Ana içeriğe atla

Gazi Meclis’in Sonu ve Halk Fırkası’nın Kurulması

23 Nisan 1920’de toplanan Birinci Büyük Millet Meclisi, zafer kazanılıncaya kadar dağılmamak kararını vermişti. Bu Mecliste bulunan milletvekilleri arasında tam bir görüş birliği yoktu. Özellikle Mustafa Kemal’i çekemeyenler ve Padişah bağlı kalan bazı milletvekilleri fırsat buldukça Mustafa Kemal ve arkadaşlarını tenkid ediyorlardı. Ayrıca, bunlar bir muhalefet grubu kurmuşlardı. Lozan barış müzakerelerinin başladığı sırada muhalifler, Meclisin çalışmalarını güçleştirmek için engeller yaratıyorlardı. Öyle ki Meclisteki bu muhalif cereyan, Müttefiklere cesaret vermiş ve barış görüşmelerini etkilemiş ve kesilmesi nedenlerinden biri olmuştur.

İkinci Lozan Konferansı’nda, düşmanlarımız karşısında daha güçlü bir birlik olarak çıkmamız için, Meclisin yenilenmesi gerekliydi. Aslında Anayasaya göre seçimin yenilenme zamanı gelmişti.

Mustafa Kemal’i bir seçim yasası yoluyla vatandaşlık haklarından yoksun bırakmak girişimi de meclisin dağılmasını hızlandırdı.. Büyük Millet Meclisi 1 Nisan 1923’te seçimin yenilenmesine karar vererek dağıldı. Yeni Meclis 11 Ağustos 1923’te toplanacaktı.

Yeni bir rejimin kurulduğuna ve kurulacağına ilişkin en önemli göstergelerden biri de İstanbul’un işgalden kurtulmuş olmasına karşın başkentin  Ankara yapılmasıydı.

Lozan Barış Antlaşmasına göre, İstanbul ve Çanakkale bölgesindeki İtilaf kuvvetleri barışın Büyük Millet Meclisi tarafından onayından sonra altı hafta içinde bu bölgeleri boşaltacaklardı. İtilaf kuvvetleri 24 Ağustos’tan itibaren boşaltma işine başladılar. 2 Ekim 1923 günü son kafile de Dolmabahçe önünde Türk bayrağının ve Türk askerini selamlayarak, çekilip gittiler.

İstanbul’un boşaltılmasından sonra başkentin neresi olacağı hakkında kesin bir karar almak gerekiyordu. Çünkü, o sırada gerek Mecliste, gerek basında devlet başkentinin İstanbul’a taşınması fikri tartışma konusu olmağa başlamıştı. Muhalifler İstanbul’un başkent olmasını istiyorlardı. Bazı yabancı devletler de bu fikre katılıyorlardı. Halbuki idari, askeri, siyasi bakımdan Ankara’nın başkent olması zorunlu idi. Aslında 1920’den beri Ankara, yeni Türkiye Devletinin başkenti olmuş, İstiklal Savaşı buradan yönetilmişti.

Mustafa Kemal, bu sorunun Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini istedi. İsmet Paşa, bir maddelik bir kanun tasarısı hazırlayarak Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdi. Büyük Millet Meclisi bir milletvekilinin itirazına karşılık İsmet Paşa’nın “Türkiye Devletinin Makarr-ı İdaresi Ankara şehridir” teklifini çoğunlukla kabul etti (13 Ekim 1923).

Bu sıralarda Mustafa Kemal yeni bir partinin kuruluşu için çalışmalarına da sürdürmektedir.

Bilindiği gibi siyasal partiler:belli siyasal görüşleri ve programları olan, bu siyasal görüşlerini ve programlarını devlet yönetimine uygulayabilmek için seçim yoluyla siyasal iktidarı ele geçirmeye ve elde tutmaya çalışan ve süreklilik gösteren örgütlerdir.

Siyasal partilerörgütlenme biçimleri,ideolojileri, çalışma yöntemleri bakımından birbirinden farklı özellikler taşıyabilirler.Siyasal partiler, temsili demokratik rejimlerin ve genel oy ilkesinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de,  siyasal partilerin ortaya çıkışında temsili demokrasinin ve oy hakkının genişletilmesinin önemli bir rol oynadığı yadsınamaz.

Türkiye’de ilk siyasal örgütlenmeler, I. Meşrutiyet döneminin sonlarında, gizli olarak kurulan derneklerle başlamıştır. 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilânından sonra, dernek kurma özgürlüğü tanınmış ve siyasal partiler de, dernek statüsüne sokulmuştur.

Bunun sonucunda, çoğunluğu daha önce kurulmuş derneklerin tabanları üzerinde olmak üzere, birçok siyasal parti kurulmuştur.

Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde ise, bağımsızlık mücadelesini yürütmek üzere, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri oluşturulmuştur. Bu dernekler, Erzurum Kongresinde, “Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında; Sivas Kongresinde ise “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilmiştir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, TBMM’nin kuruluşunda ve ulusal bağımsızlığın kazanılmasında çok önemli roller üstlenmiştir.

23 nisan 1920’de toplanan TBMM’nin, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin programını uygulaması ve bir bütün olarak hareket etmesi beklenirken, zamanla birtakım gruplaşmalar ve düşünce ayrılıkları kendisini göstermiştir. Diğer yandan, yeni kurulan devletin yapısında, siyasal partiler gibi, birtakım çağdaş kuruluşlara da gereksinim duyulmaya başlanmıştır.

Bu nedenle Mustafa Kemal 6 Aralık 1922’de de basına bir demeçte Halk Fırkası adı altında ve halkçılık ilkesine dayanan siyasal bir parti kurmak fikrinde olduğunu açıklamıştır. Devrimleri gerçekleştirmek, toplum ve devlet hayatında köklü değişiklikler yapmak için belli bir programın olması gerektiğini belirtmiştir. Kurulacak olan bu partinin, bir sınıf partisi olmadığını, bütün vatandaşları kapsayan bir nitelik taşıyacağını açıklamış ve bu konuda halkı aydınlatmak üzere 14 Ocak 1923’de Batı Anadolu’da geziye çıkmıştır. Ayrıca ülkedeki bütün aydınlardan, bilim adamlarından her yönden bağımsızlığın sağlanması için, partinin nasıl bir program izlemesi gerektiği konusunda çalışmaları istemiştir.

Bilindiği üzere Ulusal Bağımsızlık Savaşı, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından desteklenmiş ve gerçekleştirilmiştir. Cemiyetin başkanı Mustafa Kemal, 1 Nisan 1923’de yeni seçimlere gidilmesi kararı alınırken Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 9 maddeden oluşan kuruluş bildirisini yayınlanmış ve derneğin milletvekili adayları açıklamıştır.

Mustafa Kemal’e göre bu 9 umde o dönemin koşullarının bir ürünüydü:

“Gerek bazı kimselerden aldığım yazılı düşüncelerden ve gerek halk ile yaptığım görüşmelerden çok yararlandım. Sonunda 8 Nisan 1923 tarihinde, görüşlerimi dokuz ilke halinde tespit ettim. İkinci Büyük Millet Meclisi’nin seçimi sırasında yayınlayarak ilân ettiğim bu program, partimizin kuruluşuna temel olmuştur.Bu program, bugüne kadar ele alıp gerçekleştirdiğimiz bütün önemli hususları içine alıyordu. Bununla birlikte programa girmenıiş önemli ve esaslı bazı konular da vardı. Örnek olarak, Cumhuriyet’in ilânı, Şer’iye Vekâleti’nin, medrese ve tekkelerin kaldırılması, şapka giyilmesi gibi... Bu konuları programa alarak, cahil ve gericileıin, bütün milleti vaktinden önce zehirlemeye fırsat bulmalarını uygun görmedim. Çünkü, bunların zamanı gelince çözüme bağlanacağından ve milletin sonuçtan memnun olacağından kesinlikle emindim. Yayınladığım programı, bir siyasî parti için yetersiz, kısa bulanlar oldu. Halk Partisi’nin programı yoktur dediler. Gerçekten de ilkeler adı altında bilinen programımız, itiraz edenlerin gördükleri ve bildikleri şekilde bir kitap değildi. Fakat temel ilkeleri içine alıyordu ve pratikti. Bizde uygulanması imkânsız düşünceleri, nazarî birtakım ayrıntıları yaldızlayarak bir kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Milletin maddî ve manevî alandaki yenileşmesi ve gelişmesi yolunda, söz ve teori ile iş ve icraata önem vermeyi tercih ettik. Bununla birlikte, Hâkimiyet milletindir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dışında hiçbir makam, millî mukadderata hâkim olamaz, Bütün kanunların düzenlenmesinde, her türlü teşkilâtta, yönetimin bütün ayrıntılarında, genel eğitimde, ekonomi konularında, millî hâkimiyet esasları çerçevesinde hareket edilmeyecektir Saltanat’ın kaldırılması ile ilgili karar değişmez bir kanun hükmüdür gibi bilinmesi gerekli önemli noktalar, mahkemelerde reform yapılacağı, bütün kanunlarımızın, hukuk ilminin verilerine göre yeni baştan düzenlenip tamamlanacağı, vergide âşar usulünün değiştirileoeği, millî bankaların sermayesinin artırılacağı, muhtaç olduğumuz demiryollarının yapımına, öğretim birliğinin sağlanmasına derhal teşebbüs edileceği, füzulî askerlik süresinin indirileceği, memleketin limanlarına çalışılacağı v.b. gibi önemli ve âcil ihtiyaçlar, ilkeler dışında bırakılmamıştı. Barış konusundaki görüşümüzün de : malî, iktisadî ve idarî alandaki bağımsızlığımızı mutlaka sağlamak şartıyla, barışın gelmesine çalışmak olduğunu söyledik. Hilâfet makamının bütün İslâm dünyasına ait bir makam olabileceğine de işaret ettik. İlkeler, Halk Partisinin kuruluşu ve faaliyet göstermesi için yeterli oldu. Partinin adına, daha sonra Cumhuriyet kelimesi de eklenerek, bilindiği gibi, Cumhuriyet Halk Partisi adı verildi.”

Yapılan seçimlerin sonucunda, seçmenler Anadolu ve Rumeli Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti’nin adaylarına oy vererek, aynı zamanda bu derneğin 9 maddelik bildirgesini de kabul ettiklerini göstermişlerdir. Böylece Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 9 Eylül 1923’de Halk Fırkası’na dönüştürülmüştür.

9 maddelik bu bildirge de Halk Partisi’nin ilk yazılı programı olmuştur. Buna göre;

Egemenlik ulusundur. Ulusun yazgısını etkileyecek tek organ TBMM’dir.

Bütün yasalar ulusal egemenlik ilkesine göre yorumlanacaktır.

Saltanatın kaldırılması geri alınamaz bir karardır.

Yasalar ve mahkemeler düzeltilecek, ulusal bankalar güçlendirilecek, yeni demiryolları yapılacak, dinsel ve laik eğitim birleştirilecek, askerlik süresi kısaltılacak ve Türk ulusunun mali, ekonomik ve yönetimsel bağımsızlığı temel ilke olacaktır.

Mustafa Kemal bu partiyi oluştururken, hem Türk halkının her yönden eğitimi sağlamayı hem de siyasal düzende rejim değişikliği yaparak, Cumhuriyet yönetimine geçişi kolaylaştırmayı amaçlamıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…