Ana içeriğe atla

Temsilciler Kurulu’nun Ankara’ya Taşınması

Komutanlar toplantısında Temsilciler Kurulu'nun, İstanbul’a gidecek milletvekilleriyle daha yakından ilişki kurabilmeleri için Seyitgazi’ye taşınması önerilmişti. Fakat daha sonra Kurul bu konuda Ankara’nın daha uygun olacağına karar vermişti. Bunun üzerine 18 Aralıkta Sivas’tan ayrılan Temsilciler Kurulu, halkla ve yetkililerle görüşmeler yaparak Kayseri, Hacıbektaş ve Kırşehir’den geçip 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya gelmişti. Ankara’nın köklü ailelerinin, din adamlarının Kolordu Komutanı ve Valinin de katıldığı kalabalık ve coşkulu bir halk kitlesi tarafından karşılanan Kurul, bundan sonraki çalışmalarını sürdüreceği Ziraat Mektebine yerleşmişti. İngiliz ve Fransız temsilcileri de önleyemedikleri bu olguyu izlemek ve fotoğrafını çekmekten başka bir şey yapamamışlardı.

28 Aralıkta Ziraat Mektebinde toplanan halka bir konuşma yapan Mustafa Kemal, Müttefiklerin Wilson İlkelerini ve Ateşkes hukukunu çiğnediklerini ve haklı mücadelesini sürdürme konusunda halkın kararlı olduğunu açıkladı. Temsilciler Kurulu yeni bir genelge yayınlayarak Müdafaa-i Hukuk örgütlerine Kurulun Ankara’ya taşındığını bildirdi. Çoğu üyesi milletvekili seçilen Temsilciler Kurulunun genişletilmesi için her livadan seçilen milletvekillerinden birinin Kurul üyesi olarak görevlendirilmesi ve Meclis toplantısında izlenecek çalışma yöntemlerinin belirlenmesi için öngörülen bölge toplantılarının yapılamayacağını anlayan Temsilciler Kurulu, 5 Ocak 1920’de Ankara’da tek bir toplantının yapılacağını duyurdu. Başta Aydın Milletvekili Hüseyin Kazım olmak üzere bazı milletvekilleri bu toplantıya da karşı çıktılar. Harbiye Nazırı Cemal Paşa da Meclisin bir ana evvel toplanması için Ankara’daki toplantıyla vakit kaybetmemelerini ve toplantının iptal edilmesini istedi.

Bu gelişmelerden sonra parasızlık ve ulaşım güçlükleri de işin içine girince Ankara’da geniş çaplı bir toplantı sağlanamadı. Bunun üzerine Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Ankara’ya uğrayan milletvekilleriyle küçük gruplar halinde görüşmeler yaparak onlardan, Meclis içinde güçlü bir “Müdafaa-i Hukuk” grubu oluşturmalarını, kendisini başkan seçmelerini ve Meclise Ulusal Hareket eğilimli bir çalışma programı kabul ettirmelerini istedi. Onlar da bu konuda çalışacaklarına söz verdiler. Milletvekili seçilen Kurul üyeleri için yeni üyeler de belirlendi.

Meclis-i Mebusan’ın Toplanması


Artık iş Osmanlı Millet Meclisi'ne kalmıştı. 12 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı Millet Meclisi'nin son yasama döneminin ilk toplantısı törenle açıldı. Açılışa Seçilen 140 milletvekilinden ancak 72 tanesi gelebilmişti. Töreni izlemek üzere çok sayıda Müttefik temsilcisi de hazır bulunmuştu. Meclis en yaşlı üyenin yönetiminde çalışmalarına başladıktan sonra, Hasta olduğu için açılışa gelemeyen Padişahın hazırladığı konuşma metnini İçişleri Bakanı Damat Şerif Paşa okumuştu. Padişahın konuşma metninde, haksız işgallere değinilmekte, ülkenin kurtuluşu için ayrılıkçılık yapılmaması gerektiği belirtilmekte ve milletvekillerinden Hükümetin çalışmalarına yardımcı olmaları istenmekteydi.

Mesaj okunduktan sonra gelenek olduğu üzere dua edildi, arkasından da milletvekilleri “Padişaha ve Anayasaya bağlı kalarak görev yapacaklarına” ilişkin milletvekili yemini ettiler. Daha sonra komisyonlar belirlenerek üye seçimleri yapıldı ve seçilip de gelemeyen milletvekillerinin gelebilmeleri için toplantı 10 gün sonraya ertelenerek oturuma son verildi.

22 Ocakta tekrar açılan Mebuslar Meclisi yeni gelen üyelerin de yemin etmelerinden sonra çalışmalarına başladı. Oturumu yöneten en yaşlı üyenin de hastalanması nedeniyle Meclise önce geçici başkan seçildi, daha sonra esas başkanın seçimine geçildi. Birçok milletvekili Ankara’da söz verdikleri halde, Meclisin dışardan yönetildiği izleniminin verilmemesi gerekçesiyle Mustafa Kemal’in başkanlığı üzerinde durmadılar. Başkanlık sorunu 31 Ocakta, bir ara Müttefikler tarafından tutuklanan İstanbul Milletvekili Reşat Hikmet’in seçilmesiyle çözülmüştü, fakat 28 Şubat’ta Onun ölmesi üzerine yeniden doğdu. Nihayet 4 Martta, daha önce geçici başkanlığa seçilen Erzurum Milletvekili Celalettin Arif başkan seçilerek bu sorun çözüldü.

Bu arada, daha önce Padişah tarafından elinden alınan Mustafa Kemal’in unvan ve nişanlarının iadesini sağlayan Padişah Buyruğu da 3 Şubat’ta çıkmıştı. Fakat, Anadolu Ulusal Hareketiyle İstanbul Hükümetinin ortak çabası sonucunda ulusal iradeyi temsil eden bir parlamentonun çalışmaya başlaması İngilizleri pek memnun etmemişti. Bu uyumu bozmak isteyen İngilizler Harbiye Nazırı Cemal ile Erkan-ı Harbiye Bakanı Cevat’ın, Kuva-i Milliye çetelerinin olumsuzluklarına göz yumdukları gerekçesiyle görevden alınmasını istemişlerdi. Bunun üzerine kabinede bazı değişiklikler yapan Sadrazam A. Rıza Paşa, söz ve yetkinin Mecliste olduğunu belirterek Meclise yeni bir program sunmuş ve 9 Şubat’ta Programı görüşen Meclis Hükümete güvenoyu vermişti. Yine bu tarihlerde Ankara’daki görüşmelerinde Mustafa Kemal’e Müdafaa-i Hukuk Grubunu kuracaklarını söylemelerine rağmen buna cesaret edemeyen milletvekilleri, Padişahın mesajında kullandığı Felah-ı Vatan adıyla bir grup oluşturmuşlardı. Meclisin büyük çoğunluğunu toplamayı başaran bu grupta, farklı görüşlerden milletvekilleri bulunduğu halde ortak bir metin üzerinde anlaşma sağlanmıştı. Kabul ettiği ortak metinde Müdafaa-i Hukuk adı ve ulusal Kongre kararları geçmediği halde, daha fazlası yapılamayacağı için Temsil Heyeti bu grubun kuruluşunu olumlu karşılamıştı.

Sağlanan bu uyumlu ortam uzun sürmemiş ve 14 Şubat’ta Sadrazam yayınladığı genelgede, Millet Meclisi'nin dışında ulus adına isteklerde bulunmaya kimsenin yetkili olmadığını bildirmişti. Felah-ı Vatan Grubunu ziyaretinde de biri Anadolu’da, biri İstanbul’da iki hükümet olmaz diyen Sadrazam, Müdafaa-i Hukuk örgütünün çalışmalarına son vermesi gerektiğini belirtmişti. Temsil Heyeti ise barış sağlanıncaya kadar ARMHC’nin görevini sürdüreceğini bildirmiş ve böylece Anadolu ile İstanbul arasında yeniden gerginlik doğmaya başlamıştı. Ayan Meclisi de Kuva-i Milliyenin ikilik çıkardığı görüşündeydi. Bu gerginliği yumuşatmak için bazı girişimler sürdürülürken Padişah, Temsilciler Kurulu üyesi ve Milletvekili Mazhar Müfit’i Saraya kabul ederek Onunla ilginç bir diyaloga girmişti. Görüşmede Padişah, Temsilciler Kurulunu ve Kurulun Başkanı Mustafa Kemal’i övdükten sonra bu koşullarda ne yapılması gerektiğini sormuş, M. Müfit de, Anadolu’ya gidip halkın başına geçmesini önermişti. Padişah ise bu öneriye sinirlenerek “atalarımın başkentini terk etmemi mi istiyorsunuz?” diye karşı çıkmıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…