Ana içeriğe atla

Mustafa Kemal'in İstanbul'a Gelmesi; İstanbul'daki Girişimleri ve Anadolu'da Görevlendirilmesi

Mustafa Kemal’in de sadrazam olmasını önerdiği Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kurmuştu, dolayısıyla yeni sadrazamın içtenliğine inanıyordu. Fakat Mondros Ateşkes Antlaşması’nın metnini görünce çok kötü gelişmelerin olabileceğini anladı ve endişelerini sadrazama bildirdi. İzzet Paşa 8 Kasım’da istifa edince Mustafa Kemal’i İstanbul’a çağırdı. Bu çağrı üzerine İstanbul’a dönen Mustafa Kemal bu yolculuk sırasında İstanbul’da fazla kalmayacağını, kendisine bir görev sağlayarak Anadolu’ya geçeceğini, eğer böyle bir görev sağlayamazsa başka bir subayın yanında çalışmak üzere yine Anadolu’ya geçmeyi düşündüğünü söylemişti.

İlginç bir rastlantı olarak, Müttefiklerin donanması İstanbul Limanına girdiği 13 Kasım 1918 günü Mustafa Kemal de İstanbul’a gelmiş ve yanındaki yaverine bu görkemli gemileri göstererek, “Geldikleri gibi giderler” demişti.

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da 6 ay kadar kalacak ve bu süre içinde siyasal gelişmeleri sürekli izleyecekti. Kurulacak hükümetin halk iradesine dayanması gerektiğini savunan Mustafa Kemal Tevfik Paşa’nın kurduğu hükümete güvenoyu verdirtmeyip, İzzet Paşa’nın yeniden sadrazam olmasını, kendisinin ve bazı arkadaşlarının da kurulacak hükümette görev almasını sağlamaya çalıştı. Bunu sağlayamayınca gensoru önergesiyle Tevfik Paşa Hükümetini düşürtmek istedi. Ancak verilen gensorunun Mecliste görüşüleceği 21 Aralık günü Tevfik Paşa, Padişahın Meclisi dağıttığına ilişkin İradesini okudu. Böylece Meclisin gensoruyu görüşecek fonksiyonu kalmamıştı. Bunun üzerine bundan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları mevcut hükümeti ve Padişahı yönlendirmeye çalışmışlardı.

Mustafa Kemal’in Şişli’deki evi Rauf (Orbay), Ali Fethi (Okyar), Kazım (Karabekir), Ali Fuat (Cebesoy), İsmail (Canbulat) ve İsmet (İnönü) gibi ilerde Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin lideri olacak kadronun sürekli girip çıktığı bir çalışma bürosu olmuştu. Bu sırada Hükümet çalışmaları, barış görüşmeleri ve ülkenin geleceğiyle ilgili düşüncelerini ve önerilerini açıklamak için Mustafa Kemal’in satılan atlarının parasıyla Ali Fethi Bey yönetiminde Minber adlı bir de gazete yayınlamaktaydılar.

Bu yoğun çalışmalarına rağmen Hükümeti ve Saltanatı etkileyerek, İstanbul’dan ülke ve halk yararına bir barış ve gelecek sağlayabilmeleri olanaklı değildi. Bu nedenle belirleyecekleri bir zamanda Anadolu’ya geçmeye karar vermişlerdi. Mustafa Kemal’in İstanbul’da kaldığı bu 6 ay içinde İstanbul’da ve Anadolu’da çok değişik olaylar gelişmişti. İngiliz generali Allenby ve Fransız generali F. d’Esperey’in İstanbul’a gelişi üzerine Müslüman nüfusa karşı büyük azınlık gösterileri yapılmış, Hükümet değişiklikleri olmuş ve her hükümet değişikliğinde İngiliz işbirlikçiliği biraz daha artmış, Milli Kongre girişimlerinden olumlu sonuç alınamamış ve nihayet Damat Ferit Paşa’nın sadrazam olmasıyla artık İstanbul’da yapılacak hiçbir şey kalmamıştı. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesi üzerine Müdafaa-i Hukuk Hareketleri yoğunlaşınca bir an evvel Anadolu’ya geçmek zorunlu hale gelmişti.

Bu dönem ile ilgili görüş belirten İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Falih Rıfkı Atay, Ali Fuat Cebesoy, Prof. Jaeschke, Tevfik Bıyıkoğlu gibi birçok kişi, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçip, ulusal birliği sağlayarak halkın iradesine dayanan bir egemenlik kurma düşüncesine İstanbul’da iken sahip olduğunu ve bu amaçla Anadolu’ya geçmek istediğini belirtmiştir. Örneğin Samsun yolunda iken Refet ve Arif Beylere, “İhtilalden daha fazla bir şeyler yapmak gereklidir. İhtilal mevcut devletleri değiştirir, Türkiye henüz mevcut değildir. Önce onu dünyaya getirmek gereklidir” diyerek, bağımsız bir devlet kurmak amacıyla Anadolu’ya gitmekte olduğunu belirtmişti.

Anadolu’da buluşmaya karar veren bu arkadaş grubundan ilk olarak, 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Nisan 1919’da Anadolu’ya geçti. Arkasından 3 Mayıs 1919’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Paşa bu göreve başladı. Bu sırada Ali Fethi ile İsmail Canbulat’ı İngilizler tutuklamışlar, Mustafa Kemal’in de rütbesinin düşürüleceği söylentisi dolaşmaya başlamıştı. Artık İstanbul’da kalmanın hiçbir anlamı yoktu. Tam bu sırada da Calthorpe 21 Nisan tarihli yazısıyla Osmanlı Hükümetinden Karadeniz’in güvenliğinin sağlanmasını istemişti. İngilizler, bu yazıda Karadeniz Bölgesindeki Rum ve Ermenilerin can ve mal güvenliğinin Türkler tarafından tehdit edildiğini, eğer durum böyle devam ederse Ateşkesin 7. Maddesine göre bölgeyi işgal etmek zorunda kalacaklarını bildirmişler ve Bölgenin güvenliğinin sağlanmasını istemişlerdi.

Mondros yürürlüğe girdikten sonra çeşitli örgütlerin organizasyonuyla Karadeniz Bölgesinde 40 kadar Rum çetesi kurulmuş, Trabzon-Samsun arasındaki Türk köylerine saldırılar yapmaya başlamışlardı. 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa Rum çeteleriyle mücadele ederken İngilizlerin isteği üzerine görevden alınıp 9. Ordu dağıtılmıştı. Fakat silahlanan Türk direnişçilerine karşı Rum ve Ermeni çetelerinin baş edemeyeceğini anlayan İngilizler bu önlemleri yeterli görmeyerek daha etkin önlemler alınmasını istemişlerdi. Bu nedenle Bölgede güvenliği sağlayıp işgali önleyecek dirayetli bir komutan gerekmişti. Diğer yandan Sadrazam Damat Ferit Paşa ve bazı kabine üyeleri, Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmanın uygun olacağını düşünmekteydiler. Nitekim o günlerde Mustafa Kemal’in, Ayan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey ile işbirliği ederek hükümeti düşürme planları kurduğu söylentisi çıkmıştı.

Bu görevlendirmede önemli bir unsur olan Padişahın kişisel görüleri oldukça önemliydi. Vahdettin 1917 yılı sonlarında Almanya’ya yaptığı 3 haftalık ziyaretinde kendisinin danışmanlığını yapan Mustafa Kemal’den memnun kalmış ve padişah olunca Onu “Onursal Yaverlikle” ödüllendirmişti. Dolayısıyla Anadolu’da görevlendirilmesi için Ona güveni vardı. Harbiye Nazırı Şakir Paşanın bir akrabası ile evli olan Mustafa Kemal’in yaveri Cevat Abbas Bey, nazır akrabasının Mustafa Kemal’in Anadolu’da görevlendirilmesi için öneri vermesini sağlamıştı. Mustafa Kemal’in İttihatçılardan kopmuş olması  bu görevin verilmesinde önemli bir artı puan olmuştu. Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey de Ali Fuat Paşa’nın akrabası olduğu için görevlendirmede O da etkili olmuştu.

Sonuçta gerek Saltanat makamı, gerek hükümet ve hatta gerekse müttefikler Mustafa Kemal’e Anadolu’da görev verilmesinin kendi çıkarları açısından sakıncalı olmadığını düşünmüşlerdi. Çünkü oluşan koşullar O’na bu görevin verilmesini gerektiriyordu. Kendisi için uygun koşulların oluşması konusunda Mustafa Kemal, “talih bana öyle müsait koşullar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum tarif edemem” demekteydi.Aslında İstanbul’a rağmen Anadolu’da bir Ulusal Hareket yaratacağını bilselerdi ne Hükümet, ne de Saltanat bu görevi Ona vermezdi, zaten İstanbul’daki Müttefik yetkilileri de engel olurlardı. Bu konuya ilişkin olarak da Mustafa Kemal, “bana bu salahiyeti onlar bilerek ve anlayarak vermediler” diyordu. Nitekim Gerçekten de Anadolu’ya geçtikten kısa bir süre sonra geri çağırmışlar ve Onu Anadolu’ya göndererek kendileri açısından yanlış bir iş yaptıklarını anlamışlardı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…