Ana içeriğe atla

I. Meclis Dönemi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞI

SİYASAL VE ASKERİ GELİŞMELER

Mustafa Kemal, İstanbul’un er ya da geç işgal edileceğini bildiği için gerekli hazırlıklarını yapmıştır. İstanbul 16 Mart 1920’de itilaf devletlerince resmi olarak işgal edildikten sonra Temsilciler Kurulu üyeleri ile bir durum değerlendirmesi yaparak, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal imzasıyla bütün kuruluşlara ve kamuoyuna açıklanan bir genelge ile, İstanbul’un işgalinin Osmanlı Devleti’nin hayatına ve egemenliğine son verdiği duyurulmuştur. Artık işlevini yerine getiremeyeceği açıkça görülen Mebuslar Meclisi’nin yerine, Erzurum Kongresi’nden beri savunulan “ulusal iradeyi egemen kılacak” bir meclisin oluşturulması gerekiyordu. Mustafa Kemal böyle bir meclisin nasıl toplanacağına ilişkin esasları kapsayan bir taslak hazırlamıştır. Bu taslağı hazırlarken de kolordu komutanları ile bazı valilerin de görüşlerini almıştır.

Bu taslakta aşağıdaki hususular belirtilmiştir:

1- Ankara’da olağanüstü yetkili bir meclis,ulusun işlerini yürütmek ve denetlemek üzere toplanacaktır.
2- Bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine uyacaklardır.
3- Seçimde sancaklar seçim bölgesi olacaktır.
4- Her sancaktan beş üye seçilecektir.

Taslakta, genelgenin alınmasından en geç 5 gün içinde seçimlerin sonuçlandırılması düşünülmüş, ancak Komutanlar ve valiler bu sürenin çok az olduğunu belirterek bir aya çıkarılmasını istemişlerdi. Sonunda seçilenlerin 15 gün içinde Ankara’ya gelmelerine karar verilmiş ve İstanbul’daki meclis üyelerinden de Ankara’ya gelebileceklerin bu meclise katılmalarının zorunlu olduğu bu bildiriyle açıklanmıştır.

Bu bildirinin yayımlanmasından sonra, Trabzon’da yeni seçimi olumsuz karşılayan bir görüş ortaya atılmıştır. Buna göre; yeni seçimlerin bu bunalımlı dönemde yeni bir mücadele ve muhalefete kapı açacağı bu yüzden bundan vazgeçip Temsilciler Kurulunun yeni üyelerle güçlendirilmesi önerilmiştir. Fakat tümen komutanı K. Alb. Rüştü’nün bu önerisi, bağlı bulunduğu Kolordunun Komutanı Karabekir’in tam yetkili bir milli meclisin gerekli olduğunu belirtmesi üzerine öylece kalmıştır.

Mebuslar Meclisi’nin başkanı Celalettin Arif, Yozgat mebusu İsmail Fazıl Paşa, Kırşehir Mebusu Rıza ve Saruhan Reşit Ankara’ya gelmek için İstanbul’dan yola çıkmışlar ve 21 / 22 Mart gecesi Olağanüstü Meclisi’n toplanması girişimini olumlu karşıladıklarını bildirmişlerdir. Celalettin Arif Ankara’ya geldikten hemen sonra çalışmalarına başlayarak, 10 Nisan’da yeni bir seçimi Anayasaya aykırı bulmadığını belirterek, ulusal hakları savunmak isteyen herkesi Ankara’ya çağıran bir bildiri yayınlamıştır. Ayrıca çeşitli devletlerin parlamentolarına da birer protesto göndermiştir.

Ankara’da toplanacak Olağanüstü Meclis için seçimlere 19 Mart 1920’de başlanmıştır. Ülke 66 seçim bölgesine ayrılmıştır. Ulusal Meclis ile ordu arasındaki işbirliğini kolaylaştırmak için üst rütbeli subaylarında seçime katılmaları uygun görülmüştür. Böylece başta Mustafa Kemal olmak üzere Ali Fuat (Cebesoy), Kazım Karabekir, Refet (Bele), İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi paşalar milletvekili seçilmişlerdir.

Ankara’da ulusal meclisin açılma hazırlıkları sürdürülürken, ulusal görüşleri yayan araçların güçlendirilmesi ve ulusal bir ajansın kurulması girişimlerinde bulunulmuştur. Daha önce Sivas kongresi sırasında alınan kararları yaymak amacıyla İrade–i Milliye adı altında bir gazetenin yayımına başlanmıştı. Temsilciler Kurulu’nun Ankara’ya taşınmasından sonra bu gazetenin de artık Ankara’da yayın yapması istenmiştir. Ancak bu gazetenin yayın hakkını elinde bulunduranlar gazetenin Sivas’tan yayın yapmasını istediklerinden, Ankara’da 10 Ocak 1920’de yine ulusal egemenlik, ulusal irade kavramlarını yansıtan Hakimiyet–i Milliye adlı gazete yayına başlamıştır. Bu gazetenin adı 1934 yılında Ulus olarak değiştirilecektir. Önce haftada iki gün, sonra üç ve daha sonra yine iki gün olarak çıkan gazetenin sorumlu müdürlüğünü Recep Zühtü yapmıştır.

İstanbul’un işgalinden sonra Yunus Nadi, Halide Edip gibi basındaki önemli kişiler Ankara’ya gelmiştir. Mustafa Kemal bunlardan o sırada çıkmakta olan Hakimiyet–i Milliye’ye yardım etmelerini istemiştir. Yunus Nadi bir süre sonra 12 Eylül 1918’den 13 Nisan 1920’ye kadar İstanbul’da yayın yaptığı Yenigün gazetesini Anadolu’da Yenigün adıyla Ankara’da yayınlamaya başlamıştır. Bu gazetelerden başka 6 Nisan 1920’de ulusal harekete ilişkin haberleri hem yurt içinde hem de yurt dışına doğru ve hızlı bir şekilde yayabilmek için Anadolu Ajansı adıyla ulusal bir haber ajansı kurulmuştur.

Seçimlerin sonuçlanması beklenirken kamuoyunu Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin verdiği fetvalarla etkilemeye çalışan İstanbul hükümetine karşı önlemler alınması gerekliydi. Mustafa Kemal İstanbul’a kendi silahlarıyla karşılık vermek amacıyla ilk başta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi) olmak üzere Anadolu’daki yüzelliüç müftünün imzaladığı bir karşı fetvayı yayınlattı ve yurdun en uzak köşelerine kadar dağıtılmasını sağladı. İşgal güçlerinin de desteği ile yayınlanan fetvaların bağlayıcı olmayacağı savunulmuştur. Bu fetva kamuoyunda endişelerin ortadan kalkması ve ulusal direncin artması konusunda çok etkili olmuştur.

Olağanüstü Ulusal Meclis için toplantı yeri olarak, Enver Paşa’nın 1916’da Ankara’ya gelişinde İttihat –Terakki Kulübü olarak yapımına başlanan ancak tam olarak tamamlanmayan bina düşünülmüştür. İlk olarak Fransız birliği oradan çıkarılmıştır. Binanın tamamlanıp bir toplantı salonu olarak düzenlenmesi görevi kolordu istihkam taburuna verilmiştir. Ayrıca bir çok kuruluşla,Ankara halkı da yardımcı olmuştur. Çatıya döşenecek kiremitler Ulucanlar’da ki bir ilkokul inşaatından sağlanmış, bunların yetişmediği yerde Ankaralılar kendi çatılarından kiremitlerini söküp getirmişlerdir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN AÇILIŞI

Anadolu’da Olağanüstü Yetkilere Sahip Meclis’in açılış hazırlıkları sürerken İstanbul’da da 2 Nisan 1920’de Salih Paşa Hükümeti istifa etmiş, yerine Damat Ferit Paşa getirilmiş, bu yeni hükümet de 5 Nisan 1920’de yeni kabinesini açıklamıştı. Mustafa Kemal bunun ardından hemen bir bildiri yayınlayarak düşman süngülerine dayanan Damat Ferit kabinesini tanımadıklarını açıklamıştır. Damat Ferit Hükümeti işgal güçlerinin de desteği ile ulusal mücadeleyi engellemek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Daha öncede söz ettiğimiz gibi dönemin Şeyhülislamından aldığı fetvalarla ulusal güçleri kafir ilan etmiş,11 Nisan’da Kuva-yi Milliye’ye karşı yaptığı hizmetler nedeniyle Ahmet Anzavur’u paşalık rütbesi ve Balıkesir Mutasarrıflığı ile ödüllendirilmiştir. Yine aynı gün Ankara’yı engellemek için dört ay içinde seçimleri yenilemek üzere Meclis–i Mebusan kapatmıştır. Oysa meclis kendi kendini çoktan kapatmış durumda idi.

Ankara’daki hazırlıklar sürerken 13 Nisan’da Bolu ve Düzce’de ayaklanmalar başlamış ve en önemlisi 18 Nisan’da Kuva – yi Milliye birliklerine karşı Kuva-yi İnzibatiye adı verilen bir hilafet ordusu oluşturulmuştur. Bu ordunun amacı, ayaklananlara destek olmak ve Ankara da bir meclisin açılmasını engellemektir.

Görüldüğü üzere, Ankara’da bir yandan meclisin açılış hazırlıkları sürdürülürken bir yandan da yurdun dört bir yanına çıkan ayaklanmaların bastırılması için uğraşılıyordu.

Meclisin açılış tarihi 22 Nisan 1920 Perşembe olarak düşünülmüştür. Ancak, Yunus Nadi ve Kazım Karabekir’in belirtiklerine göre şeriat yanlılarının olası suçlarına meydan vermemek düşüncesiyle açılışın Müslümanlarca mübarek sayılan Cuma gününe ertelenmesi uygun görülmüştür. 21 Nisan’da bir bildiri yayınlanarak meclisin 23 Nisan Cuma günü açılacağı bildirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 Cuma günü, Ankara Hacı Bayram Camii’nde yapılan bir dinsel törenden sonra açıldı. En yaşlı üye olan 75 yaşındaki Sinop milletvekili Şerif Bey, ilk oturuma başkanlık etti. Meclis’in ilk oturumuna, toplam 115 milletvekili katıldı. Bu sayı ileriki günlerde çoğalarak, zamanla 400’ü aşacaktır.

23 Nisan 1920’de Hacıbayram camiinde halkın da katıldığı Cuma namazını kılan milletvekilleri, sokakları dolduran Ankaralıların arasından yürüyerek meclis binasına gelmişlerdir. Kentte tam bir bayram havası esmektedir. Millet Meclisi binasının küçük salonun sıraları olmadığından, milletvekillerinin oturması için Ankara Lisesi ve Öğretmen Okulundan sıralar getirilmiştir. İlk oturum Sinop temsilcisi Şerif Bey’in başkanlığında açılmıştır. Şerif Bey, geçici başkan olarak şu konuşma ile ulusal meclisin açılışını yapmıştır:
Burada bulunan saygıdeğer insanlar! İstanbul’un geçici kaydıyla yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve tüm temelleriyle halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, ulusumuzun bize sunulan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak, tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri özgür ve başına buyruk yaşamış olan ulusumuz kölelik durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak yüksek meclisinizi meydana getirmiştir. Bu yüksek meclisin en yaşlı üyesi olarak ve Tanrının yardımıyla ulusumuzun iç ve dış bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip kendi kendini yönetmeye başladığını tüm cihana ilan ederek Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum.

Şerif Bey açılış konuşmasında Temsilciler Kurulunun amaç ve ilkelerini belirterek, halifelik ve saltanatın yabancı baskısından kurtarılması gerektiğini dile getirmiştir. Çünkü o günlerin ortamında böyle bir siyaset izleme zorunluluğuna dikkat çekmek gerekir.

Meclisin açılış konuşmasından sonra sözü alan Mustafa Kemal, gerekli komisyonların kurulmasını ve geçici başkan Şerif Bey’e iki yardımcı verilmesini önermiştir. Bu öneriler kabul edilerek, tutanakları inceleme komisyonu oluşturulmuş ve Şerif Bey’e iki milletvekili yardımcı olarak görevlendirilmiştir. 23 Nisan 1920’de yapılan ilk toplantıda 115 milletvekili hazır bulundurulmuştur. Meclisin üye sayısının belirlenmesi ve çoğunluk sorunu, ülke koşulları düşünüldüğünde üzerinde durulmayan bir konu olmuştur. T.B.M.M tutanaklarına bakıldığında üye sayısının, çok yönlü savaş koşulları ve kimi üyelerin de aynı zamanda orduda görevli olmaları ya da yerel yönetimlerde vali bulunmalarının bir sonucu olarak hayli inişli çıkışlı olduğu görülmektedir.

Aslında her livadan beş milletvekili seçileceğine göre 66 livadan 330 milletvekili seçilmesi gerekmektedir. Ancak kimi livalarda seçim yapılmamış, kimi seçilenlerde Ankara’ya gelmemişlerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 24 Nisan’da yaptığı toplantıda, Mustafa Kemal Paşa başkanlığa bir önerge vererek; Meclisin üstünde hiçbir gücün bulunmadığının benimsenmesini, Padişah ve halife yerine, geçici olarak da olsa, bir vekil atanmamasını, Meclise karşı sorumlu bir hükümetin kurulmasını, Hükümete, Meclis Başkanı’nın başkanlık etmesini ve Padişah ve halifelik makamının geleceğinin meclis tarafından belirlenmesini, istedi.

Bu önergenin kabulünden sonra, Mustafa Kemal TBMM Başkanlığınana seçilmiştir. 3 Mayıs 1920’de TBMM’nin seçtiği ilk hükümet, 5 Mayıs’ta onbir Bakan ile göreve başlamıştır.

Bu Meclis, Türk tarihinde, ulusal egemenlik uygulamasını ilk gerçekleştiren meclistir.

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir çok niteliği ile Meclis-i Mebusan’dan farklıdır: İlk Meclis, çeşitli kesimlerden dünya görüşleri farklı insanları tek bir amaç etrafında toplamıştır. İlk TBMM, kurucu meclislerin sahip olduğu haklardan daha geniş haklara sahipti. Yukarıda esasları belirtilen önergenin ilk maddesinde, “hükümet kurmak zorunludur” ilkesini kabul etmekle ve 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilat-ı Esasiye adı verilen bir anayasa yaptığı için de kurucu bir meclis niteliğine sahiptir.

Önergenin 4. maddesinde, kendisini ulusal iradenin en üstün temsilcisi olarak ilan etmiş, İstanbul Hükümeti’ni hukuken yok saymıştır. Millet Meclisi, kabul ettiği bu esaslarla yeni bir devlet kurmuş oluyordu.

İlk Meclisin en önemli özelliklerinden biri güçler birliği ilkesine göre çalışmasıydı. Buna göre Meclis, hem yasaları çıkaran hem yasaları bizzat uygulayan durumundaydı. Zaman zaman da mahkeme gibi adli kararlar veriyor ve bu kararları bizzat uygulatıyordu.  İlk meclisin böyle bir niteliğe sahip olmasının temel nedeni ise koşulların çabuk karar vermeyi ve verilen kararları derhal uygulamaya koymayı gerektirmesiydi.

İlk Meclis, Anayasa’da kabul ettiği “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şeklindeki birinci madde ile siyasal düzeni değiştirmiştir. Bu nedenle, ihtilalci bir niteliğe sahiptir. Ulusal birliğin sağlanması için vatanın kurtuluşunu ön planda tutmuş, Padişahlık ve Halifelik kurumlarına o günün koşulları gereği dokunulmamıştır.
TBMM’nin açılışı ile birlikte, ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM’nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti.

Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu.

TBMM’NİN YAPISI VE ÇALIŞMALARI

T.B.M.M.’nin ikinci toplantısını 24 Nisan 1920’de yapmıştır. Bu toplantıda açık oturumların yanısıra gizli oturumlarda yapılmıştır. Aynı gün Mustafa Kemal meclis başkanlığına seçilmiştir. Celalettin Arif Bey’de ikici başkan olmuştur ve bu oturumlarda Ankara meclisinin savunması gereken ilkeler açıklanmıştır. Buna göre;

- Memleketi işgalden kurtarmak için bütün ulusal güçleri birleştirmek gerekmektir.

- Artık temsilciler kurulunun görevi sona ermiştir. Bu nedenle alınan kararları yürütecek yeni bir örgüte gerek vardır. Bunun için meşru bir hükümet kurmak gerekmektedir ve yeni kurulacak hükümet, memleketin bunalımlı durumunun gereklerine uygun olmalıdır.

- Meclis olağanüstü hal nedeni ile ulusun genel yönetimini doğrudan doğruya üstlenmek, memleketin ve halifeliğin kurtuluşunu sağlamak, korumak görev ve yetkisiyle kurulmuştur. Meclis ulusu temsil eder. Bunu için meclisin üstünde hiç bir şey yoktur.

- Bu durumda ülkeyi yönetecek yasaları yapmak ve bu yasaları uygulamak meclise aittir.

- T.B.M.M olağan üstü yetkiler ile toplandığından hem yasama hem de yürütme organıdır.

- Ancak milletvekillerinin arasından Yürütme Kurulu üyeleri seçilecek ve seçimlerden sonra oluşturulan kurul ülkeyi yönetecektir.

- Meclis başkanı bu yürütme kurulunun da başkanı olacaktır ve yürütme kurulu meclise karşı sorumlu olacaktır.

Görüldüğü üzere 24 Nisan 1920’de alınan kararlar yeni oluşmakta olan Türk Devleti’nin ilk anayasası olarak değerlendirilebilir. Burada kuvvetler birliğine dayanan bir hükümet öngörülmüştür. 25 Nisan 1920’de sekiz kişiden oluşan geçici bir hükümet kurularak, yine aynı gün Layiha Encümeni oluşturulmuş ve yeni hükümetin kurulması için bir yasa hazırlanmaya başlanmıştır. Beş madde halinde hazırlanan yasa taslağı milletvekillerinin onayına sunulmuş ve 3-5 Mayıs günlerinde yapılan seçimler sonucunda Yeni Türkiye Devleti’nin ilk hükümeti belirlenmiştir. Hazırlanan bu yasa taslağında şu hususlar yer almaktaydı:

- Kurulacak hükümete İcra Vekilleri adı verilecek ve 11 kişiden oluşacaktı.

- Her vekil meclisten salt çoğunlukla seçilecekti.

- İcra Vekilleri arasında çıkacak anlaşmazlık TBMM’ce çözülecekti.

Bu yasa taslağına göre oluşturulan TBMM’nin ilk hükümeti ise aşağıdaki kişilerden oluşmaktadır:


























































Mustafa Fehmi EfendiBursaŞeriye Vekili
Fevzi PaşaKozanMüdafaa-i Milliye Vekili
Bekir Sami BeyTokatHariciye Vekili
Hakkı Behiç BeyDenizliMaliye Vekili
İsmail Fazıl PaşaYozgatNafia Vekili
Yusuf Kemal BeyKastamonuİktisat Vekili
Celalettin Arif BeyErzurumAdliye Vekili
Cami BeyAydınDahiliye Vekili
Dr. Rıza Nur BeySinopMaarif Vekili
Dr. Adnan BeyİstanbulSıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili
İsmet BeyEdirneErkan-ı Harbiye Umumiye Vekili

Mustafa Kemal’in seçim bildirgesi niteliğindeki 19 Mart 1920 tarihli genelgesi, Ankara’da toplanacak olan meclise, her siyasal görüşten olanların aday olmasına olanak tanımıştır. Seçimler sonucunda Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin gösterdiği adayların yanında, II. Meşrutiyet’ten beri süregelen ideolojik mücadelenin içinde yetişen ve o mücadelede yer alan kişiler de meclise milletvekili olarak girmiştir. Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığını sağlama amacıyla, Ankara’da Meclis çatısı altında bir araya gelen bu milletvekilleri içinde çok farkl1 görüşler olmasına rağmen, ilk aylarda birbirlerini pek tanımadıkları için gruplaşma ve kısır ideolojik mücadele olmamıştır. Ancak Meclis’in, anayasanın kabulü ile getirilen kuvvetler birliği sisteminin kuruculuk yapısını ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu gibi yasalarla ihtilalci karakterini ortaya koymaya başlaması, meclis üyelerinin birbirlerini daha iyi tanımalarına yol açmş ve değişik düşüncelerin belirmesiyle, bütünlük ve birlik konusunda ayrılıkları başlamıştır. Milletvekillerinin çeşitli konularda verdikleri önergeler ve izlenmesi gereken yöntemler konusunda meclis kürsüsünden yaptıkları konuşmalarda birbirlerini tanımalarında ve gruplaşmalarda etkili olmuştur. Bu durum, meclis çalışmalarını etkilemiş ve yasa çıkarılamaz hale gelinmiştir.

1921 başlarından itibaren iyice belirgenleşen bu gruplaşmalar; Halk zümresi, Tesanüd, İstiklal, Islahat, İttihatçı Grubu gibi adlar almışlardır.

Halk Zümresi: 5 Eylül 1920’de Meclis içinde oluşan bir gruptur. Bu gurub oluşturan milletvekilleri, Sovyet Devrimi’ni kendilerine örnek alarak Anadolu’da bu düzene özdeş bir düzen kurulmasını istemişlerdir.

Tesanüd Grubu (Dayanışma Grubu): Milliyetçi milletvekilleri taraf1ndan kurulan bu grup, Meclis’te milletvekilleri arasında dayanışmayı amaçlamıştır. Grubun yönetim kurulu; Mazhar Müfit (Hakkari), Ferit (Çorum), İsmail Suphi (Burdur), Mustafa (Dersim), Rasim (Sivas), Yusuf 0zzet Paşa (Bolu), Dr. Suat (Kastamonu), Yusuf Ziya (Bitlis) Beylerden oluşmaktaydı.

İstiklal Grubu: Mustafa Kemal hayranı, ileri görüşlü 30-40 milletvekili taraf1ndan oluşturulmuştur. Meclis’te Terakkiperver-Milliyetperver akımı temsil edeceklerini açıklamışlardır.

Islahat Grubu: Grup, 39 maddelik ve 12 bölümlük bir programla görüşlerini açıklamıştır. Amaçlarını; sosyal mutluluğu kurmak, dengeli güçleri altüst etmeksizin halkı yönetime ortak etmek ve yönetimi halkın gereksinimlerinin karşolanmasına hizmet edecek duruma getirmek, olarak belirlemişlerdir.

İttihatçı Grup: İttihatçılar Meclis’te kurulan en sağdaki, en soldaki gruplarda, hiziplerde yer almışlardır. Kimleri Mustafa Kemal’in yanında yer alarak Kemalizm’in en iyi savunuculuğunu yapmış, kimileri de Enver Paşa özlemiyle ona karşı cephe almıştır. 1921 başlarında anayasa görüşmeleri sırasında, bir taraftan saltanat-hilafet yanlılarının muhalefeti ile karşılaşılırken diğer yandan da Enver Paşa, kurdukları İttihat ve Terakki Halk Şuraları Fırkası’nın programını Anadolu’da yayarak, İttihatçı ve Sosyalist kesimi kendi yanında toplamaya çalışmıştır.

Mustafa Kemal de ilk zamanlar, Meclis’teki gruplardan birine dayanarak Meclis’i çalıştırmak istemiştir. Ancak bunların hizipsel mücadelesinin ülke aç1sından tehlikeli boyutlara ulaştığını ve hiçbirinin sayısal gücünün Meclis’i istenilen düzeyde çalıştırmaya yetmediğini gördüğünden, sorunu geniş katılımlı ve programlı bir yeni grup oluşturarak çözmek isteyince bu da I. ve II. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grupları adını taşıyan iki büyük gruplaşmaya yol açmıştır.

Birinci Grup ve Selamet-i Umumiye Komitesi: Mustafa Kemal, Meclis’te Birinci Grup ya da diğer ad1yla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adında bir grup oluşturmadan önce, tüm yurda yayılmış olan Müdafaa-i Hukuk örgütlerine genelge göndererek, bu örgütlerin ulus ve ülkeye daha yararlı olmalarını sağlamak için Meclis Başkanlığı ile ilişkilerini sıklaştırmasını istemiştir. Daha sonra ise, ilerici fikirleri benimsediğine inandığı milletvekilleri ile Ankara valilik binasında görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmeler, 10 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal’in başkanlığında 133 milletvekilinin katıldığı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunun kuruluşuna yol açmıştır. Bu grubun üye sayısı 261 üyeye ulaşmıştır.

Grup kendilerini misak-ı milli’yi ödünsüz gerçekleştirmeyi isteyen ulusal egemenlik ilkesine dayalı anayasaya bağlı bir grup olarak tanımlamaktadır.  Barışı, milletin ve yeni devletin gereksinimlerini anayasa çerçevesinde gerçekleştirmeyi hedefleyen bu grubun ilerici ve devrimci niteliklere sahip olduğu onlaşılmaktadır. Örneğin iç tüzüklerine göre “Grup üyeleri, amaçları olan ulusal bütünlüğün ve bağımsızlığın ancak idari ve iktisadi yaşamımızda yaratılacak bir devrimci cereyan ile tamamlanabileceği ve egemenliğin şartsız, koşulsuz ulusa özgü olduğu düşüncesinin uygulamada gerçek bir duruma getirilmesinin zorunlu bir çalışma içerdiği kanısındadırlar”.

İkinci Grup: Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca, Müdafaa-i Hukuk Grubu ad1yla bir grubun oluşturulması ve meclisten devrimci yasa ve kararların çıkmaya başlaması, hükümet karşıtlarını ve tutucuları birlikte hareket etmeye itmiştir. Bir süre bu muhalifler, oluşturdukları bu gruba isim vermeden çalışmışlar, Malta’daki tutukluların da TBMM’ye katılım1ndan sonra 1921 sonlarına doğru, İkinci Grup adını almışlaardır.

İkinci Grup, birbirinden farklı amaç ve düşünceye sahip milletvekillerinden oluşmuştur. Örneğin, Şükrü Efendi koyu bir mürteci, Hac1 Tahir Efendi muhafazakar, Vehbi Efendi mutlakiyet yanlısı, Cemal Paşa yanlız Cemal Paşacı, Ali Şükrü, Hüseyin Avni İslamcı ve saltanatçıdır.

İkinci Grup, 16 Temmuz 1922’de yaptığı 7 maddelik program1nda, meclis başkanlığı ile hükümet başkanlığının birbirinden ayrılmasını, bakanlar kurulu yönteminin usulünün getirilmesini, başkomutanlık yasalarında değişiklik yapılmasını, İstiklal Mahkemeleri’nin kald1rılmasını istemişlerdir. İkinci Grup hem ulusal egemenlikçi hem de özgürlükçü politika yanlısı görünmeye çalışmışsa da bu gruptaki İslamcı-saltanatçı milletvekilleri meclisin dilerse padişah1ıbile başa getireceğini söylemekten sakınmamışlardır.

İkinci Grup 1922 ortalarında Birinci Grup’un seçtiği Fevzi Paşa başkanlığındaki hükümetin yerine Rauf Bey’in başkanlığında bir hükümetin oluşturulmasını sağlayacak kadar güçlülüğe ulaşmıştır.

Bu süreç içinde T.B.M.M., iç güvenliği sağlamak, etkinliğini sürdürebilmek için bazı önlemler alma yoluna gitmiştir. Bir yandan yurdu düşman işgalinden kurtarmaya çalışırken diğer yandan da ülkenin geleceği ve etkin bir devlet konusunda kararlar almaya ve uygulamaya çabalamıştır. T.B.M.M.’nin açılmasından bir süre sonra çalışmalarını engellemek için bazı faaliyetler ortaya çıkmıştır. Bu faaliyetlerin başında askerden kaçma olayları ve ayaklanmalar gelmektedir. B.M.M’nin açılışından iki gün sonra 25 Nisan 1920’de Mehmet Şükrü Bey, meclisin kararları aleyhinde bulunanların ya da uymayanların vatan haini sayılmalarını ve bu kişilerin vatana ihanet suçuyla yargılanmalarını isteyen bir önerge vermiştir. Bu önerge 29 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu haline dönüştürülerek kabul edilmiştir. Bu kanunu uygulamak üzere de 11 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemelerde ayrıca, asker kaçaklarının da durumları görüşülecektir. İstiklal Mahkemeleri ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü durumun ortaya çıkardığı mahkemelerdir. Üyeleri meclis üyelerinden oluşmaktadır. Milli Mücadelenin kazanılmasında önemli rol oynamışlardır.

Yorumlar

  1. süper olmuş emeklere sağlık

    YanıtlaSil
  2. Küçük Millet Meclisleri Grişimi'ne (TKMM) bağlı Adana Küçük Millet Meclisi (KMM), 'Anayasa ve Referandum, Büyükşehir Belediyesi'nde Yaşananlar' başlıklı gündemle toplandı. Eczacılar Odası Toplantı Salonu'ndaki toplantıya AK Parti Adana Milletvekili Fatoş Gürkan, CHP Milletvekilleri Hulusi Güvel, Nevin Gaye Erbatur ile Sivil Toplum Kuruluşu (STK) temsilcileri de katıldı.

    'Önyargılarımız Giremez' sloganının kullanıldığı ve vekil-müvekkil buluşması şeklinde planlanan programa ilin davetli milletvekilleri için ayrılan ön koltukları boş bırakıldı. Adana KMM Temsilcisi Avukat Mustafa Çinkılıç'ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda AK Parti Milletvekili Fatoş Gürkan, Anayasa ve Referandum'a ilişkin değerelndirmelerde bulundu. Gürkan, hükümetin Anayasa değişikliğindeki amacının insan hak ve özgürlüklerini daha da geliştirmek olduğunu söyledi. Anayasa'nın tamamını değiştirmekten yana olduklarını, ancak ülkenin içinde bulunduğu bazı sıkıntılar nedeniyle 'acil eylem veya yardım' şeklindeki bu kısmi değişiklik paketinin gündeme getirildiğini kaydetti. Taslakta yer alan emeklilerin toplu sözleşmelerden yararlanması, özel hayatın gizliği ve yurt dışına çıkma yasağına ilişkin değişikliklerden bahseden Gürkan, Türkiye'nin siyasi partileri kapatmada dünyada birinci sırayı aldığını ifade etti. Yeni düzenlemede siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırıldığını hatırlatan Gürkan şöyle devam etti:

    "Bir parti ancak terör örgütlerinin odağı haline gelmişse kapatılabilecek. Türkiye'nin önünü tıkayan bazı engeller var. Özellikle de insan haklarıyla ilgili... Dünyada hak ihlallerinden dolayı en fazla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuran ülkelerden biri Türkiye'dir. AİHM'deki davaların yaklaşık yüzde 10 ülkemize aittir. Türkiye aleyhine yüksek miktarda cezalar veriliyor. Bu cezalar ülkenin prestiji ve maddi kayıpları bakımından çok önemlidir. Siyasi partiler ve hak ve özgürlükler yönünden getirilen öneriler ülkenin önünü açmak içindir. Bu Anayasa paketi Türkiye adına acil ele alınması gereken bir işitir."

    Anayasa taslağını meclis başkanına teslim eden heyetin içinde yer alan bir milletvekili olduğunu anlatan Gürkan, imza listelerinde kimi 'sahtekarlıkların' yapıldığına dair iddialara da değindi. Aynı zamanda Anayasa Komisyon Sözcüsü Gürkan, şunları söyledi: "Biz taslağı meclis başkanına teslim ettiğimizde kapak sayfasında 6 vekilin imzası vardı. Burada her hangi bir tahrifat yoktur. Ancak üst kapağın dışında mevcut listede de adımız vardı. Mükerrer olmasın diye adımız silindi. Her hangi bir sahtekarlık ve belgede tahrifat söz konusu değildir. İşin içinden olan biriyim. Meclis başkanının isminden bahsediliyor. Böyle bir şey yok. CHP'li milletvekili bu hususu gündeme getirdi. Ama bu liseyi nereden, nasıl aldığını sorduk. Şimdiye kadar cevap vermedi. O liste kesinlikle Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili değildir." Gürkan, STK temsilcilerinin sorularını da cevapladı.

    (CİHAN)

    YanıtlaSil
  3. harbi odevin konusu ne siz ne yazıonuz

    YanıtlaSil
  4. 31 Ocak 1921 tarihinde, Celalettin Arif beyin Başkanlığında toplanmış ve “Hükümet merkezi
    Türkiyenin Baskenti olma hakkinda Atatürk'ün düsüncesindeki Yozgat, Kirksehir Kayseri ve sivas gercegi dogrumudur.Lütfen Bilgilendirebilirmiisniz.
    Acik mail adresim
    oguzturkilhan@gmail.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…