Ana içeriğe atla

Osmanlı Topraklarının Paylaşım Planları

Osmanlı İmparatorluğu maddi ve siyasal olarak gerileyip toprak kaybetmeye başlayınca Avrupalılar Türkleri Avrupa’dan tamamen atmak istediler. Bu amaç için çeşitli ittifaklar oluşturdular, savaşlara girdiler, siyasal hedeflere yöneldiler ve bu girişimler sonucunda da gerçekten birçok Osmanlı toprağı İmparatorluktan ayrılarak Avrupalıların eline geçti. Avrupalılar Osmanlılar aleyhindeki çalışmalarını yürütürken din ayrılıklarını kullandıkları gibi, Türklerin medeni olmadığı, yönetimlerindeki unsurları ezdikleri gibi bazı yanlış düşünceleri de kullanıyorlardı. Fransız İhtilalinden sonra Osmanlılar aleyhine yürütülen çalışmalar daha değişik bir boyut kazandı. Çünkü sanayi devriminden sonra Avrupa’nın büyük devletleri sömürgeciliğe yöneldiler, bir taraftan uzak doğuda edindikleri sömürgelerine ulaşmak, diğer taraftan da yeni sömürgeler edinmek için Osmanlı eyaletlerinin bu amaca uygun yerlerine göz diktiler. Fransız Devriminin getirdiği yeni düşüncelerin etkisiyle milliyet bilincine yönelen Osmanlı yönetimindeki azınlıklar aynı sömürgeci devletlerin kışkırtmasıyla, Osmanlı yönetiminden ayrılıp bağımsız devletler kurmak için ayaklanmalar çıkardılar. Böylece Osmanlı Devleti hem sömürgeci devletlerin işgalleri, hem de azınlık ayaklanmalarıyla 19. yüzyıl boyunca küçüldü ve parçalandı.

Ancak sömürgeci devletler kendi aralarındaki çıkar çelişkileri nedeniyle Osmanlı Devleti’ne tamamen son verip topraklarını paylaşamadılar. Birinci Dünya Savaşı öncesinde büyük devletlerin oluşturduğu ittifaklarla Avrupa kamplara ayrılıp siyasal gelişmeler savaşa doğru gittiği sırada Osmanlı topraklarına yönelik plan ve projeler yoğunlaşmıştı. Üçlü İtilaf grubunu oluşturan devletlerden Büyük Britanya Kralı VII. Edward ile Rus Çarı II. Nikola Makedonya’nın ıslahı sorununu görüşme bahanesiyle 6-7 Haziran 1908’de, Reval şehrinde bir araya gelerek Osmanlı topraklarının paylaşımı üzerinde durmuşlardı. Görüşmede Almanya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki etkisi ve Avusturya’nın Balkanlardaki konumu değerlendirilmiş, Boğazların ve Balkanların siyasal geleceğinin kendi çıkarlarına nasıl geliştirilebileceği üzerinde durulmuştu.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletlerine karşı İttifak Devletleri safında yer alması, Osmanlı topraklarının paylaşılması planlarının hayata geçirilmesine zemin hazırlamıştı. İtilaf Devletleri temsilcileri savaş yıllarında bu amaç için sık sık bir araya gelerek çeşitli anlaşmalar yapmışlar ve Osmanlı topraklarını aralarında paylaşmışlardır.

İstanbul Anlaşması olarak bilinen bu anlaşmanın ilki, Boğazlar bölgesiyle ilgili Rus isteklerini görüşmek üzere 18 Mart-10 Nisan 1915 tarihleri arasında bir araya gelen Rus, İngiliz ve Fransız temsilcileri arasında yapılmıştır. Bu anlaşmayla İngiltere ve Fransa Rus isteklerini kabul ederek Trakya, İstanbul ve Boğazlar Bölgesinin Rusya’ya verilmesini kararlaştırmışlardır.

Londra Anlaşması

İngiltere ve Fransa 26 Nisan 1915’de Londra’da İtalya ile 16 maddeden oluşan bir anlaşma imzalamışlar ve Osmanlı topraklarının paylaşımından pay verilmesi karşılığında İtalya İtilaf Devletleri safına geçmişti. Bu anlaşmaya göre, Osmanlı Devleti’nden İtalya’ya geçen 12 Ada ile Trablusgarp’taki İtalyan egemenliği netleşecek, ayrıca Anadolu’nun İtilaf Devletleri tarafından paylaşılması halinde Antalya çevresi İtalya’ya bırakılacaktı.

Sykes-Picot Anlaşması

İngiliz siyaset adamı Mark Sykes ile Fransız siyaset adamı George Picot’nun kendi aralarında sağladıkları ortak görüş çerçevesinde 26 Nisan 1916’da Rusya ile Fransa arasında bir anlaşma imzalanmış, 30 Mayısta bu anlaşmaya İngiltere de katılmıştı. Bu anlaşmayla: Doğu Anadolu ve Kafkas sınırındaki Erzurum, Van, Trabzon, Bitlis gibi iller Rusya’ya, Suriye ve Güney Anadolu’da Beyrut, Halep, Şam, Adana ve Harput gibi iller Fransa’ya, Bağdat ve Basra da İngiltere’ye verilmişti. Ayrıca Arapların Osmanlı yönetiminden tamamen ayrılarak İngiliz ve Fransız himayesine verilmesine ve bir Arap Halifeliği kurulmasına da karar verilmişti. İtalya’nın ikinci plana itilip Rusya’nın ön plana çıkarıldığı bu anlaşmaya İtalya karşı çıkmış ve Fransa’ya düşen bölümün çok olduğunu, bu nedenle daha önce kendisine ayrılan kısma İzmir ve Mersin’in de eklenmesini istemişti. Çanakkale Boğazı’nın güvenliği açısından İzmir’in İtalyanlara geçmesine Rusya karşı çıkmış, kendisi göz diktiği için de Mersin’in İtalyanlara verilmesine Fransa karşı çıkmıştır.

St. Jean De Maurienne Anlaşması

Sykes-Picot Anlaşmasına İtalyanlar itiraz edince İtilaf Devletleri temsilcileri 10-21 Nisan 1917 tarihlerinde yeniden bir araya gelerek St. Jean de Maurienne Anlaşmasını imzalamışlardır. Bu anlaşmayla İtalyanlara Antalya’ya İzmir, Konya ve Menteşe illerinden bazı bölümler eklenerek toplam 112.000 m2’lik bir alan verilmiştir. Bu sırada Rusya’da ihtilal çıktığı için yaptırım gücü kalmamıştı, ihtilalden sonra da yeni yönetim bu tür anlaşmaları kabul etmemiştir.

Mondros’tan sonraki Müttefiklerin Osmanlı topraklarındaki işgalleri ile Paris Konferansında Osmanlı topraklarına yönelik yaptıkları öneriler bu anlaşmalara tamamen uymaktaydı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Mondros Anlaşmasının 24 Maddesine göre Müttefikler Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas’tan oluşan Vilayet-i Sitte Bölgesini gerekli gördüklerinde işgal edebileceklerdi. Müttefiklerin ve Ermeni Patriğinin çalışmaları Bölgenin Ermenilere verilmek istendiğini gösteriyordu. Bu gelişmeler üzerine Doğu kökenli Osmanlı milletvekilleri Meclis içinde Şark Vilayetleri Grubunu oluşturup ortak bir çalışma içine girmişlerdi. Avrupa’nın yetkili çevrelerine yönelik yaptıkları çalışmalarla Doğu Anadolu nüfusunun Müslüman olduğunu ve Ermenilere vermenin haksızlık olacağını savunuyorlardı. Bunlardan Erzurumlu Hoca Raif Efendi ile Diyarbakırlı Süleyman Nazif öncülüğünde bir ekip 4 Aralık 1919’da, Doğu Anadolu’daki Müslüman halkın hukukunu korumak için İstanbul’da Vilayat-ı Şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti adında bir örgüt kurmuşlardı. Cemiyetin başkanlığına Eski Bitlis Valisi Mahmut Nedim, yönetim kurulu üyeliklerine de Diyarbakır Milletvekili Rasim, eski Beyrut Valisi İsmail Hak

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan ’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağı

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur. Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış o