Ana içeriğe atla

Türkiye'de Çoğulcu Demokrasiye Geçiş ve Sorunları

Ekonomik ve Toplumsal Gelişmeler


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada ve Türkiye’de siyasal ve ekonomik alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Savaş yıllarında devlet ekonomi üzerinde müdahaleci bir rol oynamıştır. Hükümetin Milli Korunma Kanunu çerçevesinde aldığı önlemler yani Varlık Vergisi, Toprak Mahsulleri Vergisi, Çiftçiye Topraklandırma Kanunu ile büyük özel arazileri kamulaştırma isteği, geniş halk kitlelerinin tek parti yönetimine karşı olumsuz tepkiler vermesine neden olmuştur. Bu dönemde devletçi uygulamaların ve savaş ekonomisinin sonucu olarak kapitalist bir sınıf ortaya çıkmıştır.

Diğer taraftan batı dünyası Türkiye’yi kendi içine kabul etmek için düzenini demokratikleşmeye zorlamaktadır. Bu tablo içerisinde iktidardaki CHP’den kopan bir grup milletvekili DP’yi kurmuşlardır. Partinin çekirdeği, Toprak Reformu Yasası tartışılırken ortaya çıkmıştır. DP’nın gelecekteki önderleri bu yasaya karsı sert eleştirilerde bulunmuşlar, 12 Haziran 1945 tarihide de CHP den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan sonradan dörtlü takrir adı ile anılan önergeyi CHP grubuna vermişlerdir. Bu önerge ile siyasal düzeni artık demokratikleşme zamanının geldiği savunularak, hükümet üzerinde daha etkin bir meclis denetimi,daha geniş bireysel özgürlükler, siyasal karşıt özgürlüğü demokratikleşme yolunda atılacak adımlar olarak belirlenmiştir. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de bir konuşmasında karşıt bir partinin kurulmasını açıkça destekleyerek,Atatürk devrimlerini tamamlamak konusundaki kararlığını bildirmiştir.

Fakat Dörtlü Takrir meclis grubu tarafından reddedilince, Adnan Menderes ve Fuat Köprülü, hükümeti ve CHP yi basında açıkça eleştirmeye başlamışlardır. Bu nedenle de partiden çıkarılmışlardır. Bunun ardından Refik Koraltan ve Celal Bayar da partiden ayrılarak 7 Ocak 1946 da yılında DP’yi kurmuşlardır. DP’nin programı,görünüşte gerek ekonomik açıdan gerekse kişisel hak ve özgürlükten açısından CHP’nin programına göre daha liberaldir. DP bu niteliğinden dolayı kurulusunun ilk yıllarında sosyalistler tarafında da desteklenmiştir. Bu partinin kurulusu sosyalistlere göre siyasal düzenin demokratikleşmesi yolunda atılan bir adımdır.

Fakat ilk siyasal karşıt olarak kurulan parti Milli Kalkınma Partisidir. 18 Temmuz 1945 kurulan bu parti büyük bir varlık gösterememiş,1958 Mayıs’ında uzun süre genel kurul yapamadığı için dağıtılmıştır.

1945-1950 arası dönemde, Türkiye’de 24 tane siyasal parti kurulmuştur. Ama bu partilerin çoğunluğu uzun ömürlü olmamışlardır. DP’nin kurulduğu sıralarda CHP hükümeti, siyasal düzeni liberalleştirmek için, karşıt partinin hukuksal acıdan güvenceleri ile seçim ve dernekler yasasında bir takım değişiklikler yapmıştır. Dernekler yasasının değişimi, Sosyalist Partilerin kurulmasına imkan tanımış, buna göre 14 Mayıs 1946 yılında Türkiye Sosyalist Partisi, daha sonra Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi kurulmuştur. Fakat bu iki parti, 13 Aralık 1946 tarihinde yöneticileri tutuklandıktan sonra kapatılmıştır. Bu partilerin kapatılma nedeni ise, hem toplumsal yapıların henüz sol partilere acık olmaması hem de o dönemde Sovyetlerin, Doğu Anadolu ve Boğazlar üzerindeki istekleri yüzünden,hükümetin sosyalist partilere karsı izlediği siyasettir.

1946 – 1950 arasındaki siyasal çatışma daha çok CHP, DP ve 20 Temmuz 1948 de kurulan, öncülerinden biri de Mareşal Fevzi Çakmak olan Millet Partisi arasında geçmiştir.

21 Temmuz 1946 tarihinde yapılmasına karar verilen genel seçimlere, DP yetkilileri tepki ile karşılık vermişlerdir. DP, kurulusundan 6 ay kadar sonra seçimler ile karşı karşıya gelmiştir. Fakat yerel yönetimlerden gelen baskı sonucu, seçimlere katılmaya karar vermiştir. Seçimlerde, ülkedeki bütün karşıt gruplar tarafından çıkar ve düşünce farkı gözetilmeksizin desteklenmiştir. Halkın tek parti yönetiminden bıkması DP’nin büyük destek kazanmasına neden olmuştur. Buna rağmen DP 1946 seçimlerinde istediği sonucu elde edememiştir. Seçimler çoğunluk sistemine göre yapılmıştır. Daha önceden ise, seçmenler ikinci seçmenleri seçerler bunlarda milletvekillerini seçerlerdi. 1946 seçimlerinde ilk kez tek dereceli seçim düzeni uygulanmıştır.

DP, meclisteki 465 milletvekilliği için ancak 273 aday gösterebilmiş, seçim sonucunda da 62 milletvekilliği kazanmıştır. Seçimlerden sonra hükümet ve DP arasındaki ilişkiler son derece gerginleşmiş, hükümet, seçimlerin dürüst yapılmadığını eleştiren iki karşıt düşüncedeki gazeteyi kapatmıştır. Dönemin Başbakanı Recep Peker’in mecliste yaptığı bir konuşmadan sonra da DP milletvekilleri meclisi terletmişlerdir. DP milletvekilleri, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşerek ondan bir daha böyle bir şey olmayacağına dair söz aldıktan sonra, meclise geri dönmüşlerdir. Meclise geri dönmeleri CHP ile aralarındaki gerginliği düzeltmemiş daha da artırmıştır. Türkiye’de demokrasiyi yerleştirmekte son derece kararlı olan İnönü, DP’nin başkanı Celal Bayar ile görüşme yaptıktan sonra 12 Temmuz 1947 de 12 Temmuz Beyannamesi adı verilen bir bildiri yayınlamıştır.Bu bildiride; karşıt partiye gerekli güvenceler sağlanması amaçlanmıştır. Fakat bu bildiriden sonra, Başbakan Recep Peker görevinden ayrılmıştır. Peker’den sonra Başbakan olan Hasan Saka da, DP’nin hükümete karsı sert eleştirilerinden sıkılarak görevini bırakmıştır. Ondan sonra göreve gelen Şemsettin Günaltay ise, yeni seçim yasasını meclisten çıkararak ülkeyi yeni seçimlere hazırlamıştır.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP, CHP karsısında büyük bir başarı sağlayarak, CHP’nin 39 milletvekilliği karşısında, 408 milletvekili çıkarmıştır. DP böylece devletin yönetimini de CHP’den devralmıştır. Fakat siyasal düzende, DP’nin savunduğu demokratik anlayış sürdürülememiş, demokratikleşme sürecine ters düsen uygulamalar başlamıştır. 1950 de iktidarı ele geçiren DP, karşıt grupları bastırmaya yönelik bir eğilim göstermiştir. İlk önce Millet Partisi kapatılmış, CHP’nın bütün mallarına el konulmuş,Atatürk Devrimleri suiistimal edilmeye ve özelliklede Laiklik ilkesi din düşmanlığı gibi yorumlanarak halk bu konuda inandırılmaya çalışılmıştır. DP’nin bu tutum içinde olmasının nedenlerinden biride, bu parti üyelerinin tek parti düzeni içinde yetişmeleri ve kendilerini tek parti sisteminden kurtaramamalarıdır. DP döneminde özellikle aydın kesimden Üniversitelerden ve basından gelen eleştiriler dikkate alınmamış, DP’yi iktidara getiren ve demokrasinin en önemli unsuru olan karşıt grupların ortaya çıkması engellenmeye çalışılmıştır.

DP’nin Dışa Bağımlı Ekonomi Politikası ve Sonuçları


DP iktidara geldiği zaman uygulayacağını belirttiği, devletin ekonomik yaşamdaki etkinlikleri sınırlamak, özel kesimin gelişmesi için caba göstermek gibi ilkelerine uymamıştır. Bu ilkeyi gerçekleştirmek için yabancı sermaye ve dış yardımın gelmesi amaçlanmıştır. DP’nin CHP ye göre daha liberal siyaseti, uygulamada liberal olmaktan çok müdahaleci bir nitelik taşımış, yani devletçilik ilkesi DP zamanında da sürdürülmüştür.Buna rağmen, DP ‘nin iktidarlık yaptığı dönemde Türkiye’de özellikle ekonomik alanda önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

Temel ekonomik anlayış ve uygulama değişmemiş olmakla birlikte, DP döneminde ekonomide planlama anlayışı tamamen bırakılmıştır. Devlet eliyle özel kesimin desteklenmesi giderek çoğalmış, böylece yeni zenginler yaratılarak DP’ye destek veren bir taban oluşturulmuştur.

Bu dönemde kırsal kesime büyük bir önem verilerek, traktör sayısında artış yapılmıştır. Bu şekilde üretimde artış sağlanmıştır, fakat kırsal kesime traktörün sokulması, kırsal kesimden kentlere olan göçü hızlandırmıştır. İlk dönemde sanayide önemli atılımlar yapılmıştır.Şeker ve çimento fabrikaları sayısında artışlar olmuş, bu da üretimde artışı sağlamıştır. 1950-53 arasında %13’ü bulan büyüme hızı, sonraki yıllarda giderek düşmüştür. Sonuçta hem talep hem de maliyet enflasyonu ortaya çıkarmış, iktidar bu yüzden 1958 yılında ekonomi tarihimizde Ağustos kararları olarak bilinen bir takım önlemler almak zorunda kalmıştır. Bu önlemler arasında Türk lirasının değeri de düşürülmeye çalışılmış, fakat bu önlemlerle ekonomik bunalımın getirdiği sorunlar çözülememiştir. Daha önce bahsettiğimiz gibi kırsal kesimdeki nüfusun büyük bir bölümü kentlere doğru akmaya başlamıştır. Bunun en önemli nedeni ise, kırsal kesime traktörün sokulmasıdır. Kentlere akın eden bu nüfus gece kondu halkı olarak bilinen yeni bir toplumsal kesim meydana getirmiştir. Sonuç olarak, hem yasa dışı toprak yağması hem de plansız kentleşme, büyük kentlerdeki yaşamı olumsuz yönde etkilemiştir.

Ekonomik zorluklar ile birlikte siyasal ve toplumsal sorunlar da giderek artmıştır. Hükümet siyasal alandaki uygulamalarında demokrasiden tamamen ayrılmıştır. Sonuçta; Ekonomik, toplumsal ve siyasal tedirginlik, 27 Mayıs 1960 askeri hareketine yol açarak DP’nin iktidarını sona erdirmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…