Ana içeriğe atla

İşgalcilerle Dayanışma İçinde Olan Örgütler

Mondros’tan sonra Müttefik işgallerine karşı Anadolu’da Müdafaa-i Hukuk Hareketleri başladığı sırada İstanbul’da da, çeşitli çevreler çeşitli çözüm önerileri üretmeye başlamışlardı. Bu dönemde İstanbul’da çok sayıda cemiyetler ve partiler kurulmuş, kongreler toplanmış ve çeşitli komisyonlar oluşturulmuştu. Bu hareketler genellikle Osmanlı saltanatı ve hükümetinin denetiminde gelişmiş ve sonuçta da çoğu işgale karşı direnme amacından uzak kalmıştı.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti

İstanbul’da Amerikan yanlısı siyaset etkinliğini yitirirken İngilizci siyaset gittikçe gelişiyordu. Osmanlı Saltanatı ve Hükümetleriyle İstanbul’da siyasal ağırlığı artmış olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası İngilizlerden yanaydı. İngiliz Yüksek Komiseri Webb Londra’ya gönderdiği 19 Ocak 1919 tarihli raporunda İstanbul’daki İngiliz etkinliğini açıklarken, “burada valileri atayıp görevden alıyoruz, polisleri yönetiyoruz, gazeteleri denetliyoruz, Rum ve Ermeni tutukluları salabiliyoruz....Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor” ifadelerini kullanıyordu. Damat Ferit Paşa sadrazam olduktan sonra Webb’i 19 ve 30 Mart 1919 tarihlerinde iki kez ziyaret ederek, padişahın ve kendisinin bütün umutlarının önce Tanrıya sonra İngilizlere bağlı olduğunu bildirmiş ve İngilizlerin himayesinde nasıl bir barış istediklerine ilişkin hazırladıkları raporu Ona sunmuştu. Bu raporda, İngiltere’nin 15 yıl süreyle padişahın yönetimindeki ülkeleri himaye ve denetim altında tutmasını ve Ermenilere özerklik verilmesini uygun buldukları belirtiliyordu.

21 Mayıs 1919’da Refi Cevat (Ulunay)’ın Alemdar Gazetesinde çıkan, “İngilizleri İstiyoruz” başlıklı yazısında ise İngilizler övüldükten sonra asri bir Türkiye’nin ancak İngiltere’nin desteğiyle gerçekleşebileceği savunuluyordu. Bu yazının yayınından bir gün önce 20 Mayıs 1919’da İngiliz Muhipleri Cemiyetinin kuruluş başvurursu İçişleri Bakanlığına yapılmıştı.

Cemiyetin kuruluş fikrini ortaya atan ve geliştiren Damat Ferit ile Sait Molla yönetim kurulunda görev almamışlardı. Başkanlığa eski Selanik Valisi M. Nazım, başkan yardımcılığına eski Suriye Valisi Nazım Paşa, getirilmiş, yönetim kurulu üyeliklerine de yine İstanbul’daki eski Osmanlı ileri gelenlerinden kişiler seçilmişlerdi. Ayrıca cemiyete üst kademeden çok sayıda Osmanlı yöneticileri ve bürokratları eşleriyle birlikte üye olmuşlardı. Cemiyeti fiilen yöneten İngiliz gizli servisinden bir yardımlaşma kurumu Başkanı Dr. Rahip Frew’nun sözünden çıkmayan Danıştay eski Başkanı Sait Molla idi.

Cemiyet, yanlış bir siyaset izlenerek  yönetiminde milyonlarca Müslüman bulunan İngiltere’ye karşı Osmanlı Devleti’nin savaşa sokulduğunu, soylu bir ulus olan İngilizlere yakınlaşmanın Osmanlılara da soyluluk sağlayacağını, İngilizlerle işbirliği yapmanın tek çıkar yol olduğunu savunuyordu. Cemiyet yöneticileri İngilizlerle bu kadar dost olmalarının nedenini kendilerinin vatansever olmalarına bağlıyorlardı. Kendi vatanseverlik anlayışları nedeniyle, İstanbul işgal edildikten sonra İngilizlerin İstanbul’dan tutuklayacakları kişilerin listesini bu Cemiyet saptamıştı.

16 Temmuz 1920’de Cemiyetin genel kurulu yapılarak Sait Molla birinci başkanlığa, Ali Kemal, İçişleri Bakanı Mehmet Ali ve Refik Halit (Karay) gibi kişiler de yönetim kurulu üyeliklerine seçildiler. Bu yönetim Cemiyetin gerçek kimliğine uygundu ve çoğu devlet yöneticisiydi. Sait Molla Cemiyeti Anadolu’ya da yaymak istedi ve bazı yerlerde şubeleri açıldı. Fakat Mustafa Kemal Havza’dan illere gönderdiği bir yazıyla bu tür girişimlere engel olunmasını istediği için fazla yaygınlaşamadı. Sait Molla ile Frew’nun mektupları ele geçirilince Heyet-i Temsiliye Cemiyetin Anadolu’daki çalışmalarını yasakladı.

İstanbul’da yayımını sürdüren Yeni İstanbul, Alemdar ve Peyamı Sabah gazeteleri Cemiyetin görüşlerini savunan yazılara yer vermekteydi. Cemiyetin ve destekçisi gazetelerin Ulusal Kurtuluş karşıtı çalışmaları savaşın sonuna dek sürmüştür.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinin siyasetinde etkili olan İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı en güçlü muhalefeti Hürriyet ve İtilaf Fırkası oluşturmuştu. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkınca, Ocak 1919’da Hürriyet ve İtilaf Fırkası yeniden faaliyete geçerek, İttihat Terakki’yi yenilginin sorumlusu olarak suçlamaya başladı. Anadolu’da yaygınlaşan Müdafaa-i Hukuk hareketlerini de ittihatçılıkla suçlayan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, ittihatçılığı önlemek için çeşitli yerlerde şubeler açarak taşra örgütlenmesini genişletti. Bu şubeleri aracılığıyla Anadolu’daki Hilafetçi ayaklanmaları körükledi. Fırka üyeleri Alemdar ve Peyam-ı Sabah gibi İngiliz yanlısı gazetelerde Mustafa Kemal ve Kuva-i Milliye aleyhine yazılar yazdılar. Damat Ferit Paşa’nın kurduğu beş kabinenin tümüne bakan veren bu Fırka adeta Mütareke Yılları’nın iktidar partisi oldu. Haziran 1920’de bazı üyeleri Damat Ferit Hükümetini eleştirerek Partiden ayrılıp Mutedil Hürriyetperveran Partisini kurunca parti ikiye bölündü. Fakat Sevr Antlaşmasını imzalayan son Ferit Paşa hükümetine her iki partiden de bakan katıldı. Anadolu’daki Ulusal Hareket güçlendikçe Fırkanın etkinliği azaldı. Rıza Nur ve Ahmet Ferit (Tek) gibi bazı üyeleri Ankara’ya gidip Ulusal Harekete katılmışsa da, genel olarak Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın çoğu üyeleri İstanbul’da kalmayı tercih etti. Ali Kemal, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve Cenap Şehabettin gibi üniversite elemanı İtilafçılar ise öğrencilerin tepkileri yüzünden üniversiteden ayrılmak zorunda kaldılar. Ulusal hareketten sonra Fırkanın birçok üyesi 150’likler listesine alındı.

Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası

Ocak 1919’da ulemadan Fazıl, Mehmet Ali (Fesçi), Hüseyin Hakkı ve Damat Ferit Hükümetinde Harbiye Nazırlığı yapan Ferit Paşa tarafından Selamet Cemiyeti ile birleşerek Sulh ve Selamet-i Osmaniye Partisi oluşturuldu. Yönetim Kurulu üyeleri arasında Mutedil Hürriyetperveran Fırkasının da kurucularından olan İsmail Hakkı Paşa, Cami (Baykut), Hukuk-u Beşer Gazetesi Sahibi Hasan Tahsin (Osman Nevres) ve Yahya Adnan Paşa gibi isimlerin bulunduğu bu Fırka Osmanlı Millet Meclisinin tek parti denetiminde kalması halinde diktatörlüğe sürükleneceğini ve son 10 yılda bunun örneğinin görüldüğünü savundu. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin tek sorumlusunun İttihat Terakki olduğunu ve Kuva-i Milliye Hareketinin de ittihatçılık olduğunu savunan Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası taşrada da birçok şube açtı. İzmir Şubesini açan Osman Nevres (Hasan Tahsin) daha sonra bu Fırkadan ayrıldı.Saltanat Şurasında milli iradeye dayanan bir hükümet kurulmasını savunan, fakat bunu sağlayamayan Fırkanın bazı şubeleri İstanbul işgal edildikten sonra dağıldı, çoğu şubesi ise Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı.

Saltanat Şurası (Şura-yı Saltanat)

Mondros’tan sonra, 18 Ocak 1919’da çalışmaya başlayan Paris Barış görüşmelerine Osmanlı temsilcisi henüz çağrılmamıştı. Fakat Ferit Paşa Hükümeti bir yandan Konferansa çağrılmak için çeşitli kanallardan girişimlerini sürdürürken, diğer yandan çağrıldığı zaman Paris’e gönderilecek heyeti oluşturmaya çalışıyordu. Konferansta İzmir’in Yunanlılara verilmesi kararlaştırılınca bazı bakanlar Hükümeti eleştirmeye başlamış, bunun üzerine de Ferit Paşa istifa etmişti. Fakat Padişah kabine kurma görevini yine kendisine verince bu kez muhalif bakanları dışlayarak yeni bir hükümet kurmuştu. Üstelik Ferit Paşa İzmir’in işgaline neden olanların ülkenin güvenliğini bozan İttihatçılar olduğunu iddia ederek halkı sakin durmaya çağırmıştı. Bu kritik günlerde İstanbul Milli Kongresi, Millet Meclisinin yeniden açılmasını önerirken, Saltanat çevreleri Millet Meclisi olmadan da İstanbul’da işlerin yürütülebileceğini düşünüyorlardı. Nitekim Millet Meclisine söz geçirmeyecek olan Halife-Sultan, Onun yerine görev yapacak ve kendi inisiyatifinde çalışacak Saltanat Şurası adıyla bir kurul oluşturmaya karar vermişti. Padişahın danışma kurulu niteliğinde olan bu Şura, değişik halk kesimlerinin temsilcilerinden oluşacak ve böylece imzalanacak barışa bu temsilcilerin destek ve onay vermesi sağlanacaktı.

Şurayı oluşturmak, toplamak ve çalışma esaslarını belirlemek üzere Maliye Bakanı Tevfik’in başkanlığında bir hazırlık kurulu görevlendirildi. Bu kurul, eski ve yeni bakanlar, Ayan Meclisi üyeleri, yüksek mahkeme başkanları, üniversite ve medrese temsilcileri, Ticaret Odası, Baro ve Basın Derneği temsilcileri ve çeşitli parti ve örgüt temsilcilerinden oluşan toplam 131 kişi çağırdı. Şurada etkin ve çabuk karar alabilmek için katılımcıların temsil yetkisi ve söz hakkı sınırlandırılmıştı.

Sultan Vahdettin, 26 Mayıs 1919’da Yıldız Sarayında kısa bir konuşmayla Şurayı açtıktan sonra başkanlığı Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya bırakıp, ağlayarak toplantıdan ayrıldı. Sadrazam da son gelişmeleri özetledikten sonra söz alan üyeler konuştular. Üyeler daha çok, İzmir’de ve Barış Konferansında olup bitenler hakkındaki Hükümetin ve Padişahın görüşlerinin ne olduğunu sordular. Ferit Paşa bu konuda şimdilik resmi bir açıklama yapamayacağını, ancak kendi düşüncelerini açılayabileceğini bildirdi. Daha sonra katılımcıların birçoğu söz alarak işgaller, Wilson İlkelerinin uygulanışı, hangi devletin Mandasının isteneceği, hükümet çalışmaları ve hükümetin niteliği gibi konular üzerinde durdular. Milli iradeye dayanan bir hükümet kurulması ve bir Milli meclis oluşturulması gibi öneriler tartışmaya açılmadan Şura kapatıldı.

Paris Konferansı’na Osmanlı topraklarında yaşayan çok sayıda unsurun temsilcileri çağrılarak devlet kurdurulmak istendiği için Mütareke yıllarında İstanbul’da ve Anadolu’da çok sayıda azınlık cemiyetleri de kurulmuştu. Paris Barış Konferansı çalışmaları incelenirken azınlık cemiyetleri de ele alındığı için burada, azınlık örgütleri yeniden ele alınmamıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…