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.inkilap.info</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Oct 2011 09:25:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Milli  Mücadele ve Misak-ı Milli’nin Önemi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/milli-mucadele-ve-misak-i-milli%e2%80%99nin-onemi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/milli-mucadele-ve-misak-i-milli%e2%80%99nin-onemi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:53:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Vatanseverlik: Kurtuluş savaşının ilk g&#252;nlerinde ilk kez g&#246;z&#252;ken, T&#252;rkiye&#8217;deki T&#252;rk ulusuna dayanan topraksal bir ulus-devlet fikri, d&#246;nemin koşullarının bir anlamda ortaya &#231;ıkardığı bir zorunluluktu. Anadolu&#8217;daki milliyet&#231;ilerin temel isteklerini i&#231;ine alan Misak-ı Milli&#8217;si, &#252;zerinde tam ve b&#246;l&#252;nmez egemenliğin istendiği, &#8220;dinen, ırkan, emelen, m&#252;ttehid Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskun alanlardan s&#246;z eder. Bu ant, halen T&#252;rklerden değil, Osmanlı [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/milli-mucadele-ve-misak-i-milli%e2%80%99nin-onemi">Milli  Mücadele ve Misak-ı Milli’nin Önemi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Vatanseverlik: Kurtuluş savaşının ilk g&uuml;nlerinde ilk kez g&ouml;z&uuml;ken, T&uuml;rkiye&rsquo;deki T&uuml;rk ulusuna dayanan topraksal bir ulus-devlet fikri, d&ouml;nemin koşullarının bir anlamda ortaya &ccedil;ıkardığı bir zorunluluktu. Anadolu&rsquo;daki milliyet&ccedil;ilerin temel isteklerini i&ccedil;ine alan Misak-ı Milli&rsquo;si, &uuml;zerinde tam ve b&ouml;l&uuml;nmez egemenliğin istendiği, &ldquo;dinen, ırkan, emelen, m&uuml;ttehid Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskun alanlardan s&ouml;z eder.<br />
Bu ant, halen T&uuml;rklerden değil, Osmanlı İslamlarından s&ouml;z eder. Mustafa Kemal, &ccedil;ok ge&ccedil;meden ister dinen ister ırkan belirlenmiş olsun, ulusal sınırlar &ouml;tesinde belirsiz ve daha geniş her hangi varlık i&ccedil;in değil, T&uuml;rkiye halkı i&ccedil;in savaştığını a&ccedil;ıklığa kavuştururdu.<br />
1908&rsquo;den beri k&uuml;lt&uuml;rel milliyet&ccedil;iliğin b&uuml;y&uuml;mesi, yeni T&uuml;rk kuşaklarını T&uuml;rkl&uuml;k, T&uuml;rk ulusuna dayanan &ouml;zdeşlik ve bağlılık fikrine alıştırmıştı. Kurtuluş savaşı yeni bir fikir, T&uuml;rkiye vatanı fikrini getirdi. Bu fikir o kadar yeniydi ki T&uuml;rk dilinde bunun i&ccedil;in bir ad bile yoktu. Gen&ccedil; Osmanlılar, Fars&ccedil;adan yararlanarak T&uuml;rkistanı uygun g&ouml;rm&uuml;şken Mehmet Emin T&uuml;rkeli&rsquo;nden s&ouml;z etmişti. Ancak gen&ccedil; T&uuml;rkler d&ouml;neminde T&uuml;rkiye adı yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Osmanlı İmparatorluğunun geriye kalan ve T&uuml;rklerle meskun merkezi oluşumunu ifade etmek &uuml;zere bu ad resmen ilk kez Anadolu&rsquo;daki Kurtuluş Savaşı &ouml;nc&uuml;leri tarafından benimsendi. 1921 Anayasasın da ve 1924 Cumhuriyet Anayasası&rsquo;nda &uuml;lkenin adı olarak kullanıldı.<br />
Bu yeni toprak esasına dayanan T&uuml;rkiye devleti d&uuml;ş&uuml;ncesinin, bu kadar uzun s&uuml;re din ve hanedana bağlılıklarına alışmış bir halkın zihnine yerleşmesi hi&ccedil; de kolay olmamıştı. Yeni devletin bizzat sınırları yeni ve alışılmamış şeydi; &Uuml;lkenin adı, T&uuml;rkiye bile kavram olarak, yeni şekil olarak yabancıydı. Bu y&uuml;zden eski metinlerde yazılışı ve okunuşu da farklı olmuştur. Eski neslin T&uuml;rkiye yerine T&uuml;rkiya demesi gibi.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br />
Anadolu Vatanı: Bu d&uuml;ş&uuml;nce ne kadar yabancı, g&uuml;&ccedil;l&uuml;kler ne kadar b&uuml;y&uuml;k olursa olsun bir ulusal T&uuml;rk devleti oluşmakta idi. Uzun s&uuml;re Osmanlı İmparatorluğunun ağırlık merkezi olan Balkanlar yitirilmişti. İslam anayurdunda Arap toplulukları kendi ayrı yollarına gitmişlerdi. Anadolu, Ermeni ve Rumlara karşı son m&uuml;cadeleden sonra T&uuml;rk &Uuml;lkesi olarak elde tutulmuş ve başkent bile, kozmopolit ve levanten İmparatorluk İstanbul&rsquo;undan, &uuml;zerinde Sel&ccedil;uklu kalesi bulunan bir Anadolu şehrine aktarılmıştı.<br />
Bir T&uuml;rk ulusu d&uuml;ş&uuml;ncesi, T&uuml;rk aydınları arasında &ccedil;abuk gelişti. Fakat kendisiyle birlikte yeni bir tehlike de getirmişti. Bu İmparatorluğun kaybıydı ve nispeten k&uuml;&ccedil;&uuml;k ulus-devleti tatminkar ve &ccedil;ekici g&ouml;rmeyen bir &ccedil;ok kimsenin hala y&uuml;reğini yakıyordu. Pant&uuml;rkist &ccedil;evrelerde ve &ouml;zellikle Tatar s&uuml;rg&uuml;nleri arasında, ereği &ccedil;ok dilli ve &ccedil;ok uluslu Osmanlı İmparatorluğunu yeniden canlandırmakta olan Ege&rsquo;den &Ccedil;in denizine kadar T&uuml;rk ve Tatar halklarından yeni bir Pan-T&uuml;rk İmparatorluğu kurmak olan, yeni bir İmparatorluk kaderinin T&uuml;rkleri beklediği d&uuml;ş&uuml;ncesi ve &uuml;lk&uuml;s&uuml; yaygındı. <br />
B&uuml;t&uuml;n bu &ccedil;eşit tasarılara ve tutkulara Mustafa Kemal kesinlikle karşı idi. T&uuml;rklerin Anadolu&rsquo;da yapacakları uzun ve zor bir g&ouml;revleri vardı. Diğer yerlerdeki T&uuml;rk kardeşleri, onların sempati, ilgi ve dostluğundan yararlanabilirlerdi; Fakat kendi siyasal kaderlerini kendileri yaratmalı, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti kendi işinden alıkoyup, uzak ve tehlikeli maceralara s&uuml;r&uuml;klemeye &ccedil;alışmamalıydı.<br />
Gerekli olan şey milliyet&ccedil;ilikten &ccedil;ok vatancılık yani, ulus gibi iyi tanımlanamayan ve &ccedil;eşitli şekilde yorumlanan bir varlıktan &ccedil;ok; mevcut, hukuken tanınmış, egemen T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;ne bağlılık idi.<br />
Vatan değiminin modern T&uuml;rkiye de inişli &ccedil;ıkışlı bir tarihi olmuştu. Cevdet Paşa&rsquo;ya g&ouml;re, XIX. Y&uuml;zyıl ortalarında bu deyim, bir T&uuml;rk askerine k&ouml;y meydanından daha fazla bir şey ifade etmezdi; 19. yy sonlarında, Namık Kemal&rsquo;e, Arabistan&rsquo;ın kutsal şehirleri de dahil olmak &uuml;zere, b&uuml;t&uuml;n Osmanlı İmparatorluğunu ifade ediyordu. 1911&rsquo;de Pant&uuml;rkist Ziya G&ouml;kalp i&ccedil;in vatan ne T&uuml;rkiye nede T&uuml;rkistan&rsquo;dı, geniş Turan &uuml;lkesi idi. <br />
Bu farklı g&ouml;r&uuml;şlere karşı Mustafa Kemal yeni bir Anadolu T&uuml;rk vatanı fikrini zihinlere yerleştirmek istedi. Amacı, halen İslam&rsquo;ı ve Osmanlı bağlılık duygularını yıkmak, Panislamist ve Panturkist heveslere karşı koyma ve T&uuml;rk ulusunda vatanına karşı yeni bir bağlılık yaratmaktı.</p>
<p>
<span id="more-113"></span><br />
Anadolu vatanı Kurtuluş Savaşı&rsquo;nın belgelerinede yansımıştır. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde, M&uuml;terake sınırları i&ccedil;indeki topraklar &uuml;lke sayılmış, bu topraklar &uuml;zerindeki, idari birlik-b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k &uuml;zerinde kurulmuştur. Bunun anlamı, soy k&uuml;melerine ve b&ouml;lgeci devlet&ccedil;iklerin kurulmasına karşı &ccedil;ıkmaktır. <br />
Bu ilke Misak-ı Milli&rsquo;de de kabul edilmiştir. Burada ayrıca, Arapların &ccedil;oğunlukta oldukları topraklarla Batı Trakya&rsquo;da ve &uuml;&ccedil; doğu ilinde halk oylaması yapılabileceği belirtilmiştir. B&uuml;t&uuml;n bu kararlar Osmanlı Anayasa hukuku a&ccedil;ısından son derece yeni bir durumdur ve tamamen Kanun-i Esasi&rsquo;ye aykırıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, 1876 Anayasasında Osmanlı devleti var olan toprakları ve imtiyazlı eyaletleri ile b&ouml;l&uuml;nmez bir b&uuml;t&uuml;n olarak kabul edilmiştir (Tan&ouml;r, 1998:56).<br />
Bu y&ouml;n&uuml;yle Misak-ı Milli, Milli bir devlet i&ccedil;in Anadolu vatanı amacına y&ouml;nelikti. Yayılmacı hedefler g&uuml;tmeyen sadece ulusal niteliklere dayalı yeni bir anlayışı onaylamıştı. Bu ise Osmanlı İmparatorluğunun dağıldığı, onunla birlikte Osmanlıcılık,İslam birliği ve Turancılık politikalarının da terk edildiği, yeni sınırlarıyla bir &uuml;lkenin oluştuğu anlamına geliyordu.<br />
Savaş sonrası T&uuml;rk- Yunan n&uuml;fus değişimi de T&uuml;rkiye&rsquo;deki T&uuml;rk kimliğinin oluşmasında etkili olmuştur. Lozan Antlaşması ile T&uuml;rk-Yunan arasındaki uyuşmazlıkları sona erdirmiş ve aralarındaki ayrı bir anlaşma ile, zorunlu bir n&uuml;fus değişimsiyle azınlık sorunlarını s&uuml;rekli bir &ccedil;&ouml;z&uuml;me kavuşturmayı &ouml;ng&ouml;rm&uuml;şlerdi. 1923 ile 1930 arasında 1.125.000 kadar Rum T&uuml;rkiye&rsquo;den,Yunanistan&rsquo;a, 500.000 T&uuml;rk&rsquo;de Yunanistan&rsquo;dan, T&uuml;rkiye&rsquo;ye g&ouml;nderilmiştir. <br />
İlk bakışta bu değişim, her iki tarafta da milliyet&ccedil;i ve vatancı fikirleri ve ulus ile vatana daha b&uuml;y&uuml;k bir birlik ve bağlılık verme arzusunun h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rmesine bir belirti gibi g&ouml;r&uuml;nebilir. Fakat olup bitenler olduk&ccedil;a farklı olmuştur. Yunanistan&rsquo;a g&ouml;nderilen Karaman Rumları, din olarak Hristiyan Rumlardı, fakat &ccedil;oğu Rumca bilmiyordu ve dilleri Grek yazısı ile yazdıkları T&uuml;rk&ccedil;e idi. Aynı şekilde Yunanistan&rsquo;dan g&ouml;nderilen T&uuml;rkler pek az T&uuml;rk&ccedil;e biliyordu, esas dilleri Rumca idi. Rumcayı da eski T&uuml;rk&ccedil;e ile yazıyorlardı. Yapılan iş bir T&uuml;rk ve Rum değişimi değil, daha &ccedil;ok bir Rum Ortodoks ve Osmanlı M&uuml;sl&uuml;man M&uuml;badelesi idi.</p>
<p><strong>Ulusal Bilincin Geliştirilmesi:</strong><br />
Modern ulusal kimlikler feodal &uuml;retim bi&ccedil;imlerinden kapitalist &uuml;retim bi&ccedil;imlerine ge&ccedil;erken şekillenmişlerdir. Bu ge&ccedil;işin tarihi sırası ve devrim veya evrim şeklinde ortaya &ccedil;ıkışı ulusal birimlerin temel niteliklerinin oluşmasında &ouml;nemli bir rol oynadı. Batıda savaş&ccedil;ı aristokratların yerini fetih&ccedil;i burjuvalar değişik y&ouml;ntemlerle aldılar. Bu fetih&ccedil;i burjuvalar batının ortak değerlerini aristokratik k&uuml;lt&uuml;r mirası &uuml;zerine oturturken, değişik yol ve y&ouml;ntemleri de ulusal karakterlerin oluşmasına renk kattı. İngilizlerin pragmatizmi ve iktisat&ccedil;ılığı Fransızların despotik iktidarlara karşı kavgayla beslenen devrimcilikleri, Almanların gecikmiş kapitalizmleri de hep bu bağlamda değerlendirildi.<br />
Osmanlı devletinde modern ulus devlete temel oluşturacak edecek etnik ve k&uuml;lt&uuml;rel a&ccedil;ıdan t&uuml;rdeş bir halk tabanı yoktu. Gelecekteki T&uuml;rk ulusunu oluşturacak &ouml;ğeler Anadolu&rsquo;da bile bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k sağlayamamışlardır. &Ccedil;ağdaş T&uuml;rk Ulusu&rsquo;nu Anadolu, Balkanlar ve Kafkasya&rsquo;nın T&uuml;rk&ccedil;e konuşan M&uuml;sl&uuml;manları uzun ve zahmetli bir &ouml;l&uuml;m kalım savaşı sonunda Anadolu&rsquo;da buluşarak ger&ccedil;ekleştirdiler.<br />
Tarihte ilk kez halkımız &ouml;nderinin ağzıyla mazlum ulus kimliğinin bilincine varıyor ve bu fırsatla zulm&uuml; yenme kavgasına girişiyordu. Bu &ouml;l&uuml;m kalım kavgasının başka bir &ouml;n koşuluda erbab-ı say yani emek&ccedil;i olmamızdı. Ancak bu koşullarda&nbsp; kendimiz hakkında ger&ccedil;ek&ccedil;i olabilir ne olduğumuzu bilebilirdik. B&uuml;y&uuml;k lider zaferden sonra yeni T&uuml;rkiye&rsquo;ye şekil vermek i&ccedil;in toplandığı T&uuml;rkiye İktisat Kongresi&rsquo;nde, uzun uzun tarihte saban&rsquo;ın&nbsp; kılıcı nasıl yendiğini anlatıyordu.<br />
Ulus kavramı T&uuml;rkiye Cumhuriyeti a&ccedil;ısından &ouml;nemli ve kurucu bir kavramdır. Bilindiği &uuml;zere ulusların doğuş d&ouml;neminde ulusu neyin oluşturduğu ya da ulusun temelinde neyin bulunduğu konusunda iki farklı anlayış belirmiştir.<br />
Bunlar s&ouml;zleşmeye dayalı ulus anlayışı ve kolektif ruha dayalı ulus anlayışıdır. Bu anlayışlardan birincisi; ulusu, k&ouml;kenleri ne olursa olsun aynı ilkeler etrafında iradi olarak belirmiş bir yurttaş topluluğu olarak tanımlayan ve daha ziyade Fransız devrimine bağlanan anlayıştır.S&ouml;zleşmeye dayalı ulus anlayışında, bir millete giriş &ouml;zg&uuml;r bir se&ccedil;ime, ir&acirc;d&icirc; bir katılım edimine bağlanmıştır. &Ouml;nemli olan kan veya ırk gibi doğuştan gelen &ouml;zelliklerden ziyade toprak ve irade katılım gibi sonradan kazanılabilecek t&uuml;rden &ouml;zelliklerdir. <br />
Buna karşılık ulusu kolektif bir ruhun ifadesi olarak g&ouml;ren anlayış, tarihin, geleneklerin ve k&ouml;kenin belirleyiciliğini &ouml;ne s&uuml;rmektedir. Daha &ccedil;ok, Alman romantiklerine dayanan bu anlayışta, milliyet dışarıdan katılıma ilk olarak kapalıdır; &ouml;rneğin Alman olmak, irad&icirc; bir edimin sonucu olarak değil, genelde ve &ouml;nceden tanımlanmıştır.<br />
T&uuml;m ulus-devletler, politik, k&uuml;lt&uuml;rel, ekonomik bir birlik oluşturmayı hedefler, b&uuml;nyesinde topladığı farklı grupları b&uuml;t&uuml;nleştirmeye y&ouml;nelir. Dinsel cemaatlerin ve etnik toplulukları g&ouml;rmezden gelerek, yurttaşlığı esasa alır; yani farklılıkları dile getirmeksizin, ilk olarak insanları yurttaş yapan şeyin dışında adlandırmamak ister. Herkesin herkese karşı yasalar tarafından korunduğu, insan ilişkilerinin, halk ve g&ouml;revlerin yasal bir zemine oturtulduğu bir hukuk d&uuml;zenini oluşturmaya &ccedil;alışır. Bu cumhuriyet&ccedil;i demokrasi anlayışıdır.<br />
T&uuml;m topluluklar, genel bir deyişle halk onu oluşturacak, bir arada tutacak zihinsel bir ilke, bir kavram (notion) etrafında tasarlanır. Bu kavramlaştırma nasıl ger&ccedil;ekleştirilir, oluşturulur? Genel fikirler iki farklı yoldan oluşturulur. Birinci yol toplama (kolleksiyon) ve sınıflandırma yolu y&ouml;ntemi, politik birleştirme tarzıdır. Buna baktığımızda halk kavramı da iki tarzda oluşturulabilir; ya benzerlikleri birleştirerek tasnif y&ouml;ntemiyle ya da kavramsal inşa ve soyutlama y&ouml;ntemiyle. Birinci halde etnik, ırksal veya k&uuml;lt&uuml;rel bir anlayışla, birtakım&nbsp; g&ouml;zlenebilen &ouml;zelliklerden; davranışlar, ritler, alışkanlıklar, t&ouml;reler, inan&ccedil;lardan hareketle bazı insanlar birleştirilebilir.<br />
Bu politik birleştirme tarzı dediğimiz ikinci y&ouml;nteme denk d&uuml;şer. Burada halk kavramı ve benzeri birleştirmeler, olgusal cevaplara g&ouml;re veya inan&ccedil;lara dayandırılarak doğrulanmaz. İnsanların bir halk olarak toplanması, doğal bir veri gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmez. Buradaki toplanma, bir &uuml;retim veya yapım edimidir. Takdimden temsile ge&ccedil;mek s&ouml;z konusu olur. Bu k&ouml;klerden kopmayı gerektirmez, ancak k&ouml;klerinde bir veri gibi alınmasını i&ccedil;erir.<br />
Oysa &uuml;lkemiz bir k&uuml;lt&uuml;r mozaiğidir. Bu ger&ccedil;ekten hareketle yurttaşlık kavramı yaratmak ikinci yola yakın bir y&ouml;ntem izlemiştir. &Uuml;lkemizde olduğu gibi, bir toplum farklı k&uuml;lt&uuml;rleri veya gelenekleri barındırdığı zaman, bunları birlikte d&uuml;ş&uuml;nmenin &uuml;&ccedil; tarzı vardır. Farklı k&uuml;lt&uuml;rler ya bir yerlere yerleştirilir ve aralarında ilişki olmaz, ya i&ccedil;lerinden birisinde &ouml;z&uuml;msenir ve diğerleri asimle edilir veya birbirleriyle bir b&uuml;t&uuml;n i&ccedil;inde kaynaşırlar. Bu demektir ki, farklı k&uuml;lt&uuml;rler hem kendilerini korumak, hem de bir arada yaşamak istediklerinden entegrasyondan başka bir yol yoktur. <br />
Entegrasyon kavramı, ancak politik toplanma tarzında anlamlıdır. Burada hi&ccedil; kimse politik bir topluluğun doğal &uuml;yesi değildir; ama herkes &uuml;ye haline gelebilir. Bu anlayış &ccedil;ağımızın ve &uuml;lkemizin en &ouml;nemli sorunlarından biri olan &ccedil;ok k&uuml;lt&uuml;rl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n hayata ge&ccedil;irilmesine en uygun model olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu tarz, hem k&ouml;kenlerin inkarını gerektirmekte, hem de k&ouml;kene bağlı olmayan politik bir &ccedil;er&ccedil;eve &ccedil;izmektedir. Bu &ccedil;er&ccedil;evede kalınarak hem tekil bir şey kişi, hem de yurttaş olmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Daha somuta indirgersek, hem etnik bir aidiyet olarak T&uuml;rk, K&uuml;rt, Boşnak veya &Ccedil;erkez olmak, hem de yurttaş olmak b&ouml;ylece kendisi olmaktan vazge&ccedil;meksizin bir &uuml;st kimlikte birleşebilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.<br />
Toplumsal ve bireysel evrime baktığımızda, Tanrının kulu olan bir insan anlayışından, prensin tebaası, yani prensin otoritesine boyun eğmiş bireyi temsil eden orta&ccedil;ağ anlayışına ge&ccedil;iş g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Burada insan, &ouml;zerk bir &ouml;zne değil tabi olandır. T&uuml;m insanların tebaa olarak doğdukları anlayışı vardır. Tarihsel ve mantıksal olarak başlangı&ccedil;ta var olan bu t&uuml;r insandan sonra yurttaş gelmektedir. Hak ve &ouml;devliliğiyle tanınmış olan yurttaş tebaadan sonra gelmekte ve tebaanın boyun eğme durumuna son vermektedir. Bu anlayışta tebaa, başlangı&ccedil; insanı değildir ve burada insanlar tebaa olarak değil, &ouml;zg&uuml;r ve haklar bakımından eşit doğarlar. <br />
Politik topluluğun Cumhuriyet&ccedil;i bir y&ouml;ntemle yapımı &ccedil;ok kimlilikle ne ilkesel, ne de politik bir karşıtlık i&ccedil;ermez. Cumhuriyet&ccedil;i anlayışta ortak varoluş ilkesi, diğerinin hakkı ilkesine o da &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerin birlikte varoluş ilkesine g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.<br />
Yurttaşlık kabaca bir devlete aidiyeti belirtir; bireye bir takım hak ve &ouml;devler&nbsp; i&ccedil;eren hukuki bir stat&uuml; verir. Ancak yurttaşlık sorunu, sadece yasal veya anayasal bir sorun değildir; bireyin topluluk i&ccedil;inde yer alma tarzı ve politik iktidarlar ilişki tarzını da i&ccedil;erir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/milli-mucadele-ve-misak-i-milli%e2%80%99nin-onemi">Milli  Mücadele ve Misak-ı Milli’nin Önemi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/milli-mucadele-ve-misak-i-milli%e2%80%99nin-onemi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmparatorluktan Ulusal Devlete</title>
		<link>http://www.inkilap.info/imparatorluktan-ulusal-devlete</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/imparatorluktan-ulusal-devlete#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:50:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı y&#246;netici elitinin&#8221;nasıl kurtulacağız?&#8221;sorusuna yanıt ararken &#231;alkalanıp batması ve ardından yeni devletin yaratılması &#231;abaları yeni form&#252;llerin ve yeni &#231;&#246;z&#252;m arayışlarının saptanmasına ve bunların siyasal yapı değişimlerinde uygulanmasına y&#246;neldi. T&#252;rkiye Cumhuriyeti, bir a&#231;ıdan, yeni bir form&#252;l&#252;n somut g&#246;r&#252;nt&#252;s&#252; olarak belirdi. Ger&#231;ekten, başlangıcında tam belirgin olmazsa da ulusal kurtuluş savaşı, salt d&#252;nya savaşı &#231;&#246;k&#252;nt&#252;s&#252;nde &#252;lkeyi b&#246;l&#252;şen yabancıların [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/imparatorluktan-ulusal-devlete">İmparatorluktan Ulusal Devlete</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Osmanlı y&ouml;netici elitinin&rdquo;nasıl kurtulacağız?&rdquo;sorusuna yanıt ararken &ccedil;alkalanıp batması ve ardından yeni devletin yaratılması &ccedil;abaları yeni form&uuml;llerin ve yeni &ccedil;&ouml;z&uuml;m arayışlarının saptanmasına ve bunların siyasal yapı değişimlerinde uygulanmasına y&ouml;neldi. <br />
T&uuml;rkiye Cumhuriyeti, bir a&ccedil;ıdan, yeni bir form&uuml;l&uuml;n somut g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; olarak belirdi. Ger&ccedil;ekten, başlangıcında tam belirgin olmazsa da ulusal kurtuluş savaşı, salt d&uuml;nya savaşı &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;s&uuml;nde &uuml;lkeyi b&ouml;l&uuml;şen yabancıların p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;lmesini değil, ardından, yeni bir siyasal yapının nitelikleri i&ccedil;inde yeni bir siyasal yapı değişimini de oluşturmaya, ger&ccedil;ekleştirmeye y&ouml;nelikti. <br />
Yeni siyasal yapının bi&ccedil;imlenmesinde siyasal iktidar-din ilişkilerinin de &ccedil;ağdaş sistem gereklerine uygunluğu belirli bir s&uuml;re&ccedil; sonunda yasal alanda adım adım sağlandı. Laiklik kuralı, yeni siyasal bi&ccedil;imlenme ve bu bi&ccedil;imlenmenin ama&ccedil;ları &ccedil;er&ccedil;evesinde bir b&uuml;t&uuml;n&uuml;n par&ccedil;ası, o b&uuml;t&uuml;n&uuml; t&uuml;mleyici bir &ouml;ğe olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p>Dinsel etkenlerin baskın nitelikte bulunduğu,&nbsp; siyasal iktidarın hi&ccedil; değilse kuramsal olarak dinsel nitelikte bulunduğu bir toplumda, alışılagelmiş d&uuml;zene &ccedil;ok yabancı laik d&uuml;zenin ger&ccedil;ekleştirilmesi, kuşkusuz kolay değildi. Salt laiklik kuralı değil, siyasal yeniliğin t&uuml;m &ouml;ğeleri de, Osmanlı&rsquo;nın siyasal yapısının dışında ve ona yabancıydı. Bu a&ccedil;ıdandır ki, siyasal yenileşme ve bi&ccedil;imlenmenin belirli bir s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde, aşama aşama oluşturulmasına &ccedil;alışıldı. Oluşum s&uuml;recini ise, toplumsal değişimlerin doğal sonucu olan, yeni sorunların ve yorumların doğması, yeni d&uuml;zenlemelere gereksinme duyulması izlemiştir. Bu k&ouml;kl&uuml; değişimi &ouml;ncelikle siyasal ve yasal yapıdaki değişim ve gelişim aşamaları bi&ccedil;iminde başlamıştır.<br />
Osmanlı&rsquo;yı nasıl kurtaracağız sorusuna verilen yanıtlar i&ccedil;inde, yeni T&uuml;rkiye&rsquo;nin kurulmasında en etkili olanı T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k akımı olmuştur. Ger&ccedil;ekten Osmanlı siyasal iktidar yapısında, bir soyun y&ouml;netiminde değişik milletlerin oluşturduğu kabul edilen reayanın birleştirici &ouml;ğesi, aynı &uuml;mmetten olmak, aynı soyun y&ouml;netiminde bulunmaktan &ouml;teye gitmiyordu. Hıristiyan azınlıkların uluslaşması olgusunun tersine M&uuml;sl&uuml;man T&uuml;rkler en fazla, T&uuml;rk-İslam sentezine ulaşmaktaydı. Bu da &uuml;mmet&ccedil;iliği ge&ccedil;erli kılmak demekti. Birinci D&uuml;nya Savaşı sonunda Osmanlı&rsquo;nın &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;, Osmanlıcılık ve &Uuml;mmet&ccedil;ilik sentezine dayanan Osmanlı b&uuml;t&uuml;n&uuml;n&uuml;n t&uuml;mden par&ccedil;alanması sonucunu yarattı. B&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;man cemaatler de uluslaşma ve ayrı devlet kurma arayışına girdiler. Osmanlı birleştirici &ouml;ğesinin bunca silindiği bir ortamda, Anadolu insanının da bir daha ger&ccedil;ekleşmesi olanağı bulunmayan Osmanlılık hayal yerine T&uuml;rk ulus&ccedil;uluğu ilkesi &ccedil;er&ccedil;evesinde birleştirilmesi doğal bir zorunluluk olarak ortaya &ccedil;ıktı.<br />
Yeni T&uuml;rkiye&rsquo;ye oluşturan Anadolu Savaşı&rsquo;nın T&uuml;rk ulus&ccedil;uluğu &ccedil;er&ccedil;evesinde oluşması Osmanlıcılığın yadsınmasıyla olduğu gibi, İslamcılık anlayışıyla da &ccedil;elişti. B&uuml;t&uuml;nleşmeyi &uuml;mmet olmakta arayan İslamcılık, milliyet&ccedil;ilik akımlarını, &uuml;mmet anlayışına ve buna dayanacağı umulan İslam birliğine y&ouml;nelik b&ouml;l&uuml;c&uuml; ve yıkıcı bir unsur olarak nitelendiriyordu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/imparatorluktan-ulusal-devlete">İmparatorluktan Ulusal Devlete</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/imparatorluktan-ulusal-devlete/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Vatan ve Millet</title>
		<link>http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:48:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlılarda T&#252;rk&#231;e yerine kullanılan millet s&#246;zc&#252;ğ&#252; Arap&#231;a k&#246;kenlidir ve daha &#231;ok, dinsel topluluk, cemaat anlamı da kullanılmıştır. Bu nedenle millet, Osmanlı İmparatorluğu d&#246;neminde M&#252;sl&#252;man olmayan uyruklar, topluluklar i&#231;in kullanılmıştır. Rumlar, Ermeniler, ve Yahudiler birer millet sayılmış, M&#252;sl&#252;man kesim ise daha &#231;ok &#252;mmet olarak adlandırılmıştır. Tanzimat d&#246;neminde, dini ve etnik k&#246;keni ne olursa olsun b&#252;t&#252;n uyrukları [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet">Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Vatan ve Millet</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Osmanlılarda T&uuml;rk&ccedil;e yerine kullanılan millet s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; Arap&ccedil;a k&ouml;kenlidir ve daha &ccedil;ok, dinsel topluluk, cemaat anlamı da kullanılmıştır. Bu nedenle millet, Osmanlı İmparatorluğu d&ouml;neminde M&uuml;sl&uuml;man olmayan uyruklar, topluluklar i&ccedil;in kullanılmıştır. Rumlar, Ermeniler, ve Yahudiler birer millet sayılmış, M&uuml;sl&uuml;man kesim ise daha &ccedil;ok &uuml;mmet olarak adlandırılmıştır. Tanzimat d&ouml;neminde, dini ve etnik k&ouml;keni ne olursa olsun b&uuml;t&uuml;n uyrukları bir Osmanlı Milleti &ouml;zdeşliğinde birleştirmek girişimi ise sonu&ccedil; vermemiştir.<br />
Bug&uuml;nk&uuml; anlamıyla milliyet&ccedil;ilik kavramı Fransız devriminden sonra ortaya &ccedil;ıkmıştır. Bu kadar yeni kavramlar olan millet ve milliyet&ccedil;ilik XIX. y&uuml;zyıl boyunca b&uuml;y&uuml;k bir gelişme g&ouml;stererek, bir milletler topluluğu olan Osmanlı İmparatorluğunu da etkilemekten geri kalmamıştır.<br />
Milliyet&ccedil;ilik akımının b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkelerde meydana &ccedil;ıkışında g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi T&uuml;rk Milliyet&ccedil;iliği de dıştan gelen d&uuml;rt&uuml;lerden ve i&ccedil; tepkilerden kaynaklanmıştır. Fransız <br />
Devrimi&rsquo;nin bir &uuml;r&uuml;n&uuml; olan akım, ihtilal savaşlarının da etkisiyle Doğu Avrupa ya kadar yayılırken Osmanlı İmparatorluğu i&ccedil;indeki farklı topluluklar da harekete ge&ccedil;irmiştir.&nbsp; <br />
İmparatorluktaki kopmaları &ouml;nleyebilmek i&ccedil;in orduyu, Mısır valisi Mehmet Ali Paşanın yaptığı gibi d&uuml;zenlemek isteyen II. Mahmut un hizmetine giren Avrupalı subayların bir &ccedil;oğu milliyet&ccedil;ilik akımları i&ccedil;inde&nbsp; yer almış ve siyasal nedenlerle &uuml;lkelerinden ka&ccedil;mış olan sığınmacılardı. 1848&rsquo;de Avrupa da olup bitenler Osmanlı İmparatorluğunu da etkilemiştir. &Uuml;lkelerindeki devrim hareketine katılan bu subaylar, hekimler, değişik alanlar da uzman aydınlar; bilgilerine, uzmanlıklarına ek olarak T&uuml;rkiye&rsquo;ye milliyet&ccedil;ilik ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k d&uuml;ş&uuml;ncesini de taşımışlardır.<br />
T&uuml;rk milliyet&ccedil;iliği duygusu hen&uuml;z doğmadığı, millet s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n dinsel cemaat anlamında kullanıldığı bu d&ouml;nemde, T&uuml;rklerden başlı başına bir halk, (Toplum, Millet) olarak s&ouml;z edilen kişi işte bu yeni sığınmacılar arasından &ccedil;ıkmıştır.<br />
Osmanlı İmparatorluğunda milliyet&ccedil;ilik akımına yol a&ccedil;an dış etkenlerden biri de doğubilimcilerinin (oriantalistlerin) ve &ouml;zellikle T&uuml;rkologların Orta Asya&rsquo;daki T&uuml;rk b&ouml;lgeleri ve eski T&uuml;rk dili yazıtları &uuml;zerine &ccedil;alışmalarıdır.<br />
İşte bu gelişmeler olurken, Osmanlı İmparatorluğu i&ccedil;indeki milletler de milliyet&ccedil;ilik akmının etkisiyle ayrı ayrı birer siyasal varlık olmaya, bağımsız devlet kurmaya y&ouml;nelmişlerdir. İmparatorluğu &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;den kurtarmak amacıyla &ouml;nce Osmanlıcılık, arkasından İslamcılık politikasına sarılan y&ouml;neticiler ve T&uuml;rk aydınları, &ccedil;ok ge&ccedil;meden bunların ge&ccedil;erli olmadığını g&ouml;rm&uuml;şlerdi. B&ouml;ylece dış etkenlerinde desteğiyle T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k adı verilen bu milliyet&ccedil;ilik d&uuml;ş&uuml;ncesi doğmuştu. Fakat bu T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k ya da T&uuml;rk Milliyet&ccedil;iliği akımı, Osmanlı d&uuml;nyasında kimi &ouml;nc&uuml;lerce daha başlangı&ccedil;ta T&uuml;rk Birliği yani Panturkizm diye algılanmıştır. (Turan 3/1 1995:164) II. Meşrutiyet d&ouml;neminde iş başına gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti, olayların da etkisiyle Osmanlı birliğinden milliyet&ccedil;iliğe y&ouml;nelirken, T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &ouml;n plana &ccedil;ıkaran &ouml;rg&uuml;tlenmelere de gidilmiştir. Bu ama&ccedil;la ilk &ouml;nce 1908&rsquo;de T&uuml;rk Derneği kurulmuştu. Dernek 1911&rsquo;de aynı adla bir derginin de yayımına başlamıştı. Aynı yıl kurulan T&uuml;rk yurdu derneği de kendi adını taşıyan bir dergi &ccedil;ıkartmıştır. Bunları 1912 Ocak ayında kurulan ve <br />
giderek en etkin &ouml;rg&uuml;t durumuna ge&ccedil;en T&uuml;rk Ocağı izlemişti. 1913 Martında, T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k akımına d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; bir dernek katılmıştı.<br />
Ancak 1918 yenilgisi, Panturkizme d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş olan T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k akımından beslenen umutları s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. Ziya G&ouml;kalp&rsquo;ın aynı yıllarda ortaya attığı &uuml;&ccedil;l&uuml; T&uuml;rkleşme, İslamlaşma Muasırlaşma (&Ccedil;ağdaşlaşma) form&uuml;l&uuml; ise T&uuml;rk milliyet&ccedil;iliği akımına yeni bir boyut getirmişti. Bununla birlikte T&uuml;rk toplumunun milliyet bilincine varması ancak Kurtuluş Savaşı ve sonrasında ger&ccedil;ekleşme yoluna girmiştir.<br />
Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n millet ve milliyet&ccedil;ilik anlayışı işte bu tarihsel gelişme ve gerek&ccedil;elere uygunluk g&ouml;sterir.<br />
&nbsp;İmparatorluk ve İslam&rsquo;ın geleneklerinin ağırlığı altında, Hıristiyanlığa ve diğer inan&ccedil;lara karşı ikili m&uuml;cadele, doğuş halindeki T&uuml;rk ulusal &ouml;zdeşlik duygusu ezildi ve silindi. XIX. Y&uuml;zyıl ortalarına kadarki Osmanlı belgelerinin &ccedil;oğunda T&uuml;rkiye s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kullanılmamıştır. Bu s&ouml;zc&uuml;k yerine T&uuml;rkler kendi &uuml;lkeleri i&ccedil;in genellikle Mem&acirc;lik-i İslam, Mem&acirc;lik-i Şahane, Memalik-i Mahrusa veya daha yerel bir tanımla Diy&acirc;r-ı Rum terimlerini kullanmışlardır. Batılılar ise T&uuml;rklerin kendileri i&ccedil;in kullandıkları bu terimlerin yerine T&uuml;rkiye terimini tercih etmişlerdir. Nispeten modern zamanlara kadar Osmanlı İmparatorluğu i&ccedil;in Diyar-ı Rum ismi T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;de yaygın olarak kaldı ve zaman zaman Mem&acirc;lik-i Osmaniye&rsquo;ye de yer verildi. B&uuml;t&uuml;n bu deyimler, sadece T&uuml;rk ulusunun oturduğu alanı değil, b&uuml;t&uuml;n İmparatorluğu kapsar şekilde kullanılıyordu. XIX. Y&uuml;zyıl ortalarında Gen&ccedil; Osmanlılar Avrupa&rsquo;nın etkisi altında, kendi &uuml;lkelerinde T&uuml;rkiye olarak s&ouml;z etmek istediklerinde bu isme bir T&uuml;rk&ccedil;e karşılık bulmakta g&uuml;&ccedil;l&uuml;k &ccedil;ektiler. &Ouml;nce T&uuml;rk &uuml;lkesi anlamına gelen Fars&ccedil;a kuruluşlu T&uuml;rkistan s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kullanıldı. Daha sonra, olasılıkla bu deyim Orta Asya i&ccedil;in kullanıldığından bunu terk ettiler ve Avrupa da kullanıldığı bi&ccedil;imde T&uuml;rkiye adını kullanmakta karar kıldılar.<br />
Modern vatancılık anlayışı, &ouml;nce İngiltere&rsquo;de, sonra Fransa&rsquo;da kralın devlet olmaktan &ccedil;ıktığı ve onun yerine ulus, halk veya vatanla &ouml;zdeşleştiği Batı Avrupa da doğdu. 18. yy&rsquo;da İngiltere de, Fransa da &ccedil;ok dilli &uuml;lkeler olduklarından, kesin olmamakla beraber, buralarda dil bir dereceye kadar bir &ouml;l&ccedil;&uuml;yd&uuml;. Daha &ouml;nemli olanı, ortak bir egemen otoritenin yetki alanı ile belirlenmiş ortak bir toprağın bulunmasıydı. Bu nedenle ona milliyet&ccedil;ilikten &ccedil;ok vatancılık, vatanseverlik demek daha uygun d&uuml;şer. <br />
İslam d&uuml;nyasını ilk etkileyen ve sonunda başarısız kalarak, bağlılığı bir Osmanlı vatanı ve belirsizce tanımlanmış bir Osmanlı Milleti &uuml;zerinde toplama &ccedil;abasına yol a&ccedil;an, Batı tipi bir vatancılık fikriydi.<br />
Osmanlı vatanı bir zamanlar aralarında gayrim&uuml;slimler de olduğu halde, hanedan egemenliğine ortak bir bağla bir arada tutulmuş bir &ccedil;ok cemaatleri i&ccedil;ine alıyordu. Osmanlı H&uuml;rriyet&ccedil;ileri ve onlardan sonra Osmanlı Meşrutiyet&ccedil;ileri, bu bağlılığın yerine İmparatorluğun t&uuml;m kavimlerini tek bir bağlılık ve &ouml;zdeşlik i&ccedil;inde toplayacak yeni Osmanlı vatancılığını ge&ccedil;irmeye &ccedil;alıştılar. Vatancılık fikri daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyetinin programında yer almış ve 1908&rsquo;de gen&ccedil; T&uuml;rk H&uuml;k&uuml;metinin temel politikasını oluşturmuştur.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/birinci-dunya-savasinin-sonuclari" rel="bookmark" class="crp_title">BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONUÇLARI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet">Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Vatan ve Millet</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/osmanli%e2%80%99dan-cumhuriyet%e2%80%99e-vatan-ve-millet/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Millet Sistemi ve Bozulması</title>
		<link>http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:45:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı kimliği altı y&#252;zyıl boyunca saray ve &#231;evresi tarafından, fetih siyaseti ile olduğu kadar din yolu ile de dayatılmıştır. Sultanın tebaası etnik k&#246;keni veya ne dini olursa olsun Osmanlı&#8217;ydı; &#246;yle ki T&#252;rkler M&#252;sl&#252;man sıfatıyla, yani &#252;mmetin bir &#252;yesi olarak neredeyse azınlıktayken, gayrim&#252;slim haklar, Hıristiyanlar ve Yahudiler, Panosmanlı altında Millet stat&#252;s&#252;nden yararlanıyorlardı. Bazı d&#246;nemlerde ise T&#252;rkler [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi">Osmanlı Millet Sistemi ve Bozulması</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Osmanlı kimliği altı y&uuml;zyıl boyunca saray ve &ccedil;evresi tarafından, fetih siyaseti ile olduğu kadar din yolu ile de dayatılmıştır. Sultanın tebaası etnik k&ouml;keni veya ne dini olursa olsun Osmanlı&rsquo;ydı; &ouml;yle ki T&uuml;rkler M&uuml;sl&uuml;man sıfatıyla, yani &uuml;mmetin bir &uuml;yesi olarak neredeyse azınlıktayken, gayrim&uuml;slim haklar, Hıristiyanlar ve Yahudiler, Panosmanlı altında Millet stat&uuml;s&uuml;nden yararlanıyorlardı. Bazı d&ouml;nemlerde ise T&uuml;rkler İmparatorluğun &uuml;vey evlatları stat&uuml;s&uuml;nde olmuştur. Yine 1277&rsquo;den beri Anadolu&rsquo;daki beylerin Osmanlılar da dahil resmi dili T&uuml;rk&ccedil;e olduğu halde, 1453&rsquo;te İstanbul&rsquo;un fethinden sonra Arap&ccedil;a ile Fars&ccedil;a&rsquo;nın bir karışımı olan Osmanlıca kendini dayatmıştır. Osmancılık siyaseti XIX. y&uuml;zyılın ikinci yarısına doğru daha b&uuml;y&uuml;k bir enerji ile yeniden ileri s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Tanzimat paşaları tarafından tasarlanan ve sultan tarafından onaylanan bu siyaset, b&uuml;t&uuml;n din, dil ve mezhep farklılıklarının &uuml;st&uuml;nde olmayı arzuluyor ve imparatorluğun tabiiyetindekileri, yeni bir siyasal kimlik altında birleştirmeyi hedefliyordu.<br />
Avrupa devletleri bile Osmanlı Devleti&rsquo;ni T&uuml;rk İmparatorluğu olarak nitelerken, i&ccedil;erde XIX. y&uuml;zyılın sonuna kadar Osmanlı &uuml;lkesinde T&uuml;rklerin tarihi ya da T&uuml;rk dili hakkında derinlemesine bir incelemenin yapılmamış olması olduk&ccedil;a ilgin&ccedil;tir. Bu bağlamda T&uuml;rk Halkı&rsquo;ndan bahsetme cesaretini ilk g&ouml;steren, 1860&rsquo;da Ali Suavi olmuştur. O sıralarda Ali Suavi de diğer yeni Osmanlılar gibi Fransa&rsquo;da s&uuml;rg&uuml;nde bulunuyor ve burada Ul&ucirc;m adlı gazete yayımlıyordu. 1863&rsquo;te &uuml;nl&uuml; Ahmet Vefik Paşa, Abdulgani Bahadır Han&rsquo;ın T&uuml;rkleri soyağacı hakkında bir &ccedil;alışmasını (Evsal-i Secere-i T&uuml;rk) bastırmıştır. S&uuml;leyman H&uuml;sn&uuml; Paşa ise 1876&rsquo;da ilk T&uuml;rk dilbilgisi kitabını (İlm-i Sarf-i T&uuml;rki) kaleme almıştır. İlk Meşrutiyet d&ouml;neminde 1876 tarihli ilk anayasada bile resmi dilin T&uuml;rk&ccedil;e olduğu ancak 18. maddede ilan edilmiş ve T&uuml;rk&ccedil;e bilgisi kamu hizmetine kabul edilmenin koşulu olarak konmuştur. Son olarak, Şemsettin Sami&rsquo;nin T&uuml;rk&ccedil;e s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; Kamus&rsquo;&uuml;t-T&uuml;rk&icirc; ise ancak 1899&rsquo;da &ccedil;ıkmıştır.<br />
18. y&uuml;zyılın sonundan itibaren İmparatorluğun Hıristiyan halkları arasında Fransız devriminin izinde ulus&ccedil;u hareketler ortaya &ccedil;ıkmaya başlamıştı. 19. y&uuml;zyıl boyunca, Yunanlılardan başlamak &uuml;zere bir &ccedil;ok Hıristiyan halk, b&uuml;y&uuml;k Avrupa g&uuml;&ccedil;lerinin de desteğiyle bağımsızlıklarını kazanıp kendi devletlerini kurmuşlardı. Uzun s&uuml;redir devam eden Pan Osmancılık ve ardından benimsenen Pan İslamcılık siyaseti de Babiali&rsquo;nin umduğu sonu&ccedil;ları getirmedi. Ancak &ldquo;Vatan&rdquo; ve &ldquo;Ulus&rdquo; kavramları (Millet s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; artık dini bir cemaati değil ulus anlamında kullanılıyordu.) &Ouml;zellikle Namık Kemal sayesinde yavaş yavaş kullanılmaya başlanmıştır. Vatan tehlikedeydi, ancak Namık Kemal&rsquo;inde aralarında yer aldığı yeni Osmanlılar&rsquo;a g&ouml;re, İslami Kimlik &uuml;lkeyi bir arada tutabilmek i&ccedil;in k&uuml;lt&uuml;rel bir tutkal işlevi g&ouml;rmeliydi, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kimlik Osmanlı-T&uuml;rk halkı i&ccedil;in, bir başvuru kaynağı ve meşrutiyetin harcıydı.<br />
T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n &ouml;nc&uuml;leri bir grup asker ve sivil tarafından idare edilen İttihat ve Terakki harekatının liderleri ile &ouml;zellikle Rusya&rsquo;dan ka&ccedil;ıp gelmiş olan Azeri ve Tatar k&ouml;kenli bir grup aydın olmuştur. 1904&rsquo;te yayımlanan &Uuml;&ccedil; Tarz-ı Siyaset&rsquo;in yazarı Yusuf Ak&ccedil;ura&rsquo;ya g&ouml;re devleti Osmanlıcılık ve İslamcılık değil, sadece T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k kurtarabilirdi. XX. y&uuml;zyılın başlarında artık imparatorluğun &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml; ka&ccedil;ınılmaz hale gelmişti. Birinci D&uuml;nya Savaşı&nbsp; i&ccedil;inde bu sonu&ccedil; tam olarak yaşandı. Osmanlı Devleti&rsquo;nini son yıllarında iktidar olan İttihat ve Terakki &ouml;nderleri, bu konuda &ouml;nceliği, s&ouml;zc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; Ziya G&ouml;kalp&rsquo;ın yaptığı T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;ğe vermişlerdir.<br />
T&uuml;rkler, İmparatorlukta ulus&ccedil;uluğun etkisi altına giren son halktı. &Ouml;nceleri İmparatorluğun geleceğinin bir aracı olan sonraları ise işgalci kuvvetlere tepki olarak emperyalizm karşıtı bir hareket haline gelen T&uuml;rk ulus&ccedil;uluğu, ancak XIX. y&uuml;zyıldan XX. y&uuml;zyıla ge&ccedil;ilirken gecikmiş olarak belirginliğe kavuşmuştur.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-muhafaza-i-hukuk-i-milliye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi">Osmanlı Millet Sistemi ve Bozulması</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/osmanli-millet-sistemi-ve-bozulmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seçme ve Seçilme Haklarının Gelişimi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/secme-ve-secilme-haklarinin-gelisimi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/secme-ve-secilme-haklarinin-gelisimi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Se&#231;im, &#231;ağdaş demokratik rejimlerde y&#246;neticilerin belirlenmesi i&#231;in kullanılan başlıca y&#246;ntemdir. Tarih boyunca ortaya &#231;ıkan farklı toplum ve devlet bi&#231;imlerinde y&#246;neticilerin se&#231;imle belirlendiği g&#246;r&#252;lm&#252;şse de, d&#246;n&#252;m noktası 1789 Fransız Devrimi olan ulus egemenliği anlayışının yerleşmesinden &#246;nce se&#231;ime, modern &#231;ağlarda olduğu kadar yaygın şekilde başvurulmazdı ve se&#231;imin işlevi g&#252;n&#252;m&#252;zdekinden farklıydı. Se&#231;imin y&#246;neticilerin saptanmasında yaygın y&#246;ntem olarak kullanılması [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/secme-ve-secilme-haklarinin-gelisimi">Seçme ve Seçilme Haklarının Gelişimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Se&ccedil;im, &ccedil;ağdaş demokratik rejimlerde y&ouml;neticilerin belirlenmesi i&ccedil;in kullanılan başlıca y&ouml;ntemdir. Tarih boyunca ortaya &ccedil;ıkan farklı toplum ve devlet bi&ccedil;imlerinde y&ouml;neticilerin se&ccedil;imle belirlendiği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şse de, d&ouml;n&uuml;m noktası 1789 Fransız Devrimi olan ulus egemenliği anlayışının yerleşmesinden &ouml;nce se&ccedil;ime, modern &ccedil;ağlarda olduğu kadar yaygın şekilde başvurulmazdı ve se&ccedil;imin işlevi g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdekinden farklıydı.<br />
Se&ccedil;imin y&ouml;neticilerin saptanmasında yaygın y&ouml;ntem olarak kullanılması i&ccedil;in orta&ccedil;ağ kentlerinde &ccedil;ekirdeği oluşan burjuva sınıfının giderek gelişmesi ve devlet ile toplum bi&ccedil;imini değiştirecek g&uuml;ce ulaşmasını beklemek gerekti. İktisadi alanda &uuml;retim ilişkilerini egemen kılan burjuvazi, ger&ccedil;ekleştirdiği burjuva devrimleriyle de siyasal iktidarı aristokrasinin elinden aldı, &ldquo;tanrı adına, onun yery&uuml;z&uuml;ndeki temsilcisi&rdquo; sıfatıyla halkı y&ouml;neten kralların meşruiyetine son verdi. B&ouml;ylece iktidarın kaynağı &ldquo;halk&rdquo; olmakta, y&ouml;neticiler halk tarafından belirlenmekteydi. Y&ouml;neticilerin belirlenmesinde de ilk olarak t&uuml;m yurttaşların eşit s&ouml;z sahibi olması gerekiyordu.</p>
<p>Ancak, ger&ccedil;ekte yurttaşlar arası eşitliğin sağlanması, yani genel oy hakkının kazanması, birka&ccedil; y&uuml;z yıl s&uuml;ren m&uuml;cadeleleri gerektirdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, burjuvazi siyasal iktidarı ele ge&ccedil;irdiği yada kullanımına ortak olduğu ilk d&ouml;nemlerde y&ouml;netimi salt kendi sınıf &ccedil;ıkarlarını temsil eden kişilere teslim etmiş, bunu sağlamak i&ccedil;in de halk sınıflarının se&ccedil;me ve se&ccedil;ilme haklarını kısıtlayıcı kurallar koymuştu. Bu kuralların başlıca ikisi, temsilcilerin doğrudan se&ccedil;menlerce değil, onların se&ccedil;tiği ikinci yada &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; dereceden se&ccedil;menlerce yapılması ile, vatandaş, tanımının dar tutulması idi. Teoride savunulan insan eşitliğine karşı, uzun s&uuml;re fiilen vatandaşlık hakkından, erkekler, belirli bir eğitim d&uuml;zeyine erişmiş olanlar, ABD&rsquo;de olduğu gibi beyaz ırktan insanlar ve belirli bir vergiyi &ouml;deyebilen, g&ouml;rece varlıklı kesimler yararlanabilmişti. <br />
Temsili demokrasilerin ger&ccedil;ekten demokratikleşebilmeleri yani y&ouml;neticileri belirlenmesine t&uuml;m vatandaşların eşit oy hakkından yararlanabilmeleri i&ccedil;in, 20 yy. ortalarına dek s&uuml;ren m&uuml;cadeleler verilmiştir. <br />
Se&ccedil;im, y&ouml;neticiliğe aday olan kişiler arasından y&ouml;netilenlerin verdikleri oylarla bir se&ccedil;im yapmaları esasına dayanır. Dolayısıyla demokratik bir se&ccedil;imden s&ouml;z edilebilmesi i&ccedil;in, y&ouml;neticilik g&ouml;revine birden &ccedil;ok adayın talip olması, bunun engellenmemesi, propaganda kampanyasının serbest&ccedil;e s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilmesi, se&ccedil;menlerin oy sandığına &uuml;zerlerinde bir baskı olmadan giderek, oylarını &ouml;zg&uuml;rce kullanabilmeleri gerekir. Bunu ise, gizli oy a&ccedil;ık sayım ilkesi sağlar. <br />
Osmanlı devletinde Tanzimat sonrasında başlayan &ccedil;ağdaşlaşma s&uuml;reci, modern bir b&uuml;rokrasi oluşturulmasına başlanması, m&uuml;lkiyet d&uuml;zeninin değişmesi gibi konularda bazı değişiklikler yaratmakla birlikte, o sıra batılı toplumların g&uuml;ndeminde olan se&ccedil;im sisteminin demokratikleşmesi meselesini İmparatorluğa taşımamıştır. <br />
Osmanlı d&ouml;neminde meşruti bir rejime ge&ccedil;me yolunda ilk adım 1876 Anayasası ile atılmış ve ilk kez 1877 Ocak ve Şubat aylarında yapılan ikinci dereceden se&ccedil;imlerle Meclis-i Mebusan, yani temsilciler meclisi kurulmuştur. 1876 Anayasasının 61. ve 65. maddeleri ve 24 Ekim 1976 tarihli ge&ccedil;ici se&ccedil;im kanunu gereğince Meclis-i Mebusan, Osmanlı tebaasının her 50 bin erkek n&uuml;fusu i&ccedil;in bir temsilci esasına g&ouml;re, iki dereceli se&ccedil;imlerde se&ccedil;ilen 130 temsilciden oluşmaktaydı. Meclis 4 yıl s&uuml;reyle g&ouml;rev yapacaktı. <br />
Genellikle vilayet meclislerine girmiş taşra eşrafı arasından se&ccedil;ilen mebuslar, &ouml;rg&uuml;tl&uuml; bir bi&ccedil;imde olmasa da, merkezi Osmanlı y&ouml;netimine karşı muhalefetlerini dile getirebilmişlerdi. <br />
Osmanlı d&ouml;neminde, se&ccedil;imle belirlenene temsilcilerin iktidara ortak olduğu ikinci aşama II. Meşrutiyettir. Bu d&ouml;nemde ilki 1908 ikincisi 1912 &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; de 1914 olmak &uuml;zere 3 kez se&ccedil;im yapılmıştı. 1876 Anayasasının yeniden y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konmasının ardından, 1908 &lsquo; de kabul edilen se&ccedil;im kanunu da 1876 Meclisinin hazırladığı yasanın ilkelerini benimsemekteydi. Se&ccedil;imler iki dereceli olarak, her sandıktan 50 bin erkek n&uuml;fus i&ccedil;in bir kişi esasına g&ouml;re yapılacaktır. Se&ccedil;men yaşı 25, se&ccedil;ilme yaşı 30 idi. Birinci derece se&ccedil;menler her 500 kişi i&ccedil;in bir kişi olmak &uuml;zere, ikinci derece se&ccedil;menleri se&ccedil;iyordu. Se&ccedil;ilebilmek i&ccedil;in bir sandıkta kullanılan &ccedil;oğunluğunu almak gerekiyordu. Se&ccedil;imlerde gizli oy, a&ccedil;ık sayım esası benimsenmişti. <br />
Osmanlı devletinde son se&ccedil;imler, eski yasa h&uuml;k&uuml;mlerine g&ouml;re 1919&rsquo;da, bağımsızlık savaşı başlarında yapıldı. İstanbul&rsquo;un işgali &uuml;zerine son Meclis-i Mebusan işgal altında g&ouml;rev yapamayacağı gerek&ccedil;esiyle dağıldı. Kurtuluş Savaşının başında Anadolu ve Rumeli M&uuml;dafaa-i Hukuk Cemiyeti, aldığı 19 Mart 1920 tarihli kararla İstanbul Meclisine se&ccedil;ilmiş olup da Ankara&rsquo;ya gelebilecek mebuslara ek olarak, her ilde 5 temsilcinin yine iki dereceli se&ccedil;imler ve eski h&uuml;k&uuml;mlere g&ouml;re se&ccedil;ilmesini &ouml;n g&ouml;r&uuml;yordu. TBMM bu şekilde oluşturuldu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-muhafaza-i-hukuk-i-milliye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/secme-ve-secilme-haklarinin-gelisimi">Seçme ve Seçilme Haklarının Gelişimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/secme-ve-secilme-haklarinin-gelisimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasalarda Yurttaşlık Kavramı ve Gelişimi</title>
		<link>http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[Devletle birey arasında kurulan hukuksal bağın nitelliği ve giderek bu bağa verilen ad, devlet egemenliğinin niteliğiyle doğrudan ilgilidir. Egemenliğin ulustan kaynaklandığı demokratik cumhuriyetlerde bu bağın adı Yurttaşlık (Vatandaşlık)tır. Egemenliğin oluşmasında her yurttaşın payı vardır; her yurttaş, her oluşuma eşit bi&#231;imde katılabilir. Buna karşılık, egemenliğin bir tek kişide olduğu rejimlerde kişi, yurttaş değil uyruktur (tebaadır). Konuyla [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi">Anayasalarda Yurttaşlık Kavramı ve Gelişimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Devletle birey arasında kurulan hukuksal bağın nitelliği ve giderek bu bağa verilen ad, devlet egemenliğinin niteliğiyle doğrudan ilgilidir. Egemenliğin ulustan kaynaklandığı demokratik cumhuriyetlerde bu bağın adı Yurttaşlık (Vatandaşlık)tır. Egemenliğin oluşmasında her yurttaşın payı vardır; her yurttaş, her oluşuma eşit bi&ccedil;imde katılabilir. Buna karşılık, egemenliğin bir tek kişide olduğu rejimlerde kişi, yurttaş değil uyruktur (tebaadır).</p>
<p>Konuyla ilgili ilk d&uuml;zenleme olarak TBMM İcra Vekilleri Heyeti, Hariciye Vekaleti&rsquo;nin tezkeresi &uuml;zerine hazırladığı 8 mayıs 1922 tarihli kararnamedir. Bu kararnameye g&ouml;re; Avrupa&rsquo;ya seyahat edecek olanlara verilen pasaportlarındaki Nam-ı nami-i Hazret-i Padişah&icirc; ibaresi yerine &ldquo;TBMM H&uuml;k&uuml;meti Namına&rdquo; ibaresi konulmuştur.<br />
Bu kararname, TBMM H&uuml;k&uuml;meti&rsquo;nin uluslararası saygınlığının kabul&uuml; bakımından &ouml;nemli bir aşamadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; pasaport, egemenliğin bir simgesidir. Egemenliğin kaynağı olarak padişah değil, ulusu kabul eden TBMM tarafından &ccedil;ıkarılmış pasaportun verildiği kişide artık tebaa değil vatandaş sayılmalıdır.<br />
Vatandaşlık deyimi, 1924 Anayasası&rsquo;nın 84/1 maddesi ile ilk olarak ş&ouml;yle d&uuml;zenlenmiştir: &ldquo;T&uuml;rkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle T&uuml;rk ıtlak olunur&rdquo;. Bu Cumhuriyet sisteminin, laik ve &ccedil;ağdaş bir yurttaşlık anlayışıdır. Maddenin &ouml;teki fıkralarında, T&uuml;rk vatandaşlığının kazanılması ve yitirilmesine ilişkin ilkeler belirtilmiştir.<br />
30 kasım 1925 tarihli Tekke, Zaviye ve T&uuml;rbelerin Kapatılması Kanunu; insanların dinsel inan&ccedil;larını s&ouml;m&uuml;rerek bilgisizliklerinden ve zayıflıklarından yararlanarak baskı altında tutan &ccedil;ıkar &ccedil;evrelerinin varlığına son vermeyi ama&ccedil;lamaktadır. B&ouml;ylece insanların Cumhuriyete yaraşır &ouml;zg&uuml;r yurttaşlar olarak kendilerini geliştirmeleri sağlanmıştır. Bu kanunla insanların; &ouml;zg&uuml;r d&uuml;ş&uuml;nen, Cumhuriyet&rsquo;in meşruluğunun temeli olan ulus egemenliğinin oluşmasına bilin&ccedil;li bi&ccedil;imde katılan varlıklar olmasının &ouml;n&uuml;ndeki engellerin kaldırılması ama&ccedil;lanmıştır.<br />
TBMM tarafından kabul edilen ilk vatandaşlık yasası 1928 yılında yayınlanmıştır. Bu yasa, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki n&uuml;fus azlığının psikolojik etkisiyle olabildiğince &ccedil;ok kişiye T&uuml;rk vatandaşlığı verme isteğini yansıtır. Buna g&ouml;re T&uuml;rk ana-babanın T&uuml;rkiye veya yabancı memlekette doğan &ccedil;ocuğu T&uuml;rk&rsquo;t&uuml;r. Kanunun ilgin&ccedil; bir &ouml;zelliği ise, T&uuml;rk&rsquo;le evlenen yabancı kadın, kendiliğinden T&uuml;rk vatandaşı olur. Buna karşılık yabancıyla evlenen T&uuml;rk kadını, T&uuml;rk vatandaşlığını korur. Bu kanun 1964&rsquo;te &ccedil;ıkarılan yeni bir kanunla y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırılmıştır.</p>
<p>1934&rsquo;te kabul edilen efendi, bey, paşa gibi lakap ve unvanların kaldırılması ile ilgili yasa da, Cumhuriyet&rsquo;in yurttaşları arasındaki eşitliğin sağlanması bakımından &ouml;nemlidir.<br />
1961 Anayasası T&uuml;rk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin T&uuml;rk olduğunu belirtmiştir. Bu 1924 Anayasasındaki h&uuml;km&uuml; değişik bir anlatımla yenilenmesidir. 1961 Anayasası vatandaşlıktan &ccedil;ıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılması h&uuml;km&uuml; ile bu kanunun h&uuml;k&uuml;met tasarrufu sayılamayacağını belirtmiştir. Yine bu anayasaya g&ouml;re &ldquo;Hi&ccedil;bir T&uuml;rk vatana bağdaşmayan bir eylemde bulunmadık&ccedil;a vatandaşlıktan &ccedil;ıkarılamaz&rdquo;. 12 Eyl&uuml;l1980&rsquo;den sonra kabul edilen T&uuml;rk vatandaşlığı kanunu&rsquo;nda vatandaşlıktan &ccedil;ıkarma &ccedil;ok yaygın kullanılmıştır. Ancak 1992 de TBMM de bu yasada yapılan değişiklikle vatandaşlıktan &ccedil;ıkarmayı siyasal iktidarın insafına bırakan anlayış sona erdirilmiştir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/ismet-inonu%e2%80%99nun-cumhurbaskani-secilmesi" rel="bookmark" class="crp_title">İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-muhafaza-i-hukuk-i-milliye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi">Anayasalarda Yurttaşlık Kavramı ve Gelişimi</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tebaa’dan Yurttaşa</title>
		<link>http://www.inkilap.info/tebaa%e2%80%99dan-yurttasa</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/tebaa%e2%80%99dan-yurttasa#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:27:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Reaya ve K&#246;yl&#252; Arap&#231;a&#8217;da otlatılan hayvan s&#252;r&#252;s&#252; anlamına gelen &#8216;raiyyet&#8217;ten t&#252;retilen reaya s&#246;zc&#252;ğ&#252; h&#252;k&#252;mdarın h&#252;km&#252; ve y&#246;netimi altında yaşayan ve korunan, vergi veren t&#252;m M&#252;sl&#252;man olan veya olmayan insanları simgeliyordu. Ancak reaya s&#246;zc&#252;ğ&#252; 15.y&#252;zyıldan 19.y&#252;zyıla doğru anlam değiştirerek ve sadece Hıristiyan tebaa i&#231;in kullanılmıştır. Y&#246;netici askerler, &#8216;beraya&#8217; ve ulema ise vergiden muaftı. Gerek İslam gerekse [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/tebaa%e2%80%99dan-yurttasa">Tebaa’dan Yurttaşa</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><u>Reaya ve K&ouml;yl&uuml;</u></p>
<p>Arap&ccedil;a&rsquo;da otlatılan hayvan s&uuml;r&uuml;s&uuml; anlamına gelen &lsquo;raiyyet&rsquo;ten t&uuml;retilen reaya s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; h&uuml;k&uuml;mdarın h&uuml;km&uuml; ve y&ouml;netimi altında yaşayan ve korunan, vergi veren t&uuml;m M&uuml;sl&uuml;man olan veya olmayan insanları simgeliyordu. Ancak reaya s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; 15.y&uuml;zyıldan 19.y&uuml;zyıla doğru anlam değiştirerek ve sadece Hıristiyan tebaa i&ccedil;in kullanılmıştır. Y&ouml;netici askerler, &lsquo;beraya&rsquo; ve ulema ise vergiden muaftı. <br />
Gerek İslam gerekse T&uuml;rk-İran devlet geleneğinde, h&uuml;k&uuml;mdar, Allah &ouml;n&uuml;nde reayayı g&ouml;zetmek ve adil bir y&ouml;netimi ger&ccedil;ekleştirmekle y&uuml;k&uuml;ml&uuml;d&uuml;r. Allah t&uuml;m İslam h&uuml;k&uuml;mdarları gibi Osmanlı sultanına da &lsquo;&ccedil;obanlık&rsquo; g&ouml;revi vermiş-Hıristiyanlıkta da kilise y&ouml;neticilerine bu g&ouml;rev verildiği gibi- M&uuml;sl&uuml;man olan ve olmayan t&uuml;m uyruklarını ona teslim etmiştir. Reaya, yani s&uuml;r&uuml;, şeriatta uygun olarak adil bir bi&ccedil;imde &lsquo;g&uuml;d&uuml;lecektir&rsquo;. Reaya da bu geleneğe g&ouml;re, sultana koşulsuz, sorgusuz sualsiz itaat edecektir.</p>
<p><u>Kuldan Yurttaşa</u></p>
<p>
Osmanlı devletinde bu gelenek y&uuml;zyıllarca devam ederek devlet egemenliği altındaki kişiler, padişahın kulu tebaası sayılmıştır. Halk (reaya), s&uuml;r&uuml; olarak g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş;&nbsp; padişah da bu s&uuml;r&uuml;n&uuml;n sahibi veya hamisi sayılmıştır. &Ouml;te yandan benzeri başka devletlerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Osmanlı&rsquo;da uyruklar (tebaa) arasında hukuksal stat&uuml; bakımından eşitsizliklerin olması doğal karşılanmıştır.</p>
<p>
&Ouml;nce kul vardı, sonra tebaa, ardından, yurttaş gelmiştir. Bu değişimde meşruluklarını dinden ve gelenekten alan mutlakıyet&ccedil;i krallıklar ve imparatorluklar giderek yerini meşruluklarını halkın iradesinden alan, rasyonel-hukuksal, laik ulus-devletlere bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu yeni ulus devletler, parlamenter monarşi ya da cumhuriyetler şeklinde &uuml;lkenin koşullarına g&ouml;re yeni devlet &ouml;rg&uuml;tlenmeleri oluşturmuştur. Cumhuriyet rejimleriyle eskiye oranla &ccedil;ok daha demokratik olarak oluşan sistemlerde yurttaşlık kavramı, mekanda ve zamanda, değişecek: aynı hukuksal, siyasal ve sosyal anlam ve i&ccedil;eriği taşımayacaktır.<br />
Bu nedenle g&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rkiye&rsquo;sinde bile vatandaş veya yurttaş s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;ne farklı anlamlar y&uuml;klenmektedir: T&uuml;rkiye Cumhuriyeti uyruğu anlamında yurttaş belirli bir coğrafya par&ccedil;ası &uuml;zerinde egemen devlete hukuksal ve siyasal aidiyeti simgeler. Bu soyut yurttaş kavramı dışında, yurttaşlığın siyasal, ekonomik ve sosyal sistemle i&ccedil; i&ccedil;eliğini ortaya koyan tanıma g&ouml;re ise yurttaşlık yalnızca yasal stat&uuml;yle sınırlı olmayan, bireyin topluma eklemlenmesi ve siyasal ve kamusal alanla kurduğu ilişki &ccedil;er&ccedil;evesinde tanımlanmaktadır.<br />
G&uuml;&ccedil;l&uuml; bir demokratik geleneği olmayan toplumlarda, yurttaşlık kavramının somutluk kazanmasında &ldquo;toplumsal m&uuml;hendislik&rdquo; &ccedil;abalarının tek başına yeterli değildir. Demokrasi ve sivil toplum, yurttaşlık i&ccedil;in mutlak bir &ouml;nkoşul olmasa da, belli bir ekonomik, sosyal ve siyasal formasyon gerektirmektedir.&nbsp; <br />
Osmanlı &uuml;lkesinde padişahın tebaası olarak yaşayan insanlar arasında geleneksel olarak uygulanan &ouml;nemli stat&uuml; farkları vardır. Bu farklılığın başlıcası da M&uuml;sl&uuml;man olup olmamaya dayanan farktı. Devlet hizmetine alınma, vergi kişisel stat&uuml; gibi konularda kendini g&ouml;steren bu farkları, uyrukluk konusundaki d&uuml;zenlemelere de yansıyordu. Gayrim&uuml;slim tebaa bir t&uuml;r ikinci sınıf uyruk sayılıyordu.<br />
Osmanlı devletinin &ccedil;&ouml;k&uuml;ş d&ouml;neminde ise bunu tam tersi bir durumun ortaya &ccedil;ıktığı da g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Gayrim&uuml;slim tebaa, yabancı devlet uyruklarına ge&ccedil;erek, elde ettikleri bu uyrukluğu Osmanlı devletine karşı ileri s&uuml;rmeye başlamışlardır. Bu kişiler Osmanlı devletinin zayıflamasını fırsat bilip, Osmanlı y&ouml;netimine karşı bir t&uuml;r dokunulmazlık kazanarak kapit&uuml;lasyonlardan yararlanma olanağı buldular.</p>
<p>
<span id="more-107"></span><br />
Bu yola başvuranların sayısının &ccedil;ok artması &uuml;zerine uyrukluk konusunda ciddi bir d&uuml;zene bağlanması gereksinimi duyulmuş ve 1869 yılında Tabiyet-i Osmaniye Kanunnamesi yayınlanmıştır. Osmanlının uyrukluk konusundaki bu ilk yazılı d&uuml;zenlemesinin adı ilgin&ccedil;tir. Osmanlı uyrukluğu (Tabiyet-i Osmaniye) dikkat edilirse, bu deyimde bir ulusa, halka ait oluşla ilgili bir y&ouml;n yoktur. Belirleyici &ouml;ğe, Osmanlı padişahına bağlılıktır.<br />
Tabiyet-i Osmaniye Kanunnamesi, İslam aleminde din ilkelerinden bağımsız, ilk uyrukluk d&uuml;zenlemesi olmuştur. Tabiyet-i Osmaniye Kanunnamesi&rsquo;nden yedi yıl kadar sonra yayınlanan 1876 Kanuni Esasi&rsquo;nin uyruklukla ilgili maddesi de aynı niteliktedir. Tabi bu d&uuml;zenleme ile de vatandaş kavramı yerine, Osmanlı tebaası kavramı esastır.<br />
Osmanlının ilk yazılı anayasası olan 1876 tarihli Kanuni Esasi uyarınca Osmanlı İmparatorluğunda yapılan ilk mebus (milletvekili) se&ccedil;iminde uygulanan ge&ccedil;ici y&ouml;nergeye g&ouml;re de, mebus se&ccedil;ilebilmek i&ccedil;in &ldquo;az &ccedil;ok emlak sahibi olmak&rdquo; gerekiyordu.<br />
Y&ouml;netenlerle y&ouml;netilenler arasında b&ouml;yle bir u&ccedil;urumun yaşandığı, dahası, vergi veren halkın tamamen dışlandığı b&ouml;yle bir d&uuml;zende yurttaşlık kavramının filizlenemeyeceği a&ccedil;ıktır. Kaldı ki padişahın tebaasının itaati karşılığında onun haklarını g&ouml;zetme ve koruma y&uuml;k&uuml;ml&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; i&ccedil;eren denge -daire-i adalet- hep kağıt &uuml;zerinde kalmış, padişahın yanı sıra, ulema ve &uuml;mera gibi dinsel ve asker se&ccedil;kinlerin lehine giderek yozlaşmış, halk tebaalık bir yana, ger&ccedil;ek anlamda kulluktan kurtulamamıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ne devlete, ne dine, ne de g&uuml;&ccedil;l&uuml; kişilere karşı korunma olanağı bulunmaktadır. Temel hakları yoktur. &Ouml;te yandan, insan-devlet ilişkileri akılcı bir hukuk sistemine bağlı değildir. <br />
Bu nedenle Mustafa Kemal &ouml;nderliğinde başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı yeni bir d&uuml;zenin habercisi olmuştur. Hakimiyet-i Milliye, savaş sonrasında kurulan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti &uuml;mmetin yerine milleti, mumin&rsquo;in yerine vatandaşı getirirken, meşruluğunu gelenek ve dinden alan y&ouml;netim anlayışındaki tebaanın yerini de ilk kez yurttaşı almıştır.</p>
<p>Yeni kurulan Milli Devlet anlayışına g&ouml;re, Misak-ı Milli sınırları i&ccedil;inde yaşayan herkes eşit hak ve &ouml;devleri olan T&uuml;rkiye vatandaşıdır. Osmanlı Devleti&rsquo;nin y&uuml;zyılların &uuml;r&uuml;n&uuml; &ccedil;ok milletli, &ccedil;ok dinli, &ccedil;ok dilli ve &ccedil;ok k&uuml;lt&uuml;rl&uuml; toplumsal yapısı &uuml;zerinde yeni bir millet anlayışı doğmuştur.<br />
Cumhuriyet d&ouml;neminde yurttaşların sosyal hakları bağlamında, eğitim, k&uuml;lt&uuml;r, kadın hakları, sağlık ve sosyal g&uuml;venlik, konut, işsizlikle m&uuml;cadele alanlarında b&uuml;y&uuml;k mesafeler kaydedilmesine, dahası, genel ve eşit oy ilkesinin yerleşmesine karşın, d&ouml;nemin olumsuz koşulları ve otoriter y&ouml;netim anlayışının devam etmesi nedeniyle uygulamada kimi aksamalar yaşanmıştır.<br />
Tebaadan yurttaş konumuna ge&ccedil;iş uzun soluklu bir s&uuml;re&ccedil;tir. Batı &uuml;lkelerinde anayasacılık akımları 300 yılı aşkın bir s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde gelişirken, T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;ok daha kısa bir zaman dilimi i&ccedil;inde tebaadan yurttaşa ge&ccedil;işin ger&ccedil;ekleşmesi hi&ccedil; de kolay olmamıştır. D&ouml;nemin i&ccedil; ve dış etmenlerinin etkisiyle bireyselleşmeyi ve bunun sonucu olarak da yurttaşlık bilincinin &ccedil;ok yavaş geliştiği a&ccedil;ıktır. Cumhuriyet&rsquo;in kurucuları, gelenek&ccedil;i &uuml;mmetten modern bir ulusa d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek istedikleri halkı, &ouml;ncelikle bu tebaa stat&uuml;s&uuml;nden kurtarıp yurttaş stat&uuml;s&uuml;ne &ccedil;ıkarmak zorunda kalmışlardır.<br />
G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu alanda İslam d&uuml;nyasında modern, laik devlet ve demokrasi y&ouml;netimi ger&ccedil;ekleştirebilen tek &uuml;lkenin T&uuml;rkiye olması da, Cumhuriyet&rsquo;in başarısının somut bir kanıtıdır. Bu gelişmeye rağmen, Batı &uuml;lkelerinde &lsquo;yeni yurttaşlık &lsquo; kavramının tartışıldığını da eklemek gerekir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/tebaa%e2%80%99dan-yurttasa">Tebaa’dan Yurttaşa</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/tebaa%e2%80%99dan-yurttasa/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Medeni Kanunu’nun Getirdikleri</title>
		<link>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-getirdikleri</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-getirdikleri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetin ilanından sonra Batıdan alınan yasalar arasında medeni yasa en fazla dikkate alınması gereken yasadır. &#199;&#252;nk&#252; medeni yasa insanla ve toplumla doğrudan ilişkili ve istisnasız b&#252;t&#252;n bireylerin yaşamını doğrudan etkileyen bir yasadır. Medeni yasa kişinin doğumundan, &#246;l&#252;m&#252;ne kadar &#246;zel hukuk a&#231;ısından &#246;nemli olan yaşam ilişkilerini d&#252;zenleyen, toplum ve insan yaşamında &#231;ok &#246;nemli bir yasadır. Medeni [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-getirdikleri">Türk Medeni Kanunu’nun Getirdikleri</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Cumhuriyetin ilanından sonra Batıdan alınan yasalar arasında medeni yasa en fazla dikkate alınması gereken yasadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; medeni yasa insanla ve toplumla doğrudan ilişkili ve istisnasız b&uuml;t&uuml;n bireylerin yaşamını doğrudan etkileyen bir yasadır. Medeni yasa kişinin doğumundan, &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar &ouml;zel hukuk a&ccedil;ısından &ouml;nemli olan yaşam ilişkilerini d&uuml;zenleyen, toplum ve insan yaşamında &ccedil;ok &ouml;nemli bir yasadır. <br />
Medeni yasanın benimsenmesiyle T&uuml;rk aile yapısında &ouml;nemli değişiklikler olmuştur. Yeni ve ileri bir aile d&uuml;zeni yaratılmıştır. &Ccedil;ok kadınla evlilik yerine tek kadınla evlilik ve evlilikte erkek ile kadın arasında eşitliğin getirilmesine &ccedil;alışılmıştır. Yasa ile ailenin kurulması ve bozulması devlet kontrol&uuml;ne alınmış ve miras konusunda kız ve erkek &ccedil;ocuklar arasında eşitlik sağlanmıştır. Bu arada evlenme akdi dini bir yapıdan laik bir yapıya kavuşturulmuştur. Sadece, T&uuml;rk ve M&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in değil, t&uuml;m vatandaşlar i&ccedil;in bağlayıcı nitelik taşıyan T&uuml;rk Medeni Yasası ile Patrikhanenin d&uuml;nyevi yetkileri de kısıtlanmıştır. <br />
Yeni Medeni Yasamız kişi hak ve ilişkileri bakımından, T&uuml;rk vatandaşlarının durumunu, en ileri ve modern &uuml;lkeler d&uuml;zeyine &ccedil;ıkarmıştır. B&ouml;ylece y&uuml;zyıllarca uygulanmış eski hukuksal kurallar, birden bire değişerek, en ileri bi&ccedil;imi almışlardır. Kabul edilen medeni yasa bir yurttaşlar yasası olup şeriata dayalı h&uuml;k&uuml;mler yerine laik bir d&uuml;zenleme getirmiştir. <br />
Medeni yasa, dinsel sorunlarda tarafsızdır. Ayrıca, zamanın değişkenliğine uyum g&ouml;sterebilme &ouml;zelliği taşımaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her sorun ayrıntılarıyla d&uuml;zenlenmeyip yargıca geniş bir taktir hakkı tanınmıştır. Laikliği esas alan bu yasa evlenme akdini devlet işi olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle evlenme akdini g&ouml;steren nikahın devlet adına yetkili kılınan g&ouml;revlilerce kıyılması zorunluluğu getirilmiştir. Ancak isteyenler bu resmi nikahtan sonra kendi inan&ccedil;larına g&ouml;re dinsel t&ouml;ren yapmakta serbest bırakılmışlardır.<br />
T&uuml;rk Medeni Yasası ile ailede kadının hakları erkeğin hakları ile eşit d&uuml;zeye getirilmiştir. Evlenmede kadının da bu evliliği kabul etmesi koşulu &ouml;ng&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Aile hukukunda Medeni Yasa ile getirilen en &ouml;nemli değişikliklerden biri de erkeklerin tek bir kadınla evlenebileceği ilkesidir. B&ouml;ylece y&uuml;zyıllarca s&uuml;ren &ccedil;ok kadınla evlilik yolu kapatılmak istenmiştir. Bunun dışında s&ouml;z konusu yasa, &ccedil;ocuğun dinsel eğitiminde ana babayı yetkili kılmış ve ergenlik &ccedil;ağına gelen her kişinin istediği dini se&ccedil;mekte serbest olduğu ilkesini getirmiştir ki bu h&uuml;k&uuml;m, &ouml;zel hukuk alanında başlı başına bir devrim niteliği taşımaktadır.<br />
Hukuk alanında bir eksiklik kalmıştı. O da, kadınların siyasal katılmaktan yoksun olmaları idi. B&uuml;t&uuml;n ekonomik ve toplumsal ilişkilerde erkekle eşit duruma getirilen T&uuml;rk kadınının, oy verme, se&ccedil;ilme haklarına kavuşturulması artık bir zorunluluktu. Her mesleğe girmeye başlayan kadınlarımızın siyasal haklardan yoksun olması mantıksızlıktı.</p>
<p>Kadınlar Batı&rsquo;da en ge&ccedil; 20.y&uuml;zyıl başlarında siyasal haklarına kavuşmuşlardı. Yalnız birka&ccedil; devlet bu hakkı kadınlara vermiyordu. Atat&uuml;rk, T&uuml;rk kadınının erkekten hi&ccedil;bir farkı olmadığı kanısındaydı. B&ouml;ylece laik hukukun gereği olarak, 1930 yılında T&uuml;rk kadınına belediye se&ccedil;imlerine katılma hakkı verildi. 1934&rsquo;te yapılan Anayasa değişikliği ile T&uuml;rk kadını genel se&ccedil;imlerde se&ccedil;me ve se&ccedil;ilme hakkına kavuşturuldu. Hukuk alanındaki b&uuml;y&uuml;k d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m b&ouml;ylece ana &ccedil;izgileri bakımından tamamlandı.<br />
Hukuk, her g&uuml;n değişen hayata ayak uydurmak zorundadır. Yapıldıkları g&uuml;n &ccedil;ok modern olan yasalar, bir s&uuml;re sonra eskirler. Bu nedenle T&uuml;rk aydını, devrimci hukuku eskitmeyip her an hayata uyumlu hale getirmek zorundadır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-muhafaza-i-hukuk-i-milliye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON MUHAFAZA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/mudafaa-i-hukuk-ve-kuvva-yi-milliye%e2%80%99nin-ortaya-cikisi" rel="bookmark" class="crp_title">MÜDAFAA-İ HUKUK VE KUVVA-YI MİLLİYE’NİN ORTAYA ÇIKIŞI</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-getirdikleri">Türk Medeni Kanunu’nun Getirdikleri</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-getirdikleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Medeni Kanunu’nun Çıkarılması</title>
		<link>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-cikarilmasi</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-cikarilmasi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 20:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[T&#252;rkiye&#8217;de laiklik karşıtlarınca eleştirilen, T&#252;rk Devrimi&#8217;nin en temel hukuksal belgelerinden biri olan 1926 tarihli T&#252;rk Medeni Kanunu&#8217;nun Gerek&#231;esi&#8217;nden yaptığımız alıntılar bu yasanın &#231;ıkarılma nedenini &#231;ok &#231;arpıcı bir şekilde a&#231;ıklamaktadır. &#8220;G&#252;n&#252;m&#252;zde T&#252;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nin tedvin edilmiş ve Medeni Kanunu yoktur. Yalnız, s&#246;zleşmelerin k&#252;&#231;&#252;k bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlanmış ve [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-cikarilmasi">Türk Medeni Kanunu’nun Çıkarılması</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>T&uuml;rkiye&rsquo;de laiklik karşıtlarınca eleştirilen, T&uuml;rk Devrimi&rsquo;nin en temel hukuksal belgelerinden biri olan 1926 tarihli T&uuml;rk Medeni Kanunu&rsquo;nun Gerek&ccedil;esi&rsquo;nden yaptığımız alıntılar bu yasanın &ccedil;ıkarılma nedenini &ccedil;ok &ccedil;arpıcı bir şekilde a&ccedil;ıklamaktadır.<br />
&ldquo;G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nin tedvin edilmiş ve Medeni Kanunu yoktur. Yalnız, s&ouml;zleşmelerin k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konulmuştur. Denilebilir ki: Bu Kanunun g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n ihtiya&ccedil;larına uyan ancak 300 maddesidir. <br />
Geriye kalanı &uuml;lkemizin ihtiya&ccedil;larını ifade edemeyecek kadar ilkel bir takım kurallardan oluştuğundan uygulanamamaktadır. <br />
Mecelle&#8217;nin kuralı ve ana &ccedil;izgileri dindir.<br />
Halbuki insanlık yaşamı, her g&uuml;n hatta her an esaslı değişikliklerle karşı karşıyadır. Bunun değişikliklerini, y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;n&uuml; hi&ccedil;bir zaman bir nota &ccedil;evresinde saptamak ve doldurmak m&uuml;mk&uuml;n değildir. <br />
Kanunları dine dayalı olan devletler kısa bir zaman sonra &uuml;lkenin ve ulusun ihtiya&ccedil; ve isteklerini karşılayamazlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinler değişmez h&uuml;k&uuml;mler belirtirler. Yaşam y&uuml;r&uuml;r; ihtiya&ccedil;lar hızla değişir, din kanunları, kesinlikle ilerleyen yaşamın &ouml;n&uuml;nde bi&ccedil;imden ve &ouml;l&uuml; s&ouml;zc&uuml;klerden fazla bir değer, bir anlam ifade edemezler. Değişmemek dinler i&ccedil;in bir zorunluluktur. <br />
Bu bakımdan dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması g&uuml;n&uuml;m&uuml;z uygarlığının esaslarından ve eski uygarlıkla yeni uygarlığın en &ouml;nemli ayırt edici &ouml;zelliklerinden birisidir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar uygulanmakta oldukları toplumları indikleri ilkel d&ouml;nemlere bağlarlar ve ilerlemeye engel belli başlı etken ve nedenler arasında bulunurlar. T&uuml;rk ulusunun kaderini y&uuml;zyılımız i&ccedil;inde bile orta&ccedil;ağ h&uuml;k&uuml;mleri ve kanunlarına bağlamakta, dinin değişmez h&uuml;k&uuml;mlerinden esinlenilen ve tanrısallıkla s&uuml;rekli ilişki i&ccedil;inde bulunan kanunlarımızın en g&uuml;&ccedil;l&uuml; etken olduklarından ş&uuml;phe edilmemelidir. <br />
Ulusal toplum yaşamının d&uuml;zenleyicisi olan ve yalnız ondan esinlenilmesi gereken tedvin edilmiş bir medeni kanundan T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yoksun kalması ne y&uuml;zyılımızın uygarlığının gerekleriyle ne de T&uuml;rk devriminin hedeflediği anlam ve kavramla bağdaştırılabilir.<br />
Y&uuml;zyılımızın devletini ilkel siyasal kuruluşlardan ayıran niteliklerin birisi de toplumun kaderine uygulanan kanunların akılcı bir zihniyetle hazırlanıp tedvin edilerek konulmasıdır&#8230;.<br />
Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı, birbiriyle &ccedil;elişkili orta&ccedil;ağ dinsel hukukun kurallarına bağlı bulunmaktadır&#8230;<br />
Bu ama&ccedil;la hazırlanan T&uuml;rk Medeni Kanunu, medeni kanunlar i&ccedil;inde en yeni, en eksiksiz ve halk&ccedil;ı olan İsvi&ccedil;re Medeni Kanunundan alınmıştır&#8230; Y&uuml;zyılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların gereksinimleri arasında esaslı bir fark yoktur. Toplumsal ve ekonomik s&uuml;rekli ilişkiler insanlığın b&uuml;y&uuml;k bir uygar b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; bir aile durumuna getirmiştir ve getirmektedir. <br />
İlkeleri yabancı bir &uuml;lkeden alınmış olan T&uuml;rk Medeni Kanunu Tasarısının y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konulmasından sonra yurdumuzun ihtiya&ccedil;ları ile bağdaşmayacağı iddiası ge&ccedil;erli g&ouml;r&uuml;lmemiştir. <br />
Bundan başka, uygar bir ulusun gelişmiş, ileri bir kanunun T&uuml;rkiye Cumhuriyetinde uygulama ortamı bulamayacağı d&uuml;ş&uuml;ncesi sakat g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bu tez, T&uuml;rk ulusunun uygarlık yeteneğine sahip bulunmadığını belirten bir mantık dizisine varılmasıyla sonu&ccedil;lanabilir. Halbuki olayların ger&ccedil;eği, durum ve tarih bu iddianın tamamen tersidir. T&uuml;rk yenileşme tarihi tanık tutularak denilebilir ki: T&uuml;rk ulusu y&uuml;zyılımızın gereklerine uygun olarak v&uuml;cuda getirilen kabul edilebilir ve sağlam ve akıl ve zeka ile yoğrulmuş yeniliklerden hi&ccedil;birine karşı &ccedil;ıkmamıştır&#8230;.<br />
Unutmamak gerektir ki T&uuml;rk ulusunun kararı &ccedil;ağdaş uygarlığı kayıtsız ve koşulsuz b&uuml;t&uuml;n ilkeleri ile kabul etmektir. Bunun en a&ccedil;ık ve canlı kanıtı devrimimizin kendisidir. &Ccedil;ağdaş uygarlığın T&uuml;rk toplumu ile bağdaşmayan noktaları g&ouml;r&uuml;l&uuml;yorsa bu T&uuml;rk ulusunun beceri ve yeteneğindeki eksiklikten değil, onu gereksiz bir bi&ccedil;imde sarıp sarmalamış orta&ccedil;ağ &ouml;rg&uuml;t&uuml; ve dinsel bazı d&uuml;zenlemeler ve kurumlardandır. <br />
Şu yanı da belirtmek gerektir ki: &ccedil;ağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla y&uuml;r&uuml;yen T&uuml;rk ulusu, &ccedil;ağdaş uygarlığı kendisine değil, kendisi &ccedil;ağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal olursa olsun ayak uydurmak zorundadır. Yaşamak kararında olan bir ulus i&ccedil;in bu şarttır. <br />
Kuşku yoktur ki, kanunların amacı herhangi bir gelenek ve g&ouml;renek veya yalnız vicdanla ilgili olması gereken dinsel h&uuml;k&uuml;mler değil, siyasal, toplumsal, ulusal birliğin her neye mal olursa olsun g&uuml;vencesi ve tatminidir. Y&uuml;zyılımız uygarlığına mensup devletlerin ilk ayırıcı nitelikleri din ile d&uuml;nyayı ayrı g&ouml;rmektedir. <br />
Bunun tersi, devletin kabul ettiği din esaslarını kabul etmeyen kimselerin vicdanlarını baskı altına almak olur. Bunu y&uuml;zyılımızın devlet anlayışı kabul edemez. <br />
Din, devlet g&ouml;z&uuml;nde vicdanlarda kaldık&ccedil;a saygındır ve temizdir. Dinin h&uuml;k&uuml;m halinde kanunlara girmesi tarihin akışında &ccedil;oğu kez h&uuml;k&uuml;mdarların, zorbaların, g&uuml;&ccedil;l&uuml;lerin keyif ve isteklerini tatmine aracı olması sonucunu getirmiştir. <br />
Dini d&uuml;nyadan ayırmakla y&uuml;zyılımızın devleti, insanlığı tarihin bu kanlı sıkıntısından kurtarmış ve dine ger&ccedil;ek ve sonsuz bir taht olan vicdanı ayırmıştır. &Ouml;zellikle &ccedil;eşitli dinlere mensup uyruklara sahip devletlerde tek bir kanunun b&uuml;t&uuml;n toplumda uygulanma yetkinliğini kazanabilmesi i&ccedil;in bunun dinle ilişkisini kesmesi ulus egemenliği i&ccedil;in de bir zorunluluktur. </p>
<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; kanunlar dine dayanırsa, vicdan &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kabul zorunluluğunda bulan devlete, &ccedil;eşitli dinlere girmiş uyrukları i&ccedil;in ayrı ayrı kanun yapmak gerekir. Bu durum y&uuml;zyılımız devletinde temel koşul olan siyasal, toplumsal, ulusal birliğe tamamen aykırıdır. Anımsatmak gerekir ki devlet yalnız uyrukları ile değil yabancılarla da ilişki i&ccedil;indedir. Bu durumda olanlar i&ccedil;in kapit&uuml;lasyon adı altında ayrı h&uuml;k&uuml;mler kabul etmek zorunluluğu doğar. &#8230;&rdquo;<br />
Cumhuriyet, imparatorluktan şeriata dayalı kurallarla, din ile ilgisi olmayan, iki ayrı yasanın bulunduğu ve bunları uygulayan iki t&uuml;r mahkemeden oluşan birlikten yoksun bir hukuk sistemiyle bir adalet &ouml;rg&uuml;t&uuml; devralmıştı. &Ouml;te yandan Osmanlı adalet d&uuml;zenine g&uuml;ven duyulmaması, Lozan barış g&ouml;r&uuml;şmelerinde Avrupa devlet temsilcilerinin imparatorluk d&ouml;neminde elde etmiş oldukları ayrıcalıkları yeni T&uuml;rkiye&rsquo;de de s&uuml;rd&uuml;rmek istemelerine neden olmuştu. Ancak T&uuml;rk delegeleri, tam bağımsızlık anlayışıyla bağdaşmayan bu t&uuml;r kapit&uuml;lasyon isteklerini şiddetle reddetmişlerdi. Sonunda, T&uuml;rk delegelerinin adalet sisteminde gerekli d&uuml;zenlemenin yapılacağını belirten yazılı bir a&ccedil;ıklama yapmaları konusunda anlaşılmıştı. Barış antlaşmasının ekleri arasına alınan a&ccedil;ıklamaya g&ouml;re, T&uuml;rk h&uuml;k&uuml;meti beş yıllık s&uuml;re i&ccedil;inde batılı hukuk&ccedil;uların yardımıyla s&ouml;z konusu d&uuml;zeltimleri yapması gerekiyordu. <br />
Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda hemen her alanda olduğu gibi hukuk alanında da yeniliklere girişilmiş ve yapılacak yeniliklerle ilgili komisyonlar kurulmuştur. &Ouml;zg&uuml;n bir medeni yasa hazırlamak i&ccedil;in kurulan komisyonun başarılı olmaması &uuml;zerine, gerek hukuk devrimini bir an &ouml;nce ger&ccedil;ekleştirmek, gerek Lozan barışının y&uuml;k&uuml;ml&uuml;l&uuml;klerinden kurtulmak amacıyla İsvi&ccedil;re medeni yasasının alınmasına karar verilmiştir.<br />
Yepyeni bir medeni yasanın hazırlanması yıllarca s&uuml;rerdi. Ayrıca, bu bi&ccedil;imde yapılan &ccedil;alışmalarda &ccedil;eşitli &uuml;lkelerin yasalarından yararlanacak tam b&uuml;t&uuml;nsel bir yapıt oluşmayacaktı. Belli başlı ileri &uuml;lkelerin medeni yasaları incelendi sonu&ccedil;ta İsvi&ccedil;re medeni yasasının alınması kararlaştırıldı. Bu se&ccedil;imin nedeni şunlardır: İsvi&ccedil;re medeni yasası, uygar &uuml;lkelerin yaptıkları yasaların sonuncusuydu. Bu nedenle &ccedil;ok modern bir g&ouml;r&uuml;şle hazırlanmıştı. İsvi&ccedil;re medeni yasası hem &ccedil;ok yeniydi hem de kavramları &ccedil;ok a&ccedil;ıktı. Dili de herkes&ccedil;e anlaşılacak kadar basitti. Yargıca b&uuml;y&uuml;k hareket serbestliği sağlıyordu. &Ouml;zellikle bor&ccedil; ilişkilerine ait b&ouml;l&uuml;m&uuml;, ekonomik hayata canlılık verecek derecede toplumsal yapımıza uyuyordu. Bu yasa bor&ccedil;lara ilişkin b&ouml;l&uuml;m&uuml;yle birlikte, uzman bir kurulca T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;ye &ccedil;evrildi. Hazırlanan iki tasarı 16 ve 22 Nisan 1926 tarihinde TBMM&rsquo;since kabul edildi. Her iki yasa da 4 Ekim 1926&rsquo;da y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girdi. T&uuml;rk medeni yasası kişinin hak ve bor&ccedil;larını, aile ve miras kurumlarını, T&uuml;rk Bor&ccedil;lar Yasası da her bi&ccedil;im ve bor&ccedil; doğuran ilişkileri kapsamaktadır. Bu iki yasa bir b&uuml;t&uuml;nd&uuml;r. <br />
Batıdan alınan Medeni Yasa&rsquo;yı değişik alanlarda kabul edilen başka yasalar izlemiştir. B&ouml;ylece Cumhuriyet&rsquo;in temel laik hukuk d&uuml;zeni oluşturulmuştur. Bunlar; Bor&ccedil;lar Yasası, T&uuml;rk Ceza Yasası, Alman yasaları &ouml;rnek alınarak hazırlanan Ticaret Yasası ve Hukuk Muhakemeleri Usul&uuml; Yasası 1926 tarihinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girmiştir. 1929 tarihinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren yasalar ise, yine Alman yasaları esas alınarak hazırlanan Ceza Muhakemeleri Usul&uuml; Yasası ve Deniz Ticareti Yasası&rsquo;dır. Ayrıca aynı yıl kabul edilen İcra ve İflas yasası y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girerek hukuk alanındaki gerekli yapı kurulmuştur.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/gecikmis-ve-tamamlanmamis-bir-uygulama-toprak-reformu" rel="bookmark" class="crp_title">Gecikmiş ve Tamamlanmamış Bir Uygulama: Toprak Reformu</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/misak-i-milli-ulusal-ant-hazirlanmasi-ve-degeri" rel="bookmark" class="crp_title">MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL ANT): HAZIRLANMASI VE DEĞERİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/kilikyalilar-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">KİLİKYALILAR CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trakya-pasaeli-mudafaa-heyet-i-osmaniye-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRAKYA-PAŞAELİ MÜDAFAA HEYET-İ OSMANİYE CEMİYETİ</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/trabzon-ve-havalisi-adem-i-merkeziyet-cemiyeti" rel="bookmark" class="crp_title">TRABZON VE HAVALİSİ ADEM-İ MERKEZİYET CEMİYETİ</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-cikarilmasi">Türk Medeni Kanunu’nun Çıkarılması</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/turk-medeni-kanunu%e2%80%99nun-cikarilmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1924 Anayasası ve Özellikleri</title>
		<link>http://www.inkilap.info/1924-anayasasi-ve-ozellikleri</link>
		<comments>http://www.inkilap.info/1924-anayasasi-ve-ozellikleri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 18:18:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Laik Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.inkilap.info/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu) olağanüstü dönemin, olağanüstü koşulları içinde çıkarılmış dinamik bir dönemin yetersiz bir anayasası idi. Daha sonra, koşullar değişmiş, Cumhuriyet ilan olunmuş, Türk devrimi ihtilal evresinden yeniden düzenleme evresine yönelmişti. Yeni Türkiye’nin yeni bir Anayasaya gereksinimi vardı. TBMM’nde çalışmalar ve görüşmeler sonucunda, 20 Nisan 1924’te 105 maddeden oluşan yeni [...]<p><a href="http://www.inkilap.info/1924-anayasasi-ve-ozellikleri">1924 Anayasası ve Özellikleri</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu) olağanüstü dönemin, olağanüstü koşulları içinde çıkarılmış dinamik bir dönemin yetersiz bir anayasası idi. Daha sonra, koşullar değişmiş, Cumhuriyet ilan olunmuş, Türk devrimi ihtilal evresinden yeniden düzenleme evresine yönelmişti. Yeni Türkiye’nin yeni bir Anayasaya gereksinimi vardı. TBMM’nde çalışmalar ve görüşmeler sonucunda, 20 Nisan 1924’te 105 maddeden oluşan yeni Anayasa kabul edildi.</p>
<p>20 Nisan 1924’te kabul edilen yeni devletin ikinci Anayasası, Milli Mücadelenin kazanılmasından ve Cumhuriyetin ilanından sonra, demokrasi ilkesine değer veren bir anayasa olarak düzenlendi.<br />
<span id="more-104"></span><br />
1924 Anayasası, dayandığı ilkeler bakımından, 1789 Fransız İhtilali’nden itibaren gelişen bireyci ve özgürlükçü hukuksal ve siyasal yaklaşımı temsil etmektedir. Bu Anayasa hazırlanırken, 1921 tarihli Anayasanın dayandığı temel esaslardan esinlenilmiştir. Ulusal egemenlik, tek meclis ve kuvvetler birliği ve meclisin üstünlüğü prensipleri, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’ndan alınmış ve geliştirilmiştir.</p>
<p>1924 Anayasası, egemenliğin yalnızca millete ait olduğu ve ancak TBMM tarafından kullanılacağı temeline uygun olarak hazırlanmıştır. Kayıtsız ve şartsız ulus egemenliği düşüncesinden hareket eden Anayasanın siyasal sistemi, böylece devlet içinde Büyük Millet Meclisi tarafından temsil olunan; tek kuvvet, tek meclis ilkesine dayanmaktadır. 1924 Anayasası meclis hükümeti ile parlamenter hükümet sistemi arasında bir köprü görevi görmüştür. 1924 Anayasası, 1921 Anayasasından daha yumuşak bir kuvvetler ayrımına yer vermiştir. Milli egemenlik ve meclisin üstünlüğü sistemini geliştirmiş, Anayasa alanını daha geniş ve yaygın bir şekilde düzenlemiş, kamu özgürlüklerine geniş yer vermiştir.</p>
<p>1924 Anayasası 6 bölüm ve 105 maddede oluşmuştur. Bu anayasada da ulusal egemenlik, tek meclis ve kuvvetler birliği, meclisin üstünlüğü ilkesi temel olarak benimsenmiş ve ele alınarak geliştirilmiştir.</p>
<p><strong>1924 Anayasası’nın temel özellikleri şunlardır:</strong></p>
<p><strong>Cumhuriyet İlkesi:</strong> 1924 Anayasası Cumhuriyet ilkesini temel almıştır. Nitekim anayasanın 1. Maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” demektedir. Bu hükümle devletin yönetim şeklinin “cumhuriyet rejimi olduğu” belirtilerek, ülkeyi idare edeceklerin ancak seçim yoluyla bu hakkı elde edebilecekleri kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>Milli Egemenlik İlkesi</strong>: 1924 Anayasası 3. Maddesinde “hâkimiyet kayıtsız milletindir” denilmektedir. Bu hükümle anayasa millet egemenliğini kabul etmiştir. Bu hüküm aynı zamanda demokratik bir devlet düzeninin ilk hareket noktası olmuştur. Türk Milleti, egemenliğinin sahibi olduğunu verdiği Millî Mücadele ile bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Bu egemenlikte artık hiçbir kişinin veya dini inanç ve kurumun ilişkisi yoktur. Millet egemenliğinin sahibidir. Bu egemenlik Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla kullanılır. Türkiye büyük Millet Meclisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olup millet adına egemenlik hakkını kullanmaya yetkili tek organdır.</p>
<p><strong>Güçlerin Birliği ve Büyük Millet Meclisi’nin Üstünlüğü:</strong> 1924 Anayasası da güçler birliği sistemini kabul etmiştir. Anayasanın 5 nci Maddesi “yasama yetkisi ve yürütme gücü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır” demektedir. Bu anayasada da kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmemiştir.</p>
<p>Büyük Millet Meclisi’nin üstünlüğü vardır. Meclisin üstünde bir kuvvet yoktur. Bu nedenle meclis ancak kendini fesh edebilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi devletin organları içinde en üst organdır. Milletin tek temsilcisidir, yasama yetkisini meclis doğrudan kendisi kullanır. Yürütme yetkisini kendisi tarafından seçilecek bir cumhur başkanı ve onun atayacağı bakanlar kurulu aracılığıyla kullanır.</p>
<p>1924 Anayasası’na göre devletin temel nitelikleri bu anayasanın devrimci yapısını da yansıtmaktadır. 1924 Anayasası’nın 2 nci Maddesi ile; Türkiye Devleti’nin dininin İslâm olduğu, resmi dilinin Türkçe olduğu ve devlet merkezinin Ankara olduğu açıklanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gerçekleştirilen köklü atılım ve devrimlerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sosyal ve ekonomik karakteri de ortaya konmuş ve bunlar 1937 de Anayasa’nın 2.nci maddesinde yapılan değişikliklerle anayasaya dahil edilmiştir. Böylece Türkiye Devleti’nin “Cumhuriyetçi, milliyetçi, laik, halkçı, devletçi ve inkılâpçı” bir devlet olduğu anayasayla da belirtilmiştir. Bu özellikleri ile Türkiye, hukuksal olarak çağdaş ve modern bir devlet olmuştur.</p>
<p>1924 Anayasası’na göre yasama organı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Meclis egemenliği millet adına kullanacak olan tek yetkili organdır. Meclis yasama görevini doğrudan kendisi yapmaktadır. Bu görevler arasında; “Kanun koymak, tefsir etmek, kanunları değiştirmek, kaldırmak, devletlerle sözleşmeler yapmak, barış yapmak, savaş ilan etmek, devlet bütçesini incelemek, para basmak, genel ve özel af çıkarmak, idam kararlarını onaylamak” gibi yasama görevleri bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’yı, üyelerinden 1/3 nün teklifi ile 2/3 nün çoğunluk oyuyla değiştirebiliyordu. Ayrıca yürütme meclisi fesih edemiyordu.</p>
<p>1924 Anayasası’nın beşinci maddesi ile yürütme kudreti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanmıştır. Ancak Meclis bu görevini kendisi tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) aracılığıyla kullanmaktadır. Yürütmenin en üst organı olarak Cumhurbaşkanı öngörülmüş ve yürütme görevini yapacak organ olarak bugünkü anlamda bir Başbakan ve onun belirlediği bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu olarak belirtilmiştir. Bakanlar, Başbakan tarafından belirlenir, Cumhurbaşkanınca tasdik edilir ve meclisin onayına sunulurdu. Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman Hükümeti denetleyebilir ve düşürebilirdi.</p>
<p>1924 Anayasası yargı yetkisini bağımsız mahkemelere vermiştir. Anayasa yargı organlarının verdiği kararların, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile İcra Vekilleri Heyeti’nce değiştirilemeyeceğini ve yerine getirilmesine mani olunamayacağını hüküm altına alarak, yargı kararlarına hem teminat hem de bağımsızlık getirmiştir. 1924 Anayasası, 1921 Anayasası’nın aksine yargı kuvvetini Meclise vermemiş, bağımsız mahkemelere bırakmıştır.</p>
<p><strong>1924 Anayasası’nda Yapılan Değişiklikler:</strong></p>
<p>1924 Anayasası’nda 1924’ten 1960 yılına kadar bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler şunlardır:</p>
<p>10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasa’nın 2 maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır” hükmü çıkarılmıştır. Ayrıca milletvekillerinin yeminlerindeki vallahi kelimesi “namusum üzerine söz veririm” ifadesiyle değiştirilmiştir. Yine Meclisin görevleri arasında yer alan “ahkam-ı şer’iye’nin tenfizi” (dinsel hükümlerin yerine getirilmesi) hükmü anayasadan çıkartılmıştır.</p>
<p>Bu değişikliklerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çağdaş ve laik bir devlet olması amaçlanmış ve laik devlet anlayışına yönelinmiştir.</p>
<p>5 Aralık 1934’de yapılan değişikliklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilebilme hakkı verilmiş ve seçmen yaşı 18’den 22’ye çıkartılmıştır.</p>
<p>5 şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasanın 2. maddesine dahil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmiştir.</p>
<p>10 Ocak 1945’de ve 24 Aralık 1952’de yapılan değişikliklerle Anayasa’nın dili üzerinde değişikliklere gidilmiştir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun süre yürürlükte kalan Anayasası niteliğindeki 1924 Anayasası, 27 Mayıs 1960 hareketine kadar yürürlükte kalmış ve bu hareketle birlikte yürürlükten kalkmıştır.</p>
<p>Modern hukuk kurallarını benimsemek durumunda olan genç Cumhuriyet, aynı zamanda laiklik ilkesini hukuk alanına da uygulamak ve kanun koyarken dini esaslara bağlı kalmadan, kanunları, modern çağın gereklerine dayandırmak zorundaydı.</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.inkilap.info/1961-anayasasi%e2%80%99nin-getirdikleri" rel="bookmark" class="crp_title">1961 Anayasası’nın Getirdikleri</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/yeni-rejimin-temelleri-atiliyor-1921-anayasasi-ve-getirdikleri" rel="bookmark" class="crp_title">Yeni Rejimin Temelleri Atılıyor: 1921 Anayasası ve Getirdikleri</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/yeni-rejimin-adi-cumhuriyet" rel="bookmark" class="crp_title">Yeni Rejimin Adı: Cumhuriyet</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/1982-anayasasi-ve-ozellikleri" rel="bookmark" class="crp_title">1982 Anayasası ve Özellikleri</a></li><li><a href="http://www.inkilap.info/anayasalarda-yurttaslik-kavrami-ve-gelisimi" rel="bookmark" class="crp_title">Anayasalarda Yurttaşlık Kavramı ve Gelişimi</a></li></ul></div><p><a href="http://www.inkilap.info/1924-anayasasi-ve-ozellikleri">1924 Anayasası ve Özellikleri</a> is a post from: <a href="http://www.inkilap.info">İnkılap Tarihi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.inkilap.info/1924-anayasasi-ve-ozellikleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

