Ana içeriğe atla

Halkçılık İlkesi

Milliyetçiliğin tabii sonucu olan halkçılık, çağdaş demokrasi prensibinin temelini teşkil eder. Halkçılığın tarifini yapmadan önce halk sözcüğü üzerinde durmak gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, halk sözcüksinin farklı tanımlarını yapmak mümkündür.

Aynı ülkede yaşayan, aynı uyruktan olan insanlara halk denildiği gibi, ayrı ülkelerde yaşayan, aynı soydan gelenlere (Yahudi Halkı) ve aynı ülkede yaşayan farklı soylara da (Sovyetler Birliği) halk denmektedir. Bütün bunların yanında kabul gören bir başka tanımda; muayyen bir zaman ve yerde yaşayan insan topluluklarına halk denmektedir. Cumhuriyet dönemine kadar bizde halk yerine, ahali sözcüksi kullanılmaktaydı.

Ahali anlayışını yıkan Atatürk, Türkiye halkını şöyle tarif etmektedir. “Türkiye halkı, ırken, dinen ve kültürel olarak birleşmiş, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle doldurulmuş, gelecekleri ve menfaatleri ortak olan sosyal bir topluluktur”. Görüldüğü gibi Atatürk, herhangi bir ayırımcılığı kabul etmeyip, Türkiye’de yaşayan tüm insanları bir halk olarak kabul etmektedir.

Gerek modern, gerek eski devlet kuruluşlarında halk kütlelerinin varlığı esasına bakarak her toplulukta halkçılık rensibinin mevcut olduğunu sanmak yanlıştır. Tarihte devlet idaresindeki fonksiyonu şuurundan habersiz bir çok topluluklar bulunduğu gibi, zamanımızda bile halkçılığı, başka deyimle demokrasiyi boyuna tekrarladıkları halde icraatlarında bu ilkenin açığına düştüklerini ispatlayan devletler vardır.

Halk demokrasisi adı altında bireylerin her türlü özgürlüğünü elinden alan bu devletlerin sistemleri yakın zamanda birer birer çökmüştür. O halde halkçılığı iyi anlamak gerekmektedir.

Halkçılık “bireyler arasında hiç bir fark ayrılığı görmemek, topluluk içinde ayrıcalık kabul etmemek, halk adı verilen tek ve eşit bir varlık tanımak görüş ve tutumu” olarak tanımlanmaktadır. Halkçılık, halk devleti halk yönetimi, halkın kendi geleceğine hakim olması, yani siyasal demokrasi olarak kabul edilir. Türkiye’de halkçılığın ilk fikri tohumları Jön-Türkler döneminde ortaya atılmıştır. özellikle Celal Sahir’in yönetiminde Türk Ocağının bir organıolarak yayımlanan “Halka Doğru” dergisi bu konuda öncülük etmiştir. Solidarist bir programa sahip olan bu dergide Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura en önemli yazarlardı. “Bir manifesto niteliği taşıyan ve “Halka Doğru” başlıklı 5 sayı süren yazıyı Akçura yazmıştır. Buradaki Halkçılık, siyasal bir anlam taşımaz; daha çok halkın dertlerine eğilmek ve onları çözümlemek amacını güden romantik niteliği vardır.

Ziya Gökalp’in özellikle Osmanlıca’ya karşı halk lisanını savunması semeresini 1877 Meclisinde vermiştir. “Meclis-i Mebusan’da milletvekilleri kaba Türkçe denilen Öz Türkçe ile konuşmakta ve halk ile bütünleşmeyi ön planda tutmaktaydılar. 19. yüzyılın başlarında ise Türkçülük akımı ile Anadolu halkı ile aydınlar arasında yaygınlaşmaya başlamıştı. Birinci Dünya savaşı sırasında aydınlar arasında doğan halkçılık-köycülük düşüncesinden halkın mesut bir netice beklediği, halka doğru akımın bütün canlılığı ve hızıyla sürdüğü görülmekteydi.” Jön Türkler dönemindeki bu halkçılık hareketi, Tanzimat batıcılığına tepki, halkın idare edenler tarafından geri plana itilişine tepki ve Balkanlarda görülen “populüst” ve köycü akımlarının etkisi olarak değerlendirilebilir ama siyasal bir mahiyet taşıdığı söylenemez.

İşte Türkiye’de siyasal anlamda halkçılığı uygulamaya koyan Atatürk olmuştur. Atatürk Türk halkını Derne’de, Tobruk’ta, Çanakkale’de tanımıştı. Samsun’a çıktığında, Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta fakir ve fedakar halk daima Atatürk’ün yanında olmuştur.

Atatürk, Halkçılığı, ilk defa T.B.M.M’ne verdiği tartışma neden olan önergesinde gündeme getirmiştir. Bir tür ihtilal bildirisi olan bu önergede, “Efendiler, bu esaslara müstenit olan bir hükümetin mahiyeti suhuletle anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, hakimiyet-i milliye esasına müstenit halk hükümetidir” diyerek, siyasal anlamda halkçılığı açıkça bildirmiştir.

0 Ocak 1921’de kabul edilen ilk Anayasamızın 1.maddesinde “Hakimiyet bila kayd-ü şart milletindir. idare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir’denerek milli hakimiyet ilkesini Anayasa hükmü haline getirilmişti.

Yine Atatürk, 9 Ağustos 1923’de kurduğu siyasal partiye Halk Fırkası adını vererek, halkın aktif olarak siyasal hayata katılmasını arzulamıştır.

Ekim 1927’de toplanan, Cumhuriyet Halk Fırkası ikinci büyük kongresinde Halkçılık programına yer verilmişti. Bu programda; “irade ve hakimiyet kaynağı millettir. Bu irade ve hakimiyet’in, devletin vatandaşa ve vatandaşın devlete karşı vazifeleri tamamiyle yerine getirmek için kullanılması, partinin başlıca prensipleridir. Kanunlar önünde mutlak bir eşitlik kabul eden, hiç bir ferde, aileye, hiçbir sınıfa hiçbir cemaate imtiyaz tanımayan, yurttaşları halktan ve halkçı olarak kabul ederiz” denmiştir. Böylece halkçılığın, eşitlikçi niteliği de vurgulanmıştır.

Halkçılık daha sonra Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerinden biri olarak Anayasalarımızda yer almıştır.
Atatürk’e göre Halkçılık siyasal bir içerik taşımaktadır. Bu siyasal içerik egemenliğin kaynağı ile ilgilidir. Atatürk bu konuda; “Bizim görüşümüz -ki halkçılıktır- kuvvetin kudretin, egemenliğin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Yine şüphe yok ki, bu dünyanın en kuvvetli bir esası, bir ilkesidir” demektedir. Bizim şekli hükümetimiz tam bir demokrat hükümettir diyen Atatürk, halkçılığı çağdaş demokrasi anlayışının uygulanması olarak kabul etmektedir.

Atatürk’ün Halkçılık anlayışı sınıf kavgasına karşıdır. Bu anlayış özellikle komünist rejimlerdeki gibi halkın proleterya-burjuva gibi sınıflara bölünmesini reddeder. Atatürk bu konudaki görüşlerini şöyle belirtmektedir.
“Bizim nokta-i nazarlarımız, bizim prensiplerimiz cümlece malumdur ki, bolşevik prensipleri değildir ve bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve teşebbüste bulunmadık. Bizim itikadımıza göre milletimizin temin-i hayat ve tealisi kendi kabileyet-i hazmiyesiyle mütenasip olan nokta-i nazarlardır. Fakat esas itibariyle tedkik olunursa bizim nokta-i nazarlarımız- ki halkçılıktır, kuvvetin, kudretin, hakimiyetin, idarenin, doğrudan doğruya halka verilmesidir”.

Halkçılık ilkesi, sadece komünizmin değil, halkı sürü gibi gören diktatörcü, şefçi, faşist kısacası tüm antidemokratik anlayış ve oluşumlara karşıdır.

Atatürk’ün halkçılık anlayışı ayırıcı değil, bütünleştirici bir niteliğe sahiptir. Bu anlayış sadece sınıf ve mesleki farklılıkları değil, bölgesel ve inanç farklılıklarını da aynı amaçlar etrafında birleştirmeyi amaç edinmiştir. Atatürk bu konudaki; “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakya ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır” diyerek, ifade etmiştir. Böylece Türkiye içinde yaşayan halk, ümmetçilik aşamasından millet aşamasına eriştirilmiştir.

Halkçılık ilkesi, bütün toplum katmanlarını, birbirine eşit olarak kabul eder. Bu eşitlik, sadece ekonomik eşitlik anlamında değildir. Atatürk’ün halkçılık görüşlerinde girişim özgürlüğü  olacaktır, ve çalışan daha çok  kazanacaktır. Ama yasa önünde herkes eşit olacaktır. Atatürk bu konudaki görüşlerini şöyle belirtmiştir.
“Ne olduğumuzu bilelim. Kurtulmak yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur. O halde Halkçılık toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir”.

Atatürk’ün Halkçılık ilkesi toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yönden geliştirilmesini amaç edinmiştir.
Osmanlı döneminde uzun süren savaşların da etkisiyle son derece yoksul düşen Türk halkı ilkel yöntemlerle sürdürdüğü tarım dışında, diğer sektörlerde faaliyet gösterememekteydi. 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir-İktisat Kongresi’nin toplanması iktisadi bağımsızlığın, siyasal bağımsızlık kadar önemli olduğu anlamına gelmekteydi. Kongre’de; “Bu dakikada sami’lerim çiftçilerdir, sanatkârlardır, tüccarlardır ve amelelerdir. Bunların hangisi, yekdiğerinin muarızı olabilir. çiftçinin sanatkâra, sanatkârın çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunların hepsine, yekdiğerine ve ameleye muhtaç olduğunu kim inkâr edebilir” diyen Atatürk açılan iktisadi savaşa tüm toplum katmanlarını çağırmıştır. Halkın ekonomik durumunu iyileştirmek için özellikle köylü üzerinde bir yük olan Aşar Vergisi 17 Şubat  1925 tarihinde kaldırılmış, 1927 ve 1929’da çıkarılan kanunlarla 711.000 hektar toprak dağıtımı yapılmıştır.

Cumhuriyet’ten önce, Türk halkı ekonomik açıdan olduğu gibi, sosyal, kültürel ve eğitim açısından da çok geri durumda bulunmaktaydı. “1920’lerin başında ancak y10’u okuma yazma bilen Türkiye’de toplam olarak 5.000 okul, 12.400 öğretmen ve 359.000 öğrenci vardı. öğrencilerin sadece 3.000’i yüksek eğitim kurumlarındaydı. Gene 1924 yılında yaklaşık 13 milyonluk nüfusa karşılık sadece 1.000 kadar doktor vardı. Sağlık hizmetlerinin geriliği ve yetersizliği, yaygın cahillik ve fakirlik nedeniyle sıtma, trahom, frengi, tifüs, tüberküloz gibi salgın hastalıklar büyük ölçüde işgücü ve refah kaybına yol açmaktaydı.

Yazı devriminin gerçekleştirilmesi, halkı bilgisizlikten kurtarmak amacını gütmekteydi. Yine açılan Millet Mektepleri aracılığı ile okul çağında olmayan büyüklere de okuma, yazma seferberliği başlatılmıştı. Bu okullarda 1.000.000’a yakın vatandaşa okuma-yazma öğretildi. Halkın kültürel düzeyini geliştirmek için Halkevleri ve köylerde Halk Odaları kuruldu.

Buralarda edebiyat, tiyatro, folklor, müzik, şiir, san’at olmak üzere çok önemli kültürel faaliyetler gerçekleştirildi. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Atatürk’ün halkçılık anlayışı ulus egemenliği ve demokrasi ile sıkı sıkıya bağlı olmakla birlikte, halkın ekonomik, toplumsal ve  kültürel yönlerden çağdaşlaştırılması ülküsünü gütmektedir.

Sonuç olarak Atatürk’ün halkçılık anlayışı; devletin emrinde tebaa olan halkın yerine, halkın emrinde olan devlet anlayışını yerleştirme hedefidir.

Yorumlar

  1. çok uzun benim ödevim için kısa lazım malesef bunu çıkartamıyacağım başka internet sayfasına bakacağım ama yinede çok güzel bilgiler var

    YanıtlaSil
  2. çok güzel beğendim

    YanıtlaSil
  3. ödevim için güzel bir yazı ama çok fazla uzun

    YanıtlaSil
  4. burası çok güzel bir site ödevime çok yardımı oldu ve yazılıyada

    YanıtlaSil
  5. ya ben bu ilkeleri karıştırıyorum

    YanıtlaSil
  6. yaa biraz kısa olsa iyi olur

    YanıtlaSil
  7. güzL Site ama fazLa detayLı :D

    YanıtlaSil
  8. çokk qÜZEL Bİ SİTEEE ÇOK SAOLUNNN

    YanıtlaSil
  9. bence de büşra sana katılyorm

    YanıtlaSil
  10. herkes bunu çok görüyor ama o kadar da çok deil deil mi arkadaşlar

    YanıtlaSil
  11. süper olmuş

    YanıtlaSil
  12. bencede yazıları kısa we öz tutmak daha iyi olur hem bize hem diğer arkadaşlara kolaylık olsun
    dimi ama........

    YanıtlaSil
  13. bence çok güzel bir site ödevimi bida burdan yazıcam

    YanıtlaSil
  14. tam proje ödevim için aradığım sayfa çok saolun...

    YanıtlaSil
  15. cok güzel bir çalışma olmuş elinize sağlık.ayrıntılı olması,ayrıntılı ve konuya tam hakim olmamızı sağlayacaktır.

    YanıtlaSil
  16. çok güzel olmuş, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  17. mükemmel bir site cok da güzel ama biraz uzun daha kısa olmalı ama hem ödevime yardımcı oldu hem de sınavlara bi kusuru olmasa daha iyi olurdu cok uzun kısa ve öz olmalıydı

    YanıtlaSil
  18. cok teşşkküürr ederim.
    çook guzel bir site.

    YanıtlaSil
  19. orkun bugra duman28 Kasım 2010 15:15

    çok teşekür ederim övevime yazmaya yardımcı oldunuz

    YanıtlaSil
  20. abdullah bağcı29 Kasım 2010 15:02

    cok güzel bir site ama bazı kişiler için uzun ama aslında onlara daha çok yardımı olur daha iyi öğreniriz bence

    YanıtlaSil
  21. çok güzel bir site her keze yardımcı olur

    YanıtlaSil
  22. çok güzel ve detaylı evet ama biz de detaylernı yazmayıp temelleri yazabiliriz yazanların ellerine sağlık...

    YanıtlaSil
  23. güzeldi performans ödevime yardımcı oldu tşk

    YanıtlaSil
  24. performans ödevimi yaptım çok teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  25. herkez güzel yorumlar yazmış hepsin,i okudum

    YanıtlaSil
  26. Bence de çok güzel site.

    YanıtlaSil
  27. bence kısa ve öz tutulmamalı böyle konular hele ödevse konu iyice derin olmalı ki öğrenci yaptğı ödevi kavrasın ve yeni bir şeyler öğrensin böyle konular ödev için kısa tutulmamalı insan bir iş yapcaksa tam yapmalı

    YanıtlaSil
  28. Teşekkür ederim, iyi günler.

    YanıtlaSil
  29. çok güzel ödevim için yararlı oldu

    YanıtlaSil
  30. Sitenin içeriği hakkında pek bilgim yok. Bizi de inklap hocası vermişti diye. Bence bu yazının uzun olması çok iyi olmuş. Çünkü kendim okuyup özetledim :) Yani hem konuyu anladım hem de performans ödevini yaptım. O yüzden bu yazının yazılmasında ve yayımlanmasında emeği geçen her kese teşekkür ediyorum... :D

    YanıtlaSil
  31. GÜZEL ama çok DETAYA girmişsiniz.

    YanıtlaSil
  32. @elif
    özetlersek uzun diye bir şey olmaz

    YanıtlaSil
  33. bu sayfa çooooooooook uzun bune lan siz bizi öldürmeyimi düşünüyonuz ooooofffffffffff allah kahretsin.......

    YanıtlaSil
  34. ben sahsen cok güzel buldum çünkü ödevimi bulmama çok yardımcı oldu alah ne muradınız varsa versin...
    anladın sen onu...

    YanıtlaSil
  35. tşkrler sayenizde ödevimi yaptım süper bir site olmuş ellerinize sağlık

    YanıtlaSil

  36. çiğdem :tşkrler sayenizde ödevimi yaptım süper bir site olmuş ellerinize sağlık

    @çiğdem
    Gerçekten çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil
  37. bence de cok uzun :)

    YanıtlaSil
  38. ama yararlı bilgiler de war :)

    YanıtlaSil
  39. çok detaylı olmuşş :) :)

    YanıtlaSil
  40. Of güzeL oLmş ama Çok kısa yaa :'(

    YanıtlaSil
  41. yaa çok fazla uzun yazamadım hepsini kısa kestim keşke az daha kısa olsaydı

    YanıtlaSil
  42. Senin Türkçe'ne bakarak fazla detaylı tabi. sen ilk önce Türkçe' yi öğrende gel olur mu ?@eda eylül

    YanıtlaSil
  43. bende buldm ama ama interntten ablam çıkarmıo bnde bilm,onnnn

    YanıtlaSil
  44. ödevime çok yardımı oldu bu site harika

    YanıtlaSil
  45. ya ewt uzun ama arkadaşlar kısaltabilirizzzzz :)))))

    YanıtlaSil
  46. Bu site çok güzel, ödevlerimi hep bu siteden yapıyorum, yapımcı elinde saglik çok güzel site.

    YanıtlaSil
  47. süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

    YanıtlaSil
  48. çok güzedi bana çok yardımcı oldu

    YanıtlaSil
  49. bence çok uzun ama yinede emğe saygı!!!!
    sınavda yardımı çok oldu
    !!!!!!!!!!!!

    YanıtlaSil
  50. bence çok uzun yaaa öfff bana kısa lazımmm bu site güzel olabilir ama yazıyı beğenmedim :( :

    YanıtlaSil
  51. çok güzel yazmış ve müthiş

    YanıtlaSil
  52. çok detaylı ama güzel:D :D

    YanıtlaSil
  53. başlıklar halinde yapsaydınız keşke bana yardımcı olurdunuzz ben bu konuyu anlatacağım o yüzden çok uzun olmuşşş :S

    YanıtlaSil
  54. imanım gevredi yazana kadar biraz kısa yapsaydınız keşke

    YanıtlaSil
  55. çok teşekkürler yaa
    :) <3

    YanıtlaSil
  56. Bence çok uzun...Bize hiç yardım etmiyorsunuz.O kadar bilginin içinden doğru bilgiyi çıkarmak için canımız çıkıyor......

    YanıtlaSil
  57. cokk uzun yz yz btmyo yha

    YanıtlaSil
  58. güzel bir site :) :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…