Ana içeriğe atla

Sivas Kongresi

Sivas Kongresinin Hazırlanması ve Kongreye Katılım


Amasya Genelgesi ile bütün illerin her sancağından seçilecek en çok üçer delegenin Sivas’ta yapılacak Ulusal Kongreye gönderilmesi istenmiş ve bunun üzerine, bir yandan delege seçimleri, diğer yandan da yapılacak kongreyi engelleme çalışmaları başlamıştı. Böyle bir ortamda Mustafa Kemal ve Rauf Bey Erzurum’dan Sivas’a gelerek çalışmalarına burada devam etmeye karar vermişlerdi.

Erzurum’da Kongre çalışmalarından sonra, Vilayet-i Şarkiye Cemiyeti’nin Sivas’ta açılan şubesi Ulusal Kongrenin hazırlık çalışmalarına başlamıştı. Sivas Valisi ile Kolordu Komutanı dahil çok sayıda yetkili kişi de bu çalışmalara destek vermekteydi. Diğer yandan yurt ölçeğinde seçilen delegelerin sağ salim Sivas’a ulaşmalarını sağlamak için 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa da gerekli önlemleri almıştı. Buna rağmen üyelerin bazısı güvensizlik nedeniyle, bazısı da olanakları elvermediği için Sivas’a gelememişlerdi. Bu sırada Batı Anadolu’da sürdürülmekte olan kongre çalışmaları nedeniyle bu Bölgeden Ulusal Kongreye fazla delege gönderilmemişti. Batı ve Orta Anadolu örgütleri yine de Sivas Kongresi için delege seçimi yapmışlardı. Temsilciler Kurulu ise Erzurum Kongresi'nin kapsamına giren bölgelerin Ulusal Kongrede nasıl temsil edileceği hususunu tartışmış ve sonuçta, bu yerler için yeniden delege seçimi yapmaya gerek görmeyip, buraları kendilerinin temsil etmesini uygun bulmuşlardı. Kurulun Erzurum dışında bulunan 2 üyesi Sivas’a gelmeyi kabul etmiş, 4 üyesi ise çeşitli nedenlerle Sivas’a gelemeyeceklerini bildirmişlerdi. Gelişmeler bu şekilde olunca, her livadan 3 delege seçilip gelseydi 120 kadar delegenin toplanması gerekirken, Kongreye ancak 38 kadar delege katılabilmişti. Fakat her şeye rağmen yapılacak kongre bütün yurdu temsil etme gücünde ve ulusal kongre niteliğindeydi.

Temsilciler Kurulu’nun Erzurum’da bulunan 3 üyesi (Mustafa Kemal, Rauf ve Raif Beyler) soruşturma kurulu ile görüştükten sonra yanlarındaki diğer arkadaşlarıyla birlikte 29 Ağustos 1919 günü Erzurum’dan ayrılarak 2 Eylül’de Sivas’a geldiler. Sivas Valisi Reşit Paşa kurului kongrenin yapılacağı Lise binasının önünde törenle karşılarken, kalabalık bir halk kitlesi de gelenleri karşılamaya büyük bir coşkuyla katılmışlardı. Temsilciler Kurulu’nun diğer üyelerinden Şeyh Fevzi Efendi Erzincan’da kafileye katılırken, Bekir Sami Bey ise Onlardan önce Sivas’a gelmiş ve gelen delegelerle buluşmuştu.

Sivas’a gelen Temsilciler Kurulu, delegelerin birçoğunun görüşlerini aldıktan ve son hazırlıkları gözden geçirdikten sonra Ulusal Kongrenin gündemini hazırladılar. Buna göre Erzurum Kongre kararları ve ülkenin savunma önlemleri görüşülecek, üyelerin görüş ve önerileri alınacak ve bu arada Manda sorunu da tartışılacaktı. Bu sırada İstanbul’dan gelen delegeler Kongreye ağırlıklarını koymak için delegeler arasında bazı çalışmalar yapmışlardı.

Sivas Kongresini Engelleme Girişimleri


Gerek Kongre öncesinde, gerek Kongre sırasında Müttefikler ve İstanbul Hükümeti çeşitli yöntemlerle Kongre çalışmalarına engel olmaya çalıştılar. Mustafa Kemal Doğu aşiret temsilcilerine mektuplar göndererek Onları yapılacak Ulusal Kongre’ye destek vermeye çağırırken, İngiliz Binbaşısı Williams Charles Noel (Nowil) de Bölgedeki aşiret liderlerini kışkırtarak, onları Ulusal Kongre’ye karşı harekete geçirmeye çalışıyordu. Halifeye bağlılığı gelenek haline getirmiş olan aşiret temsilcilerine toplanacak kongrenin, hilafet karşıtı bir eylem olduğunu söylüyordu. Bu sırda İstanbul Hükümeti de Ali Galip’i Sivas Valiliği ve 3. Kolordu Komutanlığına getirerek Ulusal Kongreyi engellemekle görevlendirmişti. Damat Ferit Paris’teyken hükümet İstanbul’daki aşiret önderleriyle bir toplantı yapmıştı. Bu toplantıda bazı hükümet üyeleri bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasına karşı çıkarken, aşiret temsilcileri de Ferit Paşa’yı Doğu Anadolu’yu Ermenilere vermek istemekle suçlamışlardı. Fakat yine de Ferit Paşa Hükümeti İngilizlerin önerisiyle aşiretleri ulusal harekete karşı kullanmak istemiş ve bu amaçla, tıpkı İngilizler gibi Hükümetin görevlendirdiği Ali Galip de aşiret reisleriyle işbirliği yaparak Kongreyi basmayı planlamıştı. İngilizlerden aldıkları talimat üzerine İstanbul’daki aşiret önderlerinin birçoğu Noel ile buluşmak üzere Doğuya gitmişlerdi. Bu sırada Binbaşı Noel 3 Eylülde yanındaki aşiret reisleriyle birlikte Malatya’ya gelmiş, İstanbul’daki Kürt Kulübü’nün de temsilcisi olan Malatya Mutasarrıfı Halil Rahmi ile buluşmuştu. 6 Eylülde Ali Galip de Malatya’ya gelip Onlarla buluşunca Binbaşı Noel, Ali Galip ve Halil Rahmi İstanbul’dan ve diğer yerlerden gelen aşiret reisleriyle ortak bir toplantı düzenlemişlerdi. Toplantıda, yapılacak Ulusal Kongrenin engellenmesi kararı alınmış ve Ali Galip etrafına topladığı Hükümet güçleriyle Kongreyi basmak üzere harekete geçmişti.

Mustafa Kemal’den, Noel ile birlikte hareket eden aşiret temsilcilerinin önlenmesi buyruğunu alan 13. Kolordu Komutanı bu toplantıya engel olamamıştı. Fakat daha sonra Sivas’ı basmaya gelecek olan Ali Galip ve işbirlikçilerinin üzerine Ulusal Hareket’e bağlı birlikler gönderilmiş ve bunu haber alan Binbaşı Noel, Ali Galip ve Halil Rahmi gönderilen birlik Malatya’ya gelmeden kaçmışlardı. Ulusal Hareket’e bağlı güçler Onların yeniden toparlanma olasılığına karşı gerekli yerlerde gerekli önlemleri almışlardı. Mustafa Kemal Atatürk Büyük Nutku’nda Noel’den ve Malatya toplantısından söz edip, İngiliz gizli belgeleri arasında yer alan ve Noel’in aşiretleri kışkırttığını belgeleyen 20 kadar rapora yer vermiştir.

Sözü edilen bu İngiliz çalışmalarına ve kışkırtmalarına rağmen aşiretler Ulusal Kurtuluş hareketine destek vermişler ve isyanların en yoğun olduğu dönemde bile pek az aşiret ayaklanması çıkmıştı.

Öte yandan bir bahaneyle Sivas’a gelen Brunot isimli Fransız Jandarma Müfettişi Vali Reşit Paşa’ya, eğer Sivas’ta sözü edildiği gibi bir kongre yapılacak olursa şehrin işgal edileceğini bildirmişti. İstanbul’daki İngiliz yetkilileri ise Sivas Kongresi hazırlıklarından vazgeçilmezse Doğudaki İngiliz ve Fransız birliklerinin Sivas’a yürüyeceğini bildirmişlerdi. Temsilciler Kurulu Sivas’a gelmeden önce şehri terk eden Brunot daha sonra, Binbaşı Noel’in aşiretleri kışkırtıp İngilizlere bağlamaya çalışmasına pek sıcak bakmamıştı. ABD ise Ulusal Kongre öncesindeki gelişmeler hakkında bilgi almak üzere bir temsilcisini Heyet-i Temsiliye Başkan’ıyla görüşmek amacıyla Sivas’a göndermişti Bu sırada İngilizlerin Mustafa Kemal’i ölü ya da diri olarak ele geçirmek için iki kişi görevlendirdiği yolunda bir haber yayılmıştı. İngilizler genelde tüm kongre çalışmalarına engel olmak istemişler ve bunun için Anadolu tren istasyonlarını tutup, kongre bölgeleri arasındaki demiryolu bağlantılarını kesmeye çalışmışlardı. İngilizlerin bu girişimine engel olmak isteyen 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa da Geyve Boğazı’nı tutarak Müttefik birliklerinin Anadolu’ya geçmesini engellemişti. Bunun üzerine İstanbul Hükümeti de 20. Kolorduyu dağıtıp yerine Eskişehir’de 5.Kolorduyu kurmuş ve komutanlığına Hükümet yanlısı bir subayı atamıştı. Bu sırada İngilizler de Eskişehir’deki Kuva-i Milliyeci Bölge Komutanını tutuklayıp İstanbul’a götürmüşlerdi.

Ali Galip Ulusal Kongre’yi engellemek için aşiretleri kışkırtmaya çalışırken, İçişleri Bakanı tarafından Sivas Kongresini engellemekle görevlendirilen Ankara Valisi Muhittin Paşa da Kırşehir’e gidip Hacıbektaş’taki Bektaşi Dedesiyle görüşerek Bektaşileri kongreye karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Valinin bu çalışmasını izleyen Ali Fuat Paşa, 19 Eylülde Onu yakalatarak Sivas’a göndermiş, Kongre önünde İstanbul Hükümeti tarafından kandırıldığını söylemesi üzerine de serbest bırakılıp İstanbul’a dönmesine izin verilmişti.

Tüm engelleme çalışmalarına karşın seçilen delegelerin birçoğu kendi olanaklarıyla Sivas’a geldiler ve 4 Eylül 1919 günü Ulusal Kongre Sivas Lisesinde açıldı. Temsilciler Kurulu Başkanı ve çağrı sahibi sıfatıyla Kongrenin açılışını yapan Mustafa Kemal açış konuşmasında, Amasya Genelgesi’nden beri yinelediği görüşlerini özet olarak bir kere daha açıkladı. Kongre delegelerden İsmail Fazıl’ın Kongre başkanlığının sırayla yapılması önerisi oylanarak reddedildikten sonra zaten Kongreyi açarak kürsüye çıkmış bulunan Mustafa Kemal Kongre başkanı seçildi.

Başkan seçiminden sonra, delegelerin edeceği yemin metni ile Padişaha çekilecek telgraf metni tartışılıp kabul edildi. Kabul edilen yemin metninde, “yurdun kurtuluşundan başka hiçbir siyasal amaca ve partiye hizmet etmeyecekleri” belirtiliyordu. Padişaha çekilen telgrafta ise Halifeye bağlılık vurgulandıktan sonra, “devletin ve ulusun haklarının çiğnendiği, yurdun kurtuluşu için bu kongrenin toplandığı ve Mebuslar Meclisi’nin bir an evvel toplanması gerektiği” belirtiliyordu. Delegelerin yeminlerinden sonra da gündem maddelerine geçildi.

Sivas Kongresinin Çalışmaları


Kongrenin en hararetli tartışması manda ve himaye sorunu görüşülürken olmuştu. Daha önce değinildiği gibi Padişah, Sadrazam, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile İngiliz Muhipleri Cemiyeti İngiliz mandasını savunurken, Wilson Prensipleri Cemiyeti ile İstanbul’daki aydınların oluşturduğu Milli Cephe ve Milli Kongre girişimcilerinin çoğunluğu ABD mandasından yanaydılar. Her iki tarafın da kendilerine göre gerekçeleri vardı. Mandaterliği üstlenme konusunda İngiltere daha istekli görünürken, ABD mandaterliği üstlenmeden önce yerel koşulların ve halkın eğiliminin araştırılmasını gerekli görüyordu. Nitekim bir İngiliz gazetesi Sivas’ta toplanacak kongrede Basra Körfezi’ne kadar tüm Osmanlı topraklarının İngiliz mandasına verilmesinin kabul edileceğini yazmış, bir İngiliz Subayı da Kazım Karabekir’e ABD’nin manda üstlenmekten vazgeçtiğini, İngiliz mandasının kendileri için uygun olacağını bildirmişti. Mandaterlik konusunda İngilizlerin istekli olmalarına karşın ABD, manda isteğinin görüşülmesi için bir komisyon görevlendirmiş ve işi ağırdan almıştı

Halide Edip, Ahmet Emin Yalman, eski sadrazamlardan Ahmet İzzet Paşa, Batı Anadolu kongrelerinde ön plana çıkan Cami Baykut, kongreye katılmadığı halde Erzurum Kongresinde Temsil Heyeti’ne seçilen Bekir Sami Bey gibi pek çok aydın ABD mandasını savunmaktaydılar. Onlara göre “tam bağımsızlık istemek ülkenin bölünmesine neden olurdu. Avrupa devletlerinin Türklere çok kötülükleri olmuştu, Amerika ise Avrupalıların ısrarına rağmen Ermeni emellerini kabul etmeyip işin gerçeğini araştırmaya yönelmiş, yönetimindeki her türlü dil, din gruplarını hoşnut etmişti. Ekonomik çöküntü, nüfusun azlığı, Ermeni ve Rumların yıkıcılığı gibi ağır koşullarda ABD mandası altında 30-40 yıl kalıp kalkınma sağlanabilirdi...”. Mustafa Kemal ise manda yönetimini savunanların görüşleri için, “Ne âlâ, mücadele yerine mandayı kabul edip rahatlayacağız! Bu ne gaflet, ne körlük, hatta ne budalalık?” diyordu.

Anadolu’da da taraftarları olan ABD mandacıları Erzurum Kongresini fazla meşgul etme fırsatı bulamamışlardı, fakat Sivas Kongresine çok hazırlıklı olarak gelmişlerdi, hatta gözlemci olarak iki de Amerikan gazetecisi getirmişlerdi. Gerçekten de 7 Eylül günkü kongrenin 3. oturumu açılınca ABD mandasından yana olan delegelerden İsmail Fazıl Paşa, “mevcut hükümetin düşürülüp yerine ulusal iradeye saygılı bir hükümetin kurulması, Osmanlı Millet Meclisi’nin en kısa zamanda toplanması ve öncelikle ABD olmak üzere bir büyük devletin himayesinin sağlanması” isteklerini içeren bir önerge verdi. Kongreyi izlemek için Sivas’a gelen Amerikalı gazeteci Browne, manda isteği için Amerikan Kongresine başvurmak gerektiğini, Amerika’nın bu isteği kabul edip etmeyeceğini bilmediğini bildirmişti. İsmail Fazıl’ın verdiği önerge, Mustafa Kemal’in başkanlığında oluşturulan Önerge Komisyonuna gönderildi. Komisyon önergeyi görüştükten sonra manda konusuyla ilgili bir rapor hazırlayarak 8 Eylül günü kongreye sundu ve böylece Kongre manda konusunu tartışmaya başladı. Aslında Komisyonun sunduğu rapor kongre açılmadan önce hazırlanmış ve açıldıktan sonra Komisyon tarafından olgunlaştırılarak benimsenmişti.

İsmail Fazıl, Bekir Sami ve arkadaşları, devletin geliri dış borcun faizini bile ancak karşılarken, tahrip olmuş ülkede dış destek olmadan kurtuluşun mümkün olmadığını, toplumları ezen İngiltere’nin mandasından kurtulmak için bir an evvel ABD mandasını sağlamak için girişimlere geçilmesini savunuyordu. Raif Hoca ve arkadaşları da, manda ile dış yardımın birbirine karıştırıldığını, manda değil dış destek istenmesini savunuyordu. Rauf Bey ise, Anadolu’nun paylaşılmak istenmesi karşısında tarafsız kalan ABD’den yardım almak zorunda olduklarını, Mr. Brown ile görüşmesinde ABD Senatosundan bir kurul istenmesini önerdiğini ve Kongrenin bu öneriyi kabul etmesinin uygun olacağını belirtti. Bu öneri oylandı ve “Türkiye’ye bir inceleme kurulu göndermesi için ABD Kongresine başvurulması” kabul edilerek gönderilecek telgraf metinini yazması için Komisyona görev verildi Komisyonun hazırladığı telgraf metni 10 Eylül günü Kongrede görüşülüp oybirliğiyle kabul edildi. Telgrafta, “bundan sonra ülkeyi Sivas Ulusal Kongresi’nin seçeceği Temsil Heyeti’nin yöneteceği, Ulusal Kongrenin tarafsız bir devlet olan ABD Senatosundan, keyfi bir barış anlaşmasına yönelmeden önce Osmanlı Ülkesini incelemek üzere bir heyet göndermesini istediği,” belirtiliyordu. Telgrafta ne ABD, ne de bir başka devletin yardımı ya da mandasından söz edilmiyor, Türkiye hakkında karar verilmeden önce gerekli incelemenin yapılması isteniyordu. Manda ve himaye konusu da böylece aşıldı.

Kongre’de Damat Ferit ve bakanlarının tüm yurdun desteklediği kongre ve Ulusal Hareket’e karşı yürüttükleri çalışmaların ve Ferit Paşa Hükümetine güven kalmadığının bir telgrafla Padişaha bildirilmesine karar verilmiş, fakat Ferit Paşa gönderilen bu telgrafın Padişaha ulaşmasını önlemişti. Yine de Mustafa Kemal Kongrede, bu aşamada İstanbul Hükümeti’ni düşürmenin sakıncalar yaratacağını, her işin yasal yollardan yürütülmesi için bir an evvel seçimlerin yapılıp Meclis-i Mebusan’ın toplanması gerektiğini savunmuş, delegeler de bu görüşü benimseyerek yurt çapında yapılacak milletvekili seçimlerine gereken önemin verilmesini kararlaştırmışlardı.

Kongre güvenliğinin sağlanmasında özverili bir görev yapan Ali Fuat Paşa Kuva-i Milliye Başkomutanlığı’na atanarak Batı Anadolu’ya gönderilmiş ve böylece Batı Anadolu ile hem ilişkiler daha sıkı hale getirilmiş, hem de düzensiz çetelerin düzenli orduya dönüştürülmesi süreci başlatılmıştır. Kongrede İrade-i Milliye adlı bir gazete çıkarılmasına karar verilmiş ve Kongreden hemen sonra 14 Eylülde bu gazete yayına başlamıştı. İrade-i Milliye’nin ilk başyazısını Mustafa. Kemal yazmış ve “hiçbir gücün ulusal iradeyi yok edemeyeceğini” bir kere de burada vurgulamıştı.

Ulusal Kongrede tüzükle ilgili görüşmeler de yapılmış ve Erzurum Kongresinde kabul edilen tüzüğün maddelerinin tüm yurdu kapsayacak şekilde değiştirilmesi ve Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin tüm müdafaa-i hukuk örgütleriyle birleştirilerek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (=bundan sonra ARMHC) şekline dönüştürülmesi kararlaştırmıştır. Ulusal Kongre Temsilciler Kurulu seçimine geçtikten sonra, Erzurum Kongresinde seçilen Temsilciler Kurulu üyelerini değiştirmemiş, yalnız o kurula 6 yeni üyenin daha eklenmesine karar verip sayısını 15’e çıkarmıştır. Kurula yeni giren üyelerin hepsi değişik il ve bölgelerden seçilmiş ve tüm yurdu temsil edecek bir organ oluşturulmuştur. Temsilciler Kurulu giderlerinin bağışlarla karşılanmasını uygun bulan Kongre, Erzurum Kongresi sonuç bildirgesini bütün yurdu içerecek şekilde değiştirerek Sivas Kongresi sonuç bildirgesi olarak kabul etmiş ve 11 Eylül 1919’da sabah oturumundan sonra çalışmalarını tamamlamıştır. Böylece Ulusal Kongre’den ulusal bir örgüt olan ARMHC doğmuştur.

Sivas Kongresinden Sonraki Gelişmeler; Damat Ferit Paşa'nın İstifası


12 Eylül günü kongre çalışmaları hakkında halka bilgi vermek için Belediye binasında bir toplantı düzenlendi. Toplantıda kongre sonuç bildirgesi halka okundu. Kongre sonuçları Temsilciler Kurulu tarafından yerel yönetimlere ve komutanlıklara da bildirildi.

İstanbul Hükümetinin ihanetlerini Padişahın duyacağından çekinen Ferit Paşa, Kongre kararlarının Saraya iletilmesine engel olmuştu. Bunun üzerine Temsilciler Kurulu aynı gün bir genelge yayınlayarak, İstanbul Hükümeti ile her türlü ilişkilerin kesildiğini bildirip, Anadolu’daki görevlilerin İstanbul’dan buyruk almalarını yasakladı. Artık Ferit Paşa Hükümeti ihanetleri yüzünden hedef alınmıştı. Mustafa Kemal 17 Eylülde Amerikalı Gazeteci Mr Browne aracılığıyla Padişaha bir mektup göndererek, ulusun sesine kulak verip, Ferit Paşa Hükümetini görevden almasını istedi. Ferit Paşa’nın Saraya ulaşmasına engel olmaması için yabancı bir gazeteci aracılığıyla gönderilmiş olmasına rağmen bu mektup Padişahın eline ancak 29 Eylülde ulaştırılabildi. Bu süre içinde İngilizlerle işbirliğini geliştiren Ferit Paşa Ulusal hareket aleyhindeki çalışmalarını sürdürdü.

Kongre öncesi ve sırasındaki engelleme çalışmalarından sonuç alamayan İngilizler ise Ferit Paşa ile gizli bir anlaşma yaparak Osmanlı Devleti’nin mandaterliğini almayı ve Ulusal hareketi önlemek için Anadolu’ya yeni kuvvetler göndermeyi kabul etmişlerdi. Ferit Paşa’nın isteğine uyarak 20 Eylülde bir ferman yayınlayan Padişah ise, “Ermeni olayları ve Yunan işgali karşısında Hükümetin gerekli çalışmayı yaparak Avrupa’nın uygar devletlerini harekete geçirdiğini” belirtip, bu nedenle halkla hükümetin arasını açacak ve güvenliği bozacak hareketlerden kaçınılmasını istemişti.

Bütün bunlara rağmen, Ulusal Hareket’in gün geçtikçe geliştiğini gören İngilizler Fransızlarla da ilişki kurup, Anadolu’daki durumlarını yeniden gözden geçirerek Merzifon, Samsun, Kütahya ve İç Anadolu’daki birliklerini Mayıs ayı sonuna kadar geri çektiler. Bundan sonra Anadolu’daki İngiliz ve Hükümet yanlısı görevliler de ya Müdafaa-i Hukukçu oldular, ya kaçtılar, ya da Temsil Heyeti tarafından görevden alındılar. Böylece ulusal hareket hızla bir devlet örgütüne dönüşmeye başladı. Devlet örgütü sorumluluğunu yüklendikçe de sorunlar büyüdü.

Ulusal Kongrede ABD’den bir heyetin çağrılmasına karar verildiğinde zaten General Harbord başkanlığında bir ABD heyeti İstanbul’a gelmiş ve incelemesini sürdürmekteydi. Bu heyet daha sonra Doğu Anadolu’ya gelip Sivas’ta Ulusal Hareketin önderleriyle de görüşmüştü. Kazım Karabekir bu görüşmede Harbord’un Mustafa Kemal’e, “Bir Türk olsaydım ben de sizin gibi davranırdım” dediğini, “Türkiye’ye gönderilecek ABD yardımını korumak için Amerika’dan bir miktar askeri güç gönderilmesi” önerisine karşı da kendisinin, “özgürlüğümüzü elimizden alacak sermaye bizim için ateştir” diyerek karşı çıktığını belirtir. Türkiye’deki incelemesi 6 hafta süren Harbord Heyeti “Ermeni Raporu” adıyla bir rapor hazırlayıp çalışmalarını 16 Ekim 1919’da tamamladı. Bu raporda Ermeni mandaterliğini üstlenmesi halinde ABD’ne mali ve askeri ağır bir yük bineceği ifade edilmişti.

İngilizlerin Anadolu’ya yeni bir kuvvet göndermekten vazgeçmesi ve bölgelerin denetiminin Temsil Heyeti’nin eline geçmesi üzerine Damat Ferit, sadrazamlıkta kalabilmek için son çarenin Mustafa Kemal ile görüşmek olduğunu düşünerek gerekli diyalogu sağlaması için bir temsilcisini görevlendirdi. Fakat Bu temsilciyle görüşen Mustafa Kemal Ferit Paşa’nın çekilmesi konusunda ısrarlı olduklarını ifade edince Ferit Paşa istifa etmek zorunda kaldı. Diğer bakanların da istifayı uygun görmesi üzerine 2 Ekim 1919’da Hükümet tümden istifa etti. Padişah da iki ay önce tutuklanmasını emrettiği Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gücü karşısında eniştesi D. Ferit’i gözden çıkarmak zorunda kaldı ve daha sonra Damat Ferit’ten boşalan sadrazamlığa Ali Rıza Paşa’yı atadı. Böylece Ulusal Hareket İngiliz işbirlikçisi hükümeti düşürmüş ve sonuçta ülke yönetiminde gerçek söz sahibi olduğunu kanıtlamış oluyordu.

Yorumlar

  1. biraz eksik ama yinede güzel anlatımlar
    yapanlar için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. çokk uzunn ya genel bilgi lazızmm bana :(

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…