Ana içeriğe atla

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Trabzon Bölgesinin Ermeni ve Rumlara karşı savunulmasında en etkili örgüt Şubat 1919’da kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'dir. Barutçuoğlu Ahmet Bey’in başkanlığında çalışan bu Cemiyet Trabzon ve çevresinin eskiden beri Osmanlı Devleti’ne bağlı olduğunu ve bundan sonra da ulusal hakların korunacağını savunmaktaydı. Cemiyet Bölgenin sosyal, kültürel ve coğrafi bakımlardan Türk olduğunu kanıtlamak için raporlar yayınlamakta ve “İstikbal” adında bir gazete çıkarmaktaydı. Giresun ve Ordu şubelerini açarak amacı doğrultusunda yayın ve çalışmalarını sürdüren Cemiyet 5 kişilik bir barış heyeti oluşturup gerekli ilişkileri kurmak üzere İstanbul ve Paris’e göndermek istemiş, fakat bu heyet Paris’e ulaşamamıştı. Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti 23 Şubat 1919’da genel kurulunu yaparak bazı ilkeler belirlemiş, İzmir’in işgali üzerine de geniş bir örgütlenmenin gerekli olduğuna karar verip Vilayat-ı Şarkıye-i Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin çağrısı üzerine Doğu illerinden gelecek delegelerle toplanacak olan Erzurum Kongresine ve Kongre öncesindeki hazırlık çalışmalarına katılmaya karar vermişti. Böylece bu örgütün ulusal birliğin oluşmasında katkısı büyük olmuştu.

Yorumlar

  1. cok kısa bu uzunu yokmu acaba?

    YanıtlaSil
  2. süper allah var herkez girmesini isterrim sevglermle by :)

    YanıtlaSil
  3. Güzel ama keşke uzun olsaydi

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Laiklik İlkesi

Laiklik akılcılık ilkesinin yaşama uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmış evrensel bir ilkedir. Laiklik, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür. Laiklik kelimesi değişik ve çelişkili anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Dilimize Fransızca’dan “laic, laiquee” sözcüklerinden geçmiştir. Kökü ise Latince’den “laicus” ve Yunanca “laikos” dan gelmektedir. Laikos din adamı niteliği ve yetkisini taşımayan kişi anlamı taşımaktadır. Laikos, halk anlamına gelen “laos” kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye ‘‘halk’’ olarak çevrilmişse de gerçekte ‘‘avam’’ ya da ‘‘ahali’’ hatta ‘‘reaya’’ kavramlarına daha yakındır. Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Osmanlılarda “La-dini’’ (dinsiz) kavramıyla da karşılanmıştır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir. Laik Hukuk, dini olmayan, dini ilkelerden kaynaklanmayan hukuk demektir. Laik devlet ise, dini k

Halkçılık İlkesi

Milliyetçiliğin tabii sonucu olan halkçılık , çağdaş demokrasi prensibinin temelini teşkil eder. Halkçılığın tarifini yapmadan önce halk sözcüğü üzerinde durmak gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, halk sözcüksinin farklı tanımlarını yapmak mümkündür. Aynı ülkede yaşayan, aynı uyruktan olan insanlara halk denildiği gibi, ayrı ülkelerde yaşayan, aynı soydan gelenlere (Yahudi Halkı) ve aynı ülkede yaşayan farklı soylara da (Sovyetler Birliği) halk denmektedir. Bütün bunların yanında kabul gören bir başka tanımda; muayyen bir zaman ve yerde yaşayan insan topluluklarına halk denmektedir. Cumhuriyet dönemine kadar bizde halk yerine, ahali sözcüksi kullanılmaktaydı. Ahali anlayışını yıkan Atatürk, Türkiye halkını şöyle tarif etmektedir. “Türkiye halkı, ırken, dinen ve kültürel olarak birleşmiş, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle doldurulmuş, gelecekleri ve menfaatleri ortak olan sosyal bir topluluktur”. Görüldüğü gibi Atatürk, herhangi bir ayırımcılığı kabul etme

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur. Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış o