Ana içeriğe atla

Çapanoğulları Ayaklanması

Ayaklanmalar B.M.M.’nin otoritesine karşı büyük bir yangın gibi yayılıyordu. Düzce-Bolu’da çıkan ayaklanmalar sürerken Yozgat yöresinde de ayaklanmalar başladı. Burada yaşayan Çerkezler Osmanlı Hanedanı’na bağlılıklarının etkisi sebebiyle, daha başından beri Ulusal Mücadele’ye karşı hoşnutsuz idiler. Fakat yine de ayaklanmanın patlak vermesinde en önemli etken Osmanlı Hanedanı’na bağlı Çapanoğulları’nın kışkırtıcıliğı oldu. Yozgat Mutasarrıfı Necip Bey, Heyet-i Temsiliye’nin emirlerini dinlemiyordu. Mutasarrıf, Allah’dan, Padişah’dan ve onların kanunlarından başka birşey tanımayacağını bildirmişti. Ankara’da Meclis’in toplanmasını da Padişah’ın arzusuna ve kanunlara aykırı olduğunu ileri sürerek Ankara’ya telgraf göndermişlerdi. Mayıs ayı ortasından itibaren Çapanoğulları tarafından ayaklanma hazırlıkları yapıldığı duyuldu ve Kuvva-yı Milliye burada önlem almaya gerek gördü. Antep’te bulunan KıIıç Ali Bey 80 kişilik bir birlikle Yozgat’a getirildi ve Çapanoğulları gözetim altında tutulmaya çalışıldl. Ancak Vali Yahya Galip Bey bu önlemleri yerinde bulmadığı gibi Çapanoğulları’nın evlerine konan nöbetçileri de kaldırdı. Fakat Ankara tutuklanmalarını isteyince, Mutasarrıf kaçmalarına fırsat verdi. Çapanoğulları’ndan Celal, Edip, Salih, Halit Beyler yörenin azılı eşkıyasından Aynacıoğulları ve Deli Ömer’i yanlarına alarak ayaklandılar. 14 Haziran’da Yozgat’ı işgal ettiler. 23-24 Haziran’da Boğazlıyan da asilerin eline geçti. Ayaklanmanın bu kadar kuvvetlenmesi üzerine, mezhep kışkırtıcılığı propagandaları yaygınlaştı. Tehlike gittikçe büyüyünce, Çerkeş’de bulunan Rafet Bey hemen Çankırı’ya yollandı. Cerkez Ethem, M. Kemal, Fevzi Paşa’lar ve İsmet Bey ile görüştü. Ankara’nın elinde yeterli kuvvet olmadığını gören Ethem, Paşalara karşı tehdit dolu bir şekilde konuşup, sert biçimde eleştirdi. Fakat ayaklanmayı bastırma önerisini kabul etti. O yokken Batı Cephesi sorumluluğunu Fevzi Paşa yüklendi.

Ayaklanmayı bastırmak üzere Genelkurmay Başkanlığı’nca 19 Haziran’da görevlendirilen Ethem, 23 Haziran’da Yozgat’a geldi. Ulusal kuvvetlere karşı silah kullanan Ermenileri de cezalandırdı. 25 ve 27 Haziran’da asilerle yapılan çatışmada, asiler büyük kayıp verdiler ve dağıldılar. Suçlular sert şekilde cezalandırıldılar. Alevi dedesi Galip Dede, asi olduğu halde cezalandırılmadığı için, asilerin bundan sonra Alevileri aldatmaları mümkün olmadı. Galip Dede, bütün gereksinimini sağladığı 400 kişilik bir kuvveti Kuvva-yı Milliye’nin emrine verdi.

22 Haziran’da Yunan saldırısının başlaması üzerine Ethem Bey çağırıldı. Ayaklanmanın elebaşlarının yakalanmadan Ethem kuvvetlerinin geri çağırılması, af edilmiş olan bir çok asinin fırsat bulmasına yol açtı. 500 kişi 5-6 Eylül gecesi Kuvva-yı Milliye emrinde çalışmayacağını söyleyerek birliklerini terk ettiler. Bunun üzerine asiler de çevrede ayaklandılar. Asiler Amasya ile Tokat arasında yağmaya başladılar. Kırşehir’in bazı köylerinde de jandarmaya karşı direnme görüldü. Bunun üzerine Eskişehir’de bulunan “İkinci Kuvva-yı Seyyare” (Ethem Kuvvetleri) ayaklanmayı bastırmakla görevlendirildi. Asilerle yapılan savaşlar kazanıldıysa da kökleri kazınamadı. Küçük gruplar halinde soyguna devam ettiler. 19 Ekim’de Akdağmadeni’ni bastılar. Fakat zamanla güçleri azaldı ve 30 Aralık 1920’den sonra dağıldılar.

Yozgat’ta çıkan ayaklanma böylece bastırıldı. Batı cephesinde Yunan saldırıları ilerleyince Ethem Bey Yozgat’tan geri çağrıldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Mondros Anlaşmasının 24 Maddesine göre Müttefikler Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas’tan oluşan Vilayet-i Sitte Bölgesini gerekli gördüklerinde işgal edebileceklerdi. Müttefiklerin ve Ermeni Patriğinin çalışmaları Bölgenin Ermenilere verilmek istendiğini gösteriyordu. Bu gelişmeler üzerine Doğu kökenli Osmanlı milletvekilleri Meclis içinde Şark Vilayetleri Grubunu oluşturup ortak bir çalışma içine girmişlerdi. Avrupa’nın yetkili çevrelerine yönelik yaptıkları çalışmalarla Doğu Anadolu nüfusunun Müslüman olduğunu ve Ermenilere vermenin haksızlık olacağını savunuyorlardı. Bunlardan Erzurumlu Hoca Raif Efendi ile Diyarbakırlı Süleyman Nazif öncülüğünde bir ekip 4 Aralık 1919’da, Doğu Anadolu’daki Müslüman halkın hukukunu korumak için İstanbul’da Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adında bir örgüt kurmuşlardı. Cemiyetin başkanlığına Eski Bitlis Valisi Mahmut Nedim, yönetim kurulu üyeliklerine de Diyarbakır Milletvekili Rasim, eski Beyrut Valisi İsmail Hak

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan ’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağı

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur. Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış o