Ana içeriğe atla

Sanayi Alanında Yapılan Yenilikler

Türkiye, çeşitli sanayilerin kurulabileceği ve gelişebileceği her türlü ham madde kaynaklarına sahip bulunuyordu. Bu nedenle Türkiye’de milli ve modern bir sanayi kurulmalıydı. Atatürk sanayileşmenin gerekliliğini şu sözlerle ifade ediyordu:

Sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük-küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan müdafaası olmak üzere, mahsullerimizi kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refah seviyesi yüksek Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zarurettir.


Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayileşmeyi gerçekleştirebilmek için özel sektör yeterli sermayeye ve deneyime sahip değildi. 1924’te ulusal sermaye birikimini sağlamak amacıyla Türkiye İş Bankası kuruldu. 1929 yılına kadar kurulan banka sayısı 27’si yöresel olmak üzere 29’u buldu. Büyük sanayi tesislerinin kurulması işi devlet tarafından üstlenildi. Bununla beraber devlet, özel sektöre bırakılan sanayi alanında faaliyetleri de korumayı prensip olarak kabul etti.

Belirlenen kararlara göre düzenlenen sanayi programının başlıca konuları şöyleydi:

1. Mevcut sanayi tesislerini korumak ve yenilerinin yapılmasını teşvik etmek.
2. Ülkenin ihtiyaç duyduğu büyük sanayi tesislerini devlet eliyle kurmak.
3. Sanayi için gerekli elemanları yetiştirmek amacıyla teknik öğretim okulları açmak.

Osmanlı Devleti zamanından cumhuriyet yönetimine kalan yıpranmış haldeki sanayi tesislerini kullanılır hale getirmek ve işletmek için 1925’te Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu. Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası, özel sektöre kredi vermek, devlete ait olup da kendisine devredilecek fabrikaları işletmekle görevlendirildi. Daha sonra bu banka adını Sümerbank adını aldı. Sümerbank bünyesinde kurulan çimento fabrikaları ve demir çelik tesisleri zamanla bağımsız bir kuruluş haline geldi. 1925’te şeker fabrikaları için özel teşvik ve imtiyazlar getiren bir kanun kabul edildi. Alpulu ve Uşak şeker fabrikaları kuruldu.

28 Mayıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu (Sanayiyi Özendirme Kanunu) çıkarıldı. 1929 Dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi de etkilemesi üzerine 1933’de planlı ekonomiye geçildi. Birinci Beş yıllık kalkınma planı (1933-1938) uygulandı. Yurdun çeşitli bölgelerinde fabrikalar açılarak kalkınmada bölgeler arası bir denge kurulmaya çalışıldı. 1935’te yer altı kaynaklarını işletmek ve elektrik santralleri kurmak amacıyla Etibank,maden aramak ve bulmak içinde Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) kuruldu.

1938’de çıkartılan İkinci Beş yıllık Kalkınma Planı ise İkinci Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşulları nedeniyle uygulamaya konulamadı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Mondros Anlaşmasının 24 Maddesine göre Müttefikler Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas’tan oluşan Vilayet-i Sitte Bölgesini gerekli gördüklerinde işgal edebileceklerdi. Müttefiklerin ve Ermeni Patriğinin çalışmaları Bölgenin Ermenilere verilmek istendiğini gösteriyordu. Bu gelişmeler üzerine Doğu kökenli Osmanlı milletvekilleri Meclis içinde Şark Vilayetleri Grubunu oluşturup ortak bir çalışma içine girmişlerdi. Avrupa’nın yetkili çevrelerine yönelik yaptıkları çalışmalarla Doğu Anadolu nüfusunun Müslüman olduğunu ve Ermenilere vermenin haksızlık olacağını savunuyorlardı. Bunlardan Erzurumlu Hoca Raif Efendi ile Diyarbakırlı Süleyman Nazif öncülüğünde bir ekip 4 Aralık 1919’da, Doğu Anadolu’daki Müslüman halkın hukukunu korumak için İstanbul’da Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adında bir örgüt kurmuşlardı. Cemiyetin başkanlığına Eski Bitlis Valisi Mahmut Nedim, yönetim kurulu üyeliklerine de Diyarbakır Milletvekili Rasim, eski Beyrut Valisi İsmail Hak

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan ’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağı

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur. Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış o