Ana içeriğe atla

Mondros'un Uygulanmaya Geçilmesi ve İşgaller

Mondros Antlaşması’nın imzalanması yıllardan beri sürmekte olan savaşın sona erdiği izlenimini yaratmış ve İstanbul’da bir rahatlama sağlamıştı. Ateşkes koşullarının ağır olmasının yarattığı psikolojik huzursuzluğu gidermek için de Hükümet ve Saltanat çevreleri Mondros’u aklama çalışmalarına girmişlerdi. Oysa Müttefikler için ateşkesin hiçbir bağlayıcılığı olmamış ve cephelerdeki kararlar yine komutanlar tarafından verilerek askeri faaliyetler sürdürülmüştü. Müttefiklerin amacı yukarıda değinilen paylaşım anlaşmalarını hayata geçirmek ve planladıkları yerlerin hepsini işgal etmekti. Bu nedenle Mondros sonrasındaki Müttefik işgalleri bütün bölgelerde birden başlatılmış ve dolayısıyla yeni bir çok yönlü savaşım dönemi başlamıştı.

Musul’un İşgali

Ateşkesin sağlanması üzerine Kuzey Irak’ta bulunan 6. Ordu Komutanı Ali İhsan (Sabis) İngiliz Generali Marshall’a bir yazı göndererek iki taraf güçlerinin arasında tarafsız bir bölge yaratılmasını önermişti. Mrshall ise Mondros’un 25. Maddesine göre savaşı bıraktığını, fakat 7. Maddesine göre de Musul’a gireceğini bildirmişti. Calthorpe da önce Musul’un işgal edilmeyeceğine söz verdiği halde işgal işi gündeme gelince Musul’un Irak’a ait olduğunu öne sürerek Türk askerlerinin şehri boşaltmasını, boşaltmadıkları takdirde İngiliz birliklerinin savaşarak gireceğini bildirmişti. Bunun üzerine Sadrazam İzzet Paşa 8 Kasım 1918’de 6. Ordu Komutanlığına bir yazı göndererek şehrin boşaltılmasını ve birliklerin İngilizlerin gösterdiği çizgiye kadar geri çekilmesini istemişti. Bu durumda Ali İhsan Paşa yeni bir savaşa neden olmamak için şehri boşaltmış ve İngilizlere terk etmişti. Musul’a giren İngiliz birlikleri hükümet konağındaki Türk bayrağının yerine İngiliz bayrağını asmışlar ve şehirle birlikte Osmanlılara ait çok sayıda askeri malzeme İngilizlerin eline geçmişti. Ayrıca çevredeki Osmanlılara ait iaşe kaynakları düzensiz Arap aşiretlerine yağmalattırılmış Türk askerlerinin geri dönüş yolları da tutulmuştu.

Suriye ve Çukurova’daki İşgaller

Mondros imzalandığı sırada Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atanmış ve Adana’daki bu ordunun karargahına yerleşmişti. Mondros Ateşkes Anlaşması'nın maddeleri eline geçince bu maddelerin farklı biçimlerde yorumlanarak kötü sonuçlar doğuracağını anlamıştı. Bu nedenle İstanbul’dan, Ateşkes maddelerine göre Toros tünellerinden hangilerinin işgal edileceği, Kilikya Bölgesinin ve Suriye’nin sınırlarının nereler olduğu gibi hususların açıklığa kavuşturulmasını istemiş ve Başkentten bu hususları İngilizlerin bildiği yanıtını almıştı. 3 Kasımda limandaki torpilleri toplamak bahanesiyle bir Fransız gemisi İskenderun Limanına girmiş, İngilizler de Halep-İskenderun karayolunu tutarak Halep’teki birliklerine buradan malzeme nakli yapmaya başlamışlardı. 7 Kasımda Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Orduyu lağveden Sadrazam İzzet Paşa, torpillerin toplanmasının ve İngilizlerin malzeme nakli için belirtilen yolu tutmalarının normal olduğunu, fakat İskenderun’un işgal edilemeyeceğini bildirmişti. Fakat aynı İzzet Paşa Calthorpe’un İskenderun’un işgal edileceğini ve şehrin boşaltılmasını istemesi karşısında bölgeye gönderdiği 8 Kasım tarihli yazısında direnmenin bir anlamı olmayacağını ve İskenderun yüzünden sağlanan ateşkesin bozulamayacağını bildirmişti. Zaten İzzet Paşa hükümeti aynı gün istifa etmiş ve 9 Kasımda İskenderun’a bir İngiliz müfrezesi girmişti. 11 Kasımda da Fransız komutanı Beauregard Türk memur ve polislerinin İskenderun’u terk etmelerini isteyip, terk etmeyenleri tutuklatmış, Kırıkhan’daki Türk cephane deposuna da el koymuştu.

Bu gelişmelerden sonra İngilizler 22 Kasımda Osmanlı Hükümetine bir nota vererek Türk birliklerinin 1 Aralığa kadar Ceyhan Nehri’nin batısına, 5 Aralığa kadar Adana-Tarsus demiryolunun kuzeyine, 15 Aralığa kadar da Pozantı’nın kuzeyine kadar çekilmesini, çekilen bu güçlerin silahlarının kendilerine teslim edilerek askerlerin terhis edilmesini istemişlerdir. Hükümet bu istekleri kabul etmiş, bölgedeki 2. Ordu komutanı ise hiç olmazsa bir kısım savaş malzemesini kurtarabilmek için Suriye İngiliz Ordusu Başkumandanlığından son çekiliş tarihinin uzatılmasını istemiş, fakat sağlayabildiği kısa süre içinde fazla malzeme kurtaramamıştı.

17 Aralık 1918’de Mersin’e giren Fransızlar, Adana-Tarsus çizgisinin güneyinde kalan Türk askerlerinin tutuklanacaklarını bildirmişlerdir. Fransızlar daha sonra 21 Aralıkta Ermeni askerlerinin de bulunduğu bir kuvvetle Adana’yı ele geçirerek Türk yetkililerine hakaret etmişler, 27 Aralığa kadar da Pozantı dahil tüm bölgeyi işgal etmişlerdir. Türk birliklerinin boşalttığı yerlerde halk, büyük bir telaş ve heyecana kapılmış ve kendi başlarının çaresine bakmak için yerel olanaklarıyla milis direniş güçleri oluşturmuşlardı. Çünkü Fransız üniforması giymiş ve Fransızlardan destek almış olan Ermeniler halkı yıldırma eylemlerine başlamışlar, Fransız yetkililer de işgal ettikleri yerlerde doğabilecek direnişlere karşı etkin önlemler almışlardı.

Doğu Anadolu’daki İşgaller

Osmanlı yetkilileri Mondros’tan önce 21 Ekimde 9. Orduya verdikleri bir emirle Brest-Litovsk Antlaşması ile kendilerine iade edilen yerlerin dışında kalan birliklerinin çekilmesini istemişti. Elviye-i Selase (Kars, Ardahan ve Batum’dan oluşan üç sancak), yapılan halkoylaması sonucunda çoğunluğun isteğine uyularak Osmanlılara iade edilmiş ve Mondros’un 11. Maddesi de bunu kabul etmişti. Ancak Mondros’tan kısa bir sür sonra Müttefikler Brest-Litovsk Antlaşmasını hükümsüz sayıp Mondros’u da çiğneyerek Osmanlılardan bu sancakların boşaltılmasını istemişlerdi. 24 Aralık 1918’de Batum’u işgal eden İngilizlerle 7 Ocak 1919’da Kars’ta bir görüşme yapan 9.Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa İngilizlerin isteğini kabul etmek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine 12 Ocakta 1919’da Kars İngilizlere teslim edilerek bir Ermeni heyeti tarafından yönetilmeye başlanmış, 25 Ocağa kadar da bölge boşaltılmış ve İngilizler tarafından Ermeni ve Gürcülere verilmişti. Hükümetin talimatıyla Bölgeden çekilen 9. Ordunun terk ettiği yerlerde halk, İngilizlerden kurtarılabilen az miktardaki teçhizatla direnişe geçmişti.

Boğazlar Bölgesi ve İstanbul’daki Müttefik İşgalleri

Mondros Ateşkes Anlaşması hükümleri gereğince Müttefikler 6-12 Kasım 1918 tarihlerinde Çanakkale istihkamlarına el koymuşlardı. 7 Kasımda Harbiye ve Bahriye nezaretlerinde irtibat görevi görmek üzere Murphy ve Chilton adlı iki İngiliz subayı, daha sonra da çeşitli görev ve yetkilerle birçok Müttefik subayı İstanbul’a gelmişlerdi. Her gelen subay boy gösterisi yaparak azınlık grupların coşkun gösterileriyle karşılanıyordu. Bunlar hükümet işlerine karışıyor, ülkede olup biten her türlü gelişmelerle ilgili görüş ve öneriler sunuyorlardı.

12 Kasımda bir Fransız tugayı İstanbul’a getirilmiş, 13 Kasımda da içinde 4 Yunan gemisinin de bulunduğu 55 savaş gemisinden oluşan Müttefik donanması Dolmabahçe Sarayı önünde demirlenmişti. Bir Osmanlı heyetinin karşıladığı Müttefik donanmasından 3500 kişilik bir askeri güç İstanbul’a çıkarılarak çeşitli yerlere yerleştirilmiş İngiliz komutanı Sir H. M. Wilson da Beyoğlu’ndaki Kız Okuluna yerleşmişti. Hariciye Nazırı Reşit Paşa’nın protestosu üzerine İngilizler İstanbul’a işgal amacıyla gelmediklerini bildirmişti. Fakat Haydarpaşa-Anadolu demiryolunu, boğazların çevresini ve bazı önemli yerleri tutmuşlar ve şehrin Anadolu yakasını İtalyanlar, Beyoğlu kesimini İngilizler, Avrupa yakasının diğer kesimlerini de Fransızlar denetim altına alarak tam bir işgal konumu sağlamışlardı. Osmanlı Hükümetinin ve Padişahın Anadolu’ya gönderecekleri emir ve talimatlar Müttefik subaylarının verdiği notalara göre hazırlanıyordu. Nitekim 7 Şubat 1919’da İstanbul’a gelen Allenby Türk subaylarının Mondros’a uymadıklarını bildirmiş, 11 Şubat’ta da Osmanlı Hükümetine bir nota veren Calthorpe Kuzey Irak’taki 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın azledilmesini, silahlarının Allenby’e teslim edilmesini, jandarma ve memurların yönetiminin yine bu Fransız komutanına verilmesini ve Ermenilerin geri dönmelerine izin verilmesini istemiş ve bu isteklerin önemli bir kısmı yerine getirilmişti.

Amiral Calthorpe Yemen, Bingazi, Hicaz ve Asir’deki Osmanlı birliklerine Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığını bildirerek Ateşkes gereği silahlarını bırakıp en yakın Müttefik karargahına teslim olmalarını istemişti. Bazı Türk komutanlarının Onun bu isteğini reddederek Padişahın emri olmadan teslim olmayacaklarını bildirmeleri üzerine İstanbul’dan özel ulaklarla talimatlar gönderilerek bunların teslim olmaları sağlanmıştı. Bu gibi gelişmeleri gören Müttefikler Osmanlı ordusunun terhisini ve silahsızlanmasını gözlem altında tutmak için çok sayıda subay görevlendirmiş ve işgaller bütün hızıyla sürdürülmüştü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…