Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Koçkiri Ayaklanması

Koçkiri aşireti Hafik (Koçhisar), İmralı, Suşehri, Refahiye, Keğmah, Divriği, Kangal, Zara, ilçeleri ve köylerinde yaşamaktaydı. Aşiret mensupları Kürtçe konuşmakla birlikte Türkçe de biliyorlardı. Aşireti meydana getiren insanların soyadları arasında Oğuz Türklerine ait isimlerde vardı. Selçuklular ve Osmanlı devleti zamanından beri bu bölgelerde yaşamaktaydılar. Mondros Mütarekesini takiben Doğu Anadolu’ da Ermenistan ve Kürdistan devletleri kurulması gündeme gelince; Ermeni Boğos Paşa ile Kürt Şerif Paşa bölgede Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulması hususunda anlaşmaya vararak Paris Barış Konferansı’na müracaatta bulundular. Bu arada “Kürt Yükseltme ve Yardımlaşma Cemiyeti” kuruldu. Koçkiri aşireti reisi Haydar Bey de bu cemiyete girmiş ve bulunduğu bölgede cemiyetin bir kolunu kurmuştu. Derneğin yayın organı olan “Jepin” gazetesinde Kürt devleti kurulması için yazılar yayınlanmakta olduğundan, Haydar Bey’ de bu yayınların etkisi altında bulunmaktaydı.

Bu sırada Sivas Yıl…

Pontus Sorunu

M.Ö. 281’de Samsun-Trabzon arasında bir Pontus Krallığı kurulmuş fakat Romalılar buna M.S. 63’de son vermişlerdi. Bizans zamanında ise Kommen Ailesi, 1203 yılında bir Kırallık kurmuşlardı. Selçuklular zamanında ise Sinop ele geçirildi. Trabzon kuşatıldı ve Türklerle Pontus ilk kez mücadeleye başlamış oldular. Daha sonra Türklere, Moğollara vergi vererek varlıklarını sürdürdüler. Uzun Hasanla anlaşmış olan Pontus Krallığı’na, Fatih Sultan Mehmet 1461’de son verdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküntüye başlaması sonucu, bünyesindeki çeşitli Hristiyan azınlıklar gibi, bu bölgedeki Rumlar da “Pontus Devleti”ni yeniden kurma çalışmalarına başladılar. Bunda dış etken oldukça büyüktü. Merzifon’daki Amerikan Koleji öğretim ve idare kurulunun çalışmalarıyla 1904’de “Pontus Derneği” kuruldu. Çalışmalarını arttırarak kısa zamanda Anadolu’da yaygın bir örgüt haline geldi. Ayrıca “Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti” adıyla, terörcü ikinci bir dernek daha kuruldu. 1920 yılında Pontus çetelerinin tehlikesi…

Delibaş Mehmed Ayaklanması

Bozkır’da Zeynelabidin tarafından daha önceleri çıkarılan ayaklanmalar Konya ve çevresinde bir huzursuzluk ortamı oluşturmuştu. Bozkır olaylarının yatışması, Büyük Millet Meclisi tarafından gönderilen öğüt kurulları Konya halkı üzerinde Kuvva-yı Milliye aleyhindeki tavırları ortadan kaldırmıştı. Ancak İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümeti Kuvva-yı Milliye aleyhindeki tavırlarını devam ettirdiklerinden Konya’daki bu huzur ortamını bozmak için tekrar harekete geçtiler. İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesi Sait Molla ve Teali İslâm Cemiyeti üyesi Zeynelabidin Efendi Konya’da isyan çıkarmak için harekete geçtiler. İsyanda Rum ve Ermenilerle de işbirliği yapılması fikrini kabul ettiler. Zeynelabidin ve Molla Sait halka Milli Kuvvetler aleyhine, Meclis aleyhine propagandaya başlayarak Kuvayı Milliyenin İttihatçılardan oluştuğunu söyleyerek şunları söylemişlerdir:

“Bugün Ankara’da türeyenler, kendilerine millet ve memleket hâdimi ve halâskârı süsünü verenler, dün bütün varlığımızı eriten, kanımı…

İkinci Düzce Ayaklanması

Bolu ve Düzce’de çıkarılan ayaklanmalar bastırılmış ve huzur sağlanmıştı. Ancak bu sırada Yozgat’ta Çapanoğulları ayaklanınca Ethem Bey ile Binbaşı İbrahim Çolak emrindeki kuvvetler Yozgat’a gönderildi. Diğer taraftan Yunan güçleri de Uşak ve Bursa yönünde ilerleyerek, Bursa’yı işgal ettiler. Yunan güçlerinin ilerlemesi üzerine Düzce-Bolu bölgesindeki Binbaşı Nazım Bey emrindeki güçlerin önemli bir bölümü de cepheye gönderildi. Batıda Yunan saldırısı devam ettiği sırada dörtyüz kadar Abaza ve Rum harekete geçerek Nuhveren (Nüfren) ve Efteni çevresinde bazı olaylar çıkardılar ve Abazalar 8 Ağustos 1920’de Düzce’ye girerek kaymakam vekilini, jandarma komutanını, Düzce bölük komutanını, subay ve erleri tutukladılar. Asiler Düzce’ye hakim oldular. Kadı Kemalettin’i kaymakam vekili yaptılar.
İsyanın bastırılması için Düzce’ye kuvvet gönderildi. İsyanın Bolu’ya sıçramaması için de önlem alındı. Diğer taraftan Ali Fuat Paşa Abaza ileri gelenlerine aracılar göndererek ayaklanmadan vazgeçmeler…

Milli Aşireti Ayaklanması

Bir başka kürtçülük olayı da Milli Aşireti’nin ayaklanması oldu. Osmanlı Devleti Kürtlere karşı daima hoşgörülü davranmış ve devletin önemli mevkilerine bile getirmişti. Gerek Meşrutiyet döneminde gerekse B.M.M.’nin açılmasından sonra Meclis’e seçilmek hakları vardı. B.M.M.’ne katılan Yusuf Ziya Bey, Cibranlı Halit Bey’le dostluk kurdu. Halit Bey, Haziran 1920’de Kürt aşiretlerini, “birlik halinde bulunmadıkları için altı yüz yıldır Türk egemenliğinde yaşadıklarını şimdi kurtuluş gününün geldiğini ve silahlanarak harekete geçmeleri için kışkırtıyordu. Ankara’da kurulan Hükümet’in Padişah’ı tanımadığı ve bu Hükümet’in Yunanlılar tarafından ortadan kaldırılacağını yayıyordu. Bu yolda yapılan kışkırtmalar bazı aşiretleri etkiledi. Yüzyıllardır bir arada yaşayan, birbiriyle kültür ve kan bağı ile bağlı olan aynı soydan gelen bu yörenin halkı arasına da İngiliz etkisiyle kışkırtıcılık tohumları saçılıyordu. Bu propogandalardan etkilenen Milli Aşireti, güneydeki İtilaf Devletleri ile ilişki…

Çapanoğulları Ayaklanması

Ayaklanmalar B.M.M.’nin otoritesine karşı büyük bir yangın gibi yayılıyordu. Düzce-Bolu’da çıkan ayaklanmalar sürerken Yozgat yöresinde de ayaklanmalar başladı. Burada yaşayan Çerkezler Osmanlı Hanedanı’na bağlılıklarının etkisi sebebiyle, daha başından beri Ulusal Mücadele’ye karşı hoşnutsuz idiler. Fakat yine de ayaklanmanın patlak vermesinde en önemli etken Osmanlı Hanedanı’na bağlı Çapanoğulları’nın kışkırtıcıliğı oldu. Yozgat Mutasarrıfı Necip Bey, Heyet-i Temsiliye’nin emirlerini dinlemiyordu. Mutasarrıf, Allah’dan, Padişah’dan ve onların kanunlarından başka birşey tanımayacağını bildirmişti. Ankara’da Meclis’in toplanmasını da Padişah’ın arzusuna ve kanunlara aykırı olduğunu ileri sürerek Ankara’ya telgraf göndermişlerdi. Mayıs ayı ortasından itibaren Çapanoğulları tarafından ayaklanma hazırlıkları yapıldığı duyuldu ve Kuvva-yı Milliye burada önlem almaya gerek gördü. Antep’te bulunan KıIıç Ali Bey 80 kişilik bir birlikle Yozgat’a getirildi ve Çapanoğulları gözetim altında tutu…

Cemil Çeto Ayaklanması

Mondros Ateşkesi’nden sonra Doğu Anadolu’da Kürtçülük çalışmaları gösterenler olmuştu. Bir yandan İngilizler bunu kışkırtmış, bir yandan da bazı aşiret reisleri de bu yolda çalışmışlardı. Şeriatın kaldırılmak istendiği ileri sürülerek kışkırtıcılık yapılırken, kürtçülük propagandaları da etkili oluyordu. Fakat yine de büyük bir çoğunluk bunlara kapılmadı. 1920 Mayıs ayında Hıdranlı Aşireti Reisi Hüseyin Paşa Garzan çevresinde “Kürt Teali Derneği”nin bir beyannamesini dağıttı. Bu beyannamede, İtilaf Devletleri’nin Kuva-yı Millîye’yi dağıtacağı ve bir Kürdistan kurulacağı belirtiliyor, silahlanarak, hazırlıklı bulunulması isteniyordu. Hüseyln Paşa’yı misafir eden Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çeto, başka aşiretleri de kürtçülük için kışkırtarak Garzan yöresinde güçlenmeye başladı. Reşkotan aşiretini de kendi yanına çekmek istedi ve hatta kendisine katılmazlarsa zarar görecekleri biçiminde tehdit etti. Fakat Reşkotan Reisi bu tehdide aldırmadı ve Hükümete sadık kaldı. Cemil Çeto harekete …

Yenihan’da Postacı Nazım Ayaklanması

Bu arada, Yenihan'da Postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa’nın ayaklanması, Halife ve Padişah adına genişlemiş ve yayılmıştı. 14 Mayıs’ta 700 kişilik bir asi grubu halkı isyana kışkırttılar. Yakınlarda bulunan Sivas ve Tokat’ta yeterli askeri kuvvet yoktu. Bu nedenle ayaklanma Sivas'ı tehdit edecek duruma geldi. Asilei Zile’ye de saldırdılar. Zile Kalesi’ne çekilmiş olan askeri birlikler, halkın asileri desteklemesi sebebiyle teslim oldular. Ayaklanmayı Beşinci Tümen bastırmakla görevlendirildi. M. Kemal Paşa, gönderdiği emirde, suçsuz olanların kasabayı terk etmelerini ve ulusal kuvvetlere sığınmalarına izin verilmesini, bu çağrıya uyulmazsa kasabanın topa tutulmasını bildirdi. Komutan kasabada 2.400 kişinin bulunduğunu, evlerin ahşap olması sebebiyle bu emri bir süre uygulamadı. Fakat verilen sürede asiler teslim olmayınca kasabayı topa tuttu ve 12 Haziran’da Zile asilerden temizlendi.

Birinci Düzce Ayaklanması

Birinci Dünya Savaşı içinde eşkıya olaylarının yoğunlaştığı yerlerden birisi de Düzce yöresiydi. Burada devlet otoritesi gücünü kaybetmişti. Bazı Çerkez ileri gelenleri daha Kasım 1919’da Kuva-yı Milliye’ye karşı koymaya başlamıştı. Düzce yargıcı ve jandarma komutanı haydutlar tarafından öldürülmüş, silah deposu yağmalanmıştı. Bunun üzerine burada sıkıyönetim ilan edildi ve Binbaşı Mahmut Nedim Bey komutasında kurulan “Asayiş Müfrezesi” Kasım ayı sonunda Düzce’ye gelerek 79 kişiyi tutukladı. 1 Aralık 1919’dan, 31 Ocak 1920’ye kadar İzmit, Düzce, Bolu, Hendek, Zonguldak, Ereğli dolaylarında 335 kişi tutuklandı. Fakat Mahmut Nedim Bey hem Ankara, hem de istanbul yanlısı görünüyor ve kararsız davranıyordu. Ankara’nın kendisine güvenmesi ve onun bu kararsız durumu, yörede İstanbul Fetvası ve Padişah Fermanı’nın çok etkili olmasını, hainlerin, Mustafa Kemal’in ikinci Padişah olmak istediği ve Padişah iradesi olmadan asker topladığı propagandalarıyla yıkıcı olayları hazırladı. Anzavur ayakl…

Kuva-yı İnzibatiye’nin Kurulması ve Etkinlikleri

16 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri tarafından İstanbul resmen işgal edilmiş ve işgali takiben Damat Ferit Paşa tekrar sadrazamlık makamına getirilerek hükümeti kurmakla görevlendirilmişti. Damat Ferit iktidara geçer geçmez Milli Mücadele aleyhindeki var olan tutumunu daha da hızlandırmış ve İngilizlerden aldığı destekle düzenli bir askeri birlik kurmuştur ki bu kuvvet “Kuvayı İnzibatiye” adıyla tarihe geçmiştir. Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluş amacı 18 Nisan 1920 tarihli İstanbul hükümetinin çıkardığı kararnamede şöyle belirtiliyordu. “Devlet yasalarını uygulayan hükümet memurlarını zor kullanarak görevini yapmaya engel olan ve Kuvayı Millîye adını taşıyan eşkıyaları tepelemek için Kuvayı İnzibatiye, devletin silahlı kuvvetidir. Bu kuruluş Harbiye ve Dahiliye Bakanlıklarına bağlı olacaktır.”

Kuvayı İnzibatiye kuvvetinin idaresi de Sadrazam Damat Ferit tarafından yürütülüyordu. Kuvayı inzibatiye güçlerinin başına Süleyman Şefik Paşa ile Ahmet Anzavur getirilmişlerdi. 17 Mayıs 1920 …

İkinci Anzavur Ayaklanması

Millî Mücadele’ye karşı güçlerin etkinlikleri 1920 yılında da sürdüi. Özellikle Osmanlı Mebusan Meclisi’nde alınan Misak-ı Milli kararları İngilizler başta olmak üzere İtilaf Devletlerini harekete geçirdi ve İstanbul işgal edildi, Meclis dağıtıldı. Milletvekillerinin bir kısmı tutuklanarak Malta adasına sürgün edildi, bir kısmı da Ankara’ya geldi. Mustafa Kemal Paşa’nın Temsil Heyeti Başkanı olarak Milli Mücadele’nin yürütülmesindeki kararlı tutumu ulusal hareket karşısında olanları harekete geçirdi ve ulusal güçlerin örgütlenmesi  önlenmek istendi. Bu amaçla Ahmet Anzavur tekrar harekete geçirildi.

Bu arada Biga kaymakamı Köprülü Hamdi Bey Fransız askerleri korumasında olan Gelibolu yarımadasındaki Akbaş cephaneliğini basarak silah ve cephaneleri Yenice’ye taşıtmıştı. Biga’da ulusal hareketi bilinçlendirmeğe çalışan Hamdi Bey; halka baskı yapanlara da fırsat vermiyordu. Örneğin halktan zorla para toplayan Kara Ahmed’i ve adamlarını tutuklayıp cezaevine koymuştu.

Ulusal güçleri güçlen…

Şeyh Eşref Ayaklanması

Şeyh Eşref Bayburt bölgesinde isim yapmış ve kurduğu tarikat vasıtasıyla Erzurum ve Sürmene bölgesine kadar etkisini genişletmiştir. Bayburt’un Hart köyünde oturan Şeyh Eşref’i Erzurum valiliği kaymakam yoluyla Erzurum’a çağırmış; ancak Şeyh hükümetin bu emrine uymamış müritlerini silahlandırarak halka korku ve dehşet saçmağa başlamıştır.

Şeyh şeriat sahibi olduğunu, Allah tarafından gönderildiğini ve bütün evrenle savaşacağını etrafa dağıttığı bildirilerle ilan eder ve Cuma günü de adına hutbe okutur. 24 Aralık 1919 tarihinde Hart’a askeri kuvvet gönderildi. Şeyh ve ailesi çarpışmalarda ölünce diğer asiler teslim oldular.

Birinci Anzavur Ayaklanması

Sivas Kongresi’nden sonra ulusal güçlerin birleştirilmesi ve Temsil Heyeti’nin başına Mustafa Kemal Paşa’nın seçilmesi hem İngilizlerin hem de İstanbul Hükümetinin Millî Mücadele karşıtı etkinliklerini hızlandırdı. Ulusal eylemi söndürmek ve harekete destek veren halkı sindirmek amacıyla Ahmet Anzavur Biga’da harekete geçirildi. Aslen Bigalı olan Anzavur binbaşılıktan emekli olmuş, saray ve hilafete bağlı, onların dediğini yapan bir kukla idi.

Anzavur Ayvalık bölgesinde Yunanlılarla savaşıldığı bir sırada İngilizlerin isteği ile Biga, Gönen, Manyas bölgesinde yaşayan Çerkezleri ayaklandırmak için harekete geçti. Anzavur 12 Kasım 1919’da Susurluk’a geldi. Yunanlılar’la savaşacağını söyleyerek kışladaki silah ve cephanelere el koydu. Anzavur’un bu ihaneti üzerine 61. Tümen komutanı Albay Kâzım Bey Demirkapı sırtlarında Anzavur güçleriyle çarpıştı ve onu yenilgiye uğrattı.

15 Kasım 1919’da yenilgiye uğrayan Anzavur’u bölgeden tamamen temizlemek için Çerkez Ethem Bey görevlendirildi. Göne…

Bozkır’da İkinci Zeynelabidin Ayaklanması

Zeynelabidin’in kışkırtması ile yapılan Bozkır’daki birinci ayaklanmanın bastırılmasından 16 gün sonra Zeynelabidin yetmiş kadar silahlı ve ikiyüz kadar silahsız insanla ayaklanarak Bozkır yakınlarına geldi. Kaymakamdan milli güçlerin Bozkır’a gelmemesini istedi. Bozkır kaymakamı durumu valiliğe bildirince; valilik bunların dağılmasını istedi. Zeynelabidin vilayetin isteğini yerine getirmeyerek Bozkır’a girdi. Telgraf hatlarını kesen asiler memurları da ilçe dışına çıkardılar. Yarbay Arif Bey’in komutasındaki kuvvetlerle asiler arasında Kızılkuyu’da, Apa’da, Dinek’te çarpışmalar meydana geldi. Asiler yenilgiye uğrayarak dağlara kaçtılar.

Birinci Bozkır veya Zeynelabidin Ayaklanması

Konya’da İkinci Ordu müfettişi olarak görev yapan Mersinli Cemal Paşa’nın Konya’dan ayrılması üzerine, Konya valisi Cemal Bey İstanbul hükümetinin bir valisi olarak Milli mücadeleye karşı tavır alarak hapishanedeki eşkiya ve katilleri serbest bırakarak silahlandırmış ve İtalyan işgal güçleriyle de temasa geçerek milli mücadeleye destek veren halkı sindirmeye çalışmıştır. Valinin bu tutumu üzerine Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal Paşa Albay Refet Bey’i Konya’ya gönderme kararı aldı. Konya halkı bu haberi duyunca Vali Cemal Bey’e karşı harekete geçti. Hayatının tehlikede olduğunu anlayan vali 27-28 Eylül 1919 gecesi İstanbul’a kaçtı. Halk Mehmet Vehbi Efendi’yi vali vekili seçti.

Konya’da bu gelişmeler olurken Millî Mücadeleye karşı ilk kıpırdanma hareketlerinden biri Bozkır’da meydana geldi. Bozkır’da ortaya çıkan olayın tertipleyicisi Bozkırlı Zeynelabidin ve arkadaşlarıdır. Bu şahıs hem Vali Cemal Bey hem de İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucularından olan İngiliz papazı Frew …

Ali Batı Ayaklanması

Midyat bölgesinde aşiret reisi olan Ali Batı, Mondros Mütarekesi’nden sonra Cizre, Nusaybin, Savur, Mardin dolaylarında İngilizlerden aldığı destekle bir Kürt devleti kurmak için harekete geçti.

Bölgedeki bazı aşiretleri de egemenliğine alan Ali Batı 11 Mayıs’ta Nusaybin’e geldi. Kaymakam ve 24. Alay Komutanı kendisine yaptığı işin yanlış olduğunu söyleyerek öğütlerde bulundular. Ancak öğütleri dinlemeyen Ali Batı hapishanedeki tutukluları serbest bıraktı,halktan para toplamaya başladı. Öğütlerle yola gelmeyen Ali Batı üzerine kuvvet gönderildi. Yapılan çarpışmada Ali Batı öldürüldü ve isyan bastırıldı. (18 Ağustos 1919).

Kurtuluş Savaşı'nın Maddi Kaynakları

Ulusal savaşın çok büyük yokluklar içinde başladığını gördük. Ekonomik çöküntü T.B.M.M.’nin açıldığı sırada Meclis’in para bulmakta büyük sorunlarla karşılaşmasına yol açtı. Meclis açılır açılmaz ele alınan konuların başında gelir kaynağı bulmak geliyordu. Ancak vergi ve asker toplanabilmesi için, Meclis’in Anadolu’da otoritesinin kurulması gerekliydi. Oysa Meclis’in açıldığı tarihte Anadolu’nun birçok yerinde iç ayaklanmalar çıkmış ve sürmekteydiler. Bu nedenle buralardan vergi almak mümkün olmuyordu.

Meclis’in 24 Nisan 1920’da ilk ele aldığı kanun “Ağnam Resmi” (Hayvanlar Vergisi) ile ilgili kanun oldu. Duyun-u Umumiye gelirlerine el kondu. Anadolu’ya getirilen mallardan vergi alınması için, gümrük vergisi beş kat arttırıldı. Gelir kaynağı aranırken tasarruf önlemleri de alındı. Milletvekillerinin maaş ve yolluklarından vergi kesildi. Gereksiz yere soba ve geceleri lamba yakılmaması, kışın öğlen saatlerinde çalışılıp, gündüzden yararlanılması, gereksiz telgraf haberleşmelerinin yapı…

Lozan Barış Antlaşması

3-11 Ekim 1922 tarihleri arasında yapılan Mudanya Ateskeş antlaşması sırasında, İsviçre’nin Lozan kentinde kalıcı bir barış antlaşmasına yönelik konferansın toplanmasına karar verilmiştir. Bu konferansa Fransa, Türkiye, İngiltere, Yunanistan, ABD, Romanya, Sırp-Hırvat-Slovan Krallığı (Yugoslavya) ve Japonya katılacaktı. Boğazlar sorunu görüşülürken Bulgaristan, Sovyet Rusya, Ukrayna ve Gürcistan temsilcileri de bu konferansa katılabileceklerdi. ABD ise konferansa gözlemci olarak katılabilecekti.

Türkiye’yi Lozan Barış görüşmelerinde, Dışişleri Bakanlığına getirilen İsmet Paşa’nın başkanlığındaki bir heyetin temsil etmesine karar verilmiştir. İtilaf devletlerinden özellikle İngiltere, Ankara hükümetini Lozan Barış masasında zayıf düşürmek amacıyla, bu barış görüşmelerine İstanbul hükümetini de çağırmışlardır. İstanbul Hükümeti’nin başında bulunan Sadrazam Tevfik Paşa bu durum karşısında Ankara’ya telgraflar çekerek ortak davranmayı teklif etmiştir. M.Kemal bu olumsuz koşulu ortadan kal…

Saltanatın Kaldırılması

Mudanya Mütarekesi’nden sonra, Lozan Barış Konferansı için hazırlıklar başlayınca, Osmanlı Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yanında konferansa katılmak arzusunda olduğunu bildirdi. İtilaf Devletleri’nin, hala İstanbul’da bir hükümet tanımak ve onu da Türkiye ile birlikte konferansa çağırmak istemeleri ve bu hükümetin de, delegeleri beraberce seçmek için Büyük Millet Meclisi’ne başvurması, Mustafa Kemal Paşa’yı harekete geçirdi.

Sadrazamı Tevfik Paşa’nın barış konferansında görüş ve sözbirliği, Büyük Millet Meclisi Başkanlığına çektiği telgraf, Mecliste tepkiyle karşılandı. Gerek Mustafa Kemal Paşa’nın, 24 Nisan 1920 tarihli önergesinde ve gerekse 20 Ocak 1921 tarihli Anayasada egemenliğin millette olduğu ilan edilmişti.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve pek çok milletvekilinin ortak önerisi 30 Ekim 1922 günü TBMM’de görüşülmeye başlandı. Önergede Saltanatın kaldırıldığı belirtiliyordu. Saltanatla birleşmiş olan halifelik ise ondan ayrılacaktı.

Ateşli görüşmeler sırasında…

Fransız Devrimi

Ortaçağ’ın kapanmasından sonra Rönesans ve bunun bir sonucu olan Reform, düşüncede büyük değişikliklere neden olmuş, Aydınlanma Devri adını alan 18. yy. ile yeni bir dönem başlamıştır. Akla ve deneye yer veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri ile o zamana kadar egemen olan dünya görüşü yeni bir şekil almıştır.

Aydınlanma, Fransız Devrimi’nin çıkmasında etkili olmuş ve bu düşünsel ve sosyal değişme Avrupa’da ve bütün dünyada daha sonraları meyvelerini vermiştir.

Aydınlanma Dönemi, Avrupa’yı düşünce olarak geliştirmiş ve İngiltere’deki 18. yy.daki sosyal ve siyasal değişiklikler, Avrupa’yı, özellikle de Fransa’yı yeni bir dönem açmaya yöneltmiştir.

Fransız Devrimi öncesi Fransa’da kralın yetkileri mutlaktır. Kral, tüm gücünü ve kudretini tanrıdan almaktadır. 16. Louis’nin dediği gibi, “Devlet benim!” zihniyeti, kralın her türlü güce sahip olduğunu anlatıyordu. Fransa’da ihtilali hazırlayan nedenler vardı :

Fransa’da kral, devlet ve toplum yaşamına tam egemendir. Yurttaşlık hakları …

Endüstri Devrimi

Endüstri Devrimi, 18. yüzyılın ortalarından başlayıp 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına kadar süren, Batı’da özellikle Avrupa’da bilimsel ve teknolojik gelişme doğrultusunda buhar gücüyle çalışan makinelerin yapılması ve makineleşmiş endüstrinin doğması sürecidir. İki ayrı endüstri devriminden söz edilebilir. 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın ortalarına kadar süren birinci endüstrileşme sürecine makineleşme çağı denebilir. Bu dönedeki gelişme bir makine devrimidir. İkinci aşama makine kullanımının yaygınlaşması sonucu, büyük fabrikaların ortaya çıkmasıdır. Böylece, Avrupa’da temelde tarım işçilerinin toplumundan, fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur. Daha geniş anlamda dünya ekonomisinde süregelen yapısal değişmeleri belirtmektedir. Endüstri devrimi, bu ülkeleri, Orta çağın din-tarım imparatorluğu yapılarından, çağdaş demokratik, endüstriyel, kentsel, laik, ulus devlet yapılarına dönüştürmüştür.

Endüstri Devrimi, bir başka deyişle aletin yeri…

Aydınlanma Çağı

Ortaçağın başta ekonomik ve toplumsal yapısı olmak üzere tüm anlayış dünyasına egemen olan Feodal Sistem ticaretin canlanması ve buna bağlı olarak kentlerin antik dönemdeki görkemli yapılarının yeniden hayat bulması ile çöktü. Bu yeniden hayat bulan kentlerde ekonominin ve toplumsal yapının belirleyici unsuru, bir farkla artık antik dönemin aristokratları ya da soyluları değil ticaretin ve zanaatkar üretimin giderek maddi anlamda daha güçlü kıldığı burjuva sınıfı idi. Bu sınıf bir yandan ekonomik yapının kapalı tarım ekonomisinden ticaret ve zanaatkar üretime geçmesini sağlarken diğer yandan da ortaçağ feodalitesinin temel unsuru olan çok küçük parçalara bölünmüş egemenlik birimlerini ve bunların siyasal olarak beslediği feodal beyleri ortadan kaldırarak güçlü merkezi krallıkların ortaya çıkmasında katkıda bulundular.

Ortaçağ Avrupa’sı Endüstri Devrimi’ne ulaşmadan önce aklın ve bilimin dinden ve dogmadan özgürleştiği bir Aydınlanma Çağı yaşadı. Aydınlanma insanoğlunun çevreyi algılay…