Ana içeriğe atla

Laiklik İlkesi

Laiklik akılcılık ilkesinin yaşama uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmış evrensel bir ilkedir. Laiklik, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür.

Laiklik kelimesi değişik ve çelişkili anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Dilimize Fransızca’dan “laic, laiquee” sözcüklerinden geçmiştir. Kökü ise Latince’den “laicus” ve Yunanca “laikos” dan gelmektedir. Laikos din adamı niteliği ve yetkisini taşımayan kişi anlamı taşımaktadır. Laikos, halk anlamına gelen “laos” kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye ‘‘halk’’ olarak çevrilmişse de gerçekte ‘‘avam’’ ya da ‘‘ahali’’ hatta ‘‘reaya’’ kavramlarına daha yakındır. Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Osmanlılarda “La-dini’’ (dinsiz) kavramıyla da karşılanmıştır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir.

Laik Hukuk, dini olmayan, dini ilkelerden kaynaklanmayan hukuk demektir.

Laik devlet ise, dini kurallara, dini ilkelere dayanmayan devlet anlamına gelir. Laik sözcüğü hukuk terimleri arasına Fransız Devrimi ile girmiştir. Laiklik, devletin din işlerine, dinin de devlet işlerine karışmamasıdır. Yani dini ve siyasal otoritelerin tamamen birbirinden ayrılmasıdır. Ülkede var olan din ve mezhepler karşısında, devletin tarafsız davranması, bunların hiçbirine, diğerinin aleyhtarı olacak şekilde özel ayrıcalıklar tanımaması, buna karşılık, dinin de nisbi de olsa, özerklik içinde ahlaki ve manevi hayatın düzenini sağlayıcı olarak varlığını sürdürmesidir.

Laik bir devlette, hükümet ve idare işleri ve bunları düzenleyen yasa ve kuralların dayanakları, ilkelerin kaynağı dini düşünceler değildir. Hükümet idaresinin işleri, yasalar, kurallar, toplum hayatının gerçekleri ve ihtiyaçları göz önünde tutularak düzenlenir. Laiklik, devlet hayatında ve kamu ilişkilerinde dini kural ve ilkeleri kişilere ve kişilerin vicdanlarına bırakarak, hayatı akışına ve ilişkilerin mantığına uymaktır. Devlet dinlere karşı tarafsızdır. Ancak bu tarafsızlığın anlamını ve sınırlarını belirler. Devlet taassub (hoşgörüsüzlük) ve irtica karşısında tarafsız kalamaz.
Taassub; bir kimsenin kendi inancından ve kendince gerçek kabul ettiği görüş ve inançtan (dini, siyasal, felsefi vb.) başka inanç, görüş ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları susturmaya kalkışmasıdır. İrtica ise; yasa koyucu tarafından, devletin laikleşmesini gerçekleştirmeye yönelik hukuki kurumlara aykırı hareket olarak tanımlanabilir.

Din ise tamamen insanın kişisel ruhsal yapısına görece bir sistemdir. Dindeki varsayımlar bugün bilimsel ilkelerle sınanamazlar. Dinsel emirler ve yaptırımlar, başka dünyadan geldiğine inanılan vahylere dayanır ki, vahy ile akılcılığın ve bilimin bugün için bağdaşması mümkün değildir.

Demokrasilerde, başka insanların inançlarına karışmadan, herkes istediği gibi ibadet etme, istediğine inanma özgürlüğüne sahiptir. Ama bu özgürlük başkalarının inanma veya inanmama özgürlüklerini kısıtlamaya, engellemeye başladığında laiklik ilkesi ve demokrasi çiğnenmiş olur; eğer bu konuda önlem alınmazsa o sosyal yapının gideceği nokta teokrasi, faşizm gibi totaliter sistemlerdir. Örneğin, kimse kimseye neden oruç tutmuyor veya neden namaz kılmıyor, ya da kiliseye gitmiyor diye karışamaz; eğer bir ülkede oruç tutmadığı için insanlar öldürülüyorsa, inançlarından veya inançsızlıklarından dolayı insanlar katlediliyorsa; yakılabiliyorsa o ülkede çok ciddi demokrasi ve laiklik sorunları var demektir.

Demokraside ve laiklikte bir sosyal gurup baskıyla, zorla veya hile ile başka bir sosyal gurup üzerinde “inanç” tahakkümü kuramaz; diğer insanlara, zorla kendi dinine (veya inanç sistemine) ait duaları okumayı, inançları benimsemeyi, efsaneleri kabul etmeyi devletin gücünü kullanarak mecbur kılamaz.

Üstelik bu inanan grup, farklı inançlara sahip olan kişilerin de verdikleri vergilerle kurulan devletin eğitim sistemlerinde, kendi inançlarını diğerleri üzerine tahakküm edemez. Ayrıca, gerçekten laiklikle yönetilen ülkelerde, kişilerin dini inançları, belli bir yaşa gelmeden şekillenemez; kişi belli bir yaşta eğitim sisteminin veya sosyal yaptırımların etkisinde kalmadan bağımsız olarak dinini seçme veya seçmeme özgürlüğüne sahip olmalıdır.
Gerçek demokrasi ve laik sistemlerde genç dimağlara dini, bir şartlandırma biçiminde öğretmek ve 18 yaşına gelmemiş kişilere okullarda dini okutmak veya dua ezberletmek de laiklik ilkesiyle çelişir.

Bu koşulların uygulanmaması, laik olduğunu Anayasasında belirten ülkelerde, devletin Anayasa ile çelişmesi anlamına gelir ki, bu durumun sonuçları çok büyük sosyal felaketlere yol açabilir.

Devlet vatandaşına eşit davranmak, din-dil-irk- mezhep-sosyal statü ayırımı yapmamak zorundadır; çünkü Devletin bir dini yoktur. Bu nedenle de dinin devlet işlerinden, hukuk sistemlerinden ayrılması demokrasinin en temel koşuludur.

Tarihin başlangıcından günümüze ülkelerin egemenlik yapıları yönetimlerinin temelindeki iradenin kaynağına göre sınırlandırılmıştır. Ülke yönetimindeki iradenin kaynağını kişilerin sahip olduğu durumlarda ‘‘monarşi”, kaynağın dinsel olduğu durumlarda “teokrasi”, kaynağın bilim ve akla dayandığı durumlarda ise “laik devlet düzeni” ortaya konulmuştur.

Laiklik, özellikle Katolik Hıristiyanlığın etkili ya da egemen olduğu ülke ve dillerde kullanılmış bir kavramdır. Laiklik kavramı ağarıklı olarak 1790’lardan sonra Fransa’da başlamış ve özellikle Katolik olan ve Fransızca konuşulan ülkelerde ve topluluklarda etkili olmuştur. ‘‘Laiklik’’ kavramı Müslüman Araplar arasında da “Sekülarizm” kavramından daha çok kullanılmıştır. Örneğin: Libya, Cezayir, Tunus, Lübnan. Ürdün ve Filistin’de (en yoğun Tunus ve Suriye’de) tanınıp kullanılmaktadır.

Laik devletin gelişmesi; 15.yüzyıldan başlayıp toplumda giderek egemenlik kazanan yeni ekonomik ve toplumsal ilişkiler ile bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, önce 16. Yüzyıldaki Hıristiyan (Protestan) reformunu yaratmış ve sonunda 17. ve 18. yüzyıllardaki aydınlanma düşüncesiyle noktalanmıştır. 18. yüzyıl, toplumda egemen olan yeni güçler ve onların ideolojisi doğrultusunda bir yandan mutlak monarşilere son verirken, bir yandan da devletin dinsel etkilerden arınmasına imkan sağlamıştır.

Sözgelimi din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak kiliseyi denetim altına alan 1789 Fransız Devrimi’yle onun ürünü olan ‘‘İnsan ve Yurttaş hakları Bildirgesi’’, ‘‘dinsel inançlar da dahil, hiç kimseye düşüncelerinden ötürü karışılamaz’’ diyerek Laikliğin temeli olan düşünce ve vicdan özgülüğünü yasallaştırmıştır.

Batı dünyası, engizisyonun insanları kavurduğu Ortaçağ’dan sonra yapılan laikleşme hareketleriyle birlikte, Kilise’nin hakimiyetinden kurtularak akıl ve bilimin buyruğuna girmiş ve hızla gelişerek bugünün bilgi çağına ulaşmasını bilmiştir. Daha açık ifadeyle; çağdaş Batı demokrasileri, bu Laikleşme çerçevesinde bugünkü başarılı noktalarına ulaşabilmişlerdir.

İslam dini de yalnız ibadetle ilgili kurallar kaymamış, toplum yaşantısını düzenleyen özel hukuk ilişkilerine de yer vermiştir. Şeriatın dünya bağlamında;Aile Hukuku, Borçlar, Mal ve Usul Hukuku, Ceza Hukuku ve Miras Hukuku, alanlarında bir dizi hükümleri bulunmaktadır.

Ülkemizde “Laiklik” düşüncesini ilk kez tanımlayan ilk basımevi kurucusu İbrahim Müteferrika’ dır. 1730’larda Padişah I. Mahmut Müteferrika’ ya “küffarın ekser zamanda galebesine ve ehl-i İslamın mağlubiyetine sebep nedir? Araştır, bildir” buyurmuş. Müteferrika’ da “ Milletlerin Düzeni Üzerine Düşünce Yolları “ adlı eserinde başka nedenlerle birlikte şu noktayı da belirtmiştir “ Günümüzde artık devletler dinden ve gelenekten gelen esaslara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir.”

Devlet yönetiminde Şeriatın egemen olup olmaması tartışmaları Tanzimat’la başlamış ve Yeni Osmanlılar Kuran’ın her konuyu kapsayamayacağını ayrımsayabilmişlerdir.. Daha sonraları bu tartışmalara İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri Jön Türkler de katılmışlardır. Örneğin, Dr. Abdullah Cevdet şeriat düzeni yerine laik bir düzenin alınmasını sağlık vermiştir. Hatta daha ileri giderek; geleceğin Türkiye’si’ni medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatıldığı, muskacılığın ve üfürükçülüğün yasaklandığı, fesin kaldırıldığı, tüm yasaların günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlendiği, tek kadınla evlenilen bir ülke olarak düşlemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda aydınlanma dönemi diye bir kesit göstermek güçse de, batılılaşmanın hangi yolla yapılacağı Batıcılar Türkçüler ve İslamcılar arasında ayrılıklara neden olmuştur. Aydınlanmacı ve ileri düşüncelerin önderleri arasında yer alanlar; Şinasi, Münif Paşa Ali Suavi, Namık kemal, Ahmet Mithat, Ziya Paşa, Prens Sabahattin ve Tevfik Fikret’dir. Osmanlı aydınlarının hiçbiri de açık ve net olarak laikliği savunmamış hep üstü kapalı değinişlerdir. Osmanlı Devleti’nde laiklik ile ilgili tüm gelişmeler, İslamın monolitik toplumsal ve siyasal düzen anlayışını tehdit ettiği için dini çevrelerin şiddetli muhalifleriyle karşılaşmışlardır. I. Meşrutiyet’ te anayasa görüşmelerine bu nedenle direnç gösterilmiş, II. Meşrutiyet’ in ilanından sonra da Meclisin yasama yetkisi şeriat yanlıları ile dinsel düzen karşıtları arasında çatışmalara sebep olmuştur. Şeriat yanlıları, Hıristiyan ve Musevilerin de bulunduğu bir meclisin yasama etkinliklerinde bulunamayacağını Tanrı’ ya ait olan bir yetkinin, O’ nun kullarınca kullanılmasının en büyük dinsizlik olduğunu söylemişlerdir.

İttihat ve Terakki de iktidarda olduğu dönemlerdedinde reformu gerçekleştirmeye çalışmış, sonuç alamamıştır. Sonuç olarak öyle bir yere gelinmişti ki ne düşünsel ne de ekonomik açıdan Osmanlı’nın durumu iç açıcı değildi, Osmanlı’nın teokratik-monarşik yapısı toplum gelişimini engellemiş, çağdaş uygarlık düzeyi yakalanamamıştı.

Toplumumuzda, Tanzimat’tan beri Batılılaşma, din kurallarının yerine dinsel olmayan,akılcı kuralların konulması olarak anlaşılmıştır. Din geri kalmanın nedeni olarak görülünce gerilemenin önüne ancak akılcı biçimde düşünülerek geçilebilirdi. Akılcı düşünce özünde de tartışma yatıyordu. Bunun içinde öncelikle ulusal bağımsızlığın kazanılması ve özgür düşüncenin temellerinin atılması gerekmiştir.

Türkiyede ancak hilafetin kaldırılmasından sonra, Mecliste din ve devlet ayrımı teklifi tartışılmaya başlamıştır. 20 Nisan 1924 tarihli Anayasanın ikinci maddesinde “Türkiye Devleti’nin dini din-i İslamdır” ibaresi kullanılmıştır. Anayasada bu ve onunla ilişkili bazı maddelerin çıkarılması için 1928 yılına kadar beklemek gerekmiştir. Böylece devletin dini olduğu maddesi çıkarılmıştır. Hilafetin kaldırılmasından ve Osmanlı hanedanının yurt dışına gönderilmesinden sonra hiçbir Müslüman ülkenin hilafeti canlandırmaya çalışmaması ilginçtir.

Cumhuriyet döneminde atılan ilk önemli laiklik adımları, 4 Mart 1924’te Halifelik ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılması, eğitimde ve sonra da yargıda birliğin sağlanmasıdır. Bunları ileriki yıllarda halka şapka giydirilmesi, tarikat ve tekkelerin yasaklanması, Batı yasalarının benimsenmesi gibi başka adımlar izlemiştir nihayet 5 Şubat 1937’de 3115 sayılı Kanun’ la gerçekleştirilen değişiklik, laikliği bir anayasa ilkesi haline getirmiştir. Diyanet İşleri kavramı ise Ziya Gökalp tarafından ortaya atılmıştır. İnanç ve ibadetlerle ilgili işlemlerin yönetimi Diyanet İşleri Başkanlığı’na özgü bir alan olarak sürmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Yani, ülke yönetiminde pozitif bilimin ve toplumsal gereksinimlerin gösterdiği doğrultuda, akılcı kuralları temel alan devlettir. Bu kurallar arasında dinsel zorlamalar yoktur. Çünkü dinsel kurallar ancak ibadet, Tanrı’ ya yakarış ve tapınma konularında geçerlidir. İnananla Tanrı arasında söz konusudur. Vicdan özgürlüğü denilen kavram da işte bu inanç özgürlüğüdür. Ancak, burada şunun altını çizmek gerekir. Laiklik dinin yaşamdan soyutlanması anlamını taşımamaktadır.

1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda şu cümleler yer almaktadır:

“Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı. Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

Türk Devriminin temeli olan ulusal bağımsızlık ilkesi, düşünce ve inanç bağımsızlığı ve özgürlüğü demek olan laiklikle özdeştir. Boş inançların, dinsel baskıların dogmatik zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile kurulamaz. Bunun gibi inançların yönetiminde bilim de yapılamaz. Öyleyse laik düşünüş ve davranış olmadan demokratik bir hukuk devleti de kurulamaz toplumsal adalet de gerçekleştirilemez. Kısaca, laiklik Atatürkçü düşünüşün ve Türk Devriminin genel niteliğidir.

Tarihimizin en büyük dönüşümlerinden birini oluşturan Cumhuriyet’in ilanı, özgürlük, demokrasi ve çağdaşlık gibi kavramlarla ülkemiz insanına yeni bir dönemin kapılarını açmıştır.

Çağdaş uygarlığın temel felsefesinde, bireyin özgürlüğü ve kendi geleceğini belirleme hakkı vardır. Bu temel felsefeyi özümseyen Büyük Atatürk, bireyin, üzerindeki dini baskılardan kurtarılarak özgür olmasını ve yaratıcı gücünü ülke ve insanlık yararına kullanmasını sağlayacak yapısal dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Yapısal dönüşümün temelini, laiklik ilkesinin benimsenmesi oluşturmuştur. Dünya yaşamını din kurallarının etkisinden kurtarıp bilim ve aklın egemenliğine bırakan laiklik ilkesi, çağdaş dünyanın vazgeçilmez temellerinden biridir.

Laiklik, Atatürkçü düşünce sisteminin özünü oluşturan akılcı ve bilimsel yaklaşımın ayrılmaz parçası ve zorunlu sonucudur. Ulusumuzu çağdaş düşünce sistemi ve evrensel bakış açısına kavuşturan Atatürk devrimlerinin büyük bölümü laik devlet düzeninin kurulmasıyla sağlanabilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan başlayarak çok kısa süre içinde gerçekleştirilen Atatürk devrimleri bağlamında, başta Medeni Kanun olmak üzere çağdaş ülkelerin hukuk sistemini temel alan birçok yasanın kabulüyle laiklik yönündeki atılımlar pekiştirilmiştir. Bu çağdaş atılımlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim, hukuk, kültür, ekonomi, siyaset ve diğer alanlarda yeniden yapılanmasına olanak sağlamıştır.

Atatürkçü düşünce sisteminde laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören bir ilke değil, aynı zamanda dünya sorunlarına akılcı ve bilimsel bakış açısı getiren bir yaşam biçimidir.

Türkiye Cumhuriyeti’ne demokratik, sosyal hukuk devleti olma özelliği kazandıran laiklik, her dine ve mezhebe bağlı bireylerin eşit haklara sahip olduğu, insan haklarına saygılı bir toplum düzeni gerektirmektedir. Laik düzende herkes vicdan, dini inanç ve düşünce özgürlüğüne sahiptir. Kimse, ibadete, dini törenlere katılmaya, dini inancını ve düşüncesini açıklamaya zorlanamaz; dini inancından ve düşüncesinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Yine hiç kimse, Devletin sosyal, ekonomik,siyasal ya da hukuksal temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramaz; dini, din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri, siyasal ya da kişisel çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanamaz. Demokrasinin temelini oluşturan laiklik olmadan, din ve vicdan özgürlüğünden kesinlikle söz edilemez.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde belirlenen haklara sahip uygar bir toplum olmak, laikliğin yalnızca Anayasa’da tanımlanmasıyla kalınmayıp, yaşamın her alanında benimsenmesiyle olanaklıdır.

Türk toplumu için böylesine yaşamsal değeri olan laiklik ilkesini bugünkünden farklı biçimde uygulamak ve yorumlamak, Atatürk’ün öncülüğünde başlatılan ve günümüzde de sürdürülen Aydınlanma Devrimine büyük zarar verir. Atatürk devrimlerinin temel ereği çağdaşlaşmanın vazgeçilmez koşulu olan laikliğin, doğmalarla bağdaşmayan ve onları reddeden niteliği; sorgulayan, eleştirel düşünen ve aklı önemseyen çağdaş yurttaşların yaratılmasında önemli rol oynamıştır.

Yorumlar

  1. iyi güzel açıklamalar ama daha kısası yokmuydu bu çok uzun

    YanıtlaSil
  2. damdaki kemancı15 Kasım 2009 21:56

    çok güzel olmuş teşekkür ederim. ödevime de bayağı faydası dokundu

    YanıtlaSil
  3. güzelllllll teşekkür ederim bu siteyi yapana

    YanıtlaSil
  4. çok güzel bir site

    YanıtlaSil
  5. Bu sitede çok bilgi var...

    YanıtlaSil
  6. poyrazpekdemir15 Şubat 2010 13:29

    güzel bi yazı olmuş bizi bilgilendirdiginiz ı çın tesekkurlier

    YanıtlaSil
  7. emeğinize sağlık ama çok uzun


    yinede tşk.

    YanıtlaSil
  8. size ''ÇOOK TEŞEKKÜR EDERİM '' biraz işime yaramadı ama neyse yinede teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  9. tşq..ederizzz yhaa ödewlrmdee faydası dokunduuu..:D:D:=))umarım iiiii nott alırımm:=)

    YanıtlaSil
  10. süperiniz yha ellerinize sağlıkk inkılap ödevimi burdan yaptım :D

    YanıtlaSil
  11. süper ödevime yardımcı oldu bu site

    YanıtlaSil

  12. ZEHRA :ÇKKK GZLL Bİ SİTE

    YanıtlaSil
  13. çok teşekür edeerim ödevime yardımcı oldunuz

    YanıtlaSil
  14. Güzel, ödevime çok yardımcı oldu.

    YanıtlaSil
  15. bu site süpermiş teşekkür ederiz çok bilgi var

    YanıtlaSil
  16. ellerinize sağlık sağolun

    YanıtlaSil
  17. çook güzel bir site tenks

    YanıtlaSil
  18. çook güzel bir ilke
    birazda uzun kısa olsa iyi olur

    YanıtlaSil
  19. alllah sizden razı olsun

    YanıtlaSil
  20. bilgile riçin saqolun:)))

    YanıtlaSil
  21. çok güzel bir site emeklerine tşk

    YanıtlaSil
  22. çok teşekkür ederim ödevime çok yaradı

    YanıtlaSil
  23. çok teşekkür aderim çok güzel olmuş

    YanıtlaSil
  24. ya biraz uzun olmuş ama ben kısa bir bilgi istemiştim teşekkürler işime yarayanı buldum bu siteyi kurduğunuz için teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  25. sitede çok güzel bilgiler var gerçekden..:D

    YanıtlaSil
  26. çok uzun olmuş ama ödevime yaradı 100 üzerinde 100 aldım:) ^<3

    YanıtlaSil
  27. bnm de işime yaradı tşkkrlr!!!!!!!

    YanıtlaSil
  28. elinize sağlık tam istediğim gibi olmuş...Hocada ancak bu kadar a kanaat getirir

    YanıtlaSil
  29. ÇoK GüZel OlMUş TeŞeKüR eDeRim

    YanıtlaSil

  30. elif :
    güzelllllll teşekkür ederim bu siteyi yapana

    allah razı olsun

    YanıtlaSil
  31. istediğim araştırmanın cevabını buldumm çok teşekür ederimm :))))

    YanıtlaSil
  32. lütfen ilkelerinide yükleyiniz!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!İzmir İktisat gibi yani

    YanıtlaSil
  33. eyw....ALLAH RAZI OLSUN :D teşekürlerimi sunarım

    YanıtlaSil
  34. Benim de ödevime çok yardımcı oldu

    YanıtlaSil
  35. Çok teşekkür ederim. Sizin sayenizde 100 aldım performanstan. Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  36. çok sağolun performansımı bunlarla yapcam Allah razı olsun (:

    YanıtlaSil
  37. Bu site çok güzel bi site.

    YanıtlaSil
  38. Çok güzel, sağolun. Beğendim.

    YanıtlaSil
  39. Bayıldım valla!

    YanıtlaSil
  40. cidden çok teşekkür ederim , çok işime yaradı. umarım iyi not alırım. hoca bana taktıda o yüzden yine bi bahane bulur ama olsun. tekrar teşekkürleeeeer =D

    YanıtlaSil
  41. bu sitede çok bilgilr var ya çok işimme yardı!!!!:)

    YanıtlaSil
  42. performans ödevime çok yaradı...

    YanıtlaSil
  43. :) sahiden çok saoun :)

    YanıtlaSil
  44. supr olmus eme bızım gıçık hünkar hoca bunuda begenmez...

    YanıtlaSil
  45. ellerinize sağlık vallha çok güzel bir site oluşturmuşsunuz... sayenizde performansımı en iiiyi şekilde tamamladımm tşkrler...

    YanıtlaSil
  46. allah razı olsun güzel ama çok uzun

    YanıtlaSil
  47. süper bir site ödevim için çok işe yaradı :) :D

    YanıtlaSil
  48. valla gerçekten çok teşekkür ederim çok işime yaradı bu siteyi kullanır kullanmaz yorum yazmadım çünkü notumu almadan teşekkür etmek istemedim ama çok iyi bi not aldım 98 2 puanda noktalamadan gitti yani bnm hatam olmasa sizin sayenizde 100 alıcaktım bu notumu size borçluyum çok çok çoookkk teşekkür ederim sizi çok çok çoookkk seviyorum

    YanıtlaSil
  49. Gerçekten çok güzel bir site, benim atatürk ilkelerinin hepsini bir sayfa olmak üzere yazacaktım ve hepsini burdan yaptım.

    YanıtlaSil
  50. neresi iğrenç sen önce ismine bak alaraymış bize de karışma

    YanıtlaSil
  51. on numara ha metin oynayan varmı::) :D

    YanıtlaSil
  52. on mumara :D (:)

    YanıtlaSil
  53. Küçümseme kimseyi. NoktaDa küçüktür ama Bitirir CümLeyi.

    YanıtlaSil
  54. çok saolun bu siteyi yapan kişinin ellerine sağlık

    YanıtlaSil
  55. laiklik inkalapın tarihi

    YanıtlaSil
  56. çok teşekkür ederim, helal olsun size.

    YanıtlaSil
  57. Biraz uzun olmuş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…