Ana içeriğe atla

27 Mayıs 1960 Hareketi

1946 tarihinde CHP karşısında demokrasinin savunucusu olarak ortaya çıkan ve 1950’de iktidarı eline alan Demokrat Parti, 1950-1960 tarihleri arasında hem siyasal hem de ekonomik hayatta Türk Devriminin özüne ters düşecek davranışlarda bulunmuş, savunduğu demokrasiyi uygulamaya geçirememiştir.

27 Mayıs Hareketinin amacı, demokrasiyi yeniden kurmak ve tekrar seçimlerin yapılmasını sağlamaktır. 27 Mayıs Hareketi'ni gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs sabahı radyoda şu bildiriyi yayınlamışlardır.

Sevgili Vatandaşlar,

Bugün demokrasinin içine düştüğü buhran ve müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri anlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak, idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiçbir kimse hakkında tecavüz kar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş, kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların partilerin üstünde, aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetlerine sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz: Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları prensiplerine tamamıyla riayettir. Büyük Atatürk’ün, “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz, “Yurtta sulh, cihanda sulh”tur.”

Bildiride, bu hareketin DP iktidarının yanlış uygulamaları yüzünden yapıldığı görülmektedir. Çünkü Demokrat Parti iktidarı, Atatürk ilke ve devrimlerinden ödünler vermiş, demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalarda bulunarak, halkın ikiye bölünmesine neden olmuştur.

27 Mayıs hareketi sonucu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koymaları, büyük şehirlerde özellikle aydın kesim ve öğrenci grupları arasında büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Silahlı Kuvvetler gerçekleştirdikleri bu hareketten sonra, yapacakları işleri yürütmek amacıyla oluşturdukları Milli Birlik Komitesi’nin başına,eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i getirmişlerdir. Milli Birlik Komitesi 38 subaydan oluşmaktadır. Bu komite içinde de birbirleriyle farklı düşüncelere sahip gruplar yer almaktadır. Bunlardan bir kısmı, uzun süredir askeri bir hareket hazırlığı içindeydiler ve bunu başarıyla sonuçlandırdıktan sonra, yönetimi tekrar sivillere bırakmayı düşünmüyorlardı. Diğer grup ise, demokrasiye inanan kişilerden oluşmakta idi. Bunlar da seçimlerin özgür ve dürüst ortam da yapılmasını sağladıktan sonra yönetimden çekilmeyi düşünüyorlardı.

27 Mayıs hareketinin hemen ardından, bu hareketin meşruluğunu kanıtlamak üzere, İstanbul’dan bir grup hukuk profesörü çağrılmıştır. Bunlar, Demokrat Parti iktidarının anayasayı ve demokrasinin ilkelerini bozduğunu, bu nedenle 27 Mayıs hareketinin meşru olduğunu gösterir bir rapor vermişlerdir. Bunun ardından Milli Birlik Komitesinin hukuksal dayanağını oluşturmak üzere, 12 Haziran 1960’da geçici bir anayasa oluşturularak, ara bir hükümet oluşturulmuş, bu geçici anayasaya göre seçimler yapılana kadar egemenliği Türk milleti adına Milli Birlik Komitesinin sağlayacağı belirtilmiştir.

Sonuçta kardeş kavgasına engel olmak ve demokrasiyi kurtarmak amacıyla ülke yönetimine el koyan Türk Silahlı Kuvvetleri, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı, başbakan Adnan Menderes’i, bakanlar kurulunu ve Demokrat Parti milletvekillerini tutuklamışlardır.Milli Birlik Komitesi Cumhurbaşkanlığına Cemal Gürsel’i seçmiştir.Tutuklananlar ise yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderilmiştir. Burada “Yüksek Adalet Divanı”adı altında özel bir mahkeme kurulmuştur. Burada görülen davaların sonucunda 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kadar kişi hafif cezalara, Demokrat Parti milletvekillerinden 15’i için ölüm cezası verilmiştir.Verilen bu ölüm cezalarından 3’ünü Milli Birlik Komitesi onaylamıştır. Buna göre; başbakan Adnan Menderes, maliye bakanı Hasan Polatkan ve dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu idam edilmiştir. Celal Bayar’ın idam cezası ise yaşlılık dolayısıyla affedilmiştir.

Milli Birlik Komitesi, ordu ve üniversite de yenilikler yapmaya karar vererek, ilk önce ordudan beş bin subayı, ardından da üniversitelerden 147 öğretim üyesini emekli etmiştir. Üniversitelere yapılan bu müdahale, akademik personel tarafından protesto edilmiştir.Bunun üzerine askeri liderler bu kararı geri almak için hemen görüşmelere başlamışlar ve 1962’de öğretim üyelerine kürsülerini tekrar iade etmişlerdir. Emekli edilen subayların (EMİNSU) aynı uygulamanın kendilerine de yapılması için yaptıkları girişimler ise sonuçsuz kalmıştır.

Milli Birlik Komitesinde bulunan farklı gruplar arasındaki uyumsuzluk gittikçe artmış, bu nedenle Ekim 1960’da bu komitenin 14 üyesi görevden uzaklaştırılmıştır. Gerekçe ise;ülkü ve kültür birliği çerçevesinde ülkeyi faşist yöntemlerle idare etmek istemeleri ve seçimleri geciktirerek, demokrasi yönetiminin gelmesini engellemeleridir.Bu grup arasında başbakanlık müsteşarı Alpaslan Türkeş’te bulunmaktadır. Bu arada İsmet İnönü seçimlerin bir an önce yapılması için ısrarlarını sürdürmektedir. .Bunun nedeni ise, hem MBK’sinin yönetimi bırakıp bırakmayacağına dair kuşkusu, hem de bu arada kurulan yeni siyasal partilerin, eski demokratların oylarını toplama çabası içinde olmalarıdır.Ancak, MBK’nin hala sivil devlet adamlarına karşı güveni oluşmamıştır.

MBK, artık yeni anayasanın oluşturulmasına karar vermiş ve yeni anayasayı oluşturacak olan Kurucu Meclis 6 Ocak 1961’de görevine başlamıştır. Bu meclis, MBK üyeleri ile siyasal partilerden, çeşitli meslek örgütlerinden, üniversitelerden, sendikalardan,ve yargıçlardan oluşan “Temsilciler Meclisi”nden oluşmaktadır. Kurucu Meclise bağlı 20 kişilik bir anayasa komitesi, Prof.Dr. Enver Ziya Karal ve Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun başkanlığında çalışmalarını tamamlamışlar ve hazırladıkları anayasa taslağı, 9 Temmuz 1961’de halk oylamasına sunularak kabul edilmiştir.

Yorumlar

  1. admin rica edersem 27 mayıs 1960 hareketi adlı konunun hangi kitaptan alıntı yapıldıgını soyleyebilir misin.teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  2. [...] -27 Mayıs 1960‘tan sonra 147′ler listesindeymiş. Köy Enstitüleri‘ni savunan Doğu Üniversitesi’nin şimdiki haline karşı çıkan birisi için büyük talihsizlik. [...]

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Mondros Anlaşmasının 24 Maddesine göre Müttefikler Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas’tan oluşan Vilayet-i Sitte Bölgesini gerekli gördüklerinde işgal edebileceklerdi. Müttefiklerin ve Ermeni Patriğinin çalışmaları Bölgenin Ermenilere verilmek istendiğini gösteriyordu. Bu gelişmeler üzerine Doğu kökenli Osmanlı milletvekilleri Meclis içinde Şark Vilayetleri Grubunu oluşturup ortak bir çalışma içine girmişlerdi. Avrupa’nın yetkili çevrelerine yönelik yaptıkları çalışmalarla Doğu Anadolu nüfusunun Müslüman olduğunu ve Ermenilere vermenin haksızlık olacağını savunuyorlardı. Bunlardan Erzurumlu Hoca Raif Efendi ile Diyarbakırlı Süleyman Nazif öncülüğünde bir ekip 4 Aralık 1919’da, Doğu Anadolu’daki Müslüman halkın hukukunu korumak için İstanbul’da Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adında bir örgüt kurmuşlardı. Cemiyetin başkanlığına Eski Bitlis Valisi Mahmut Nedim, yönetim kurulu üyeliklerine de Diyarbakır Milletvekili Rasim, eski Beyrut Valisi İsmail Hak

Laiklik İlkesi

Laiklik akılcılık ilkesinin yaşama uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmış evrensel bir ilkedir. Laiklik, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür. Laiklik kelimesi değişik ve çelişkili anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Dilimize Fransızca’dan “laic, laiquee” sözcüklerinden geçmiştir. Kökü ise Latince’den “laicus” ve Yunanca “laikos” dan gelmektedir. Laikos din adamı niteliği ve yetkisini taşımayan kişi anlamı taşımaktadır. Laikos, halk anlamına gelen “laos” kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye ‘‘halk’’ olarak çevrilmişse de gerçekte ‘‘avam’’ ya da ‘‘ahali’’ hatta ‘‘reaya’’ kavramlarına daha yakındır. Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Osmanlılarda “La-dini’’ (dinsiz) kavramıyla da karşılanmıştır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir. Laik Hukuk, dini olmayan, dini ilkelerden kaynaklanmayan hukuk demektir. Laik devlet ise, dini k

Halkçılık İlkesi

Milliyetçiliğin tabii sonucu olan halkçılık , çağdaş demokrasi prensibinin temelini teşkil eder. Halkçılığın tarifini yapmadan önce halk sözcüğü üzerinde durmak gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, halk sözcüksinin farklı tanımlarını yapmak mümkündür. Aynı ülkede yaşayan, aynı uyruktan olan insanlara halk denildiği gibi, ayrı ülkelerde yaşayan, aynı soydan gelenlere (Yahudi Halkı) ve aynı ülkede yaşayan farklı soylara da (Sovyetler Birliği) halk denmektedir. Bütün bunların yanında kabul gören bir başka tanımda; muayyen bir zaman ve yerde yaşayan insan topluluklarına halk denmektedir. Cumhuriyet dönemine kadar bizde halk yerine, ahali sözcüksi kullanılmaktaydı. Ahali anlayışını yıkan Atatürk, Türkiye halkını şöyle tarif etmektedir. “Türkiye halkı, ırken, dinen ve kültürel olarak birleşmiş, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle doldurulmuş, gelecekleri ve menfaatleri ortak olan sosyal bir topluluktur”. Görüldüğü gibi Atatürk, herhangi bir ayırımcılığı kabul etme