Ana içeriğe atla

Bayındırlık Alanında Yapılan Yenilikler

Anadolu’yu imar etmek, cumhuriyet yönetiminin önemle ele aldığı bir konu olmuştur. Şehirler yeniden onarılırken, eğitim, sağlık ve sanayi amaçlı binaların artırılmasına önem verilmiştir.

Kara ve demir yolları ihtiyaca cevap verecek durumda olmadığından, temel ulaşım ağı kurulmasına önem verilerek, devletin etkinliğinin artırılmasına, ülkenin güvenliğinin sağlanmasına, milli ekonominin geliştirilmesine azami çaba gösterilmesi ilkeleri benimsenmiştir. Ülke içinde bir ulaşım ağının kurulması askeri yönden de gerekliydi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dünyada en yaygın ulaşım türü, demir yolu idi. Ayrıca demir yolu o dönemde yurdun ekonomik ve doğal şartlarına en elverişli ulaşım şekliydi. 1924 yılında kabul edilen kanunlarla demir yollarının yapımına başlandı. Bir yandan yabancıların işlettiği demir yolları satın alınırken, diğer yandan yenilerinin yapımına hız verildi. Ankara-Kayseri-Sivas-Erzurum, Sivas-Samsun-Çarşamba, Zonguldak-Ankara, Sivas-Malatya-Fevzipaşa, Malatya-Diyarbakır hatlarıyla yurdun bütün önemli merkezleri birbirine bağlandı. Ayrıca, Balıkesir-Kütahya hattı ile Kuzeybatı Anadolu yeni hatlarla birleşti. Yapılan bu demir yollarının, ülke kaynaklarıyla bitirilmiş olması kayda değer bir olaydır. 1927’de Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olarak Devlet Demir Yolları ve Limanları Genel Müdürlüğü kuruldu.

Kara yollarının yapımına 1950 yılından itibaren büyük önem verilmiş, büyük şehirler düzgün kara yolları ile birbirine bağlanmıştır.

Cumhuriyet Hükümeti, deniz ulaşımına da büyük önem verdi. Lozan’da elde edilen işletme hakkı ile Türk liman ve iskeleleri arasında yük ve yolcu taşıma hakkı Türk gemilerine verilmişti. Satın alınan yeni gemilerle deniz ticaret filosu güçlendirildi. Türk armatörlere kredi kolaylıkları sağlandı. Özel sektör gemi yapımına ve işletmeciliğine teşvik edildi. 1930’dan sonra ise gemi inşası ve işletmeciliğinde devlet ön plana çıktı. Limanlar yapılarak deniz ulaşımı, iç ve dış ticaretin gelişmesi yolunda önemli adımlar atıldı. Türk kıyıları arasında düzgün posta seferleri işletme tekeli Denizyolları İşletmesi İdaresi ’ne verildi. Deniz yollarını ve ticaret filosunu güçlendirmek için 1937’de Denizbank kuruldu.

Türkiye’de ilk Milli Hava Ulaştırma Teşkilatı 1933’te Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi adıyla kuruldu. İlk ticari seferlerini Ankara, Eskişehir ve İstanbul arasında yaptı. Yeni hava meydanları yapıldı. Uçak bakım onarımı için tesisler inşa edildi. Milli Hava Ulaştırma Teşkilatı 1938’de Devlet Hava Yolları Umum Müdürlüğü adını aldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Mondros Anlaşmasının 24 Maddesine göre Müttefikler Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas’tan oluşan Vilayet-i Sitte Bölgesini gerekli gördüklerinde işgal edebileceklerdi. Müttefiklerin ve Ermeni Patriğinin çalışmaları Bölgenin Ermenilere verilmek istendiğini gösteriyordu. Bu gelişmeler üzerine Doğu kökenli Osmanlı milletvekilleri Meclis içinde Şark Vilayetleri Grubunu oluşturup ortak bir çalışma içine girmişlerdi. Avrupa’nın yetkili çevrelerine yönelik yaptıkları çalışmalarla Doğu Anadolu nüfusunun Müslüman olduğunu ve Ermenilere vermenin haksızlık olacağını savunuyorlardı. Bunlardan Erzurumlu Hoca Raif Efendi ile Diyarbakırlı Süleyman Nazif öncülüğünde bir ekip 4 Aralık 1919’da, Doğu Anadolu’daki Müslüman halkın hukukunu korumak için İstanbul’da Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adında bir örgüt kurmuşlardı. Cemiyetin başkanlığına Eski Bitlis Valisi Mahmut Nedim, yönetim kurulu üyeliklerine de Diyarbakır Milletvekili Rasim, eski Beyrut Valisi İsmail Hak

Laiklik İlkesi

Laiklik akılcılık ilkesinin yaşama uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmış evrensel bir ilkedir. Laiklik, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür. Laiklik kelimesi değişik ve çelişkili anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Dilimize Fransızca’dan “laic, laiquee” sözcüklerinden geçmiştir. Kökü ise Latince’den “laicus” ve Yunanca “laikos” dan gelmektedir. Laikos din adamı niteliği ve yetkisini taşımayan kişi anlamı taşımaktadır. Laikos, halk anlamına gelen “laos” kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye ‘‘halk’’ olarak çevrilmişse de gerçekte ‘‘avam’’ ya da ‘‘ahali’’ hatta ‘‘reaya’’ kavramlarına daha yakındır. Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Osmanlılarda “La-dini’’ (dinsiz) kavramıyla da karşılanmıştır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir. Laik Hukuk, dini olmayan, dini ilkelerden kaynaklanmayan hukuk demektir. Laik devlet ise, dini k

Halkçılık İlkesi

Milliyetçiliğin tabii sonucu olan halkçılık , çağdaş demokrasi prensibinin temelini teşkil eder. Halkçılığın tarifini yapmadan önce halk sözcüğü üzerinde durmak gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, halk sözcüksinin farklı tanımlarını yapmak mümkündür. Aynı ülkede yaşayan, aynı uyruktan olan insanlara halk denildiği gibi, ayrı ülkelerde yaşayan, aynı soydan gelenlere (Yahudi Halkı) ve aynı ülkede yaşayan farklı soylara da (Sovyetler Birliği) halk denmektedir. Bütün bunların yanında kabul gören bir başka tanımda; muayyen bir zaman ve yerde yaşayan insan topluluklarına halk denmektedir. Cumhuriyet dönemine kadar bizde halk yerine, ahali sözcüksi kullanılmaktaydı. Ahali anlayışını yıkan Atatürk, Türkiye halkını şöyle tarif etmektedir. “Türkiye halkı, ırken, dinen ve kültürel olarak birleşmiş, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle doldurulmuş, gelecekleri ve menfaatleri ortak olan sosyal bir topluluktur”. Görüldüğü gibi Atatürk, herhangi bir ayırımcılığı kabul etme