Ana içeriğe atla

Lozan Barış Antlaşması

3-11 Ekim 1922 tarihleri arasında yapılan Mudanya Ateskeş antlaşması sırasında, İsviçre’nin Lozan kentinde kalıcı bir barış antlaşmasına yönelik konferansın toplanmasına karar verilmiştir. Bu konferansa Fransa, Türkiye, İngiltere, Yunanistan, ABD, Romanya, Sırp-Hırvat-Slovan Krallığı (Yugoslavya) ve Japonya katılacaktı. Boğazlar sorunu görüşülürken Bulgaristan, Sovyet Rusya, Ukrayna ve Gürcistan temsilcileri de bu konferansa katılabileceklerdi. ABD ise konferansa gözlemci olarak katılabilecekti.

Türkiye’yi Lozan Barış görüşmelerinde, Dışişleri Bakanlığına getirilen İsmet Paşa’nın başkanlığındaki bir heyetin temsil etmesine karar verilmiştir. İtilaf devletlerinden özellikle İngiltere, Ankara hükümetini Lozan Barış masasında zayıf düşürmek amacıyla, bu barış görüşmelerine İstanbul hükümetini de çağırmışlardır. İstanbul Hükümeti’nin başında bulunan Sadrazam Tevfik Paşa bu durum karşısında Ankara’ya telgraflar çekerek ortak davranmayı teklif etmiştir. M.Kemal bu olumsuz koşulu ortadan kaldırmak için Meclis’e verilen bir yasa önerisinin kabulü ile 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırarak, Lozan’daki temsil konusunu bir sorun olmaktan çıkarmıştır. Böylece Lozan Barış görüşmelerine sadece TBMM hükümeti’nin temsilcileri katılmışlardır.

20 Kasım 1922’de toplanan Lozan Barış Konferansı’nın başkanı, İngiltere Dışisleri Bakın Lord Curzon’dur. Bu konferansta asıl mücadele Türkiye ile İngiltere arasında geçmiştir. İtilaf devletlerinin Sevr Antlaşmasını esas almaya çalışmalarına Türk heyeti büyük bir direnme göstermiş ve tarafların anlaşmazlıkları yüzünden görüşmeler kesintiye uğramıştır. Bu nedenle Lozan Barış görüşmeleri 8 ay kadar sürmüştür.

Lozan Konferansı’nın ilk gününde çeşitli konulara ilişkin üç komisyon oluşturuldu. Bunlardan Lord Curzon’un başkanlığını yaptığı birinci komisyon; toprak, askerlik ve boğazlarla ilgili konularla, İtalyan delegesi Garroni’in başkanlığını yaptığı ikinci komisyon yabancılar ve azınlıklarla ilgili konularla, Fransa delegesi Barer’in başkanlığını yaptığı üçüncü komisyon ise mali ve ekonomik konulara ilişkin sorunlar üzerinde çalışacaktı.

Lozan Konferansı’nda, Türkiye ile itilaf devletleri anlaşmazlığa iten sorunların başında, Türk-Yunan sınırı, boğazlar, Musul, Osmanlı borçları, azınlıklar ve kapitülasyonlar gelmektedir. Müttefikler yeni Türkiye Devleti’nin hem siyasal hem de ekonomik bağımsızlığını etkileyen bu hususlarda inatçı bir tavır takınmışlardır. Bu koşullar altında anlaşmak imkansız olduğundan, görüşmeler 4 Şubat 1923’te sonuçlanamadan dağılmıştır. İsmet Paşa görüşmeler sürerken Ankara’ya yazdığı telgraflarda zor durumda olduklarını itilaf devletlerinin Türkiyen’in egemenlik ve bağımsızlığını engelleyecek isteklerde bulunduklarını ve bu konularda ısrar ettiklerini belirterek Türk ordusunun hazırlıklı olmasını istemiştir. Çünkü Misaki-Milli ile belirlenen sınırları, askeri bir harekat ile gerçekleştirmekten başka yol görünmemektedir. TBMM bu durum karşısında savaş hazırlıklarına başlamış ve yapılan savaş planı bütün ordu birliklerine dağıtılmıştır. İngilizler bu hazırlıkları yakından izliyerek önlemler almaya çalışmıştır, ancak başarılı olamamıştır. İngiliz halkı bile savaştan yana değildir. Çeşitli arabuluculuk görüşmelerinden sonra Lozan Barış görüşmeleri 23 Nisan 1923’de yeniden başlamıştır.

Lozan Konferansı’nın ikinci bölümünde, İngiltere’yi uzlaşmaz, katı temsilcisi Lord Curzon yerine .... temsil etmiştir. Türkiye heyetinin baş delegesi ise yine İsmet Paşa’dır. Türk heyeti ikinci bölümde de kapitülasyonlara kesinlikle karşı çıkmış ve sonuçta kapitülasyonların kaldırılması kararlaştırılmıştır. Musul meseli ve borçlar konusunda ise anlaşmaya varılamadığından, bunların çözümlenmesi Lozan’dan sonraya bırakılmıştır. Ve nihayet tarafların karşılıklı ödünlerle sorunlara çözüm araması sonucunda, 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır.

Lozan Barış Antlaşması’nın Temel Hükümleri



24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla; Türkiye ile itilaf devletleri arasındaki savaş durumu sona ermiş ve yeni Türkiye Devleti ile batılı devletler arasındaki bütün ilişkiler yeniden düzenlenmiştir.

Lozan Antlaşması, üç çeşit kısımdan oluşmaktadır. Bunlar; barış antlaşması onu tamamlayan ekler ve Türkiye ile kimi batılı devletler arasındaki mektuplardır. 143 maddeden oluşan Lozan Antlaşması’nda; siyasal konular, ekonomik ve mali konular, ulaşım ve sağlıkla ilgili konular ve bunların dışındaki çeşitli konuları kapsamaktadır.

Lozan Barıs Antlaşması’nın hükümleri genel olarak şu şekildedir;

-Türkiye ile Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasındaki savaş durumu antlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinden başlayarak bitmiş oluyordu(Madde 1).
-Meriç nehrinin batısına kadar Doğu Trakya Türkiye’ye bırakıldı. Meriç nehri ile Yunanistan arasında sınır olarak kabul edildi. Karaağaç savaş tazminatı olarak Yunanistan’dan alındı. İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye’ye, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adaları Yunanistan’a bırakıldı. Ancak Yunanistan bu adalarda askeri üs kuramayacak, Anadolu kıyıları üzerinde askeri uçak uçuramayacaktı.

-Güney sınırımızda 20 Ekim 1921 tarihli Fransızlarla yapılan Ankara Antlasması’na göre olacaktı.
-Irak sınırı ise Musul sorunu yüzünden belirlenememiştir. İngiltere Musul’u Türkiye’ye bırakmak istemiyordu. Bu nedenle Irak sınırı Türkiye-İngilltere arasında dokuz aylık bir süre içinde çözümlenmek üzere ertelenmiştir.
-Türkiye’de kapitülasyonlar her bakımdan ve tümüyle kaldırılmıştır.Bu haklardan yararlanarak ülkemizde yabancı ticaret kuruluşların da Türk yasalarına uyması zorunluluğu getirilmiştir.

-Azınlıklar sorununa gelince; yeni Türkiye Devleti’nin sınırları içinde yaşayan bütün azınlıkların Türk yurttaşı olduğu kabul edilmiştir. Doğu Trakya ve Anadolu’da bulunan Rumlarla, Yunanistan’daki Türklerin karşılıklı değiştirilmesine, ancak İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin bu değişimin dışında kalmasına karar verilmiştir.

-1854 yılında başlayıp l. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar batıdan alınan ve büyük rakamlara ulaşan devlet borçları, yeni Türkiye Devleti’nin isteği üzerine uzun tartışmalardan sonra Osmanlı Devleti’ninden ayrılan devletler arasında bölüştürülmüştür. Türkiye’ye düşen miktar ise taksite bağlanmıştır. Batılılar Türkiye’nin ödeyeceği miktarın altın veya sterlin olarak ödenmesini istemişler, fakat Türk temsilcileri bu parayı ya Türk parası ya da frankla ödeyebileceklerini söylemişlerdir. Sonunda Türk önerisi kabul edilmiştir. Borçlar konusunun çözümüyle, hem büyük bir borç yükü azaltılmış, hem de ödemede kolaylık sağlanmıştır. Ayrıca Duyun- ı umumiye adı verilen genel borçlar yönetiminin, Türk maliyesi ve ekonomisi üzerindeki denetimi de ortadan kaldırılmıştır.

-Boğazlar sorunu, Lozan’da en uzun tartışmalara sahne olmuştur. Boğazlar stratejik bir konuma sahip olmaları yüzünden tarih boyunca güncelliğini koruyan bir sorun olmuştur. Lozan Konferansı’nda da kesin bir çözüme ulaşılamamış, geçici olarak çözüme bağlanmıştır. Buna göre; barış zamanında askeri bir nitelik taşımayan uçaklar boğazlardan serbestçe geçebileceklerdir. Savaş durumunda ise Türkiye tarafsız kalmışsa, bu ilke aynen geçerli olacaktır. Eğer Türkiye savaşta yer almışsa boğazlar üzerinde istediği gibi davranma hakkına sahip olacaktır. Tarafsız gemi ve uçaklar düşmana yardım etmemek koşuluyla geçiş hakkına sahip olacaktır.

-Barış döneminde ise, askeri nitelik taşıyan gemi ve uçaklar Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerden ve en güçlü donanmaya sahip devletin gemisinden ve uçağından daha fazla iseler boğazlardan geçemeyeceklerdir. Bu niteliği taşımayan askeri nitelikli uçak ve gemiler boğazlardan geçebileceklerdir. Ancak bundan doğabilecek kötü bir sonuçtan Türkiye sorumlu tutulmayacaktır.

-Boğazların savunması içinde, boğazların her iki yakasındaki 15 km’lik bir alan askerden arındırılacaktır. Boğazlardan geçişi ise başkanlığını Türkiye’nin yapacağı uluslar arası bir kurul düzenleyecektir. Ayrıca bu düzenlemeler Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında sürdürülecektir.

Lozan Barış Antlaşması 23 Ağustos 1923 yılında TBMM’nde 227 üyeden 215’inin olumlu oyu ile onaylanmış, buna göre 2 Ekim 1923’te müttefikler İstanbul’u terk etmişler ve Türk Ordusu 6 Ekim 1923’de İstanbul’a girmiştir.

Lozan’da yeni Türkiye Devleti açısından olumlu sonuçlar alınmıştır. Ancak burada İngiltere’yle olan Musul sorunu, egemenlik haklarıyla çelişkili bir nitelik taşıyan boğaz sorunu, Türkiye ile Fransa arasındaki Hatay sorunu, Ege adaları ve Yunanistan’la olan nüfus değişimi konularında çözüm ertelenmiş gibidir.

İngiltere, petrol açısından zengin olan bu bölgeyi Türkiye’ye bırakmak istememiş, hatta Hakkari’de Süryanilerin çoğunlukta olduğunu ve bunların Irak’a göçtüklerini belirterek Hakkari’nin de Irak’a bırakılmasını istemiştir. Bu nedenle Türk-İngiliz gerginliği Milletler Cemiyeti’ne taşınacaktır.

Boğazlarla ilgili egemenlik hakkımızı kısıtlayan madde ise, 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzeltilecektir. Hatay sorununa gelince; Hatay 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile Türkiye sınırları dışında kalmıştı. Lozan’da da Türkiye-Fransa arasında yapılan ön antlaşma aynen kabul edildi. Ancak M. Kemal Paşa’nın sistemli ve bilinçli çalışmaları sonucunda, Hatay 1939 yılında Anavatana katılmıştır.

Yunanlılar ile yaşanan Batı Trakya’daki Türkler ile İstanbul’daki Rumların durumu sorununa gelince; buradakiler 1930’da yerleşik (Etabli) kavramı içine alınarak, yerleşme tarihlerine bakılmamasına karar verilmiş, böylece bu sorun da çözüme kavuşmuştur.

Lozan Barış Antlaşması’nın Önemi



Yeni Türkiye Devleti, Lozan Antlaşması’ndan sonra bütün devletlerle eşit haklara sahip, bağımsız ve saygın bir devlet olarak dünya siyaset sahnesinde yerini almıştır.

Lozan Antlaşması’nın tartışılan, eleştirilen yönleri olabilir. Ancak Lozan Antlaşması iyi bir şekilde değerlendirilirken, o dönemin bütün maddi ve manevi koşullarının göz önünde bulundurulması gerekir. Tamamen çökmüş ve işgal güçlerinin denetimi altında bulunan Osmanlı İmparotorluğu’nun yıkıntısından kurtularak, dört yıl süren zorlu bir savaşın ardından Lozan’a ulaşılmıştır. Bu savaş zannnedildiği kadar kolay kazanılmamıştır. Halk, uzun yıllar süren savaşlar yüzünden perişandır. Hem maddi hem de manevi açıdan hiç bir şeyi kalmamıştır. M. Kemal Paşa, 1919’dan itibaren halkın içindeki manevi gücü yeniden canlandırarak başlattığı Ulusal Bağımsızlık Savaşını, başarıyla sonuçlandırmıştır.

Türk topraklarını sömürgeleştirerek, bu toprakları üzerinde yeni devletler kurmak ve bu toprakları parçalamak amacıyla imzalanan Sevr Antlaşması, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın hem savaş alanında hem de masa başında başarı ile sonuçlanmasıyla tamamen geçersiz kılınmıştır. Sevr Antlaşması mağlup bir imparatorluğa, yenen devletler tarafından zorla imzalatılmış ve ricalarla yumuşatılmaya çalışılmış bir ölüm fermanı şeklindedir. Lozan ise onurlu bir devletin masa başında çetin pazarlıklar yaparak, geçmişin yüklerinden kurtulduğu ve geleceğe bağımsız bir devlet olarak girdiği akılcı bir antlaşmadır. Bu barış antlaşmasıyla Türk Hükümeti mümkün olanı elde etmeyi başarmıştır. Türk toplumunun başta siyasal bağımsızlığı olmak üzere, ekonomik, mali, askeri ve kültürel bağımsızlığı İtilaf devletleri tarafından da kabul edilmiştir. Böylece Türkiye Devleti bütün sömürge uluslara örnek olmuştur.

Lozan hakkı çiğnenen, bağımsızlık ve hürriyeti alınan Türk ulusunun istilacılara karşı kazandığı askeri üstünlüğü tamamlayan siyasal bir zaferdir. Lozan, Misakı Milli’yi gerçekleştirdi ve bütün dünyaya yeni Türkiye Devleti’nin hakkını tanıttı. Türkiye Devleti Lozan Antlaşmasıyla tam bağımsızlığa kavuştu. Eski düşmanlarıyla bütün sorunlarını Lozan’da çözümleyen Türk ulusuna artık devrim ve yükselme yolları açılmıştır.

Lozan Antlaşmasının önemini Mustafa Kemal şöyle açıklamıştır:

“Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Muahedesiyle ikmal edildiği zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılmasını ifade eden bir vesikadır. Osmanlı tarihinde emsali görülmemiş bir siyasi zafer eseridir”.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…