Ana içeriğe atla

Türkiye Cumhuriyeti’nin Devraldığı Ekonomik Miras ve Milli Ekonominin Kurulması

Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni Türkiye’nin aldığı ekonomik miras hiç de iç açıcı değildi. Büyük bir çoğunluğu yabancıların veya onların temsilcisi olan gayrı müslimlerin elinde olan az sayıda fabrika ve atölye bulunuyordu. Savaşlar ile bunların büyük bir kısmı hasar görmüş idi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan fabrika sayısı dörttür.

Tarımda da durum maalesef pek farklı değildir. İktisat tarihçisi Yahya Sezai Tezel’in vurguladığı gibi, “1920’lerde İç Anadolu’da tarım hala neredeyse Hitit döneminde olduğu gibi yapılıyordu”. Ciddi ekonomik göstergeler olmasa da farklı verilerle yapılan tahminlere göre 1910’larda Osmanlı İmparatorluğu’nda kişi başına düşen yıllık gelir elli dolar civarında idi.

On yılı aşkın savaşlarda üretici insan sayısının yüz binlercesi öldü. Halk elinde kalan son serveti ile Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirdi. Bir de bunun üstüne Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın dış borçlarını bir kısmını kabul etmek zorunda kaldı. Sonuç olarak, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı ekonomik miras, tam bir ayak bağı idi. Ne var ki Kurtuluş Savaşı sırasında yeni Türkiye’nin ekonomik politikası da yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Enflasyonsuz ekonomi, sıkı para politikası, ulusal çıkarların esas alındığı tercihler, eşit koşullardaki her türlü işbirliği ve kalkınma projeleri yeni ekonominin temeli idi. Dünya konjonktürü de bu politikaların uygulanmasına olanak tanımıştır. İzmir İktisat Kongresi ile, Karma ekonomik politikalar ile bu proje hayat bulmuştur.

İzmir İktisat Kongresi



Birinci Dünya Savaşı ve bu savaşın sonunda yapılan Mondros Ateşkes Anlaşması ile siyasal, askeri, ekonomik ve sosyal açıdan tam bir yıkıma uğrayan Osmanlı Devleti’nin ardından Türk halkı yeniden bağımsızlığına kavuşmak için Mustafa Kemal’in önderliğinde dört yıl sürecek bir ölüm – kalım savaşına başlamış ve bu savaşı zafer ile sonuçlandırarak cumhuriyeti kuran Kemalist kadro gerçek bağımsızlığın, ancak ekonomik kalkınmanın sağlanması ile mümkün olacağının bilincinde olmuş ve Mustafa Kemal aşağıda görüldüğü üzere bunun önemini her fırsatta belirtmiştir; “Hiç bir uygar devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce iktisadını düşünmüş olmasın”, “muhakkak tam bağımsızlığını sağlayabilmek için yegane hakiki kuvvet, en kuvvetli temel iktisâdiyattır”, “Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün dahi dayandığı iktisatla kurtaracaktır”.

Mustafa Kemalin bu sözlerinde belirttiği gibi amaç, ekonomik kalkınmayı sağlayarak tam bağımsızlığı gerçekleştirmek ve Türk halkının daha refah bir düzeyde yaşamasını sağlamaktır.

Mustafa Kemal ekonomik bağımsızlığa verdiği önem dolayısıyla daha kurtuluş savaşı bitmeden savaş sonrası bağımsız yeni Türk Devletinde uygulanması gereken ekonomi politikasının hazırlanması için Ziya Gökalp başkanlığında bir kurul oluşturmuştur. Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın kazanılmasının hemen ardından da Yeni Türk Devletinin ekonomik politikasını belirlemek üzere 17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır. Atatürk bu kongrede ekonomiye verdiği önemi şu sözler ile belirtmiştir;

“Bir ulusun doğrudan doğruya hayatı ile ilgili olan o ulusun iktisadıdır. Tarih ve deneylerin yoğunlaştırdığı bu gerçek bizim ulusal tarihimizde tamamen belirmiştir. Gerçekten Türk Tarihi incelenirse yükseliş, çöküş nedenlerinin iktisat sorunlarından başka bir şey olamadığı derhal anlaşılır. Tarihimizi dolduran zaferlerin yahut bozgunların tümü iktisat durumumuzla bağlantılı ve ilişkilidir. Yeni Türkiye’mizi layık olduğu yüksek düzeye ulaştırabilmek için iktisadımıza birinci derecede ve çok önem vermek zorundayız. Zamanımız tamamen bir iktisat döneminden başka bir şey değildir.”

İzmir’de yapılan bu kongreye işçi, tüccar ve sanayici kesiminden 1135 delege katılmıştır. Geniş halk kitlesinin katıldığı kongre sonunda 12 maddelik Misak-ı İktisadi (Milli Ekonomi Andı) kabul edilerek T.B.M.M’ne verilmek üzere “İktisadi Esaslar Programı”  hazırlanmıştır.

Yeni Türkiye Devletinin ekonomisini yabancıların baskısından kurtarmayı amaçlayan bu kongrede alınan milli ekonomi kararları şu maddelerden oluşmaktadır:

1- Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dallarının kurulması,
2- El işçiliğinden ve küçük imalattan fabrikaya veya büyük imalata geçilmesi,
3- Üreticinin, dışsatımın ve işçinin korunması,
4- İşçiye sendika hakkının tanınması,
5- Demiryollarının geliştirilmesi,
6- Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankasının kurulması.

Kongrede alınan kararların uygulanması için öncelikle Osmanlıdan kalan ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkileyen kapitülasyonlar  Lozan Anlaşması’nın 28. Maddesiyle tamamen kaldırılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra da ekonomik hedeflere ulaşmak için çalışmalara başlanmış, sanayicilerin kredi ve sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1924 yılında Atatürk’ün desteği ile Türkiye İş Bankası kurulmuştur. Daha sonra bu çalışmalara devam edilerek 1925 yılında tarımda öşür vergisi kaldırılmış, 1926’’da Kabotaj Kanunu kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik kalkınmanı özel kesime dayalı olarak gelişmesine karar verildiğinden devlet elindeki imkanları ile özel kesime yardımcı olmaya özellikle gerekli kurumsal yapıyı ve bayındırlık alt yapısını oluşturmaya çalışmıştır. Bu yönde 28 Mayıs 1927’de Teşvik–i Sanayi Kanunu’nun kabulü ile özel kesiminin sanayi faaliyetleri desteklenmiş, özel girişimcilere kredi açmak için bankalar kurulmuştur. 1924’de kurulan Türkiye İş Bankası’ndan sonra 19 Nisan 1925’de bankacılık ve madencilik faaliyetlerini yürütmek üzere Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Bu banka 1932 yılında elindeki fabrikaları devletçiliğin ilk belirtileri olan Devlet Sanayi Ofisi’ne devredecektir.

Cumhuriyetin ilk on yılında özel kesime dayalı ekonomik gelişmeden istenilen sonuç elde edilememiştir. Bu başarısızlıkta iç ve dış etkenler etkili olmuştur. Özel kesim ekonomik faaliyetlerinde hem kendisine öncelik verilmesini isterken hem de her şeyi devletten beklemiştir.

Özel kesim bu dönemde yeterli sermaye ve teknik elemanına sahip değildi ve girişimcilik düzeyi de çok düşüktü. Diğer taraftan ülke genelindeki eğitim ve gelir düzeyinin çok düşük olması sanayi için gerekli  nitelikli iş gücü, piyasadan kaynak teminini kısıtlamaktaydı.

Özel kesimin bu durum karşısında devlet bir girişimci olarak sanayi faaliyetlerine başlamış ve özellikle 1929’da ortaya çıkan dünya ekonomik bunalımıyla birlikte özel sektördeki düzenleyici ve güçlendirici müdahalesi artmıştır.Bu dönemde özel kesimin ülke sanayisini gerçekleştirmesinin imkanı olmadığından, 1930’larda devletçi politika benimsenmiştir. Çünkü sanayiinin gelişmesi Cumhuriyetin ilk yıllarında en önemli konular arasında yer almaktadır.

Özel kesimin etkili olamadığı bu dönemde devlet tarafından aşağıdaki girişimler ve düzenlemeler oluşturulmuştur:

1- İspirto ve Alkollü İçecekler Tekeli (1926)
2- Devlet Demiryolları ve Limanları Genel İdaresi (1927)
3- İstatistik Genel Müdürlüğü (1926)
4- Emlak ve Eytam Bankası  (1926)
5- İktisat Vekaleti’nin kurulması (1928)
6- Gümrük Tarife Kanununun yürürlüğe girmesi (1929)
7- Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu (1929)
8- Sanayi Teşvik Kanunu (1929
9- Merkez Bankası Kanunu (1930)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…