Ana içeriğe atla

Devletçilik İlkesi

Ekonomik etkinliklere devletin karışması, Türkler için hiçbir şekilde yeni bir deneyim değildi. Birinci Dünya Savaşı,sırasında, milli iktisat adı altında denenmişti; 1930’larda bu terime çekidüzen verilmiş ve devletçilik adını almıştı. Ancak temel özellikler uygulamada aynı kalmıştır: Yol göstererek ve zayıflığı nedeniyle kendisinin alayacağı ekonomik önlemleri gerçekleştirerek, özel sektörün büyümesine ve olgunlaşmasına yardım etmek.

Devletçilik, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 yılında kabul ettiği altı temel ve değişmez ilkeden biri oldu ve 1937’de Anayasa’ya da girdi. Bu altı ilke içinde, Atatürkçülük ideolojisini ve dolayısıyla onun ekonomik siyasetini tanımladığı için Devletçilik üzerinde biraz durmakta yarar vardır. 1935 Kongresi tutanakları şöyle demektedir:

“Temel ilkelerimizden biri, Türkiye Cumhuriyeti halkını çeşitli sınıflardan oluşan bir topluluk olarak değil, Türk halkının bireysel ve toplumsal hayatı için gerekli olan işbölümü uyarınca çeşitli meslekler ayrılmış bir topluluk olarak kabul etmektir. “

“Çiftçiler, zenaatkarlar, emekçiler ve işçiler, serbest meslek sahipleri, sanayiciler, tüccarlar ve memurlar Türk toplumunu oluşturan esas çalışma gruplardır. Bu gruplardan her birinin yaptığı iş, diğerlerinin ve toplumun hayatı ve saadeti için vazgeçilmezdir.”

“Bu ilke doğrultusunda Fırkamızın hedefleri, sınıf çatışması yerine toplumsal düzeni ve dayanışmayı gerçekleştirmek, menfaatler arasında uyum sağlamaktır. Kazançlar, yetenek ve yapılan işin miktarıyla orantılı olmalıdır.”

“Özel teşebbüs ve faaliyeti temel bir fikir olarak kabul etmekle birlikte, esas ilkelerimizden biri, milleti ve ülkeyi en kısa zamanda refaha kavuşturmak amacıyla Devletin, özellikle ekonomi alanında, milletin genel ve hayati çıkarlarının söz konusu olduğu konularla ilgilenmesini sağlamaktır.”

“Devletin ekonomik işlerdeki rolü, özel teşebbüsleri teşvik etmenin yanı sıra bunları bizzat gerçekleştirmek ve aynı zamanda yapılan çalışmaları düzenlemek ve denetlemek şeklinde olacaktır. “

“Devletin ekonomik işleri üstlenme kararlılığı, milletin en büyük umumi menfaatine dayanmaktadır. Eğer zorunluluk yüzünden Devletin aktif olarak işletme kararı verdiği bir teşebbüs özel müteşebbislerin elinde bulunursa, bu teşebbüse el konması, her seferinde, çıkarılacak bir yasa uyarınca yapılacak ve burada özel teşebbüsün uğradığı kaybı devletin ne şekilde tanzim edeceği belirtilecektir. Uğranılan kayıp tespit edilirken, gelecekteki muhtemel kazançlar dikkate alınmayacaktır.”

Türkiye’de ekonominin bugünkü yapısını belirleyen başlıca gelişmelerden biri, kuşkusuz 1930’larda uygulanmaya başlayan devletçi ekonomi politikasıdır. Devletçilik, 1930’lu yılların kendine özgü toplumsal ve ekonomik koşullarında Türkiye’nin toplumsal ihtiyaçlarına cevap veren, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına ve gelişmesine olanak veren bir politik uygulamadır.

Aslında devletçilik, devlet yetkilerinin artması, genişlemesi, kamu hizmet ve etkinliklerinin yayılması demektir. Devletçilik, bir tür devlet müdahalesi, daha önce devlet faaliyet alanına girmeyen konularda, kamu yararı nedeni ile devletin bu alana karışması, katılması, müdahalesi demektir.

Devletçilik dar ve geniş olmak üzere iki anlamda kullanılır:

Dar anlamda devletçilik, devletin ekonomik alanda doğrudan doğruya müdahalesini öngören sistemi anlatmaktadır.

Türkiye’de devletçilik geniş anlamda kullanılmıştır. Bu anlamda devletçilik, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel etkeni, ivme kazandırıcı gücü olarak ele alınmış ve özellikle bu ilkenin memleketteki uygulaması için ne gibi yollar tutulacağı üzerinde durulmuştur. Bu açıdan devletçilik şöyle tanımlanmıştır:

“Kişinin çalışması esas olmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha kavuşturmak ve memleketi geliştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.”

Böylece devletin ekonomik işleri, planlı bir şekilde yürütmesi ilkesi de bu tanıma uygun olarak ele alınmıştır. Günümüzde bu tür uygulamalar için daha çok karma ekonomi deyimi kullanılıyorsa da, Atatürk’ün koyduğu temel ilke, devletin ekonomi alanında programlı, planlı hareket etmesinin zorunlu olduğunu belirlemektir. Bu yüzden Atatürk, Türkiye’de uygulanan devletçilik sistemi için “Türkiye’nin gereksinimlerinden doğmuş ve Türkiye’ye özgü bir sistemdir” diyerek Türkiye’de uygulanacak ekonomik sistem için karma ekonominin yanı sıra liberalizm ve sosyalizm benzetmelerinin yapılmasına engel olmak istemiştir.

Devletçiliğin bizdeki uygulaması ekonomik alanda ulusal gelirin artması, halkın refahının yükselmesi gibi başarılı sonuçlara ulaşılmasına olanak vermiştir. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

1- Uzun süreden beri devam eden savaş, ayaklanma ve iç siyasal çekişmelerden dolayı geri kalmış bir sosyal ve iktisadî ülke konumuna gelmiş olan Türkiye, devletçilik uygulaması ile yeniden sosyal devlet olmayı başarmış ve sanayileşmeye yönelmiştir.
2- Eğitici ve öğretici bir niteliği de bulunan devletçiliğimiz, teknik eleman açığının kapatılmasında önemli bir rol oynamıştır.
3- Devletçilik, aynı zamanda çeşitli yönleri ile sosyal kalkınma imkanlarını da sağlamıştır.
4- Devletçilik çeşitli yönleri ile sosyal refaha yönelik olmuştur. Özellikle geri kalmış bölgelerin kalkınmasına yardımcı olmuştur. Bu yönü ile bölgeler arası adaleti de sağlamaya çalışmıştır.
5- Devlet işletmeleri, Türk çiftçisinin ürünlerini değerlendirmiş, destekleme alım fiyatları ile çiftçiye destek olmuştur. Sıkıntılı savaş yıllarında da tüketiciyi rahatlatmak için düzenleyici fiyatlarla mal satımını sağlamıştır.

Yorumlar

  1. burası çok güzel busiteyi kapatmayınız

    YanıtlaSil
  2. ewt süper bir site olmuşşş..ellrinize sağlıkkk

    YanıtlaSil
  3. biraz uzun ama çok güzel ben de kısaltarak yaptım benim ödevim atatürkün ilkeleri idi ve hepsini burdan yaptım...

    YanıtlaSil
  4. bir de harun a katılıyorum...

    YanıtlaSil
  5. çok guzel bırsey cok yararlandıım tesekkurler gercekten

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…