Ana içeriğe atla

Erzurum Kongresi

Amasya Kararları ve Mustafa Kemal’in yayınladığı Amasya Genelgesi'nde direniş güçlerinin birleştirilmesi için Sivas’ta ortak bir kongre düzenlenmesi öngörülmüştü. Aynı tarihlerde yurdun her yerinde çok sayıda yerel kongre çalışmaları sürmekte olduğu gibi, Erzurum’da da bir kongre hazırlığı sürdürülmekteydi. Sivas Kongresi ile Müdafaa-i Hukuk güçleri birleştirilmiş, Erzurum Kongresi ile de Sivas Kongresi’ne ortam hazırlanmış olduğu için ulusal birliğin sağlanması başlığı altında bu iki kongreyi ele almak gerekmektedir.

Erzurum Kongresi'nin Hazırlanışı


Vilayat-ı Şarkıye-i Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi 17 Haziran 1919’da genel kurulunu toplamıştı. Bu genel kurulda cemiyetin çalışmaları gözden geçirildiği gibi, kurdurulmak istenen Ermeni ve Kürt devletleri sorunları da tartışılarak: Vilayat-ı Sitte’nin sonuna kadar savunulması, Müslüman nüfusun Bölgeden göç etmesinin önlenmesi, halk silahlandırılarak kendi içinde 10’arlı gruplar halinde örgütlenmiş Bekçi Örgütü adı verilen Kuva-i Milliye birliklerinin oluşturulması, tüm Bölgenin ortak savunulması ve bu işlerin nasıl yürütüleceğini kararlaştırmak üzere Erzurum’da bir genel kongrenin toplanması kararlaştırılmıştı. Bu kararlar Cemiyetin İstanbul’daki merkezi tarafından da onaylanmış ve çevre örgütlerle kurulan ilişkiler sonucunda 10 Temmuz Hürriyet Bayramı günü (İkinci meşrutiyetin ilanının yıldönümü) Erzurum Kongresi’nin toplanması kararlaştırılmıştı. 30 Mayısta Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyetinin kongresinde de Erzurum’da tüm Doğu illerini içeren geniş bir kongre yapılması kararlaştırılmıştı.

Bu gelişmeler üzerine 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Mustafa Kemal’i yapılacak kongreye katılmak üzere Erzurum’a çağırmış, O da bu çağrıyı kabul ederek 3 Temmuz 1919’da Rauf Bey’le birlikte Erzurum’a gelmişti. Kolordu Komutanının desteğinin yanında henüz Ordu Müfettişliği görevini yürütmekte olan Mustafa Kemal’in de destek çıkması kongre hazırlıklarını güçlendirmişti. Şube Başkanı Raif Efendi, istifa ettikten sonra Mustafa Kemal’den Cemiyetin başına geçmesini istemişti. Ancak genel kurulda seçilmiş bir başkanın yerine böyle bir atama yapılamayacağı için, Mustafa Kemal oluşturulan Çalışma Grubu başkanlığına, Rauf Bey de başkan yardımcılığına getirilmişti.

Şube Sekreteri Cevat (Dursunoğlu) ile Binbaşı Kazım delegelikten istifa edip yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey’e bırakarak Onların toplanacak kongreye delege olmaları sağlanmıştı. Bundan sonra kongre başkanının kim olacağı tartışılmış Trabzon ve Sivas delegelerinin kendi çevrelerinden bir başkan olmasını istemelerine karşı Kazım Karabekir’in önerisiyle Mustafa Kemal’in başkan seçilmesi kararlaştırılmıştı.

Erzurum Kongresi'nin Çalışmaları


Erzurum Kongresi kararlaştırılan 23 Temmuz 1919 günü saat 11.00’de, çalışmalarını sürdüreceği okulun bahçesinde yapılan büyük bir törenle açılmıştı. İngilizlerin uyarısına ve Hükümetin yasaklarına rağmen kongre, Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis, Van ve Erzincan’dan katılan 56 delegeyle çalışmalarına başlamış, ancak Diyarbakır, Elazığ ve Samsun delegeleri engellemeler yüzünden gelememişlerdi. Kongreyi en yaşlı üye açtıktan sonra Vilayat-ı Şarkiye Cemiyeti Başkanı Raif Bey’e devretmiş, O da kısa bir konuşma yaptıktan sonra başkanlık seçimine geçmiş ve delegelerin oyu ile Mustafa Kemal başkan seçilmişti. Gündemin diğer maddelerine geçmeden önce bir konuşma yapan Başkan, üyelere teşekkür ettikten sonra,”hükümetin yetersizliği yüzünden işgallerin önlenemediği, vatanın kurtuluşu için savaşım verenlere kulak asılmadığı, hiçbir dış müdahale olmadan ulusal iradenin egemen kılınması için ulusal bir meclisin oluşturulması gerektiği, benimsenmesi mümkün olmayan Ermeni isteklerine karşı mücadele edileceği” gibi konulara değinmişti.

Başkanın konuşmasından sonra başkanlık divanı seçilmiş ve çeşitli kurum ve kişilere gönderilecek telgraf metinleri hazırlanmıştı. Kongre heyeti adına Padişaha gönderilen telgrafta, “vatanın ve ulusun tehlikeye girmesi karşısında kutsal Hilafet ve Saltanat Makamı etrafında birleşmek amacıyla bu kongrenin düzenlendiği”, diğer illerin yöneticilerine gönderilen telgrafta da “müdafaa-i hukuk için toplanan kongrenin amaçlarının her yerde duyurulması ve savunulması gerektiği” belirtilmişti.

Kongre daha sonra, örgütlenme ve çalışma yöntemlerini belirlemek amacıyla hazırlanmış olan tüzük taslağını tartışmaya koymuştu. Trabzon delegelerinin yerel özerklik önerisiyle, bazı delegelerin “örgüt başkan ve başkan yardımcılığının yerel mülki amirlere ve komutanlara verilmesi” önerisi yoğun tartışmalar yaratmış, ayrıca “asri gayeler övgüyle karşılanır” cümlesi de bazı genç delegelerle din adamları arasında heyecanlı tartışmalara yol açmıştı. Kongreden sonraki faaliyetleri yürütmek üzere seçilecek olan “Heyet-i Temsiliye”nin yetkileri de tartışılarak kabul etmişti.

Kongre kararlarına göre, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin yerine Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş, bir yıl süreyle yönetimi üstlenecek olan Heyet-i Temsiliye (Temsilciler Kurulu) oluşturulmuş ve Doğu Anadolu’nun yabancı bir yönetime geçmesi halinde Temsilciler Kurulu’nun geçici hükümet oluşturabilmesi de kabul edilmişti.

İstanbul Hükümeti Erzurum Kongresi’nin ittihatçıların bir girişimi olduğunu ve Saltanata başkaldırı niteliği taşıdığını yaymıştı. Nitekim Sadrazam Damat Ferit Paşa Kongre’nin millet meclisi niteliği taşıdığını ve Kanun-i Esasiye aykırı olduğunu bildirip, yerel makamlardan Kongreye engel olmalarını istemişti. Kongre Heyeti ise, Ferit Paşa’nın tutumunun Vilayat-ı Sitte’yi işgal etmek isteyen Müttefiklerin işine yaradığını ve Meclis-i Mebusan’ın bir an evvel toplanması gerektiğini kabul ederek bu hususları bir telgrafla Padişaha iletmişti. Buna rağmen Hükümetin tutumunda bir değişiklik olmamış ve Harbiye Nazırı, Kolordu Komutanı ve 3. Ordu Müfettiş Vekili Kazım Karabekir’den Kongre hakkında bilgi istemiş, O da “bu Kongre ile halkın vatanını yabancılara bırakmama kararı” aldığını, kendisinin de bu çalışmaların içinde olduğunu belirmişti. Bu arada Hükümetin Mustafa Kemal ve Rauf Bey’i tutuklatma girişimleri de sonuç vermemişti. Kongreyi İngilizler, Hükümete karşı otoritesizlik olarak niteleyip önlem alınmasını istemişlerse de ulusal kongrenin açılmasına engel olamayacaklarını anlamışlardı. Fakat yine de bazı işgal tehditlerinde bulunmaktan da geri kalmamışlardı.

Erzurum Kongresi kapanmadan önce alınan kararları uygulayacak olan  Heyet-i Temsiliye (Temsilciler Kurulu) adındaki organın seçimine geçti. Bu kurula seçilecek kişiler belirlenirken bazı delegeler seçilecek kişilerin sivil olmalarını isteyerek, Mustafa Kemal ile Rauf Bey’in seçilmelerini sakıncalı bulmuşlardı. Oysa Kongreden beklenen sonucun alınabilmesi için ikisinin de Temsilciler Kuruluna girmeleri gerekiyordu. Kabul edilen Tüzüğe göre 9 kişi seçilecekti, seçimlere geçilince Mustafa Kemal ve Rauf Bey kurula girmelerinin gerekli olduğunu açıklayıp aday oldular ve 46 delegenin katıldığı seçimde tüm delegelerin oyunu alarak seçildiler. Kurulun diğer üyeleri arasında Vilayat-ı Şarkiye Cemiyeti Başkanı Hoca Raif, Mutki Aşiret Reisi Hacı Musa, Nakşibendi Şeyhi Hacı Fevzi ve birçok eski milletvekili vardı. Resmi sıfatları olduğu için Kazım Karabekir Paşa kurula girmemişti, fakat Temsilciler Kurulu tüzüğün kendisine verdiği yetkiye dayanarak Onu da kurulun üyesi kabul etmiş ve bir yazıyla bu kararı kendisine bildirmişti.

Kapanmadan önce hazırlanan tüzüğü onaylayan Erzurum Kongresi, ayrıca bir sonuç bildirgesi kabul ederek, Mustafa Kemal’in yaptığı kısa konuşmayla 7 Ağustos 1919 günü çalışmalarını tamamlamıştı.

Erzurum Kongresi Kararları


Kongrenin kabul ettiği Tüzük ağırlıklı olarak Kongre öncesindeki yerel çalışma gruplarınca hazırlandığı için yerel özellikler taşıyordu. Sonuç bildirgesi ise Mustafa Kemal’in Kongreye kazandırdığı ulusallık özelliğini içeriyordu. Örneğin Tüzükteki “doğu illerinin birbirinden ayrılmayan Osmanlı topluluğunun bir parçası olduğu hükmü” bildiride de yinelenmiş, fakat hemen onu izleyen maddede, “Osmanlı yurdunun bütünlüğünün korunması” tümcesi kullanılmıştır. Bu nedenle esas Kongre kararlarının özü tüzükten ziyade sonuç bildirgesinde yansıtılmıştı. Tüzük ve Bildirge metinleri birlikte özetlenecek olursa şu maddeler sıralanabilir:

1. Trabzon İli, Samsun Sancağı ve Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas’tan oluşan 6 Doğu İli ile bu bölgedeki bağımsız sancaklar birbirinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılmaz bir bütündür.

2. Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı için, Kuva-i Milliyeyi etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.

3. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı konulacak, azınlıklara siyasal ve sosyal dengeyi bozacak ayrıcalıklar verilmesi kabul edilmeyecektir.

4. Osmanlı Hükümeti bu Bölgeyi terk etmek zorunda kalırsa Osmanlı yasalarına göre Bölgeyi yönetmek üzere bir “geçici hükümet” kurulacak ve böyle bir durumda Temsilciler Kurulu kongreyi hemen toplayacaktır.

5. Müslüman olmayan halkın can ve mal güvenlikleri geleneklerimiz ve yasalarımız gereği korunacaktır. Müslüman halkın Bölgeyi terk etmeleri önlenecektir.

6. Müttefiklerden, çoğunluğu Müslüman ve birbirlerinden ayrılmayacak öz kardeşlerden oluşan halkın yaşadığı, Ateşkes imzalandığı andaki sınırlardan oluşan vatanın paylaşılması düşüncesinden tamamen vazgeçerek, varlığımıza ve tarihsel egemenlik haklarımıza uygun adil bir karar almaları beklenir.

7. Ulusumuz insancıl ve asri gayeleri saygıyla karşılar. Ülkemize karşı istila amacı gütmeyen herhangi bir devletin ekonomik yardımı sevinçle kabul edilir.

8. İçinden geçmekte olduğumuz bu kritik dönemde merkezi hükümet Ulusal Meclisi en kısa zamanda toplamalı ve alacağı kararları Meclisin onayına sunmalıdır.

Erzurum Kongresi'nin Sonuçlarına Tepkiler


Erzurum Kongresi’nin asker ve sivil işbirliğiyle gerçekleşmiş olması, Ateşkes sınırları içindeki yurdu bölünmez bir bütün kabul etmesi, gerektiğinde İstanbul’dan ayrı bir yönetim kurulmasını kabul etmesi ve her türlü dış müdahaleyi reddetmesi “Ulusal Kurtuluş için ulusal birliğe” giden mücadelede oldukça önemli bir aşamaydı. Kongreden sonra Kongre kararları her yere yayılmış ve müdafaa-i hukuk örgütleri yaygınlaşmıştı. Erzurum Kongresi Doğu aşiretlerinin ulusal hareketin içine alınmasında da önemli bir etkisi olmuştu. Nitekim Kongreden sonra Mustafa Kemal 40 kadar aşiret reisi ve tarikat şeyhine ayrı ayrı mektuplar yazarak Onları yürüttüğü harekete çağırmıştı. Bütün bunlar da Sivas’ta yapılacak Ulusal Kongre’nin hazırlıkları olmuştu.

Erzurum Kongresinin bu kadar etkili sonuçlar vermesi İstanbul’daki Müttefik temsilcilerini endişelendirmişti. Onlar bir yandan Erzurum Kongresinin sağladığı etkileri kırmaya çalışırken, diğer yandan da Sivas Kongresi’ni engelleme çalışmalarına girmişlerdi. Kongre kararlarının Osmanlı Saltanatına bir başkaldırı olduğunu ve ulusal egemenlikten söz edilmesinin tehlikeli sonuçlar yaratabileceğini öne süren İngilizler, bu koşullarda seçim yapılamayacağı için Meclis-i Mebusan’ın toplanmasının mümkün olmadığını, bu nedenle Padişahı destekleyen yasal eylemlerin dışındaki her türlü ihtilal girişimlerinin önleneceğini ilan ettiler. Kongrenin her türlü dış müdahaleye karşı çıkması manda isteklerinin reddi anlamına geliyordu. İstila amacı gütmeyen herhangi bir devletten yardım kabul edilecek olması, manda isteklerini yumuşatmak amacıyla alınmış bir önlemdi. Kongre sürerken gelişmeleri izlemekte olan İngilizler, ABD’nin manda üstlenmekten vazgeçtiğini, bu nedenle  Müslümanlar için en iyi çözümün İngiliz mandasını istemek olduğunu söylemişler, bunun üzerine Kongre dış müdahaleyi reddetme kararı almış, istila amacı gütmeyen yardımı kabul etmişti. Yine Kongre sürerken ABD Başkanı Wilson’a gönderilen bir yazıyla adil bir barışın sağlanması istenmişti.

Ne Erzurum ne de Batı Anadolu kongrelerini engelleyemeyen İstanbul Hükümeti ise yurt çapında sürdürülen kongre çalışmalarını kovuşturmak üzere soruşturma kurulları kurarak kongre bölgelerine göndermişti. Bu kurullara, kongre ve diğer Hükümet karşıtı eylemlere kimlerin katıldığını belirlemek, bu gibi eylemleri yönetenlerin yakalanmasını sağlamak ve halkı bu konularda uyarmak gibi görevler verilmişti.

Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir, Erzurum Kongresini soruşturmaya gelecek olan kurula engel olunmaması, tersine yapılan çalışmaların amaçlarının anlatılarak kurulun ikna edilmesini kararlaştırmışlardı. Kurul önce Trabzon’da inceleme yapmış, Rum ve Ermeni hareketlerinin halkın tepkisine yol açtığını ve Müdafaa-i Hukuk örgütünün yasal yollarla kurulduğunu Hükümete rapor etmişti. Aynı kurul 26 Ağustos 1919’da Erzurum’a gelmişti. Bu sırada yeni atanan Erzurum Valisi de şehre gelmiş ve Padişahın Erzurum Kongresinden, Celali eşkıyası diye söz ettiğini ve “bu hareketi yok edeceğiz” dediğini iletmişti. Bu vali daha sonra Kuva-i Milliyeye saygı duyduğunu belirtmiş, soruşturma kurului üyeleri de liderlerle görüştükten sonra Kongre hareketinin isyan olmadığına ikna olmuşlar ve bu düşünceyle İstanbul’a dönmüşlerdi.

Yorumlar

  1. ya M.Kemal olmasaydı bu ülke artık hiç bir şey olup dünya haritasından silinecekti iyikivarsın M.KEMAL

    YanıtlaSil
  2. ya çok güzel olmuş ders için çok yararlı

    YanıtlaSil
  3. sitenizi çok beyendim içerik çok güzel ve ödevimi burdabn yapıyorum

    YanıtlaSil
  4. daim böyle olun

    YanıtlaSil
  5. sitenizi çok beyendim ama bir soru soracaktım

    YanıtlaSil
  6. ya ben maddeler halinde sonuçlarını istedim ama hiçde çıkmadı hiç yararlı değil bence...!!!!!

    YanıtlaSil
  7. mustafa kemal yok ki ama kalbimizde yasıyor .. :D

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

Siyasal hayatımızın yakın döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanı, tek sesli uygulamadan çok sesliliğe geçişe benzeyen yapısal değişmelerin de başlangıcı olmuş ve çağdaş anlamda siyasal hayat, hiç değilse kuramsal olarak kurulmuştur. Meşrutiyetin ilanında temel özellik, siyasallaşma sürecinin başlaması ve ona kaçınılmaz bir şekilde bağlı olarak; dernekleşmenin, partileşmenin ve toplumsal hayatta çok seslilik dönemin açılmış olmasıdır. Bu dönemde, özellikle İttihat ve Terakki’nin tek parti yönetimini kurduğu 1914 yılına değin Osmanlı Devleti’nde bir çok düşünce yanyana bulunabilmiştir. Bu bakımdan bu dönem Türk tarihinin en renki evrelerinden biri olmuştur.

Bu dönemdeki tartışma konuları Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilir. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış ol…

İzmir'in Yunanlılara Verilmesi ve İtalyan İstekleri

Birinci Dünya Savaşı çıktığında tarafsız kalan Yunanistan’ı kendi yanlarına çekmek isteyen İngiliz Dışişleri Bakanı Grey 15 Ocak 1915’te Yunan Hükümetine bir nota göndererek savaşa katılmaları halinde Yunan Megali İdeası için çok önemli olan İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceğini bildirmişti. Öneriye olumlu bakmayan Yunan Kralı Konstantin, Venizelos’un zorlaması ile tahttan indirildikten sonra Yunanistan Haziran 1917’de savaşa girmişti. Oysa yukarıda değinildiği gibi Nisan 1917’de imzalanan St. Jean de Maurienne Anlaşması ile diğer bazı illerle birlikte İzmir’in İtalya’ya verilmesi kabul edilmişti. Bu nedenle Mondros’tan sonra Yunanistan ile İtalya İzmir bölgesinin egemenliği yüzünden çelişkiye düşmüşlerdi. Yunan siyaset ve basın çevreleri Yunanistan’ın eski Bizans’ın varisi olduğunu, dolayısıyla Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul’un kendilerine verilmesi gerektiğini yayıyorlardı. İngiliz Başbakanı Lloyd George da bölgenin Yunanistan’a verilmesinin İngiltere’nin çıkarına olacağın…

Planlı Ekonomiye Geçiş

Ekonomi de devletçiliğin uygulamasına geçilmesi, ülke sanayisinin öncelikle nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirmişti. Çözüm için Sovyet Rusya dan esinlenerek sanayileşmenin titizlikle izlenecek bir plana bağlanması uygun görülmüştü. Sermaye azlığı ve sanayii ye elverişli bir iç pazarın zayıflığı, batı kapitalizmine uygun bir sanayileşmeye olanak vermemekteydi. Tarıma dayalı Osmanlı ekonomisi bir toprak sanayi yaratamadığı gibi köylüleri de tam anlamıyla toprak sahibi yapamamıştı.

Bu amaçla çağrılan Prof. Orlof başkanlığındaki bir Sovyet heyeti 1932 Ağustosunda Türkiye’ye gelmişti. Sovyet uzmanlar, kurulması gerekli görülen sanayii kuruluşlarına ilişkin raporlarını iktisat bakanı Celal Bayar’a vermişlerdi. Bakanlıkça gözden geçirilen ve yeniden yazılan raporu 16 Aralık 1933’te bakanlar kurulunda görüşülmesine başlanmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı olarak kabul edilen planın uygulama görevi Sümerbank’a verilmişti. Birinci beş yıllık sanayii planını hazırlayan Sovyet heyeti dış…