Ana içeriğe atla

Meclis-i Mebusan Seçimleri Öncesi Gelişmeler ve Seçim Kararının Alınması

Osmanlı Anayasasına göre 21 Aralık 1918’de dağıtılan Osmanlı Millet Meclisi için, 4 ay içinde seçim yapılması gerekiyordu. Özellikle İzmir’in işgalinden sonra yurt çapında meydana gelen gelişmeler hakkında Millet Meclisi mutlaka bir karar almalıydı. Gerek Tevfik Paşa, gerekse Ferit Paşa Hükümetleri halkın seçim beklentisi karşısında Meclisin yeniden toplanacağını duyurdukları halde bir türlü seçime yapılamamıştı. Sivas Kongresi Padişaha Ferit Paşa hakkında suç duyurusunda bulunurken, söz verildiği halde 8,5 aydan beri seçim yaptırmadığı da belirtilmişti.

Sürekli ulusal iradeye başvurulması gerektiğini savunan Temsilciler Kurulu 13 Eylül 1919’da bir genelge yayınlayarak, Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin denetiminde ve komutanların sağladığı güvenlik ortamında en kısa zamanda seçimlerin yapılmasını istedi. Temsilciler Kurulu Başkanı Mustafa Kemal de ayrıca milletvekilliği için adaylık başvurusunun ARMHC adına yapılmasını istemiş, buna dayanarak bazı bölgelerde adaylar belirlenmişti. Fakat adaylarının belirlenmesi, seçim şekli ve Millet Meclisinin toplanma yöntemleriyle ilgili esas kararlar Amasya Görüşmesinde alınacaktı. Bu konularla ilgili Amasya’da imzalanan Protokole göre Meclis, Müttefiklerin denetimindeki İstanbul’un dışında bir yerde toplanacaktı. Fakat Hükümet bunu kabul etmedi ve gerekçeleriyle birlikte Temsilciler Kuruluna birdirdi.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa 28 Ekimde Temsil Heyetine bir telgraf göndererek, hepsi parlamenter sistemle yönetilen Müttefik devletlerin İstanbul’daki Meclis çalışmalarına engel olmayacaklarını, oysa İstanbul dışında toplanacak olursa, Hükümet-Meclis ilişkisinin sağlanamayacağını, Anadolu’da ayrı bir merkez oluşacağı için İstanbul’u Osmanlı ülkesinden ayırmanın daha kolay olacağını, bazı parti ve azınlık mebuslar Anadolu’ya gelmeyecekleri için meclis çoğunluğunun sağlanmayabileceğini gerekçe gösterterek Meclisin İstanbul’da toplanması gerektiğini bildirdi. Paşa telgrafında ayrıca, Mustafa Kemal’in İstanbul’a gitmeyeceği belliyken, İstanbul’a gelmekten çekinen mebusların istifa etmelerinin uygun olacağını belirtiyordu.

29 Ekimde Bakanın telgrafını görüşen Temsil Heyeti, birçok konuda yetersiz olmasına karşın yine de Meclisin toplanması sağlanıncaya kadar Hükümetin desteklenmesini kararlaştırdı. Son olarak da Hükümete, İstanbul’da fiili bir işgal varken, Rum ve Ermenilerin yasa tanımaz tutumları belliyken, parlamenter sistemle yönetiliyorlar diye Müttefiklere güvenmenin yanlış olacağını bildirdi. Diğer yandan Hükümetin Cemal tarafından iletilen kararı Müdafaa-i Hukuk örgütleri tarafından da tartışıldı. Farklı görüşler savunulmakla birlikte genel olarak Meclisin İstanbul’da bile olsa toplanmasının uygun olacağı görüşü ortaya çıktı. Bütün bu gelişmelerden sonra, genel bir durum değerlendirmesi yapmak üzere Temsilciler Kurulu geniş bir toplantı yapmaya karar verdi. Komutanlar Toplantısı diye nitelenen ve 16-28 Kasım 1919 tarihleri arasında Ulusal Kongrenin toplandığı Sivas Lisesinde yapılan bu toplantıya çok sayıda kolordu komutanı ve vali de çağrılmıştı.

Bu toplantıda genel olarak Mustafa Kemal’in görüşü olan, Meclisin İstanbul dışında toplanmasının uygun olacağı fikri ağır basmasına rağmen K. Karabekir, Rauf ve Ali Fuat, Meclisin İstanbul dışında toplanması halinde İstanbul’un terk edilmiş olacağını savunmuşlar ve Mustafa Kemal de düşüncesinde ısrar etmemişti. Nitekim toplantıda son karar 28 Kasımda verilerek, İstanbul’da toplanması sakıncalar yaratacağı halde, Hükümetin ısrarına karşı siyasal kriz yaratmamak için Meclisin İstanbul’da toplanmasına, Millet Meclisi güvenlik içinde çalışmaya başlayıncaya kadar Temsilciler Kurulunun görevini sürdürmesine, ancak Paris Konferansından olumsuz bir karar çıkarsa Kongre kararlarına göre yeni bir yönetime geçilmesine karar verilmişti. Toplantıda ayrıca seçilecek milletvekillerini aydınlatmak için bir yönerge hazırlanması, meclisin güvenliği ve toplantılarda izlenecek yöntemler konusunda milletvekilleri ile görüş alışverişinde bulunmak üzere Trabzon, Samsun, Eskişehir ve Edirne gibi değişik merkezlerde bölge toplantıları yapılması da kabul edilmişti. Mustafa Kemal ile Rauf Bey’in İstanbul’a gitmesinin sakıncalı olduğu kabul edilen Komutanlar Toplantı’sında, Temsilciler Kurulunun Meclis toplantılarını daha yakından izleyebilmesi için Seyitgazi’ye taşınması üzerinde de durulmuştu. Fakat Kurul daha sonra Ankara’nın daha uygun olacağına karar verecekti.

Seçim Kararına Tepkiler - Seçimlerin Yapılması


Komutanlar toplantısı sürerken İstanbul Hükümeti olup bitenleri araştırmak üzere Anadolu’ya iki heyet gönderdi. Ahmet Fevzi (Çakmak) başkanlığındaki ilk heyet 25 Kasımda Sivas’a geldi. İstanbul’dan ayrılırken Ulusal Hareketi “isyan” diye niteleyen bu heyet Temsilciler Kurulu ile görüştükten sonra, bu tür suçlamadan vazgeçerek, “Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin yurdun kurtuluşu için çalışmakta olduklarını” içeren bir raporla İstanbul’a döndü. İkinci heyet de Konya’ya kadar yaptığı incelemeler sonucunda aynı içerikli bir rapor hazırladı ve böylece bu teftiş kurulları Temsilciler Kurulu’nu aklamış oldular.

Sonuçta Temsil Heyeti ile İstanbul Hükümeti çok uyumlu bir çalışma ortamı sağlayamamış olsalar da, meclisin toplanması için seçimlerin yapılması konusunda ortak görüş sağlamışlardı. Fakat bu sırada İngilizler ve işbirlikçisi İngiliz Muhipleri Cemiyeti seçimlerin yapılmasını istemiyordu. Bu nedenle bu Cemiyet Anadolu’daki şubeleri ve ajanları aracılığıyla İngilizlerden aldıkları paralarla halkın kafasını bulandırmaya ve isyanlar çıkartmaya başlamıştı. İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı Sait Molla’nın evindeki hizmetçi, Sait Molla’nın İngiliz gizli servisinden Dr. Rahip Robert Frew (Fru)’ya 11 Ekim 5 Kasım tarihleri arasında yazdığı mektupları ele geçirmişti. Mektuplar Temsilciler Kuruluna ulaştırılınca Anadolu’da çıkan Konya ve Anzavur isyanlarının bu cemiyetin kışkırtmaları sonucunda gerçekleştiği anlaşılmıştı. Çünkü Sait’in mektuplarında, kullandığı ajanların kısaltılmış isimleri ve kod numaraları, kimlerin nasıl kışkırtıldığı Padişah ve sadrazamın nasıl kendi çıkarlarına kullanılmaya çalışıldığı gibi ayrıntılar bile açıklanmıştı.[3] Sait’in Frew’ya yazdığı mektubun birinde seçimleri geciktirmek için Şeyhülislam ve bazı bakanlarla görüştüğünü ve onlara bunu kabul ettirerek şimdiden mahallelerde halkın kafasını karıştırıcı propagandaların başladığını açıklamaktaydı.

Temsilciler Kurulu İzmit Bölgesindeki Kuva-i Milliye Komutanı Yahya’nın da Sait’in kışkırtmaları sonucunda öldürüldüğünü haber almıştı. Bu gelişmeler üzerine Temsilciler Kurulu Harbiye Nazırı Cemal Paşa’dan Sait’in Hükümetle ilişkisi olup olmadığını sormuştu. Ayrıca bu konu Komutanlar toplantısında da ele alınarak, “hainlerin kuşkulanmaması için” mektupların şimdilik ifşa edilmemesine karar verilmişti. Ancak Mustafa Kemal Fransızca olarak Frew’ya bir mektup yazarak İngilizleri yaptıklarından dolayı kınamıştı.

İngilizlerin bu çalışmalarına karşın Fransızlar, Heyet-i Temsiliyenin Hükümetle sağladığı yakınlaşmayı dikkate alarak farklı bir siyasete yönelmişlerdi. Bu sırada, İngilizlerle Fransızlar arasında sağlanan anlaşma gereğince Güneydoğu Anadolu ve Çukurova 1919 Ekim sonlarında tamamen Fransızlara geçmişti. Fransızlar işgallerini kalıcılaştırmak için Ermenileri kullanmaya başlamışlar ve bu nedenle halkın tepkisiyle karşılaşmıştı. Bu açıdan Temsilciler Kurulu Bölgeyi savunma önlemleri yanında, siyasal çalışmalarda da bulunmuş ve  Fransızların Suriye’deki temsilcisi George Picot’nun Temsilciler Kurulu ile görüşme isteği olumlu karşılanmıştı. Bunun üzeri Picot Sivas’a gelerek 8 Aralıkta Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla bir görüşme yapmıştı. Görüşmede Picot, Türkiye’nin bütünlüğünden yana olan Briand’ın Fransız başbakanı olacağını ve kendisinin de Onun adına çalıştığını bildirmişti. Bu buluşmada sağlanan görüş birliği sonucunda Bölgedeki çatışmalar yavaşlamıştı. Daha sonra Fransız yetkilileri Picot ile sağlanan bu anlaşmayı kabul etmeyerek, Çukurova’ya yönelik siyasetlerinden vaz geçmeyip Bölgeyi Suriye’ye bağladıkları için savaş yeniden kaçınılmaz olmuştu. Fakat bu dönem için önemli olan, bu görüşmeyle Fransızların Temsilciler Kurulu’nu tanımış olmasıydı.

İstanbul Hükümeti ile görüş alışverişi sonucunda Komutanlar Toplantısının aldığı seçim kararının hayata geçirilmesini engellemek artık mümkün değildi. Nitekim Toplantıda alınan kararlar doğrultusunda çalışmalara başlayan Temsilciler Kurulu seçimler, seçim sonrası ve Meclis toplantıları sırasında olabilecek gelişmelere karşı alınacak önlemlerle ilgili kararlar almaya başlamıştı. Bu açıdan, milletvekilliğine seçilen Kurul üyelerinin Mecliste hazır bulunmak üzere İstanbul’a gideceğini göz önüne alan Temsilciler Kurulu, Kurulun genişletilmesine karar vererek, her livadan seçilen milletvekillerinden birinin aynı zamanda Kurul üyesi olarak belirlenmesini kabul etti. Ayrıca yayınladığı bir genelge ile de yapılacak seçimler için milletvekili adaylarını müdafaa-i hukuk örgütlerinin belirlemesini ve bu örgütlerin seçimlerde aktif görev yapmalarını istedi.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası 28 Ekimde Hükümete bir dilekçe vererek, yapılacak seçimlerin 10 yıldan beri her türlü yolsuzluğu yapan ittihatçıların güdümünde geçeceğini, rütbesi Padişah tarafından alınmış bir kişiyle Hükümetin Amasya’daki görüşmesinin yanlış olduğunu belirtip, seçime katılmayacağını bildirdi. Fırka Başkanı Sadık Bey’in bu dilekçesi İngilizce’ye çevrilerek İngiltere Dışişleri Bakanlığına da iletildi. İstanbul Milli Kongre Cemiyeti ise birçok parti ve cemiyetle ortak hareket ederek bir aday listesi hazırladı ve seçim güvenliği için de bazı önlemler alıp seçime katıldı.

Bu gelişmelerden sonra müdafaa-i hukuk örgütlerinin denetiminde, yurt çapında sağlıklı bir seçim yapıldı. Ne var ki işgal altındaki yerlerden milletvekili seçilemediği için, 170 milletvekili seçilmesi gerekirken ancak 140 milletvekili seçilebilmişti. Seçimlere ilgi oldukça büyük olmuştu. Temsilciler Kurulu üyeleri de değişik müdafaa-i hukuk örgütleri tarafından aday gösterilmiş ve seçilmişlerdi. Mustafa Kemal de 7 Kasım’da Erzurum milletvekili seçilmişti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…